-KURDİSTAN İSLAM PARTİSİ‘NİN TÜZÜĞÜ-

1- Kurdistan İslam Partisi, Partîya Îslamîya Kurdistan - PÎK, siyasi bir parti olup, Kurdistan halkının ve diğer müslüman halkların meşru haklarını elde etmek için 11.12.1400 tarihinde kurulmuştur. Kuruluşu, İslam dini esasları (öğretileri) üzerinedir. Amacı: Yüce Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına kavuşmaktır.

2- Kurdistan İslam Partisi - PİK., uluslararası islam hareketinin bir parçasıdır.  Genel olarak İslam Cemaatleri ile ilişkide olup, özel olarak da çevresindeki islam Cemaatleri ile ilişki içindedir. Çevresindeki İslami gruplarla (Cemaatlerle)  ilişkisini sıklaştırır, ondan yararlanır, yardımda onlara öncelik verir ve aralarında doğacak herhangi bir anlaşmazlığı Kur´anı Kerim ve Sünnete göre çözümlenmesi için Hakemler heyetine havale eder.

3- Müslüman Kürd halkı bir bütün olan islam ümmetinin bir par çasıdır. Müslüman Kürdistan ise büyük islam diyarının bir parçasıdır. Kürdistan, Kürd halkının coğrafya ve tarih bakımından anavatanıdır, çoğunlukla kürd halkının oturduğu bölgeyi kapsar.

4- Her müslüman halkın sahib olduğu gibi, kürt halkı da soyunda,  gelişmesinde,  dilinde,  hususiyetlerinde (an’anelerinde), toprağında, hünerlerinde, kendi kendini idare etmede,  zülüm, zillet,  istibdat  ve  köleliği reddetme, fakirlik, cahillik, hastalık ve gericilikle muharebe etmede meşru hukuka sahibtir.

5- Kurdistan diyarında oturan müslümanlar kürt kardeşleriyle, Kurdistan diyarını İslam, hicret ve yardımlaşma diyarı haline sokmak için birlikte çalışmayı taleb eder. Kurdistan diyarı dışında ikamet eden müslüman kürtler de, Kurdistan diyarını İslam, hicret ve yardımlaşma diyarı haline getirmek için vatandaki kardeşleriyle birlikte çalışmayı taleb ederler

6- Kurdistan’daki müslüman mezheb ve fırkalar (gurublar) toplumsal yollardan üzerinde ittifak edileceği noktaya kadar karşılıklı yardımlaşırlar ve birlikte yaşarlar. Bununla birlikte ittifak noktalarını genişletmeye gayret sarfederler. Anlaşmaya ulaşmasında güçlük çekilen konular ise terkedilir. Her fırka veya mezheb başkalarına zarar vermemek kaydıyla kendi hususiyetlerine (karekterlerine) bağlı kalabilirler. Firka veya mezheb eğer Îslam’ın geneline bağlı kalır ve özel olarak dinin kesin Naslarıyla (hükümleriyle) çelişmezse İslam ile vasıflanır.

7- Halkın diniyle çelişmediği ve halkın düşmanlarıyla işbirliği yapmadığı müddetçe,  Kurdistan’ın meşru haklarını elde etmeye çalışan guruplarla yardımlaşmak imkan dahilindedir.

8- Kurdistan İslam Hükümeti, diğer İslam ulusları hükümetleri ile „Birleşik İslam Milletleri Devleti“ birlikte olur. Her ulus mahalli olarak hüküm için Şura Meclisini seçer. Ulusların Meclisleri de bütün müslümanlara reis olacak Umumi Şura Meclisini seçer.

9- Kurdistan da resmi dil kürdçedir. Kürdçe dilbirliğinin sağlanması ve zamanın gereksinimine göre düzenlenmesi gerekir. İbadet için ve Kitab ile Sünnetin anlaşılabilmesi için Nass ile (İslam’ın hükümlerine göre) arapça dili (okullarda) gereklidir. Ayrıca hangî dile ihtiyaç duyulursa o dil gerekli kılınır.

10- Müslüman olmayan ve diğer dinlere mensub olan azınlıklar dini, milli ve toplumsal adaletin hürriyetinden istifade ederler.

11- Halkın elinde ictihadi, yürütme ve yargı güçleri bulunur. Kanunun ( yasamanın) kaynağı Kur’an’ı Kerim ve Resulüllah (s.a.)ın Sünnetidir. Halkın seçtiği Şura Meclisi, halkın adına halkın işlerini yürütür. Bu Meclisin selahiyetlerinden birisi ehil (liyakatlı) fıkıh ulemaları, kadılar ve valilerin selahiyetini tevzih etmektedir.

12- Güç birimi toplumun muhafazası, olgunlaştırılması ve düzeltilmesi için dini, aklı, ırzı, nefsi ve malı korumayı esas olarak kabul eder. Fertler için yeme,içme, barınma, eğitim ve öğretim sağlık ve evlenme ihtiyaçlarının temini için gereken hususlara riayet eder. Fertler arasındaki ilişkiler ise şu esaslar üzerine kurulur.
    a- Iyiliği emretme ve kötülüğü menetme esası          
    b- Muamelede iyilik ve hayırda yardımlaşma esası         
    c- Yüce karekterleri ve güzel adetleri koruma esası    
    d- Cahiliye adetlerine karşı mücadele esası
    e- Ahlaki problemleri islah etme esası

13- Salih bir aile sağlam bir toplumun temel taşını teşkil eder. Bundan böyle ailenin korunması ve aile efradları arasındaki ilişkinin güçlendirilimesi zaruridir. Ayrıca evliliği, sebeblerini hafifletmek suretiyle kolaylaştırıp neslin çoğalması teşvik edilir. Böylelikle fahişeliğe ve iffetsizliğe meydan verilmemiş olur

14- Hukuki ödevlerde toplumun inşasına ve yönlendirilmesinde kadın ve erkek eşit haklara sahibtir. Yaratılış ve toplumsal ödevleri bakımından erkek ile kadın arasındaki farklılıkların ayırımı Islam’da belirlenmiştir.

15- Çocukluk devresi, oluşum ve hazırlık devresi oluşu bakımından önemlidir. Bu devre, yetiştirme şevkatine, güzel terbiyeye ihtiyaç duyduğu gibi sapma ve taşkınlıktan korunmayı ister.

 16- İslami davet (tebliğ) ancak akılları ikna ve kalbleri te’lif yolu ile olur. Dinde zorlama yoktur. Cihad ise Allah yolunda zalim ve müstekbirleri defetmek ve ister müslüman ister gayrimüslim olsun, mustaz’afları savunmak için yapılan kitaldır.(savaş-mücadele)

17- Hürriyet genel bir haktır. Düşünce, tabirde, inançta, te’lifte, neşriyatta ve işçi sendikaları oluşturmada hürriyet koruma altındadır. Ayrıca Islamla çelişmedikçe siyasi partiler ve kadın hakları dernekleri v.s. kurma hüriyeti mevcuttur.

18- Adalet umumi bir haktır. Hiçbir makamın dokunulmazlığı yoktur. Vatandaşlar arasında hiç kimseye din, renk, gurup, cinsiyet veya mezheb imtiyazı tanınmaz.

19- İlim umumi bir haktır. Dinin temel eğitimi müslümanlar üzerine farzdır. Cehaleti (ümmiliği) ortadan kaldırmak, bütün eğitim merhaleleri ile ilgilenmek, ilmi araştırmayı teşvik etmek, kabiliyet ve yeteneklere göre yönlendirmek, ilmi kifayeti olanlardan istifade etmek ve çeşitli ihtisas alanlarına araç ve gereç temin etmek zaruridir.

20- Bütün intifa‘ (yararlanma) sahalarında çalışma yapılır, amme hukukları üretilip çoğaltılır. Devlet gücü zaruri hallerde müdahale eder örneğin:

  a- Şer’an haram olan muameleleri menetmek, faizli bankaları tasfiye etmek, faizsiz banka ve kredi enstitülerini kurmak
  b- Mülkiyeti korumak, ondan güzel bir şekilde faydalanmayı sağlamak ve ferdler idare edemediği takdirde adaletle dağıtımını yapmak.
  c- İşçiye münasib bir ücret vermek, yeterli bir dinlenmeyi temin etmek, sağlık hizmetlerini sunmak ve ihtiyarlık ile hastalık anlarında yaşantısını garanti altına almak. 
  d- Karşılıksız borçla iş sahalarını destekleyip üretim ve mübadeleyi kolaylaştırmak.
  e- İşçi ve işveren arasına anlayışı sokup çelişkileri gidermek için şu yollardan birine başvurmak:

1- İşçilerin maslahatı için devlet işyerlerinin kârlarından aldığı paradan işçilere dağıtmak.              2- Özel ticarethaneler kurup, mülkiyetin bir kısmını veya tümünü işçilere devretmek.
3- Toprağı ihya edip üretimi artırmak için çiftçilere yardım etmek. 

21- Sosyal sigortalar; Zekat, Vakıf ve teberrudan oluşan özel maliyeden kapatılır. İhtiyaç halinda genel vergi ve gelir hazinesinden faydalanılır.

22- Kitab ve Sünnet’in Nassına (Dinin esaslarına) muha lif olan Kürdistan İslam Partisin (Partiya İslamiya Kürdistan -PİK) den gelecek her türlü tavsiye ve kararlar geçersiz sayılır, itibar edilmez!...

 

KURDISTAN ÎSLAM PARTÎSÎ'NÎN TÜZÜK ve SERHÎ

1- Kurdistan İslam Partisi, Partîya Îslamîya Kurdistan - PÎK, siyasi bir parti olup, Kurdistan halkının ve diğer müslüman halkların meşru haklarını elde etmek için 11.12.1400 tarihinde kurulmuştur. Kuruluşu, İslam dini esasları (öğretileri) üzerinedir. Amacı: Yüce Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına kavuşmaktır.

Kurdistan Yurtseverler  Birliği başkanı Celal Talabani ile Kurdistan Islam Partisi sözcüsü Dr. Muzaffer Partowmah arasında hararetli tartışma oldu.Talabani: Partinin Partiya Islamiya Kudistani olarak isimlendirilmesi Kürtçe grameri açısından hatalı olduğunu söylüyordu. Celal Talabani‘yi takdir etmeme rağmen  ve herhangi bir  hatanın kesinleşmesi halinde bu  ismi  değiştirtirmeye hazır olduğumuzu açıklamama  rağmen ben, bunu ispatlayıncaya kadar Dr. Muzaffer’in saffında  yer alıyor ve bu konuda iki eleştiriyi sunmak istiyorum:

Birincisi: Üslub ve kullanım kavramlarınıda içeren gramatik dil kurallarını geliştirme çağrısını yapıyor  ve  bu  konuda çok istekli olduğumuzu beyan etmek istiyoruz.

Îkincisi: Kolay davet dili ile Kültürü diriltme, kuralları koyma, geliştirme ve güzelleştirme prensipleri üzerinde kurulan devlet dili arasını ayırmak lazim

Hizb: (Parti)  Bu  kelime,  Kurdistan’ın  içinde veya  hicret  diyarında ilkelere, kavramlara, iç tüzüğe,  idarenin  kararlarına ve Partinin mahkemesine itaat eden erkek ve kadın topluluğuna denir.

İslam : Dinin açı tarafıdır. Allah’ın Resulü meşhur Cibrail hadisinde açıklamıştır. Erkanları: Namaz,oruç, hacc ve zekattır. Dinin esası: İmandır. Din: Açık Islamdan ve gizli imandan oluşur. Bunları kavramlar bölümünde açıkladık. Islamdan maksad Ulusal, bölgesel, uluslararası alanlarda selam (barış) ve selamettir. Iman ise: Nefsi eman (güven) ve kalbi itmi’nan (sükunet) dır.

Kurdistan: Tarihte Med ve Cezr arasında kalan bir toprak parçasıdır. Bu isimlendirme, üçüncü Maddede geçtiği  gibi ekseriyeti Kürd halkının oturduğu bölgeyi ifade eder. Bu toprak parçası bugün yarım milyon metrekareyi aşmaktadır.Kürd halkının ekseriyeti yanında diğer  azınlıklar da oturmaktadır.

Siyasi: Partinin siyasi oluşu, bağımsız olarak veya müştereken iktidara ulaşma yolunu meşru sebeblere, makul ve kabul edilen vesilelere başvur masından dolayıdır.

Parti’nin kuruluşu: Hicri takvimine göre 11/12/1400, Miladi takvime göre 21/10/1980,Kürdi takvimine göre 21/10/2592 yıllarına tekabül eder. Başlangıcı aynı tarihte Hacc mevsiminde Mina’da MescidülHif önünde toplanan bir hayır gurubunun toplanmasıyla başlamış bulunmaktadır. Parti’nin 4. Kongresinde kabul edilen 22 Maddelik tüzüğüne temel oluşturan 6 maddelik temel tüzüğe 6 kişi tarafından aynı günde imza atıldı.

Kürdistan halkına, müslüman halklara meşru hakkları te’min etme:  Bu hukuklar ödevleriyle birlikte bir çok maddelerde izah edilmiştir. Kürd halkı yerine Kurdistan halkı zikredilmiştir. Çünkü maksad Kürd halkını özgürleştiemeye çağırırken onunla birlikte olan halkları da özgürleştirmektir. Kurdistan da kürd olmayan; arap, Faris, Türk ve diğer azınlıklar vardır. Müslüman halklardan maksad, komşu halklardır. Bu halkların üzerimizde komşuluk haklarını te’min etme konusu merhali bir hedeftir. Nihai hedef ve kamil gayeye gelince, maddenin sonunda zikredildiği bigi Allah’a yaklaşmak ve O’nun rizasına nail olmaktır.

Parti Islam öğretileri üzerinde kuruludur:  Yani kuruluşu Islama dayanır ve Islam dinin öğretilerine dayanan sebeb ve vesilelerle başvurur. Bunlarda Alah’ın dininde akide, şeriat ve muamele  olarak belirlenen meşru’ları yapma ve mahzurlardan sakınma hükümlerinin toplamıdır. Islam dini öğretileri, bütün hayat işlerini kapsayacak kadar geniştir. Hiçbir hüküm yok ki ya özel bir delile göre veya genel bir delile göre dinin gölgesi altına girmesin.

Bazıları Şari’in Kitab ve Sünnetteki delaletiyle olan dini ahkamlar ile akılın ve mantığın delaletiyle olan Fıtri hükümler bunlarla birlikte idari ve toplumsal adetlerin hükmü delaletiyle olan örfi hükümler arasında bir ayırım yapmaktadır. (kavramlar kitabına müracaat ediniz)

Gayesi : Allah’a yaklaşma ve onun rızasına nail olma: Allah’a faziletli amellerle yaklaşılır. Ameller nisbi olduğu için kendi aralarında üstünlük arzeder. Allah’ın Resulüne amellerin hayırlısı sorulduğunda mevcut duruma göre farklı cevablar verdi. Biz kendi zamanımızda bir müslümana  Allah’a (c.c.) yaklaşmak için en hayırlı ameli, Kürdleri özgürleştirme ve Kürdistan’ı birleştirme ameli görüyoruz. O’nun rızasına kavuşma konusu ise yaratığın bu kainatta kendisine koştuğu en yüce değerdir. Bu varlık aleminde en Yüce değer Yaratıcı olan Rabbi razı etmektir. Orada nefisler rahat bulur, mutmain olur ve ebedi saadete nail olur

..... ..... ...... ........ ........ ......... ...... ......  

Madde 2: Kurdistan İslam Partisi - PİK., uluslararası islam hareketinin bir parçasıdır.  Genel olarak İslam Cemaatleri ile ilişkide olup, özel olarak da çevresindeki islam Cemaatleri ile ilişki içindedir. Çevresindeki İslami gruplarla (Cemaatlerle)  ilişkisini sıklaştırır, ondan yararlanır, yardımda onlara öncelik verir ve aralarında doğacak herhangi bir anlaşmazlığı Kur´anı Kerim ve Sünnete göre çözümlenmesi için Hakemler heyetine havale eder.

İslam Diyanetinin evrenselligi
İbrahim Halil Kurdistandan Filistine taşındı. Oĝlu Îshak ve torunu Îsrailden olan ibrani zürriyetini orada bıraktı. Oradan Mekkedeki beytullah´a taşındı.  Ve orada oĝlu İsmail ve torunu Adnan’dan olan arab zürriyetini bıraktı. Gönderilen İbrani ve Arab Peygamberleri diĝer elçiler gibi bitişik halka veya daireler misali önce nefisten başlar (İlk önce nefsinize sahip çıkın)  sonra ehil (Aile) gelir (Nefsinizi ve Ehlinizi koruyun) sonra aşireti gelir (yakın aşiretini ikaz et) ondan sonra kavim gelir... Bütün peygamberler risaletlerinde kavim dairesine kadar ulaştılar ve bu dairede kaldılar. Ancak İsa-i mesihle Hiristiyanlıkta ve ancak Muhammed (SAV) ile  müslümanlıkta bu kavmiyet dairesinin  sınırı aşılmış oldu.

Her ne kadar hıristiyanlık İnternasyonal ise de itibara alınmaz ve İslam ile kıyaslanmaz. Çünkü hıristiyanlık daha kavmiyet dairesinde iken tahrifata uĝradı. İnternasyonal olunca gönderilen peygambere ilah diyecek kadar tahrif edilmiş vaziette idi. Fakat Muhammedi risalette durum öyle deĝildir. Bütün dairelerde sıhhatını korudu. İnternasyonal olunca da hiçbir tahrif ve deĝişikliĝe uĝraman saĝlam kaldı.

Onun için İslamda islahatçılar Kur´an´ın sıhhat ve selametinden dolayı dinde tecdid (yenilik) yapma imkanını buldular. (Zikri )Kur´an-ı biz indirdik ve onu biz koruyacagiz) Fakat diger dinlerde tahrif ve sapma köklere ve derinliklere kadar indiĝi için durum farklıydı.

Buna göre genelleşen ve kemale uĝrayan tek sahih ve İnternasyonal din, İslam dinidir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: (Bugün dininzi kemale erdirdim, nimetimi üzerinizde tamamladım ve İslam dinini size bir din olarak vermeyi rıza gösterdim)

Partiya İslamiya Kurdistani’nin İnternasyonal (Uluslararası) ligi ve diĝer İslami hareketlerin Nasyonal (Ulusal)lıĝı. Maddede gecen Kurdistan İslam Partisi PIK, Uluslar arası İslami hareketin bir parçasıdır.

İbaresinde sözü edilen İnternasyonal İslam Hareketi kavramı sadece teoridedir, pratikte degildir. Zira bildiĝimize göre İslami hareketler baĝımsız ulusal hareketlerdir. Birbirine baĝlı ve birbirini tamamlayan cinsten deĝildir. Bu konuda geçmiş ve şimdiki tarihten birçok misaller vardır. Örnek babından Arablar arasında ANA HAREKET diye tabir edilen İhvanul-Muslimin hareketi halis bir arab hareketidir. İkincisi: Türkiye’den Refah Partisi (şimdiki,,,,,) türk partisidir. (Erbakan’ın Der Spiegel dergisinin sayi 25/1996 tarihindeki mülakatındaki ifadelerine bakıkırsa Kemalist bir harekettir)  Ücüncüsü: İran’daki Cumhuri Partisi farisi bir partidir. Diger taraftan bir sürü şahsi, ailevi ve aşiret partileri vardir. Tarihimizde olmuştur. Zamanımızda özel ve kapalı devletler ve kırallıklar kurmaktadır. Bu güne kadar ne geçmişte ve ne de zamanımızda İnternasyonal İslami bir tanzimi teorinin dışında görmedik. İhavnul-Muslimin hareketinden duyulan uluslararası tanzimine gelince, Arab devletlerinin dışında oturan arablar içindir. Bunlar da içerdeki tanzime baĝlıdır. Mısırdaki Mürşidülam ve arab devletlerini temsil eden iki yardımcılarıyla birlikte Arab Devletleri Bürosu adı altında toplanıyorlar. Arablardan bu naklettiklerimizin aynısı ve daha fazlası Türkiye ve İran de için geçerlidir. 

Fakat toplumsal ve cemaatça yürümede, İslam hükümetini kurmada ve Yüce Allah’ın (Bu ümmetiniz tek bir ümmettir, ben de Rabbinizim; öyle ise bana ibadet edin) ayetindeki hükmü gergekleştirmek için ümmetin fikir kavramlarını gerçekleştirmede her kavmiyetteki kardeşlerine duyurmak için elini ve kalbini acip enyükses sesiyle  nida eden  sahada sadece Kurdistan İslam Partisidir.  Çünkü İslami Partiler,  açık olmayan şahıslar, aileler, aşiretler ve kavmiyetler üzerine kuruludur...

Bu sebebten dolayı ve Partinin kuruluşundan itibaren ne yakın komşu olan ve de uzak olan İslami partilerle anlaşma imkanını bulamadık. Bu maddenin ifade ettigi Kurdistan İslam Partisi ve bu partiler arasında ilişkiye gelince, bu sebeblerden dolayı meyve verecek bir ilişki veya devam eden bir işbirligi veya karşılıklı ifade ve istifade yoktur. Bilakis bu Partilerle ihtilaf meydana geldi ve bu ihtilaf üstüste yüklendi ve Hakem heyetini gergekleştirme gücü de olmadıĝı için hakemler heyetine de havale edilememiştir. İslami Partiler bir dereceye kadar şahsi oldukları için aralarını bulma, problemlerini çözme veya ihtilaf noktalarını düzenleme imkanı yoktur.

Onun için Kurdistan İslam Partisinin  Cudi dergisi 5/ 1986/1407  sayısında yayınlanan devletleri birleştirmeye zemin oluşturmaya yönelik İslami Partilerin birleştirilmesi için  „İslami hareketlerin yüksek meclisi strateji bakımından zaruridir“  Projesine yaptıĝı çaĝriyi realiteden uzak görülmüştü. Ben de bu zorluĝu takdir ediyorum. Bu konuda aklıma gelen bir aniyi misal olarak vermek istiyorum. Ihvanul-Muslimin hareketinin önde gelen iki büyük liderlerinden Şeyh Abdulfettah Ebu Gudde ile Üstaz Züheyr ESSaviS arasında çıkan anlaşmazlıĝı gidermek için aracı olarak seçilmiştim. Birincisinden birkaç dakikada  bir kelime dinlerken diĝerinden beş saattan fazla dinledim. Hayretler içinde kaldim. Taraflardan birisi herşeyi söylerken diĝeri de kayda deĝer hiçbir şey söylemiyor. Bu ifrat ve tefrit arası nasıl birleştirilebilir ve nasıl çözüme gidilir..

Onun için Abdullah Azzam`in benim için söylediĝi „Müslümanları birleştirmeyi istiyen budur“  sözünü düşünmeye başladım. Acaba ne kadar umutluydu?!..

Hakikatta parlak bir gelecek için olan emel düĝümlü halini sürdürüyor. Bu ümmet bereket ve hayır ümmetidir. Allahin Resülü bu Ümmeti, başlangıcında, ortasında ve sonunda hayır ve berekle yüklü olan yaĝmurlu bir buluta benzetmiştir.

Umarız bu maddenın içeriĝinin gerçekleşmesi için fazla beklemeden Kurdistandaki İslami Hareket de yörüngesine olduĝu uluslararası İslami hareket kurulur. Birlikte hareket eder, birlikte çalışır ve hayır ve takvada karşılıklı yardımlaşır, Rabbinin Kitabı ve Resulünün sünneti üzerine muhakemesini yürütür.  Böylece Kurdistan İslam Partisinin ileri sürdügü fikri ve hareki birlik gerçekleşmiş olur.

........ ......... ........... ........... .............

Madde 3: Müslüman Kürd halkı bir bütün olan islam ümmetinin bir par çasıdır. Müslüman Kürdistan ise büyük İslam diyarının bir parçasıdır. Kürdistan, Kürd halkının coğrafya ve tarih bakımından anavatanıdır, çoğunlukla kürd halkının oturduğu bölgeyi kapsar.

Medya devleti Ortadoğuda geniş  bir bölgeyi kapsı Bu devlet Kürd devleti idi. Tevrat, İncil ve tarih kitaplarında sözü edilmektedir. İslam döneminde uluslararası bazda Eyyübiler devleti meşhur oldu. Bu da bir Kürd devleti idi. Bunun yanında geçmişte ve asrımızdada devletler ve devletçikler oluştu. En sonuncusu 1946 da Kurdistan Mahabad Cumhuriyetidir. 1992 den beri Güney Kurdistan’da federal Hükümet bulunmaktadır.

Eski kürd tarihi ve çağdaş İslam tarihi, Kurdistan coĝrafyasına genişleme ve daralma bakımından etkisini gösterdi. Kürd ve vatanları değişik isimlerle tanındı.  En son isim ise Kurdistandır.. Şimdiki sınırı, Basra kör fezinden İskenderun Körfezine kadar  uzanmaktadır.  Yarım milyon metre kareyi geçmektedir. Bazı azınlıkların da içinde yaşadığı Kurdistan’da yaklaşık 40 Milyon Kürd yaşamaktadır..

Kürd haritası; Irak’ın kuzeyini, Suriye’nin kuzeyini, İran’ın batısını ve Türkiye’nin doğusunu kapsar. Buna ilaveten  Kızıl Kürdistan diye bilinen,  Ermenistan ve  Azerbaycan arasında taksim edilen bölge de buna dahildir.

Üçüncü maddeye göre, Yüce Allah’ın Kur´an-ı Kerim’deki  (Bu ümmet, sizin ümmetinizdir ve tek ümmettir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana ibadet edin) ayetinin içeriğini tasdik etmek için  Kurdistan İslam Partisi, müslüman kürd halkının bir olan İslam ümmetinin bir parçası olduğunu ve müslüman Kurdistan da,  büyük İslam diyarının bir parçası olduğunu ikrarda bulunur tasdik eder. Fakat acaib ve garib olan  Arab,  Fars ve Türk müslümanlarının kürd ve Kurdistana karşı olan tavırlarıdır. Ben dolaylı ve dolaysız olarak İslami partilerin idaresine ve üyeliğine iştirak ettim.  Kürd sorunu konusunda görüşlerinin  birbirine yakın olduğunu  gördüm. İslamcılar, kürdlerin bir halk olarak varlığını kabul ediyorlar. Fakat Kurdistan’ı bir vatan gibi görme konusunda sıkıntıya giriyorlar. Bununla birlikte hepsi bağımsız bir Kürd devletini  red etmede  birleşiyorlar!. Onlara göre bu halk vatansız ve devletsizdir. Bu, sadece kürd ve Kurdistan`a özeldir.  Mesela bir müslüman Arap, fitri olan Arab kavmiyetinden dolayı siyasi olarak bir Arap İslam devletini kabul eder. Osmanlı da olsa zarureten kabul eder.  Türkleri türk ve Türkiye için konuşturduğunda veya Farsları Fars ve İran hakkında konuşturduğunda durumları aynıdır. Fakat söz kürd ve Kurdistan’dan açıldığı zaman yüzler kararıyor, göz kapanıyor, eklemleri titriyor ve diller aynı sözcüklerle harekete geçiyor. Müslüman Arap, Fars ve türk kardeşlerimiz makalelerinde o sözcükleri tavsiye ediyorlar: Bu devlet ırkçı, kavmiyetçi ve cahiliye devletidir... Onu (ırkçılığı) terk edin zira o, kokuşmuştur... Bütün mü´minler kardeştir... Bu kavmiyet İslamı yıkar ve müslümanları biribirinden ayırır... Malum bu sözler haktır. Fakat bunlardan batıl kast edilir.  Kürdler hariç bütün kavmiyetlere müsamaha edilir. Kendi dilleriyle, adetleriyle ve bütün elde ettikleri miraslarıyla  kendi halkını kendilerinin dilediği şekilde yönetmeye izin vardır. Kürdlerin geçmiş tarihlerinde hakları yoktur. Muasır realitelerinden onlara pay yoktur . Onları bekleyen bir istikballeri de yoktur.  Ancak eller ayaklar altında karanlık bir gelecek.

Amerika ve İngilizlerin başkanlığındaki batı hırıstiyanlarla birlikte Atatürk’ün kurduğu Türkiye’deki müslüman türk kardeşlerimiz, bizleri ancak Türk olarak kabul ediyorlar. İran İslam Cumhuriyeti de bizleri ancak İrancı olarak kabul ediyor. Suriye ve Irak da bizleri Suriye’li ve Irak’lı olarak kabul edior. Kürdler, bu devletlerde kendi bölgelerinde çoğunluğu temsil ediyorlar, buna rağmen hakları çiğneniyor, gelirleri sömürülüyor,  İslam dinini, onları birbirinden ayırma ve köleleştirme unsuru olarak kullanıyorlar. İslamcılar kürdlere uygun teşkilat  kurmadılar. Ancak son zamanlarda İran kendi siyasetine hizmet etmesi için Türkiye’de Hizbullah örgütünü, Suriye İmamul-Murteda cemiyetini, Irak Kürd İslam  Rabıtası (sonradan Kürd İslam Birliği adını almıştır.)  teşkilatlarını kurdular.  Daha önce Irak hükümeti içerde ve dışarda İslam ve müslümanlara karşı savaşmıştır.  Buna rağmen  İslamcılar: „Büyük mücahid Saddam Hüseyin“ ve onun savaşına „Ümmül-Mearik“  (savaşların anası) dediler... Özellikle Kurdistan’da müstad’àfları küçümsediler. Deniliyor ki Amerika’ya karşı Irak ile birlikte savaşmak için Hindistan ve Pakistan’da yüzbine yakın insan hazırlamışlardı! Batı ve Amerika’ya olan kin ve buğzları onları Irak’ta yapılan ve yapılmakta olanı görmekten kör etti. Neden?

Acaba kürdler,  Irak ve Suriye’deki müslüman Araplara veya Türkiye’deki müslümanlara veya İran’daki müslümanlara güvenecekleri gün gelecek mi?  Hak üzerine kurulu olmayan ve utanmayan medyalarının bu çirkin çalışmaları olduĝu halde..!  Bu medya, Kurdistan İslam Partisini kavmiyetçilikle aleyhine hüküm vermiş ve bu parti ile çalışmanın caiz olmadığını açıklamıştır.  Medya bu tutumuyla  PIK’i, ne baasçı arab ne turancı türk ve ne de farısçı Iran’lı olduğunu ilan ediyor. Kendisinde bulunan en büyük suç, müslüman oluşu, İslami kürd  ve Kurdistan’i oluşu, onun ana ilke ve tüzüğü Kitap ve Sünnete dayanması, İslam ümmetini ve İslam vatanını  birleştirme hırsının bulunmasıdır.  Bu maddenin altına giren  bu anlamlara yakın anlamlar, birinci maddede, ikinci maddede, bu maddede ve gelecek maddelerde bulmak mümkün.

Birçok farklı ölçeklerle ölçen  bu  müslümanların tutumları acaib değil mi?  İslam  ve  müslümanlar´dan uzaklaştıran utanç verici izdivaçların içindeler.  Bu İslamcılar, ne zaman İslam ve müslümanların maslahatlarını idrak  edecekler?

Biz onları bekliyoruz. Epeydir bekledik. Bizim ve onların arasında hakem, Allah’ın Kitabı ve Resülüllahın Sünneti olacaktır. Gecesi  gündüzü gibi olan beyaz hüccet gününde davamız olacaktır..

                                                      ..... ...... ...... ...... ...... ...... ....... ......

Madde 4: Her müslüman halkın sahib olduğu gibi, kürt halkı da soyunda,  gelişmesinde,  dilinde, hususiyetlerinde (an’anelerinde), toprağında, hünerlerinde, kendi kendini idare etmede,  zulüm, zillet,  istibdat  ve  köleliği reddetme, fakirlik, cahillik, hastalık ve  gericilikle muharebe etmede meşru hukuka sahibtir.

Bu madde İnsan haklarını temsil ediyor. Akli fıtratta ve semavi diyanette kabul edilen oniki hakki içeriyor. Bu haklar, aralarında Kürd halkının da bulunduğu bütün haklar için gözetmek ve riayet etmek vaciptir. Dini öğretenlere göre bunları ihlal etmek haramdır. Dini ve İnsani kurallara  göre bunların ihlali yasaklanır. Sözkonusu haklar şunlardır:

1- Kürd halkının geçmişteki köklerine dayanma ve bilinen beşeri aileler gibi müstakil kökünü koruma hakkına sahiptir.

2- Kürd`ün geçmiş ve muassır tarihi ve İslam tarihi onun derin tarihidir. Medeniyetin beşiği ve Peygamberlerin toprağı olarak bilinmektedir.

3- Kürd dili altı lehçesiyle birlikte müfredat ve edasıyla dünyanın en zengin ve en güzel dillerindendir.

 4- Kürd şahsiyeti ferdi ve toplu adet, ve ananelerinde yüce hasletlerle belirginlik kazanır.

5- Kurdistan coğrafyası, büyük bir hilal gibi Arap denizi üzerindeki Basra körfezinden Akdeniz üzerindeki İskenderun körfezine kadar uzanır.

6- Kurdistan’ın maddi servetleri çok önemli ve değişiklik arzeder. Özellikle petrol ve su kaynakları, nebati ve hayvani kaynaklar.

7- Hükmün esasi, Şura-i mülzimedir. İcrası ise, seçilen vatan evlatları tarafından yürütülür.

8- Zillet, zulüm, İstibdad ve kölelik reddedilmesi gerekir. İzzet, hürriyet ve adalet en büyük haklardandır.

9- Küfre denk gösterilen fakirliğe karşı savaş açılır. Her tabakaya özgü olan ihtiyaçlar temin edilir.

10- Cehalet ve ümmilik (okuma yazma bilmeyen) üzerine savaş ilan edilir.

11-  Sağlık açısından bilgilendirme, sıhhi korunma, teşhis ve hastaları tedavi etme.

12- Gericilikle savaşma, medeniyetin yükselmesi için ileriye yönelik harekette bulunma.

Bu oniki hak, topluca zikredilmiştir. Bunlardan bazıları müstakil maddelerde tafsilatlıca anlatılmıştır. Örneğin: Dil konusu dokuzuncu maddede, Hürriyet 17 maddede, Adalet 18 Maddede, İlim 19 Maddede..

Önemine binaen mücmel olarak veya tafsilatlı olarak zikredilmiştir. Bu haklar, insani fitratta sabit olmasına rağmen ve İslam Şeriatı da bunu  te`kid ederek kabul etmesine rağmen,  mücrim komşular tarafından büyük darbeler yedi ve tecacüzata uğradı. Bunlar, Kürd halkının, soyunu yasakladılar. Kendisi ile Cennet ve şeytanlar arasında bir neseb kurdular...  Bilakis onu bazen faris nesebine, bazen Türk nesebine bazen de Arab nesebine nisbet ettiler.  Kürdlerin ne bir Kürd cinsiyetleri  ve ne de Kurdistani bir hüviyetleri vardır. Tarihi mechuldur. Tezvir ettiler ve değiştirdiler. Dilleri, yasaktır ve sakıncalıdır. Şahsiyeti, adetleri ve ananeleri  küçümsenir. Toprağını gasbettiler. Gelirlerini talan ettiler. Siyaset alanında bir Kürd devletinin kurulmasının mümkün olmadığına karar verdiler.  Müstekbirler  Kürdleri, Kurdistan’ın baştan sonuna kadar bütün enlem ve boylamıyla zelil etmeye, mustaz´af hale sokmaya, zulmetmeye ve köleleştirmeye başladılar. Kurdistanı yakıp yıktılar, fakirleştirdiler, cahilleştirdiler, gerilettiler ve dayattılar. Bütün bu hukuklar açik saçık gözler önündedir. Bunları göremiyen yok. Bunları açıkça zikretmemiz gerekirdi.  Çünkü günahkar eller  ve mücrim hükümetler tarafından Kurdistan’da ihlal edildi. İran’da Hümeyni devleti, Irak ve Süriye’de baas hükümetleri, Türkiyede turancı hükümet..

Biz bu hukukları, dünyada İnsan haklarına riayet eden Birleşmiş milletlerin önüne koyuyoruz. Bilakis Allah’ın Kitabına ve Resulüllah’ın Sünnet’ine İnanan değişik akide fırkaları, Fıkhı mezhebleri, Sofi tarikatları, partiler, cemaatlar ve cemiyetlere bağlı müslümanların önüne koyuyoruz. Onlar, İslam’ın sahibi ve davasının taşıyıcıları olmaları gerekirdi. Onların tümüne; ona inandıkları dine göre ve nisbet edildikleri insaniyete göre ismi HUKUK olan bir şey hakkında soru soruyoruz. Ağlatıp güldüren, en şer beliyyelerden, güldüren şey, Tahranda, Şamda, Bağdatta, Ankarada ve diĝer yerlerdeki müstekbir tağutlar, bütün yaptıkları ve yapmakta olduklarına rağmen, her halukarda müslüman, İslamcı, demokratik ve insancı olduklarını iddia ediyorlar.. Allah, onların yalancı olduklarına şahittir. Allah’tan, onların hak ettiklerini bulmalarını dileriz...... 

....... ....... ....... ...... ....... ......  

Madde 5: Kurdistan diyarında oturan müslümanlar kürt kardeşleriyle, Kurdistan diyarını İslam, hicret ve yardımlaşma diyarı haline sokmak için birlikte çalışmayı taleb eder. Kurdistan diyarı dışında ikamet eden müslüman kürtler de, Kurdistan diyarını İslam, hicret ve yardımlaşma diyarı haline getirmek için vatandaki kardeşleriyle birlikte çalışmayı taleb ederler.

Müslümanlar, degişik irk, cins, renk ve dillerlden oluşan muhtelif halklardan oluşurlar. Degişik kıtalara daĝıldılar. Eski alemin ortasında toplanıyorlar. Asya, Avrupa, Afrikada degişik muhitlerde ve farklı cografyalarda ikamet ediyorlar. Bu da İslam’ın bir  kavim ve veya bir boya baĝlılıĝına deĝil evrenselliĝine delildir. İslam bütün insanlaradır. Müslümanlar, ticaret, seyahat ve cihad yoluyla karadan ve denizden Rablerinin Kitabını ve Habibinin sünnetini taşıyarak  yeryüzüne yürüdüler..

Bu  mukaddime yeryüzü haritasını  Darül-İslam (İslam diyari) ve Darül-Küfr (Küfür diyari) diye ayırıyor. İnsanları Müslüman olan ile Müslüman olmayan diye ikiye ayırıyor. Her İsalami cemaatin kendi İslami vatanına karşı olan sorumluluĝu zati (kişisel) sorumluluktur. Her halk, dini ve dünyevi bakımından imari için kendi vatanından sorumludur. İlk adım olarak halk tarafında atılır ve ardından baĝımsız olan degişik halk ve millletlerden oluşan bir olan İslami ümmet bazında  halkların karşılıklı yardımlaşmasıyla ikinci adıma geçilir ve olgunlaşır.

İlk etapta Kürdler, İslami Kurdistani kurmaları vaciptir. Ve İslam diyarı olarak ilan edecekler. Yani müstaz´af müslümanlara açacaklar.  Müslümanları muhacir gibi karşılıyacaklar. Onları zaferle yurtlarına iade edecekler.  Bu vacip sadece Kürdlere ait deĝildir. Kurdistan’da oturan bütün azınlıkların boynunda da farzdır. Onlar da Kürdlerin saffinda ve aynı hendekteler. Kürdlere vacip olan onlara da vaciptir.

Buna karşı Kurdistan’ın dışında oturan Kürdler de vatanlarında islam, hicret ve zafer diyari olacak islami hükümeti kurmak için kardeşleriyle yardıma geçmeleri vaciptir. Yani kapilarini müstaz´aflarin hicretine açacak. Onlara destek verecek ve yardımda bulunacak.

Bu madde, özellikle  Kürdlerin müslüman memleketlerinde bulunmaları halinde nazaridir, hareki deĝildir. Zira Kurdistan’daki İslami Parti ve cemaatlar,  kendilerinin Arab, Türk ve Fars organizeleri dahilinde çalışmalarırını yürütmektedirler. Buna karşı aynı zamanda Kurdistan’ın dışında bulunan Kürdler, kardeşlerinin örgütlerinde onlara münasip olan yerlerini bulamıyorlar.

Umulur ki beklenen İslami cephe, bu gibi olayları, lehte ve alehte olanları belirlemek için organize eder. Böylece emek boşa gitmez, tekrarlanmaz ve menfaatlar çakışmaz..

...... ....... ........ ......... ......... ........ ........

Madde 6: Kurdistan’daki müslüman mezheb ve fırkalar (gurublar) toplumsal yollardan üzerinde ittifak edileceği noktaya kadar karşılıklı yardımlaşırlar ve birlikte yaşarlar. Bununla birlikte ittifak noktalarını genişletmeye gayret sarfederler. Anlaşmaya ulaşmasında güçlük çekilen konular ise terkedilir. Her fırka veya mezheb başkalarına zarar vermemek kaydıyla kendi hususiyetlerine (karekterlerine) bağlı kalabilirler.  Firka veya mezheb eğer İslam’ın geneline bağlı kalır ve özel olarak dinin kesin Naslarıyla (hükümleriyle) çelişmezse İslam ile vasıflanır.

Resulüllahin asrından sonra sahabi ve tabiinler Rablerinin Kitabını ve Peygamberlerinin sünnetini ögretmeye başladılar. İnsanlar dini anlama ve kavramada ihtilafa geçtiler. Kurdistan dahil olmak üzere doĝuda ve batıda büyük şehirlerde fikri medreseler kurulmaya başladı.

Hulefai Raşidin devrinden (dört halife devri) sonra Emevi ve Abbasi arapları, Eyyübi Kürdleri, Osmanli Türkleri ve digerleri dini  konularda etkileri olmuştur.  Özellikle diger milletlerin Kültürlerinin tercemesinden ve hatta kendileri degişik kültürleriyle birlikte İslama girmelerinden sonra etkiler fazlalaştı.

Fıkıh, Akide ve Ahlakta belirginlik kazanan üçlü taksim ortaya çıktı.

1 - Fıkıh: Ehli sünnetin dört mezhebi, Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli,  Şiilerin, Caferi ve Zeydi ve Zahirilerin Davudiye ve Hazmiye gibi mezhepler ortaya çıktı.

2 – Akide: Mutezile, Eş’ariye, Maturidiye, Selefiye... fırkaları.

3 – Ahlak: Kadiriye, Nakşebendiye... gibi sofi tarikatları

Bu  İslami fikri akımında Kürd ilim adamlarının da büyük bir payı vardır. Örneĝin: Fıkıhta Ebu Hanife Nu´man bin Sabit, Akidede Selefi fikrinin bayraktarı Ahmed ibnu Teymiye, Tasavvufta Hüccetul-İslam Muhammed Al-Gazzali, Kadiri Şeyhi Abdulkadiri Geylani ve digerleri...

Bu mezheb, Fırka ve Tarikatlar birçok kez ittifak ettiler, fakat Kur´an ayetlerinin ve Sünnet hadislerinin açıklamasında yapılan ictihatta ihtilafa düştüler. Bazı anlarda bu ihtilaf, ictihadın meşru sınırını aştıĝı da olmuştur. Öyle ki ilim adamları birbirleri ile uĝraşmaya başladılar. Amme kesimi de bunların arkasında kitleleşmeye başladı. Ardından bu ihtilaf sultanlara uzandı. Bunlar, belli bir mezheb, Fırka veya Tarikatı zorla kabul ettimek için kuvvete baş vurdular. Bu sürtüşme yayıldı, şiddetlendi ve uzun süreli savaşlar baş gösterdi. Böylece tarihimizden birçok sayfaları kararttı.

Bugün Kurdistan Islam Partisi, genel olarak bütün dünyadaki mezheb, Fırka ve Tarikatları ve bütün müslümanları ve özel olarak İslami Kurdistan’dakilerini ortak olan bir tek kelime etrafında toplanmaları çagrısını yapmaktadır. İslami hüvviyetlerini korumaları için üzerinde ittifak edilmesi gereken nakli ve degişmeyen (ma´sum) dini kurallar arası ile degişen fer´i ve ictihadi konular arasını ayırmalarını istemektedr. Degişen ictihadi konularda anlaşma saĝlanması için bir çalışma planını koymaları gerekir. İctihad kapısı açıktır, kapatılmamıştır ve kapatılması da caiz deĝildir. İctihad eden ister isabet etsin ister etmesin sevabını alır. Onun için o mazurdur. Hata eden ve isabet edenler kendi aralarında olan ihtilaflarını organize etmeleri ve kendi aralarında iyi muamele ve ilişkiye geçmeleri gerekir. Kendilerinin özel ihtilafları başkalarına zarar vermemesi gerekir.  Şeriat muamele babında ne zarar ver ne zarara uĝra “La Darara vela Dirare”  prensibini kabul etmektedir.  Bazı mezheb, Fırka ve Tarikatların geçmişte düştükleri hatalara dikkat çekmek gerekir ki  -deĝişen fer´i konular asli temel konular haline geldiĝinden- Müslümanların kaynaĝı olan Kitap ve Sünnet ışıĝında gözden geçirsinler.

Altinci madde mezhep, firka ve tarikatın İslama girmesi için şu şartları ön görmektedir:

Birincisi: Kitab ve Sünnete genel olarak geçtigi gibi İslam baĝlı olunacak

İkincisi: Dinde tafsilat açısından yani cüz´iyyat olarak  kesin bilinen bir nassa karşı gelinmiyecek.

Dinde zarureten biliniyor ki, Şeriatta bir hüküm hakkında Kitap ve Sünnetten  delil bulunursa o hükümde ictihad ve muhalefet alanı  kalmaz.

Altıncı madde, “Bu Ümmet sizin ümmetinizdir ve tek ümmettir ve Rabbinizim öyleyse bana ibadet ediniz” ayetini gerçekleştirmek için bütün müslümanları bir platformda, toplayıcı ve müşterek bir gölgenin altında toplanmalarına çagrı yapmaktadır.

.... .... ...... ...... ....... ...... .... ...... .....

Madde 7: Halkın diniyle çelişmediği ve halkın düşmanlarıyla işbirliği yapmadığı müddetçe,  Kurdistan’ın meşru haklarını elde etmeye çalışan guruplarla yardımlaşmak imkan dahilindedir.

Kurdistana ve onun halkına meşru hakları te´min için çalışan cepheler üçtür:

Birincisi: Kurdistan’ın hudutları dahilinde ekseriyeti müslüman olan mahalli cephe

İkincisi: Türk, Arab ve Fars`a komşu olan ve yine ekseriyeti müslüman olan bölgesel cephe

Üçüncüsü: Uluslararası olan alemi cephedir.

Bu cepheye göre meşru olan haklar üçtür:

Birincisi: Kitap ve Sünnette veya onlara baĝlı olan ictihad ve kıyas yoluyla kesin olarak belirlenen dini haklar. Bu Kur´andaki Allah’ın hükmüdür, bu Resulüllahın sünnetteki hükmüdür, bu falan filanın ictihad hükmüdür denebilecek kadar tafsilatlı sınırlamalarla belirlenmesi. Bu hukuk ehli özel olarak müslümanlardır. Altıncı maddede anlatdıĝı gibi buna Akide Fırkaları, Fıkhi Mezhebleri ve Sofi Tarikatları sünni ve Şiisi buna girmektedir.

İkincisi: İnsani hukuktur. Bu da fitridır. Delili, genel akıl kaynaĝıdır. İnsanın nefs, mal, namus, din ve akil gibi temel haklarını korumaya dayanır. Hak, adalet, eşitlik, yeryüzünde fesat çıkarmama ve kimse kimseye tecavüz ve zorbada bulunmama çerçevesinde...

Buna müslüman olmayan diĝer din sahipleri ve laikler girmektedir. Bunlar her ne kadar İslami bir din olarak kabul etmiyorlarsa da müslümanlarla hak ve hukuk bakımdan cevher teşkil edecek geniş bir sahada birleşiyorlar.

Üçüncüsü: Örfi haklardır. Dini ve İnsani hakları çiĝnemeden belli bir insan topluluĝunun kendi aralarinda anlaştiklari kurallardır.  Bu guruba aile, aşiret, kabile, cemiyet, örgütler ve siyasi partiler bazında  adetler, ananeler, örfler ve ulusal kültürler  girmektedir. 

Bu madde, Kürd haklari için çalışan ve yardımda bulunan bütün unsurlar için bir çerçeve çizmektedir. Toplumsal kesim için geniş bir çerçevedir.

Kurdistanın içinde ve dışında  kuvvet  ve etki sahibi  güçlerle ilişki kurma kapılarını açmak için iki  kayda baĝlıdır:

Birincisi: Kendisiyle ilişkiye geçilenler veya yardımlaşilanlar Halkın ekserısının dinineki Islamdir karşi olmayacak. Karşi olma olma konusu, İslam dine karşi savaşmada, onu red etmede kendini gösterir. Bu kesimler ister müslüman olsun ister olmasın.

İkincisi: Kendisiyle yardımlaşılan taraflar, halkımıza düşman olan bir tarafın işbirlikçisi olmayacak.

Bu iki kayıt, her ne kadar yardımlaşma dairesını daraltıyorsa da zaruridirler. Çünkü Kurdistan İslam Partisinin iki temeli olan İslamki o, hedef ve gayedir ve yolki O da Kürdleri özgürleştirme ve Kurdistani birleştimedir prensiplerine zit ve düşman olan kesimlerle yardimlaşmak mümkün deĝildir.

 ........ ....... ........ ......... .......... ..........

Madde 8: Kurdistan İslam Hükümeti, diğer İslam ulusları hükümetleri ile „Birleşik İslam Milletleri Devleti“ birlikte olur. Her ulus mahalli olarak hüküm için Şura Meclisini seçer. Ulusların Meclisleri de bütün müslümanlara reis olacak Umumi Şura Meclisini seçer.

Tahrir Partisi sorumlularından bazıları mekalelerinde kendi davalarını özetlerken söyle dediklerini gördüm: “İslami devlet, başında  idareci olarak Halife bulunur, anlaşma unsuru olarak da arapca dili bulunur”   Onlara göre halife Osmanlı türklerindendir.  Çünkü halifelik onların elinden düşmüştür. Bütün müslümanlar, bu emaneti ehline teslim etmeleri gerekir. Cünkü Osmanlılar kendilerinden önceki Abbasilerden halifelik anahtarını teslim aldılar. Buna göre Hizbu-Tahrir ve benzerleri halifeliĝi Osmanli olarak görüyorlar. Arap partileri de Hilafeti arap veya araplarda  görüyorlar. Iran partileri de beklenen İmamin (mehdi) çikmasiyla velayeti fakihte görüyorlar.

İslami halklar,  İslami kavimler demektir.  Örneĝin:  Kürd halki için  Kürd  kavmiyeti, Arap kavmiyeti Süriye ve Iraklılar için,  Faris kavmiyeti Iranlılar için ve Türk kaviyeti türkler için.

Kavmin tarifi,  tek neseb altında müsterek olan bir topluluktur. Bu insani fitrata göre mesru olanıdır. Aralarında İslam dini olmak üzere semavi dinler de olduĝu gibi kabul etti.

Ümmetin Tarifi: Bir yolda veya bir gayede müsterek olan topluluktur.

Yüce Allahın “ Bu ümmetiniz tek bir ümmettir öyle ise bana ibadet edin”  ayeti gereĝince müslüman halklar, İslami ümmeti oluşturmakla mükelleftir. Partiya İslamiya Kurdistanın isteĝi de budur. PIK,  Birleşik İslam Devletleri İsmi altında  bir çok devletin kurulmasi yoluyla Birleşik İslam halkları devletinin kurulmasını istemektedir.

Dünyadaki milletler topluluĝu etrafında bir söz söylemek istiyorum:

Dünyamızda birçok örgütlerden, kuruluşlardan, paktlardan ve birliklerden oluşan topluluklar vardır..  Birçok idari düzenleri içinde barındırmaktadır. Emniyet, İktisat ve bazen de idari sahalarda yardımlaşmayi hedeflemektedir. Şimdi batıda olduĝu gibi.  Uzak batıda Amerika ve Kanadaya raĝmen ve dogudaki bir sürü sosyalist topluluklara raĝmen, birleşik Avrupa için büyük çaba harcanmaktadır.

İki topluluk arasında doĝu ve batı yörüngesi arasında gidip gelen düzenler de vardır.  Devletler arası toplulukların ömrü kuruluş faktörlerinin varlık ve yokluĝuna baĝlıdır.  Bazıları yıkımla karşı karşıyadır.  Bazılarının iflas ve acizliĝi  dolayısıyla biri diĝerini yıktı. Büyük kuvvetlerine ve korkutmalarına raĝmen koministler, felsefeleri kendileri de tatbikatta aciz kaldılar.  

İslam tarihi Peygamberimizin vefatından sonra ve ekseriyeti öldürmeyle sona erdirilen dört halife devresinin kurulmasından bize anlatıyor. Halifelikleri sadece otuz yıl devam etti.!  Ardında devlet, beni Ümeyye (emeviler)  ve beni Abbas`ın arab kabilelerine (abbasiler) lerin ve Osmanlıların türk kabilesine boyun eĝdi. Bunların elleriyle bu devletler yıkılınca bunların enkazları üzerinde dine düşman olan devletleri kurmaya başladılar. Herşeye raĝmen cumhuriyetler, Kırallıklar, Sultanlıklar ve emirlikler kurulmaya başladı. Kurdistan’ın kara talihlerinden Suriye ve Irak’ın sınıfsal ve baas hükümetleri, dini ve şii İran hükümeti ve sireti ve sesi çirkin olan Türk hükümet hakimiyeti altına girmesidir.

İktidara gelmek için bu Hükümetlerin tarihi, yarış ve mücadelelerle doludur.  Zafer kuvvetli asker ve mal sahiplarindi.  Dini olan Şura-ı mülzime bulunmuyordu ve insani Demokrasi şeçenekleri de yoktu. Karanlık ve bulutlar her tarafı kapladı.  Zulüm genelleştı. Gerek ferd ve gerekşe halk bazında  insanın nefsı, bedeni, akli, dini ve mali deĝerlerı çiĝnendi. Hükümetler hakim olan kişinin görüş ve hevasi üzerindeydi Hizbüttahrırın İslam  halifeliĝinin türklerin eline koymaları, Ihvanul müsliminin arabların eline koymak İstemeleri ve Hümeynicilerin farışların eline koymak İstemeleri gibi. Tabiatıyla bu tutumlar, zulmü kökleştirir, karanlık mücadeleyı devam ettirir, İslam halkları üzerine özellikle Kürd halkı üzerine sıkıntı ve musibetleri tekrar iade etmesini saĝlar.

Sekizinci madde, devletin tepeden tırnaĝa kadar saĝlam  kurulması için hükmün temeli olan şüra-ı mülzıme veya Demokrasi kuralını teyid eder. Yani yerli  ulusal hükümetlerden İslamı  topluluklarına kadar.

Insanların selameti düzen ve idarenin istikametinde olduĝunu keşfetmelerı  için  keşke Irandakı farış kardeşlerimiz, Suriye ve Irak kardeşlerimiz ve Türkiye’deki Türk kardeşlerimiz derinden ve düşünerek bu maddeyi okusalardı. 

....... ........ ......... ........ .......... ........

Madde 9: Kurdistan da resmi dil kürdçedir. Kürdçe dilbirliğinin sağlanması ve zamanın gereksinimine göre düzenlenmesi gerekir. İbadet için ve Kitab ile Sünnetin anlaşılabilmesi için Nass ile (İslam’ın hükümlerine göre) arapça dili (okullarda) gereklidir. Ayrıca hangi dile ihtiyaç duyulursa o dil gerekli kılınır.

Kürd dili Hindu Europa dil gurubundandır. Altı ana lehçesi vardır. Kürd dili , Lehçeleriyle ilimleri ihtiva etme, bilgileri neşretme ve muasır medeniyeti taşıma kudretine şahiptir. Kelime ve müfredatı belirleme, gramer kurallarını kolaylaştırma, ilmi istilahları takip etme ve Kürdler için müşterek dil gibi kolay bir lehçeyi seçmeleri için Kürd dil kurumun kurulması gereklidir.

Diller, kendilerini ifade etmek ve maksatlarını açıklamak için halkarın lisanları üzerindeki Yüce Allahın ayetleridir. (Gögün ve yerin yaratılması, renklerinizin ve dillerinizin ayrı ayrı oluşu O`nun ayetlerindendir. Bunda alemler için ayetler vardır.) Diller, insanı hayatta fıtri işlerindendir. (İnsanı yüzerinde yarattıĝı fıtrat,  Allah’ın yaratmasında deĝişiklik yoktur. Bu saĝlam dindir. Fakat insanların çoĝu bilmiyor.) Yani insanların çoĝu bu gerceĝin cahilidirler. Eĝer diller  tekvinde (varoluşta) Allah’ın  fıtri ayetleri oluyorlarsa, tenzilde Kur’an’ın ayetleri gibi olurlar. Kur´anı bir ayet nasıl inkar edilemiyorşa, öylece de dillerden bir dilin inkar edilmesi caiz degildir. Diller arasındaki üstünlük konusu kavramlar adlı Kitabın 1. cildinde geçmektedir. Bütün diller eşit olduĝu ve birine üstünlüĝü olmadıĝı ve inkar edilemediĝi beyan edilmiştir. Çünkü zatı hükmündedirler ve zevatların kendı nefisleriyle bir üstünlükleri yoktur. Başka bir ifadeyle diller boşluktur ve boşluklar eşittir.  Üstünlük içerik ve vazifede olur.  Örneĝin Kur´an daha üstündür çünkü Allah’ın kelamıdır. Arap dili ile olduĝu için deĝil. Aynı örnek Allah’ın Resülü Muhammed SAV içinde geçerlidir. O üstündür çünkü Allahın Resülü’dür Arap olduĝu için deĝil.

Diller, ayettir. Allah,  dilleri yarattıĝı  gibi kendi ayetlerini onlarda açıĝa vurmak için onlarla konuşan halkları da yarattı. Bu her kavmin kendi dilini koruması ve kaybetmemesi vacib olduĝu konusunda bir delildir. Aynı zamanda kavmiyetini de muhafaza etmesı vacibtir. Çünkü babasının nesebidir. Rivayet ediliyor ki: “ Her kim kı kendını babasından ayrı bir kişiye baĝlarsa melundur. Veya  kendi mevalilerinin dışındakilerine de kendini baĝlayanlar melundur.” Türkleştirme, Farıslaştırma ve Arablaştırma konusunda insanları zorlayanların hükmü daha şedid ve daha fenadır..

“ Her kavme için Resül gönderilmiştir” ayetinde ifade edildiĝi gibi yüce Allah Resüllerini milletlere gönderdi. “ Gönderdiĝimız her Resül, onlara açılasın diye mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik” ayetinde ifade edildiĝi gibi Resülün görevi, kavmlerini kendi dilleriyle davet etmektir.  Bu nass her devlette resmi dilin milletinin dili olması gerektiĝi konusunda delildir.  Buna göre Kurdistana nisbetle de resmi dil Kürdçedır.

Muhammed (as) Arablardan olunca yüce Allah Kur´anı Arabca olarak gönderdi. Fakat onun davası kavmiyet halkasında kalmadı, Bilakis alemi daireye geçerek bütün insanlara hitab etti. Durum bu olunca Kur´anın diĝer dillere tercümesini vacib hale getirdi. Aksi takdirde dünyadaki bütün insanlar cinler dahil Arabçayı öĝrenme zorunda kalacaklar ki bu da imkansizdır.. Malesef biriçok ilim adamlarımız mümkün olmayanı cacıb hale getirdiler. Her iki duruma göre her kavim hükümleri çikarabilmek için ve kendi dillerine çevirebilmek için Arapça dilini öĝretmek üzere bir gurup insani göndermeleri gerekir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “ Dinde bilgi sahibi olmaları ve döndüklerinde kavimleri ikaz etmeleri için her milletten bir gurup çıksa ya”

Uzun tarihten zamanımıza kadar Kur´an’ın tercemesine şek ve şüpheler sokuldu. Ekserisi  Kur´an’ın lafzı  belagat ve beyan mucizesi gerekçesiyle yasakladılar. Sanki teblıgden maksat mana  ve içerik deĝil de belagat ve beyandır. Be Kur´an’ın tercemesinde bır sakınca görmuyorum.  Bılakıs “Kur´an-ı Kerım Tercemesi”  adlı rısalemde de belirttiĝim gibi tercemenin zarureti ve yasaklamanın sakıncalarını arzettim. Geniş bilgi için müracaat edilebilir. Selmanı Farısı’nın başkanlıĝında Fatıha Süresi terceme edilmişti. Sahabıyı Kıram zamanında bazı müslümanlar namazda arapca yerine terceme edilen fatıhayı okuyorlardı.

.......  ..... .....  ........  ......  ……  …..  

Madde 10: Müslüman olmayan ve diğer dinlere mensub olan azınlıklar dini, milli ve toplumsal adaletin hürriyetinden istifade ederler.

(Not şerhı hazırlanıyor)

…… …… …… ……   …… …… ……

Madde 11: Halkın elinde ictihadi, yürütme ve yargı güçleri bulunur. Kanunun ( yasamanın) kaynağı Kur’an’ı Kerim ve Resulüllah (s.a.)in Sünnetidir. Halkın seçtiği Şura Meclisi, halkın adına halkın işlerini yürütür. Bu Meclisin selahiyetlerinden birisi ehil (liyakatli) fıkıh ulemaları, kadılar ve valilerin selahiyetini tevzih etmektedir.

Halkın elinde... güçleri bulunur:

Halk, bir soyda müşterek olan guruba denir.  Kürd halkı gibi. Müşterek bir babaya veya evladı ve torunu olan bir ataya ulaşırlar.

Halk kavramının içine kabile, aşiret ve aileler girer.

Halk ve ümmet arasındaki fark şudur:

Ümmet: dini veya ilmi fikirlerde müşterek olan cemaata denir. Örneğin İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik ve Zerdüştilik ümmetleri ve kapitalist, Sosyalist ve Kominist ümmetleri gibi.. Bir Halk, fikir ve neseb konularında birleleşirse aynı zamanda ümmet de olur. Müslüman Kürdler, kürdlüklerinden dolayı halkdır, İslamiyetlerinden dolayı ümmettir.

Güçler üctür:
Birincisi:  Yasama  (Teşri’i)
İkincisi: Yargı (Kadai)
Ücüncüsü: yürütme (Tenfizi) dır.

Yasama: Vaciblik, Men’ (gereklilik ve yasaklama) ve cevaz (serbestlik) konularında Emir ve Nehiy hükümlerini açıklama ve izahına denir. 

Emr’in hükümlri: Farz, Sünnet ve evlâ  hükümleridir.
Nehiy’in (yasağın) hükümleri: Haram, Mekruh ve hilafulevlâ hükümleridir. 

Bunların dışında kalanlar ise mübah kısmına girer.

Bilinen teşri’ kaynakları şunlardır:

Kur’an, Sünnet, Icma’, Kıyas, İstihsan, İstishab, Mesalihi mürsele ve Medine ehlinin amelidir.. Bu kaynaklar üç ana kaynağın içinde toplanır: İki nakli kaynak olarak Kitap ve Sünnet kaynakları ve geri kalan beşeri olan akli ve ictihadi kaynaklarıdır.

Birinci Kaynak: asıl ve ma'sum olan kaynaktır. „O’na (Kitaba) önünden de ardından da batıl gelmez. O, Hikmet sahibi çok övülen Allah’tan indirilmiştir. Fussilet 42).  Sözlükte Kitabın manası, farz ve vacibliktir. Yani O, Allah tarafında farz kılınmıştır ve böylece İnsanlar üzerine itaatı vacip olmuştur.

Sünneti  nebi  Kuranın bir devamıdır. Hadiste şöyle buyurulmuştur: (Bana  Kuran  verildi ve bir Kuran kadar daha birlikte verildi)  Maksat Hadisteki sıhhat şartına bağlı olan teşrii sünnettir. Buna göre Fıtri ve örfi sünnet  hariçtir. Ayrıca Kurana muhalif olan hadisler ve uydurma hadisleri de hariçtir.

Üçüncü kaynak da beşeri ictihattır. Makbuldür. Hata isabeti halinde iki sevabı alır, isabet etmediği hallerde bir sevab alır.

Her üç kaynak kuvvet ve sıhhatına göre dereceleri sıralıdır. 
En kuvvetlisi Kur’an’dır. İlk derece O’nundur.
İkinci derecede Sünnet gelir.
Ardından akli ictihat gelir.

Allahın Resulü Muazı Yemen’e kadı olarak gönderilişi ile ilgili  rivayet edilen hadis, bu sıralamayı gösterir. Allah’ın Resulü ona Hüküm ve yargı hakkında soru sorduğunda, Allah’ın Kitabıyla hükmedeceğini şöyledi. Eğer o hükmü Allah’ın Kitabında bulamazsa,  Allah Resulünün hükmü ile hükmedecek. Eğer Allah Resulünün sünnetinde de bulamazsa, kendi görüşüne göre, yani aklına göre hüküm vereceğini  söyledi.

Allah Resulü de onun bu sıralamasını tasdik etti.

Halkın elinde bulundurduğu bu güçler geneldir.  „Halkın seçtiği şura meclişi, halkın adına halkın işlerini yürütür“  cümlesiyle özel konuma geçer.

Zamanımızda  yapılan seçim misali, bu şeçilenler ehli Hıl vel Akd sahibidirler. 

Görevleri:  liyakatına göre fakih ilim adamlarına, kadılara ve Valilere yetki ve görevleri  tevzi etmektir. 

Fakihler: Kitap ve Sünnette kesin Naslarla belirlenmiş konulara aykırı olmamak şartıyla ictihadi gücü elinde bulundurulan ilim adamlarıdır. 

Kadılar: Fetva ehlinden olan hakimlerdir.

Görevleri: Olaylara münasip yargı ve hükümleri belirlemedir.

Valiler; idarecilerdir: Görevleri hüküm, karar ve düzenleri yürürlüğe koymaktır.

Birinci Kaynak: asıl ve ma'sum olan kaynaktır. ( ne önünden ve de arkasından batıl ilişmez. Hakim ve Hamid olan Allah tarafından indirilmiştir.) Sözlükte Kitabın manası farz ve vacibliktir. Yani O, Allah tarafında farz kılınmıştır ve insanlar üzerine itaatı vaciptir. Sünneti nebi Kur’an’ın bir devamıdır. Hadiste şöyle buyurulmuştur:  (Bana Kur’an verildi ve Kur’an kadar daha birlikte verildi) Maksat sıhhat şartına bağlı olan teşrii sünnettir. Buna göre Fıtri ve örfi sünnet hariçtir. Ayrıca Kur’an’a muhalif olan hadisler ve uydurma hadisleri de hariçtir.

Üçüncü Kaynak akıldır. O da beşeri ictihattır. Makbuldür. Hata halinde bir sevabı alır isabet halinde iki sevabı alır. 

Her üç kaynak Kuvvet ve sıhhatına göre dereceleri sıralıdır. En kuvvetlisi Kur’an’dır. İlk derece nundur. İkinci derecede Sünnet gelir. Ardından akli ictihat gelir. Allahın Resülü Muaz’ı Yemene kadı olarak gönderdiğinde rivayet edilen hadis bu sıralamayı gösterir. Allah’ın Resulü ona hüküm ve yargı hakkında soru sorduğunda Allah’ın Kitabıyla hükmedeceğini şöyledi. Eğer o hükmü Allah’ın Kitabında bulamazsa Allah Resul’ünün hükmü ile hükmedecek. Eğer Allah Resul’ünün sünnetinde de bulamazsa, kendi görüşüne göre yani aklına göre hüküm vereceğini söyledi. Allah Resulü de onun bu sıralamasını tasdik etti.

Halkın elinde bulundurduğu bu güçler geneldir. Özel olarak halkın seçtiği şura meclisi halk adına bu yükümlülüğü yerine getirir. Zamanımızda bu seçilenler ehli Hıl vel-akd sahibirler. Görevleri: Yetki ve görevleri liyakatına göre fakih ve ilim adamlarına, kadılara ve Valilere yetki ve görevleri tevzi etmektir. 

Fakihler: Kitap ve Sünnette kesin naslarla belirlenmiş konulara aykırı olmamak şartıyla ictihadi gücü elinde bulundurulan ilim adamlarıdır.

Kadılar: Fetva ehlinden olan hakimlerdir. Görevleri: Olaylara münasip yargı ve hükümleri belirlemedir.

Valiler, idarecilerdir: Görevleri: hüküm, karar ve düzenleri yürürlüğe koymaktır.

.... ...... ...... ..... ...... ..... .... .....

Madde 12: Güç birimi toplumun muhafazası, olgunlaştırılması ve düzeltilmesi için dini, aklı, ırzı, nefsi ve malı korumayı esas olarak kabul eder. Fertler için yeme, içme, barınma, eğitim ve öğretim sağlık ve evlenme ihtiyaçlarının temini için gereken hususlara riayet eder. Fertler arasındaki ilişkiler ise şu esaslar üzerine kurulur.

a- İyiliği emretme ve kötülüğü menetme esası          

b- Muamelede iyilik ve hayırda yardımlaşma esası         

c- Yüce karekterlerı ve güzel adetleri koruma esası    

d- Cahiliye adetlerine karşı mücadele esası

e- Ahlakı problemleri ıslah etme esası
 

Haklar; genel ile özel diye ikiye ayrılır. Bunlar içiçedir. Çünkü özel haklar genel hakların örneğini teşkil ediyorlar.

Genel hakların çerçevesi şunları kapsamaktadır:

1- Din  özgürlüğünü koruma 

2- Akıl  ve fikir özgürlüğünü koruma

3- Irzi koruma 

4- Nefis ve can güvenliğini koruma 

5- Mal özgürlüğünü koruma hakları.           

Özel hakların çerçevesi ise şunları kapsamaktadır:

1- Yeme içme hakkı  2- Barınma hakkı  3- Giyinme Hakkı  4- Eğitim ve öğretim hakkı  5- Tedavi hakkı  6- Evlenme hakkı

Genel haklar:

1- Din: Müslümanlar arasında akide, ibadet ve muamelattir. Kaynağı Kitap ve Sünnettir.

2- Akıl: Fayda ve zarar arasını, güzellik ve çirkinlik arasını ayırmak için bütün insanlar için Fıtrı ve örfi ilkelerdir.

3- Irz: Aile, aşiret ve ulusları kurmak için eşlerden, anne ve babadan ve evlatlardan oluşan neseb ve soy ilişkilerdir.

4- Eğitim: Dünya ve ahiret için yararlı ilimleri almaktır. Din ilmi, pisikoloji ilmi, sosyoloji ilmi, evren ve nefis ilimleri gibi.

5- Tedavi: Hastalığı teşhis etme ve uygun tedavide bulunma.

6- Evlenme: Teşvik etme, halk ve ahlak dayanışma müesseselerini kurma.

Akla bağlı olan eğitim tümlemi hariç bütün bu hususlar “Nefs”  tümleminin alt kavramına girerler.

Bu külliyat ve cüziyatların üç boyutları vardır:

1- Koruma boyutu: Kurma ve koruma yoluyla

2- Tekmil ve olgunlaştırma boyutu: Eksiklerini tamamlama yoluyla

3- Güzelleştirme boyutu: Zinet ve kemaliyatları ilave etme yoluyla

Anlatılan  konular bir bina misali gibidir.

Koruma konusu: Heykeli, direkleri ve duvarları kurmak için zarurettendir.

Olgunlaştırma konusu: Pencereleri  ve aralıkları açma sahasıdır o da vaciplerdir.

Güzelleştirme konusu: Dekor ve süsleme gibi konular kemaliyattandır.

Hükümet: Her üç konuma göre külliyat ve cüziyat bakımından bu hukukları koruyacak. Bu sadece hükümetin işi de değildir. Bilakis bütün ferdleriyle toplumun da görevidir. İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma işlevi  şeriat ve fıtrat açısından herkesin görevidir. Bunun yanında toplumun bütün değişik tabakalarına iyilikle müamelede bulunma, dünya ve ahiret bakımından faydalı görülen konularda yardımlaşmaya gitme, önemli ve güzel olan fazilet, ahlak ve adetleri koruma, diyanet ve fıtrata aykırı olan cahiliye adetleri ile savaşma, ahlaki problemlerle ve şeriatın ilkelerinden ve fıtratın kanunlarından olan sapmalara karşı mücadelede bulunma bütün toplum tabakalarını ilgilendirir.

...... ...... ..... ..... ..... ...... .... ...... .......

Madde 13: Salih bir aile sağlam bir toplumun temel taşını teşkil eder. Bundan böyle ailenin korunması ve aile efradları arasındakı ilişkinin güçlendirilimesi zaruridir. Ayrıca evliliği, sebeblerini hafifletmek suretiyle kolaylaştırıp neslin çoğalması teşvik edilir. Böylelikle fahişeliğe ve iffetsizliğe meydan verilmemiş olur.

Sağlam toplum bir vucut veya bir bina gibidir. Kerpiç ve duvarları - yani aileleri -sağlam olmadıkça sağlam olmaz. Aile, başta iki eşten oluşur. Evlat ve torunları yetiştirdikleri için Anne ve babalar ve atalar  kendi aralarında bacı, kardeş, dayı, teyze, hala, amca… gibi bağları oluşturuyorlar. Böylece küçük aileler bir araya  gelerek genişler, büyür. Aşiret, kabile, kavim veya ulusu kuşatır.

İslam, kuruluşundan önce ve sonra bütün aile işlerini tanzim etmiş ve gelişim ve yıayılışında da korumuştur. Eşlerde hünkufıyeti şart koşmuş ve mahabbet ve rahmet gölgesiyle gölgelemiş, idare eden ile edilenler arasındaki hukuk ve ödevlerin sınırlarını koymuştur.. Sonra ilişki ve sağlamlığını korumak için ve kendi aralarında yardımlaşmaları için aile ilişkilerine büyük önem verdi ve buna karşı çıkan, sırt çeviren ve aile ilişkilerini kesenler hakkında cezayı ağırlaştırdı..

İslam, sürekli olarak dünyada en büyük ümmeti oluşturmak için nesli artırmayı teşvik etmiştir. Nesli sınırlandırma veya azaltma gibi olumsuz konumuna gelince bunlar özel konumlardır. Hastalık ve ırz vs gibi.. Fakat asıl olan gençliğini - genç neslinin çokluğunu - korumak için ümmetin artırılmasıdır. Gençlik fedakarlık ve kurucu unsurlarıdır. Medeniyeti kurmak için çalışırlar, o medeniyeti korumak için fedakarlıkta bulunurlar.

Nesli çoğaltmak için iki önemli faktor bulunmaktadır:

Birincisi: Evlilik şartlarını kolaylaştırmak.

İkinci: Eşlerin gereksinimlerine destek verme.

Kolaylaştırma ve destek vermenin sonuçlarından birisi de toplumun, fahişelik ve ahlaksızlıktan temizlenmesidir. Evlilik şartlarını kolaylaştırma konusu, evliliğe teşvikle özellikle bekarların evliliğiyle, bekarlık hayatından vazgeçirmekle, başlık ve aşırı masraf ve israfı engellemekle olur.. Eşlerin gereksinimlerini destekleme konusu zaruri olan ihtiyaçlarını karşılamakla olur. Çocukları arttıkça gereken destek ve yardım da arttırmalıdır.

…….. ……. …….. …….. ……..

Madde 14: Hukuki ödevlerde toplumun inşasında ve yönlendirilmesinde kadın ve erkek eşit haklara sahibtir. Yaratılış ve toplumsal ödevleri bakımından erkek ile kadın arasındaki farklılıkların ayırımı İslam’da belirlenmiştir.

Yüce Allah ademoğulları cinsini yarattı ve onları erkek dişi diye iki sınıfa ayırdı. Bunlar birçok konuda birbirindan ayrılır ve birçok hak ve ödevlerde birleşir, müsavi olur. Hadiste: (Kadınlar erkeğin bir parçasıdır) buyurulmaktadır. Herbirisi diğerinin parçası yani yarısıdır. Buna karşı cismi ve nefsi farklar sözkonusudur. Yüce Allah’ın dediği gibi “Erkek dişi gibi değildir” Her iki durumda yani birliktelik ve ayrıcalık durumlarında ikisi birbirinden ayrılamaz bilakis olgunlaşırlar, biri diğerini tamamlar. Kadın erkeğe nisbetle rivayet edildiğine göre dinin yarısıdır. Dinin yarısı olduğuna göre, dünyanın yarısı olaması daha da önceliklidir.

Kur’an pratik teklif konularında ve cezai sorumluluklarında erkeklere hitap ettiği gibi kadınlara da hitap ediyor. Hatta iki mümin örneğini  kadınlardan verdi; Firavnun karısı ve İmran kızı Meryem.. Kafirlerden de yine kadınlardan verdi; Nuh karısı ve Lut karısı.. Hikmet örneğini kavmini kurtaran ve müslüman olan Sebe’ Kıraliçesini (Belkis)  örnek olarak verdiği gibi. (Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbine teslim oldu..)  Buna karşı Mekke’nin karıları???....

Toplum iki faktor ile ilerler ve yükselir; ilmi bina ve eğitime yönlendirme. Bina ve yönlendirme bedeni ve nefsi olarak erkek ve kadının kudretlerine bağlıdır.. Kadının devamlı olan ve geçici olan durumları vardır. Aylık adetleri, hamilelik, doğum, ve emzirme meşgaleleri gibi.. Buna benzer durumlar, kadını bazı aktiv işlerden alıkoymaktadır. Örneğin genel başkanlık gibi. Engeller geçici olduğu için sınırlandırmalar da geçicidir. Engellerin kalkmasıyla sınırlandırmalar da kalkıyor. Böylece kadın erkeklerin saffına döner, dini ve dünyevi hukuk ve ödevlerde eşit bir konuma gelmiş olur.

Kadınların katılımından soyutlanan bir toplumun medeni ilerlemeye girmesi mümkün değildir. Bir erkek medeniyetinin kurulması tasavvur edilemez. Onun için kadının erkeğe ortak olma zarureti vardır. Bu ortaklık olgunlaştırma ve bibirini tamamlama ortaklığıdır.. Bir kuşun iki kanadı, bir terazinin iki kefesi ve bir insanın iki eli biribini tamamladığı gibi..  Toplumumuzda kadın her çeşit baskı ve işkencelere uğramış, haklarına tecavüz edilmiş, zulme uğramış ve uğramaya devam ediyor. Bu durum, onu cahillik ve gericiliğe itmiş ve içinde bırakmıştır.. Biz kürd kadınını hürriyet ve eşitliğe çağırıyoruz.. Kendi hüviyetini tanımaya, şahsiyetini tanımaya  ve çok önemli olan ödevlerini üstlenmeye davet ediyoruz.. Biz, ne batının kaos hürriyettinden ve ne de doğunun kayboluş hürriyetinden söz ediyoruz..  Hakkını elde etmesi ve kendine düşen vecibeleri yerine getirmesi için eşitliğe davet ediyoruz. Takat ve kudretine göre toplumu inşa etme ve yönlendirmek için erkeğin yanında yer almalıdır. Eşitlikten kasdımız, bedenlerini yıpratan, tabiatlarını ve dişiliklerini etkileyen ağır işlerde erkeklerle birlikte çalıştırılması şeklinde bir eşitlik değildir. Hadiste erkeklere hitaben : “zarif ve ince zücaciyelere karşı davranıldığı gibi, kadınlara karşı yumuşak ve şefkatle davranın”  buyurulmaktadır

.... ..... .... ...... ..... .... .... ..... ...... ...... ......

Madde 15: Çocukluk devresi, oluşum ve hazırlık devresi oluşu bakımından önemlidir. Bu devre, yetiştirme şevkatine, güzel terbiyeye ihtiyaç duyduğu gibi sapma ve taşkınlıktan korunmayı ister.

(Not şerhi hazırlanıyor)

....... ....... ....... ....... ........ ........ ...... ........

Madde 16: İslami davet (tebliğ) ancak akılları ikna ve kalbleri te’lif yolu ile olur. Dinde zorlama yoktur. Cihad ise Allah yolunda zalim ve müstekbirleri defetmek ve ister müslüman ister gayrimüslim olsun, mustaz’afları savunmak için yapılan kitaldır.(savaş-mücadele)

İslam, kıyamete kadar bütün insanlara yüce Allah’ın risaletidir. Allah Resüllerinin vazifesi, ehlini, aşiretini, kavmini ve sonra umum insanları davet etmektir. Bu sıralamayla olan davet, her müslüman erkek ve kadının vazifesidir. İlim adamları olunca, böylesi davet farz olur. Hadiste zikredildiği gibi alimler, Peygamberlerin varisleridir. Tebliğ ve açıklama vaciptir, susmak, gizlemek ve ketmetmek haramdır. Hadfiste: Her kim bir ilmi ketmetse (gizlese), kıyamet gününde ateşten bir gemle gemlenir.” Kur’anı Kerim’de ise „Yüce Allah’ın bir ahdıdır: insanlara açıklayacaksınız, ketmetmiyeceksiniz. Âli İmran 187 ” 

Kafir ve müşrik gibi müslüman olmayanlara islama girme daveti yapılır, müslümanlardan asi ve baği olanlara ise dine bağlı kalmaları ve dinin sınırlarını aşmamalrı yönde davet yapılır.

Meşru İslami davetin yolu, ikna ve ülfiyettir. Birincisi: yani ikna yolu, mantıki delil, hüccet ve ispatlara dayanan fıkri ve akli yöndür. İkincisi ise; terbiye ve yönlendirme üzerine kurulu olan kalb ve atifiyet ülfiyetidir.. Her iki durumda da yumuşak söz ve güzel yöntemle mücade edilmelidir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: „Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!“ (Nahl süresi 125)  Zorlama ve o anlamda olan davet mahzurludur. Kur’an’da bununla ilgili deliller çoktur. Örneğin; “Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.“  (Kaf 45)  „Sen onların üzerinde bir zorba değilsin.“ (Ğaşıye 22)  „Sen, inanmaları için insanları zorlayacakmısın?“  (Yunus 99)..  Kur’anda ayrıca bu hususta genel Nasslar vardır. En meşhuru „Dinde zorlama yoktur. (Bakara 256)  Bütün bunlara rağmen İslam’ın hakikatı başka şeydir ve bugünkü müslümanların realitesi de bir başka şeydir. Hatta, „Dünyaya İslam dini kılıç, terör ve korkutma dini şeklinde yayıldı“ saözüne sebebiyet veren İslam adına yapılan yanlış içraatlardır!...

İslam’ın büyük ilim adamlarından bir örnek verelim: Aralarında geniş ve kamil islam tarihi kitabı olmak üzre seksen kitaptan fazla islam kütüphanesine kitap kazandıran bir şahsiyet. Dediki: Müslümanlar bir bütün olarak kafirlere karşı savaşırlar. Ona dedim ki: Müslümanlar zafer kazandı ve kafırler yenildi.. sonra? Dediki: Kafırlerı topraklarından çıkartacaklar. Dedim ki: sonra?  Dediki: Tekrar kafirlere karşı savaş ilan edilir. Dedimki: Zafer ve hezimet sonra? Dediki: Savaş ve sürgün. Dedim ki: Peki müslümanlar kafirleri dünya küresi etrafında kovaladılar ondan sonra hangi gezegene sürüp savaşacaklar?  Sustu. Dedim ki: Cihad ve savaş müstekbir zalimleri defetmek ve müstaz’af mazlumları müdafaa etmektir. Yani tağutları izale etme ve insanları özgürleştirmektir. Dinde zorlama yoktur. Herkim ki kılıcın korkusuyla müslüman olursa onun islami sahih değildir. Ve herkim ki kılıcın korkusuyla kafır olursa onun küfrüne hükmedilmez. Kur’anda açıkça beyan edilmiştir:

„Ancak kalbi imanla mutmain olduğu halde (inkara) zorlananlar başka.“ (Nahl 106)  Çünkü küfür ve iman dünya hayatı boyunca teklif’in içine giriyorlar. Ceza ve mükafatları ahirettedir.. Dünya hayatı, adaleti tahkik etme, hürriyeti temin etme ve güzel muamele etme üzerinde kuruludur. Buna göre islamı neşr etme ve islama davet ile savaş ve kılıç arasında hiç bir ilişki yoktur. Kılıç, zalim ve bağiler içindir. Hatta müslüman olsalar bile.

Eğer mü’minlerden iki gurup birbirleriyle vuruşursa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın“ (Huçurat 9) İslami irhab (korkutma hakkındaki konuşma bir gerçeğe dayanıyor.  Yüce Alla şöyle buyuruyor:

„Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınzı korkutursunuz.. (Enfal 60) Bu korkutma, ister din ehli olsun ister inkarcılardan olsun zalimleri korkukutmadır, masum ve emniyettekileri değil.

Dava ehli, etkili olmaları için pisikoloji ve sosyoloji ilimlerine yönelmeleri ve tarihi bilgileri araştırmaları gerekir. İnsani realiteyi anlamak, hastalığını teşhis etmek, illet ve problemlerini keşfetmek için ve ardından durumuna uygun tedavi ve islah hareketine geçmek için bu ilimler zarurettir. Müstean Allahtır.

.... ...... ...... ......... ....... ........

Madde 17: Hürriyet genel bir haktır. Düşünce, tabirde, inançta, te’lifte, neşriyatta ve işçi sendikaları oluşturmada hürriyet koruma altındadır. Ayrıca İslamla çelişmedikçe siyası partiler ve kadın hakları dernekleri v.s. kurma hüriyeti mevcuttur.

İnsanlık, asırlar boyu zalim ve tağutların baskıları altında inleyerek yaşadı. Hürriyetleri hesabına her çeşit azap ve terör tadını tadtılar. Durum insanın kendi kardeşi olan insanları köleleştirmeye kadar gitti. Ömer’in dediği gibi, bu durum tamamiyle red edilir. Ne zaman anneleri hür olarak doğurduğu insanları köleleştirmeye başladınız?! Başka bir tabirle Rableri onları hür olarak yarattığı insanları ne zaman köleleştirmeye başladınız.

Çünkü dünyadaki ibadet teklifinin yerine getirilmesi için hürriyet esastır. Aynı zamanda ahirette de hesap ve ceza mesüliyetinin sıhhat şartlerındandır. Onun için Kur’an (Dinde zorlama yoktur) diye ilan etti. Dinde zorlama olmadığına göre görüş beyan etmede evleviyetle olmamalıdır. Buna benzer, Kura’an-i Kerim Resüle hiç bir kimseyi iman etme konusunda bir cebbar veya baskıcı ve zorlayıcı vasfını vermemiştir. Resüle bu yetki verilmediğine göre diğerlerine verilmemesi gerekir. 

İnsanı Demokrasi kavramında - ki islamda bunun karşılığı şura-ı mülzimedir- hürriyetin sınırlarını açıkladık. Her demokrasinin sabit ilkeleri vardır. Hürriyet bu sabit ilkelerden sonra başlar. Doğu hürriyeti, sosyalizmin ilkelerine bağlıdır. Batının hürriyeti, kapitalizmin ilkelerine bağlıdır. İslamiyetin hürriyeti ise islamın ilkelerine bağlıdır.

Biz hürriyeti ; insan tasarruf ve tavırlarında iradesinin serbest hale bırakılması ve cebir altında tutulmaması şeklinde tarif edebiliriz. Kur’anda hürriyet kavramı, irade ve meşiyet lafızlarıyla geçmiştir. Örneğin : (dilediğinizi yapınız) ve ( Diliyen iman etsin ve diliyen kafir olsun) ve (kiminiz dünyayı ve kiminiz ahireti diler)

Hürriyetin üç yönü vardır :

Birincisi : Düşünce, inanç ve atifeler konusundaki akıl ve tefkir hürriyeti

İkincisi: ifade etme, beyanda bulunma ve kitap telif etmede gazete, dergi radyo ve televizyon gibi değişik yayınlardaki dil hürriyeti

Üçüncüsü: İktidara ulaşmak veya muhalefet yapabilmek için siyasi partiler kurma, işçi haklarını savunan sendikaları kurma veya kadının haklarını koruma ve üzerindeki mevcut baskıları kaldırmak için kurulan kadın dernekler gibi, belli bir toplumsal eğilime veya bir guruba önem vermeyi kendine şiar edinen organlarla olan hareket hürriyeti.

Dini veya kavmi veya vatani veya genel olarak insani  seviyede kendi zatiyetini gerçekleştirmek ve çıkarlarını korumayı isteyen cemiyet veya cemaatlar da buna dahildir.

Bu hürriyetler iki kayıtla kayıtlıdır :

Birincisi: Akli kayıt. Başkalarına zarar vermeyen hürriyet.

İkincisi: Şer’i kayıt. O da maddenin sonunda zikredilen (İslamla çelişmediği müddetçe..) konudur.  Bu ilkelerin sonuncusu olan yirmi ikinci madde bu konuyu açıkça ifade etmektedir.

.... ...... ....... ...... ....... ......... .......

Madde 18: Adalet umumi bir haktır. Hiçbir makamın dokunulmazlığı yoktur. Vatandaşlar arasında hiç kimseye din, renk, gurup, cinsiyet veya mezheb imtiyazi tanınmaz.

Yüce Allah, yerde ve gökte ve içindekilerle birlikte bütün kainatı, adalet ve hak üzerine kurmuştur. Zulüm ve batılı red etmiştir. Akli fıtratta ve inen şeriatta açık ve seçiktir.

Adalet, insaf bakımından ve mazlum kendi hakkına ulaşması bakımından zalime ahiretle birlikte dünyada da azab verilir.

Küfre karşıt olan İman hakkı dahil olmak üzere diğer hukuklar öyle değildir. Hesap ve cezaları ahirettedir.

Yüce Allah buyuruyor ki, (Diliyen iman etsin dileyen kafir olsun) Bu mühlet ve fırsatı zulüm ve adalete vermemiştir.

Adalet nurunun kaybolması, yani zulüm karanlıklarının basması, hayatı tamamiyle tersine çevirir. Zulmün karanlığından toplumun nuru kaybolur, dağılır. Zalim çoban ile mustaz’af ve mazlum raiye arasında mahrumiyet ve terör girer. Adalet kaybolmasıyla zulüm gölgesinde ictimai hayatın kıymet ve faydası kalmaz. Adil olmayan anne ve babanın altında idare edilen aile ve evlatların halı nasıl olur?.. Zalim öğretmen ve müdürlerin mahiyetindeki öğrencilerin akibeti nasıl olur?  Buna mukabil kapitalizmi sıkan veya kominizmi dayatan zalim, cebbar ve tağut idareci, başkan ve askeri diktatörler...

Bu tabakanın dışında çiftçi, sanatkar, tüccar ve işçi tabakası vardır.

Hak kaybolduğu ve adalet battığı zaman emniyet, ve rahvet üzerine, hürriyet ve barış üzerine gölge vardır.

Kuvvetli toplumlar ve büyük medeniyetler adaletin gölgesinde oluşmuşlar. Buna karşı nice medeniyet ve nice toplumlar adaletin yok olmasından zulmün gelmesinde yıkılıp yok olmuşlar.

Adalet, hak ve batılı tayin eden terazidir. Kendini idare eden veya başkalarına vekalet eden Herkes, bu terazide tuğyan etmemesi ve bu düzeni bozmaması gerekir ve ayrıca bu düzenin korunması için uğraşması gerekir.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: (Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi) koydu. Sakın dengeyi bozmayın. Tartıyı adaletle kurun ve eksik tartmayın.) (Rahman 7-8-9) 

(Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizlik cerimetine sürüklemesin. Adaletle hükmedin zira bu takvaya daha yakındır.)

Hak ve batıl mücadelesi insanın yaratılmasıyla başlar. ( nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini müsavi bir şekilde ilham edene (Allaha) yemin olsun ki, Nefsini temizliyen kurtuluşa ermiş ve nefsini kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.) (Şems 7-8-9-10)

Bununla birlikte dışardan meleklerin hayır etkileri, cin ve insanlardan oluşan şeytanların etkenleri sözkonusur.

Bu hayır ve şer mücadelesi yer ve gökyüzünün varlığı ile var olacaktır. Bu mücadele ile şahsiyetlerin madenleri tanınır ve gerçekler ortaya çıkar. Zalim helak çukuruna yuvarlanacak, adil olan kurtuluş ve esenliğe yükselecek.

Adaletin birçok sınır ve ölçüleri vardır. Bunlar sınır koymak çin veya uyarı ve ikaz için konulur. 

Bu madde, bazı sınırlar getirmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Adalet eşitliği gerektirir. Hiçbir makamın dokunulmazlığı yoktur. Makamlar hiç himseyi koruyamaz.

Hadiste: “Sizden öncekiler, şerefli birisi hırsızlık yaptığı zaman bırakıp zayıf birisi hırsızlık yaptığı zaman ceza uyguladıkları için helak oldular. Allaha yemin ederim ki Muhammedin kızı Fatime hırsızlık yaparsa onun elini keserim.” 

Fatimenin makamı, en yüksek hakimin kızı ve Peygamberin kızı olmasıydı. Buna rağmen adalet önünde onun kızına dokunulmazlık verilmemiştir.

2- Raiyenin efratları arasında eşitliğin ilanı. Her vatandaşın hak ettiği hakkı elde etmesi ve eda etmesi gereken ödevi de yerine getirmesi gerekir.  Halk arasında, halkı birbirinden ayıran ve iftihar vesilesi edilen bazı eski cahiliyeden ve yirminci asırdaki muasır cahiliyeden kalma şeyler vardır. Bunların ayırımı için bazı örnekler verilmiştir:

Birinci örnek: Müslüman, Hırıstiyan, Yahudi ve Zerdüşti dinleri arasındaki farklılıklar. Dini mesüliyet ahirettedir.

İkinci örnek: Renk üzeredir. Renkler arasındaki özellikle siyah renkler arasındakı ayırım.

Bir Sudanlının “Acaba rengim bana Rabbani bir cezamıdır?” sorusu beni ağlatmıştı. Ona  “  Hayır; bu insanın insana zulmüdür “  dedim..

Üçüncü örnek: Gurupçuluk ile ilgilidir. İnsanlar gurup guruptur. Yani; fıkri açıdan parti, cemiyet veya cemaatlardan oluşur. Ortak maslahatları onları bir araya getirir. Varoluşlarını sürdürmeye ve tasarruf haklarını korumaya sahiptirler. Belli bir taifeye nisbet edildiği için zulmedilmez.

Taife, bir fikir, dini veya dünyevi ortak bir maslahat için bir araya gelen cemaattır.

Dördüncü örnek: Cinslerle ilgilidir. Bu cinsten, ister insan cinsi kast edilsin, o zaman ihtilaf nevinde olur. Yani erkek ve kadın arasında. Aralarında tam eşitlik olması gerekir. Birisinin hesabı üzerine diğerine imtiyaz tanınmaz. Bazen cins, belli bir vatana veya belli şahsiyetlere mensüp olması şeklinde anlaşılır...

Beşinci örnek: Mezheplerle ilgilidir. Mezhepler belli ideolojik fikirleri savunan cemaatlardır. Bu mezheplerin dini olanı vardır: Şafii, Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Caferi fıkıh mezhepleri gibi ve buna benzer akide mezhepleri, tasavvuf tarikatları gibi. Altıncı maddede anlattığımız gibi mezhepler taifelere de girer.

..... ... ...... ..... ...... .... ...... ..... ......  

Madde 19: İlim umumi bir haktır. Dinin temel eğitimi müslümanlar üzerine farzdır. Cehaleti (ümmiliği) ortadan kaldırmak, bütün eğitim merhaleleri ile ilgilenmek, ilmi araştırmayı teşvik etmek, kabiliyet ve yeteneklere göre yönlendirmek, ilmi kifayeti olanlardan istifade etmek ve çeşitli ihtisas alanlarına araç ve gereç temin etmek zaruridir.

İlim, hürriyet ve çalışma gibi genel haktır. Umumi haklar, insanlar arasında müşterektir. Ona muhtaç olan veya isteyen herkese kolayca elde edilebilir olmalıdır. Herhangi bir engel, baskı ve zorluk olmamalıdır.   

İlim sahibini yükseltir. İlim sayesinde insan yeryüzünün halifesi oldu ve göklerin melekleri ona secde etti.

Uluslar ilim hasılatlarına göre ve ilim adamlarına göre farklılık arzeder. Tarih geçmiş ve muasır medeniyetlerin  ilimle nasıl bina edildiği, cehaletle nasıl yıkıldığını anlatır.

İlimlerden maksat, faydalı ilimlerdir. İlim adamlarından maksat, ilimleriyle amel edenlerdir. Birçok ilimler zarar vermiştir. Birçok ilim adamları da gösteriş ve zarar unsuru olmuştur. Papağan gibi taklit ettiler.

İlimleri dini ve dünyevi şeklinde ikiye ayırabiliriz.

Dini ilimler, müslümanların üzerine farzulayndır. Bunlar değişmeyen sabit kıriterlerdir.

Diğer taraftan dünyevi ilimlerden bazıları sabittir. Çünkü fıtridır. Bu ilimler ya açıkça sabittir veya tecrübe ve burhanla kanıtlanan hakikatlardır.

Bazı ilimler farzı kifayedir. Bir kısım insanlar bu tür ilimleri yerine getirince diğerlerinden mesuliyet düşer. İnsanların  kendisine muhtaç olduğu bütün ilimler bu türdendir.. Sıhhatı korumak ve hastalıkları tedavi etmek için tıp, eczacılık ilimleri, gıda maddelerin emniyeti için zıraat ve sanat ilimleri, veya dil, astronomi, coğrafya, jeolojı ... gibi ilimler.

Bu madde, birçok öğretileri içinde barındırmaktadır. Zira ilim kulesini dikiyor ve ilim ehline önem veriyor. Bunlardan bazıları:

1-  Okuma yazma bilmeyen “ümmi”  kesimi silmenin zarureti ve okuma yazmanın yaygınlaştırma zarureti.

2- Eğitim ve öğretimin bütün merhalelerine önem verme. Hazırlık, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite...ve ilerisi

3- İhtisas eğitimine önem verme, kuralsal ve deneysel araştırmaları kollama.

4- Kabiliyet ve hünerleri münasip dönemlerde yönlendirme ve ilerletme

5- Yerli ve uluslararası yeteneklerden yararlanma.

6- İdari açıdan, değişik tahassus alanlarına gerekli olan araç ve gereçleri temin etme.

....... ....... ...... ......   ...... ...... .....

Madde 20: Bütün intifa‘ (yararlanma) sahalarında çalışma yapılır, amme hukukları üretilip çoğaltılır. Devlet gücü zaruri hallerde müdahale eder örneğin:

a- Şer’an haram olan muameleleri menetmek, faizli bankaları tasfiye etmek, faizsiz banka ve kredi enstitülerini kurmak

b- Mülkiyeti korumak, ondan güzel bir şekilde faydalanmayı sağlamak ve ferdler idare edemediği takdirde adaletle dağıtımını yapmak.

c- İsçiye münasib bir ücret vermek, yeterli bir dinlenmeyi temin etmek, sağlık hizmetlerini sunmak ve ihtiyarlık ile hastalık anlarında yaşantısını garanti altına almak. 

d- Karşılıksız borçla iş sahalarını destekleyip üretim ve mübadeleyi kolaylaştırmak.

e- İşçi ve işveren arasına anlayışı sokup çelişkileri gidermek için şu yollardan birine başvurmak:

1- İşçilerin maslahatı için devlet işyerlerinin kârlarından aldığı paradan işçilere dağıtmak.

2- Özel ticarethaneler kurup, mülkiyetin bir kısmını veya tümünü işçilere devretmek.

3- Toprağı ihya edip üretimi artırmak için çiftçilere yardım etmek. 

Kapitalizm düzeni, işverene hürriyeti verme kuralları üzerinde kuruludur. Bu da, belli bir tabakalaşmaya sebebiyet verir. Buna zıt olan düzen ise, kominizim sosyalizm düzenidir...

Uluslararası seviyede iki düzen yarış halindedir. Her iki düzende müsbet ve menfi yanlar vardır. 

Yirminci madde iki düzenin arasında ve onların üzerinde bir islah ve tedavi önerisidir. O da İslami çözümdür.

Çalışma, insanların geneline hitap eden umumi haklardandır. İktisat tekerliğini güçlü bir şekilde ileriye götürmek, maişette bolluğu sağlamak ve gıda konusunu emniyet altına almak için değişik üretim, kazanım ve çalışma fırsatları oluşturmak,  imkan sunmak, yoldaki engelleri kaldırmak...

Çalışma alanları değişiktir. Ziraat, Sanaat, Ticaret, inşaat, otlatmak, avlamak, tabii ham maddeleri çıkartmak, çevreyi temizlemek.... gibi.

Çalışma, gıda maddeleri, ilaçları, meskenleri, mensucatları, aletleri ... ve ham maddeleri artırma gayesi içindir.

Çalışma ve mal özgürlüğü asıl olandır. Kominizm sosyalizm, işçileri zirveye çıkaramayınca, kapitalizm de iş sahibini zirvede tutamayınca bir gurup diğerine zorbalık ve tuğyan etmemesi için işçi ve işveren arasındaki mesafeyi yaklaştırmak amacıyla orta yolun zarureti söz konusu oldu.

Zararı defetmek ve düşmeyi engellemek için devlet mudahelesi zaruri hale gelir.

İşi yapma imkanına sahip olunamadığında veya işi sürdürme imkanına sahip olunamayınca veya işi sürdüremeyince, devlet müdahele eder.

Bu madde, devlet güçlerinin müdahele örneklerinden dört tanesinden  söz etmiştir. O örnekler: 

Haram olan faizin yasaklanması,

Tabii servetlerin korunması,

İşçi ve işverenin korunması ve işçi ile işverenin arasına anlayışın sokulması.

- Haram olan muamelerin yasaklanması  -faiz gibi- , çünkü faiz Şeriatta haramdır. Yüce Allah faizcilere savaş ilan etmiştir. Buna mukabil banka ve finans işleri için faizsiz İslam bankaları devreye girer.

- Maden, petrol, su, kömür gibi tabii servetlerin korunması..  Kaynakların güzel kulllanımını sağlamak ve harcanması gerek yerlere adaletle dağıtımını sağlamak.

- İşin sigortası, münasip ücretlerin verilmesi ve iş saatlerinin sınırlandırılması, yeterli istirahatın verilmesi, gerekli ilaçların temini, hastalıktan dolayı acizlik  sözkonusu olunca veya yaşı ilerleyince yeterli geçim imkanının sağlanması.

- İş sahibini koruma, ona karşılıksız borç verme, faydalı projeler için araştırmalar yapma, üretim ve pazarın düzelmesı için araştırma ve tavsiyelerde bulunma.

- İşçi ve işveren arasına anlayışın sokulması.

Alakayı artırmak, aralarındaki mesafeyi yaklaştırmak. İşçilerin iş sahibi olabilmelerini sağlamak için özel planlamalar yapmak. Ortaklık anlaşmaları yapmak ve iş sahibi olabilmeleri için, işin içinde yükseltmek ve ilerde işin şahibi yapmak.

Bu madde, bunun için üç yol önermiştir:

1- Elde edilen karlardan bir kısmı ve devletin de bir pay katmasıyla projeler üretmek. Örneğin: İş yerini hisselere ayırdıktan sonra işçiye bu hisselerden bir kısmını vermek ve devlet de bir ortak gibi hisse alarak içine girer ve işçilere devreder. Böylece işçiler de belli şartlarda ortak haline dönüşürler.

2- Özel projeler geliştirdikten sonra mülkiyetini içinde çalışan işçilere belli şartlarda devretmek.

3- Toprakları ziraatla ihya etmek veya ihyasına yardımda bulunmak, çiftçi ve üreticilere bina yapmak.

....... ..... ...... .......  ...... ...... .....

Madde 21: Sosyal sigortalar; Zekat, Vakıf ve teberrudan oluşan özel maliyeden kapatılır. İhtiyaç halinda genel vergi ve gelir hazinesinden faydalanılır.

Din, akıl, namus, nefis ve mal gibi temel hakların koruması sahasında, yeme içme, barınma, giyinme, eĝitim, tedavi ve evlenme gibi ana ihtiyaçların riayeti konusunda Hükümet toplumun hizmetindedir. Ve bunların güvence altında oluşu, koruma, olgunlaştırma ve güzelleştirme açısındandır. Bu çok harcamaya ve büyük bir bütçeye gereksinim duyan aĝır bir yüktür. Bu bütçenin iki kaynaĝı vardır.

Birincisi: Zekat ve ona baĝlı olan nezir, keffaret gibi olan özel dini gelir veya vakıf ve teberruat gibi özel şahsi gelir. Özel oluşu, İslam dini kaynaĝına veya ferdi olan şahısa dayalı oluşundandır. Ayrıca faydalanma kaynakları da belirli olması da ona bır özellik vermektedir.

İkincisi: Vergi ve üretim kaynakları gibi genel bir kaynaklardır. Genel oluşu kaynak ve harcama alanlarının çokluĝundan gelir.

Maddede geçen müfredatların tarifi şöyledir:

1- Zekat: (buna sadaka da denir) Kur`an-ı Kerim’de geçen sadaka, (zekat) Fakirlere, Miskinlere, sadakayı toplamakla görevli olanlara, Kalbleri İslama ısındırılanlara, savaşta olanlara, borçlu olanlara, Allah yolunda ve yolda kalmışlara ödenır. Bu, Allah’tan olan farzdır...)  sekiz sınıfa harcanmak üzere dini olarak farz olan maldan bir nisbettir. Nakdi ve ticari mallarda, hayvanlarda, zıraatta ve define mallarda farzdır..

-Nezir (Adak): İster mal ister menfaat olsun kişinin kendi boynuna başkalarına hak geçirmektir.

-Keffaret: Dini olarak yapılan muhalefetten dolayı çarptırılan malı cezalar.

2-Vakıf: Bir eşyayı veya bir menfaatı vakfeden kişinin tayin ettiĝi şekle göre yapılmasını saĝlama ve sadece o sahalara hapsetmedir.

3- Teberru: Malı veren kişinin tayin ettiĝi istikamette harcanması için bir malı baĝışlama.     

4- Vergiler: Ammenin maslahatı için gelirler, varidatlar, karlar ve muameleler gibi konulara hükümetçe tayin edilen malı bir nisbettir.

5- Üretimler: Ferdlerin ve özel sektörün yapamıyacaĝı projelerı yapma veya idare etmekle elde edilen gelirler. Madde 20 de geçtiĝi gibi bu gibi yerlerden gelen karlar ammeye harcanır.

.......  .......  .....   ......   ......   ......


Madde 22: Kitab ve Sünnet’ın Nassına (Dinin esaslarına) muhalif olan  Kürdistan İslam Partisin (Partıya İslamıya Kürdıstan -PİK) den gelecek her türlü tavsiye ve kararlar geçersiz sayılır, itibar edilmez.

Partiya İslamiya Kurdistan’ın tüzük ve ilkeleri dini ve İslamidir. Çalısması Kitap ve sünnetin üzerinde kuruludur. Kıyade ve sorumlulardan çıkan karar ve tavsiyeler de Kitap ve sünnete aykırı olmamalıdır. Batıl bir şeyin ortaya çıkması halinde o, ve ona dayalı olan şeyler geçersizdir, itibar edilmez. Yani kıymeti yoktur. Görevi yerine getirme ve muhalefet etmeme konusu Allah’ın azabından korkmayla başta kişinin kendisini murakabe ve nefsi muhasebeden geçer. Bununla birlikte hüküm sahibi idarecinin murakebesi de zorunludur. (Yüce Allah sultanla kaldırdıĝını Kur´an’la kaldırmaz)

Aşaĝıdaki durumlarda nasslar baglayıcıdır:

1- Nass kat´i sabit olması, yanı; Kur´an ayeti veya sahih hadis.

2 – Nass, delalet bakımından kesin olması, yani; Nesh ve Te´vıl ihtımalı taşımaması. Aksi takdirde zan ve sadece müctehidi baĝlayan ictihad hükmüne girer. İkna edildiĝi takdirde uymayı gerektirir. Taklitçi, kanat getirdiĝinde uyar.

3 - Zaruret ve ruhsat babından olmayacak. Takiyye ve ehvenüşşer veya iki zaruretten en hafifi gibi. Bu anlatılan dini ilkelerle ilgilidir. Amme ilkelere gelince onlar da kesin olan bir Nassa aykırı olmamalıdır. Amme tabirinden maksad, hakkında Kitab ve Sünnetten delil bulunmayan konulardır. Bunlar ammenin maslahatına göre açık bırakılan, zaman, mekan ve şahısların durumuna göre farklılık arz eden şeylerdır. Bunlarda, hak ve adalet dairesinden çıkmama veya zulüm, kayırma veya zarar dairesine girmeme şartı vardır.

Salih ameller sadece onun fazlı sona eren Yüce Allah’a hamd olsun.