ATATÜRK'ÜN AĞZINDAN RESMİ BELGELERLE
KÜRTLER VE KÜRDİSTAN

  BELGE:1 
“İKİ HALKI ÇARPIŞTIRAN HAİNDİR!”
Mustafa Kemal’in, 17 Eylül 1919 günü, İstanbul’daki Senato Üyesi Fuat Paşa’ya gönderdiği mektuptan:“...Bu Başbakan’ın (Damat Ferit) cinayetlerine ortak olan İçişleri ve Savaş İşleri Bakanları da ulusun sesini boğmak, yasal bir toplantısını (Sivas Kongresi) tanımamak, Kürt’ü Türk’ü birbirine düşürerek, Müslümanlar arasında çarpışmalara neden olmak gibi haince girişimlerde bulunuyor...”
(Atatürk’ün Özel Arşivi’nden Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayını, Sayfa: 71)  

 BELGE:2 
“KÜRT,TÜRK KARDEŞİNDEN AYRILMAYACAK”

Mustafa Kemal’in, 3. Ordu Müfettişi olarak Amasya’dan, Erzurum’daki Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği, 24 Haziran 1919 tarihli mesajın ilk maddesi:
“1- Mr.Novil adındaki bir İngiliz Yüzbaşısı, Urfa’dan Siverek yoluyla Viranşehir’e giderek, Milli aşiretlerinin ileri gelenleriyle görüşmüş ve Urfa’ya dönmüş. Osmanlı hükümeti için çok kötü propağandalar yapmış. Ancak aşiret reislerinden aldığı kesin cevaplara sevinmiştir. Kürtler, Türk kardeşlerinden kesinlikle ayrılmayacaklarını, bu uğurda son kişilerine varıncaya kadar ölüme hazır olduklarını söylemişller. Ayrıca İngilizler’in kendilerine vermek istediği önemli miktardaki parayı almayarak namus ve yurtseverliklerini göstermişlerdir...”
(Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 43)

 BELGE:3 
“KÜRTLER OYUNUN FARKINA VARDI”

Mustafa Kemal’in, Sivas’tan 24 Eylül 1919 günü, Amerika Birleşik Devletleri İnceleme Kurulu Başkanı General Harbord’a gönderdiği ayrıntılı rapordan:
“İmparatorluğu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasında bir kardeş savaşı çıkarmak ve bağımsız bir Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtler’i kışkırttılar. İleri sürdükleri tez, İmparatorluğun nasıl olsa dağılacağıdır. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar. Her türlü casusluğa başvurdular. Noil adında bir İngiliz subayı, uzun süre Diyarbakır’da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya başvurdu. Ama bizim Kürt yurttaşlarımız düzenlenen oyunun farkına vararak, O’nu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular...”(Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 74-84)

 BELGE: 4 
“TÜRK,KÜRT,ÇERKES KARDEŞİZ”

Mustafa Kemal’in, Ankara’dan, Çerkes Ethem’in ağabeyi Reşit Bey’e gönderdiği 7 Ocak 1920 tarihli telgrafından:
, “konu dışı olarak, şunu da belirteyim ki, Anzavur’un alçaklığı, kendisine ve kışkırtıcı olan İngilizler ile ayakçılarına yöneliktir.Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkez kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baştacımızdır. Asıl, bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkez ve diğer din kardeşlerimizin elele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur...”
(Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 34, Belge no: 849

 BELGE: 5 
“KÜRTLER, TÜRKLERLE BİRLEŞTİ”

Mustafa Kemal’in, “NUTUK” adlı eserinin, “Samsun’a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş” başlıklı bölümünden:
“Anadolu halkı, baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Bütün kararları, bütün komutanlar ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizden yanadır. Anadolu’daki ulusal örgütler ilçe ve bucaklara kadar yayıldı. İngiliz koruması altında bir bağımsız Kürdistan kurulmasıyla ilgili propağanda ortadan kaldırıldı ve bu amacı güdenler yola getirildi.
Kürtler Türkler ile birleşti...”
(Nutuk, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1976, Sayfa: 15)

 BELGE: 6 
“KÜRDİSTAN’I AYAKLANDIRIYORLAR!”

Mustafa Kemal’in, Nutuk adlı eserinde yer alan ve 6. Kolordu Komutanı’nın, Padişah’a gönderdiği mektuptan söz ettiği bölümden:
“...komutanlar, mektupta hükümetin savaş yoluna gidep kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan’ı ayaklandırarak, yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenmiş olduğu belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğrayarak kaçmak zorunda bırakıldıklarından söz ediyorlar...”
(Nutuk, İnkılap Yayınevi, Ankara,1966, Sayfa: 100)

 BELGE: 7 
“KÜRDİSTAN’A OTONOM YÖNETİM!”

Altında “Büyük Millet Meclisi ve Mustafa Kemal” imzası bulunan ve El-Cezire KomutanıTuğgeneral Nehat Paşa’ya gönderilen masaj:
“Kişiye Özel.
El-Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa Hazretlerine,
1-Aşamalı olarak, bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk gruplarının ilgili ve etkili olduğu bir biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç politikamızın gereğidir. Kürtlerle dolu bölgede ise, hem iç politikamız ve hem de dış politikamız açısından ölçülü yerel bir yönetim kurulmasını savunmaktayız.
2-Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtler’in bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerinikurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları BMM (Büyük Millet Meclisi) buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan’daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikaya yöneltilmesi El-Cezire Cehpesi Komutanlığı’nın görevidir.
3-Kürdistan’da Kürtler’in Fransızlar ve özellikle Irak sınırında İngilizler’e karşı düşmanlığını silahlı çarpışmayla durdurulamaz bir düzeye vardırmak ve yabancılarla Kürtler’in birleşmesini engellemek aşamalı olarak yerel yönetimler kurulmasının zeminini hazırlamak ve bu yolla yürekten bize bağlılıklarını sağlamak Kürt yöneticilerinin sivil ve askerlik görevleriyle görevlendirilerek bize bağlılıklarını pekiştirmek gibi genel yollar benimsenmiştir.
4-Kürdistan’ın iç politikası El-Cezire Cephesi Komutanlığı’nca belirlenecek ve yönetilecektir. Cephe Komutanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Başkanlığıyla yazışmalar yapar. İller tarafından izlenecek yolu düzenleyip uyumu sağlayacağı için sivil yöneticilerin de bu konuda bağlı oldukları yer, Cephe Komutanlığı’dır.
5-El-Cezire Cephe Komutanlığı yönetim, adalet ve maliye (parasal) konularda değişiklik ve düzenlemeye gerek gördükçe, bunun uygulanmasını hükümete önerir.
BMM Başkanı
Mustafa Kemal.”
(TBMM.Gizli Celse Zabıtları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1985, Cilt: 3, Sayfa: 550)

 BELGE: 8 
“KÜRDİSTAN’DA BULUNMAKTAN KIVANÇ DUYDUM!”

Mustafa Kemal’in, Adana’dan, 24 Mart 1919 günü, kendisi ve arkadaşlarıyla ilgili olarak ortaya atılan bir iddiaya karşılık, İstanbul’a Savaş İşleri Bakanlığı’na gönderdiği mektuptan:
“Arkadaşlarımın bu alçakça suçlamaya karşı ne diyeceklerini bilemem. Yalnız kendi adıma açıklıyorum ki; Benim Anafartalar’da, Kürdistan’da, Suriye’de, başlarında bulunmaktan kıvançz duyduğum kahraman ordular, haydutların değil, Osmanlı ulusunun namuslu çocuklarından kurulmuştur..”
(Öyküleriyle Atatürk’ün Özel Mektupları, Sadi Borak, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1980, Sayfa: 139)

 BELGE: 9 
“AYRILIKÇI KÜRTLER KAZANILDI!”

Mustafa Kemal’in, Amasya’dan, 22 Haziran 1919 günü, Sivas Valisi Reşit Paşa’ya çektiği telgrafın ikinci parağrafı:
“Devletin bütünleşmesinin önem kazandığı bir sırada İngiliz propağandasının etkisinde ortaya çıkan ve Kürdistan’ın bağımsızlığını isteyenler, görüşmeler yoluyla kazanılarak Halifelik ve Saltanat çevresindeki ortak amacımıza getirildi. Çok şükür hata anlaşılarak aramıza dönmüşler ve kongreye (Sivas) çağrılmışlardır. Bu ulusal ve yaşamsal sorun için sizin gibi yurtsever, sözünü bilir düşünürlere düşen özveri, özellikle çok büyüktür..”
(Tarih Vesikaları Dergisi, Ankara, 1949, Sayı: 15, Sayfa: 162)

 BELGE: 10 
“BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN İSTEYENLERLE GÖRÜŞÜLDÜ"

Mustafa Kemal’in, 3. Ordu Müfettişi ünvanıyla, İstanbul’a, başta Halide Edip Adıvar, Senato Başkanı Ahmet Rıza Bey ve eski Başbakan Ahmet İzzet Paşa’nın da bulunduğu çok sayıda aydın ve polotikacıya gönderdiği mesajdan:
“...Bu düşünceme siz de katılıyorsunuzdur, herhalde. Anlattığım durum, bugün genel bir kongrenin acele olarak taplanmasını gerektirmektedir. Bu çağrı her yere ulaştırılmıştır. Devletin parçalanmasının sözkonusu olduğu bir sırada, İngilizler’in propağandasıyla ortaya çıkan ve Kürdistan’ın bağımsızlığını isteyenler gibi akımlar da, karşılıklı görüşmelerle, bu düşüncenin savunucuları, halifelik ve saltanat çevresindeki ortak amacımıza çekilerek durdurulmuş ve kongreye çağrılmışlardır..”
(Milli Mücadele, Sebahattin Selek, Cilt: 1, Sayfa: 324)

 BELGE: 11
“OSMANLI ÜLKESİNİN PARÇALARI”

11 Eylül 1919 günü yayınlanan Sivas Kongresi Bildirgesi’nin 1. Maddesi:
“1- Yüce Osmanlı devletiyle anlaşık devletler arasında yapılan antlaşmanın imzalandığı 30 Ekim 1918 günündeki sınırlarımız içinde kalan ve her yerde ezici çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı ülkesinin parçaları (ki, bu parçalar bir sonraki belgede, yani Amasya Protokolü’nün ilk maddesinde –Osmanlı toprağı, Türkler ve Kürtler’in yaşadığı topraklardır.- diye açıklanıyor.) birbirlerinden ve Osmanlı bütünlüğünden hiçbir nedenle koparılamaz bir bütün oluşturur. Bu parçalarda yaşayan bütün Müslümanlar; birbirlerine karşı, karşılıklı saygı ve özveri duygularıyla dolu, etnik ve sosyal haklarıyla, bulundukları yöne koşullarına bütünüyle bağlı öz kardeştirler...”
Sivas Kongresi, Vehbi Cem Aşkın, Ankara, 1963, Sayfa: 158  

 BELGE: 12 
“TÜRK VE KÜRTLERİN OTURDUKLARI YERLER”

Amasya Protokolü Tutanağı’nın 1. Maddesi aynen şu cümlelerle başlıyor:
“Bildirgenin 1. Maddesinde Osmanlı devletinin düşünülen ve kabul edilen sınırları, Türk ve Kürtler’in oturdukları yerleri kapsadığı ve Kürtler’in Osmanlı topluluğundan ayrılmasının olanaksızlığı belirtildikten sonra, bu sınırın en az bir istek olmak üzere elde edilmesinin sağlanması gereği ortaklaşa kabul edildi.Bununla birlikte yabancılar tarafından, görünüşte Kürtler’in bağımsızlığı amacı altında uydurulan yalanların önüne geçmek için de, bu durumun Kürtlerce şimdiden bilinmesi uygun görüldü...”
(1-Yurt Ansiklopedisi, Cilt: 1, Amasya maddesi.
2-Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Mustafa Onar, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995, Cilt: 1, Sayfa: 268, Belge no: 348)

 BELGE: 13 
“KÜRDİSTAN’L
A İLGİLENMEK GEREKİYOR”
9. Ordu Birlikleri Müfettişi Mustafa Kemal, Havza’dan, 29 Mayıs 1919 günü Genelkurmay Başkanlığı’na çektiği telgraf:
“Bağımsız Kürdistan görüşünü savunan, Diyarbakır’daki Kürt Kulübü ile hükümet yandaşı olan öteki kulüpler arasındaki çelişkinin arttığını araştırmalarımdan öğrendim. Kürtler’e ve Kürdistan üzerinde etkili, savaş sırasında yakınlık ve sevgilerini çok iyi kazandığım Kürt ileri gelenlerinden bazılarına doğrudan, bazılarına Kolordu aracılığıyla telgraflar çekerek, devletin gerçek durumunu ve kendilerince alınması gereken önlemler için gereği kadar bilgi vererek, etkili öğütlerde bulundum.
Son günlerde edindiğim bazı bilgilere göre, Kürdistan bölgesiyle de ilgilenmek gerekiyor, Bunun için bağımsız Kürdistan olmak üzere, İngilizlerce de desteklenen hangi bölgelerdir ve ileride çok...(bu cümlenin sonu okunamıyor.) Yine İngilizlerce kışkırtılan bölgeler hangileridir? Bu konuda yüksek Başkanlığınızdaki bilgilerin bildirilmesi için emirlerinizi dilerim...”
(Har Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 4)

 BELGE: 14 
“KÜRTLER’LE UZLAŞIN!”

Mustafa Kemal’in, 15 Haziran 1919’da Diyarbakır Valiliği’ne gönderdiği telgraftan:
“Bütün milletin, hayat ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu önemli günlerde, bir yabancı devletin korumasına sığınarak düşük ve esir yaşamayı tercih eden her türlü ilkenin, ülkeyi parçalayarak her türlü derneğin kapatılması çok hayati ve gerekli bir görev olduğundan, Kürt Kulübü konusundaki uygulamanız tarafımızdan da uygun görülmüştür..
.......
Bu nedenle, Diyarbakır ve bağlı yörelerde Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Derneklerinin oluşmasına ve kurulmasına yardım edilmesini önemli salık veririm. Ve özellikle Kürt Kulübünün üyeleriyle, bugünkü telgrafım kapsamında görüşerek uzlaşmak uygundur...”
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 10)  

 BELGE: 15 
“KÜRTLER’İ TEMSİL ETMİYORLAR”

Mustafa Kemal’in Diyarbakır Valisi’ne gönderdiği yukarıdaki telgrafa karşılık, Erzurum’daki Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği telgraftan:
“Diyarbakır’da Kürt Kulübünün İngilizler’in kışkırtmasıyla, İngilizler’in koruyuculuğunda bir Kürdistan kurmak amacını izlediği anlaşıldığından kapattırılmıştır. Üyeleri hakkında soruşturma yapılıyor. Kürdistan’ın tanınmış beylerinden aldığım telgraflarda, dağıtılan bu Kürt Kulübü’nün hiçbir Kürt’ü temsil etmediği, birkaç kendini bilmezin girişimlerinin sonucu olduğu, ülke ve ulusun bütünüyle bağımsız ve özgür yaşaması uğrunda her türlü özveriye ve bu konuda emirlerinize hazır oldukları bildirilmektedir...
...Hükümetin (İstanbul) bayağı tutsak bir durumda olması, başkentin baskılı bir askeri işgal altında bulunması dolayısıyla ulusun kurtuluşunun, yine ulus ordusuyla gerçekleşeceği sizcede bilinmektedir. Bu nedenle, ben Kürtler’i daha ötesi bir öz kardeş olarak, bütün ulusu bir nokta çerçevesinde birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuk dernekleri aracılığıyla göstermek karar ve çabasındayım...”
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 49)  

 BELGE: 16 
“EZİCİ COĞUNLUK TÜRK VE KÜRT”

Mustafa Kemal’in, Edirne’deki 12. Kolordu Komutanı Mehmet Selahattin Bey’e gönderdiği bir mesajdan:
“Ezici çoğunluğu Türk ve Kürt olan bu illerden bir karış bile verilemez...”
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cilt:1 Sayfa: 72)  

 BELGE: 17 
“BEDİRHANLAR VE MALATYA OLAYI”

Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserinden:
“Bay Novel adında bir İngiliz Binbaşı, Bedirhanlar’dan Kamuran, Celadet ve Cemil Beylerle ve yanında 15 kadar Kürt atlısıyla Malatya’ya gelmiş ve kendilerini Mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey karşılamıştır. Harput (Elazığ) Valisi de, bir posta hırsızını izliyor görünerek otomobille Malatya’ya gelmiştir. Bu amaçla bunlara Adıyaman’daki birlik de verilmiştir.
Amaçlarını, Kürdistan kurmaya söz vererek Kürtler’i, işlerimizi bozmaya ve bizi öldürtmeye yollamak olduğu anlaşılmış ve karşı önlemlere başvurulmuştur. Bu arada Vali ve ötekileri yakalatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya’ya çağırmıştır. Bunun üzerine 13. Kolordu işe girişti.
Gereken önlemler alınmıştır. Yarın akşam Harput’tan gönderilen bir birlik, ortalığı karıştıranları tepeleyecektir...”
(Nutuk)

 BELGE: 18 
“DİN VE ULUSUNU SATMIŞ KÜRTLER!”

Mustafa Kemal’in, Erzincan’ın Kemah ilçesinde yaşayan ve Kürt aşiretlere yakınlığıyla bilinen eski Milletvekili Halet Bey’e, Sivas’tan, 9 Eylül 1919 günü gönderdiği mesajdan:
“...İngiliz korumasında bağımsız bir Kürdistan kurulması amacıyla propağanda yapmakta olan İngiliz Binbaşılarından Mr. Novel’in, din ve ulusunu satmış Kürt Beylerinden Ekrem, Kamran, Ali, Celadet’le birlikte Malatya’ya geldiği ve İstanbul hükümetini tutan, açıkçası ulus ve yurt haini olan Elazığ Valisinin de bunlara katıldığı ve Bedirhanilerden Malatya Mutasarrıfı Halil Beyle birlikte sözde postayı soyan hırsızları izlemek gibi uydurma bir gerekçeyle silahlı Kürtleri toplamaya giriştikleri öğrenildi.
Şöyle ki, Kürtler’in kutsal halifelik makamına ve ülkeye olan bağlılık ve ayrılmazlıklarını göstermek üzere bazı ağaların birtakım Kürt kuvvetiyle birlikte Malatya’ya doğru yola çıkıp, padişah ve ulusa karşı İngilizler’le işbirliği yapmak hainliğine kalkışan ve yörenin temiz yürekli Kürtler’ini toplayarak onların askerlerce boş yere öldürülmelerine ve padişaha, ulusa başkaldırmış duruma sokulmalarına neden olan vatan hainlerinin alçaklıklarını sözünü ettiğim Kürtler’e en çabuk yoldan bildirip, çağrıya uymalarının sağlanmasına çaba göstermelerini önemle bekler. Olanak varsa bu işe hemen girişilerek sonucun hemen bildirilmesini dileriz...”

(Rauf Orbay’ın Hatıraları, Yakın Tarihimiz Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 30, Belge no: 1113)


ATATÜRK'E AİT BELGELERİN YORUMU (1)

Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Eruzurum Şubesi'nce, 30 Mayıs 1919 günü yayınlanan bir bildiride, Doğu illeri için, "Bu illerimiz kan, din ve tarih kardeşi olan Kürt ve Türk'ün namus ve vatanseverliğine emanettir..." deniliyordu. Bu Cemiyet'in, 17 Haziran tarihli bir raporunda ise, "Kürt ile Türk'ten meydana gelmiş birleşmiş bir milletin hakları"ndan söz ediliyordu.
Erzurum Kongresi'nde, iki halkın kardeşliği ifadesi açılarak resmi belgelere dökülüyordu: "Doğu bölgesinde yaşayan unsurlar, birbirlerine karşı saygı ve fedakarlık duygularıyla dolu, ırksal durumlarına ve toplumsal ile coğrafi haklarına saygılı öz kardeştirler..."
20-22 Ekim 1919 günleri Amasya'da imzalanan protokolde yeni vatan, "Türk ve Kürtler'in oturduğu topraklar" ifadesiyle açıklanıyordu..
Sivas Kongresi'nde de bu görüşler aynen benimseniyordu..

Mustafa Kemal, 1919'da 1. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey'e çektiği mesajlarda, "Kürtler de Türklerle birleşti" diyerek, sevincini belirtiyordu. Doğu Bölgesi'ndeki tüm görüşme ve yazışmalarda, "Türk ve Kürt'ün birbirinden ayrılmaz iki öz kerdiş olduğunu" ısrarla tekrarlıyordu.
Büyük Millet Meclisi'nen açıldığı günlerde yaptığı bir konuşmada, yeni ülkeyi oluşturan sınırlardan, "kardeş milletlerin sınırı" diye söz ediyor, "Bu sınırlar içinde Türk olduğu gibi Kürtler de vardır. Bu halklar birbirinin haklarına daima saygılıdırlar..." diyordu.
1923 yılının Ocak ayında İzmit'te yaptığı önemli bir açıklamada ise bu söylemlerini daha da ileri götürüp somutlaştırarak, "Kürtler'e bölgesel özerklik verilecek. Yeni Anayasa bunu sağlayacak şekilde yapılacak..." diyecekti.

Bu derleme çalışmasıyla; Mustafa Kemal'in, 1919-1923 yılları arasında, başkalarına gönderdiği özel ve resmi bazı mektup, telgraf ve mesajlarda, "kürtler'i nasıl gördüğünü" ve özellikle "Kürt sorununun çözümü için (o günlerde) neler düşündüğünü" kendi kaleminden tarihi belgelere dayanarak sergilemek istedim.
Aslında, gerek genel olarak devletin ve gerekse Mustafa Kemal'in, bu konudaki belgelerinin tümüne tam olarak ulaşıldığı söylenemez. Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine ait belgeler için de geçerlidir. Kamuoyundan çeşitli nedenlerle kaçırılan, imha edilen, saklı tutulup açıklanmayan birçok belgenin olduğu savunuluyor.

1919 yılında Samsun'a çıkışından sonra, Cumhuriyet'in ilanına kadar süren 5 yıllık sürede, ateşli bir şekilde "Kürt ve Türk halklarının kardeşliğini ve birlikte yaşamayı kabul ettiklerini" anlatan, dönemin Başbakanı ile diğer yöneticileri kastederek, "Kürtle Türk'ü birbirine düşürüp vatan haini olduklarını"söyleyen bir Mustafa Kemal..
İşte, bu Mustafa Kemal'in bu düşünce ve tanımlamalarını, ne 1924 yılından sonraki dönemdeki konuşma ve yazışmalarında; ne de 1924 Anayasası'nda göremez oluyoruz. Artık O, bırakın "Kürdistan'ı", "Kürt" adını dahi, ölünceye kadar ağzına almayacak bir Mustafa Kemal'dir.
Artık O, 1932'lerde, "Diyarbekirli, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı, Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.." diyen bir Mustafa Kemal'dir, hem de Diyarbakır'da...
Görüşler farklı: Kimi, Mustafa Kemal'in, Kürtler'le ilişkide, özellikle Cumhuriyet'in ilanınından sonra büyük bir "u" dönüşü yaptığını düşünüyor. Kimi, "Hayır, Mustafa Kemal Kürtler'i seviyordu. Ancak sonraları çevresindeki aşırı Türkçü kesimlerin etkisiyle bu konudaki düşüncelerini değiştirdiğini..." düşünüyor. Kimileri ise, daha da ileri gidip, "Mustafa Kemal'in bu ilişiklerinde içten olmadığını, 'köprüden geçinceye kadar' politikasını güttüğünü, Kürtler'i kullanıp bir kenara attığını..." öne sürüyorlar.
Bu tartışmalara girmeden isterseniz tarihi belgeleri konuşturalım:

"İKİ HALKI ÇARPIŞTIRAN HAİNDİR"

Evet, bu cümle Mustafa Kemal'e ait, sözünü ettiği halklar ise Kürt ve Türk halklarıdır!.. Mustafa Kemal, Sivas'tan 17 Eylül 1919 günü, İstanbul'a, Senato (Ayan) Üyesi Fuat Paşa'ya gönderdiği ve "Saygılar sunar, ellerinizden öperim" ifadesiyle biten mektubunda, dönemin Başbakanı Damat Ferit Paşa'dan şikayetçi oluyor. Mektubunun bir bölümünde şu cümle dikkati çekiyor:
"...Bu Başbakan'ın cinayetlerine ortak olan İçişleri ve Savaş İşleri Bakanları da ulusun sesini boğmak, yasal bir toplantısını (Sivas Kongresi) tanımamak, Kürt'ü Türk'ü birbirine düşürerek, Müslümanlar arasında çarpışmalara neden olmak gibi haince girişimlerde bulunuyor..." (1)
Mustafa Kemal, mektubun sonunda, "çevresindekilerin, Padişah'a ülkedeki gelişmelere ilişkin sağlıklı bilgi ulaştırmadığını" belirterek, Fuat Paşa'dan, "mektubunda anlattığı gerçekleri Padişah'a iletmesini istiyor.

"KÜRT, TÜRK KARDEŞİNDEN AYRILMAYACAK"

Mustafa Kemal, 3. Ordu Müfettişi olarak Amasya'dan, Erzurum'daki Kazım Karabekir Paşa'ya gönderdiği, 24 Haziran 1919 tarihli şifreli mesajın ilk maddesinde, Güneydoğu'da meydana gelen bazı olaylara ilişkin olarak şu bilgileri veriyor:
"1-Mr.Novil adındaki bir İngiliz Yüzbaşısı, Urfa'dan Siverek yoluyla Viranşehir'e giderek, Milli aşiretlerinin ileri gelenleriyle görüşmüş ve Urfa'ya dönmüş. Osmanlı hükümeti için çok kötü propağandalar yapmış. Ancak aşiret reislerinden aldığı kesin cevaplara sevinmiştir. Kürtler, Türk kardeşlerinden kesinlikle ayrılmayacaklarını, bu uğurda son kişilerine varıncaya kadar ölüme hazır olduklarını söylemişler. Ayrıca İngilizler'in kendilerine vermek istediği önemli miktardaki parayı almayarak namus ve yurtseverliklerini göstermişlerdir..." (2)

İNGİLİZLER'İ ABD'YE ŞİKAYET

Amerika Birleşik Devletleri İnceleme Kurulu Başkanı General Harbord'a ülkenin içinde bulunduğu genel durumla ilgili çok uzun ve ayrıntılı bir rapor gönderen Mustafa Kemal, olup-bitenlerden İngilizler'i sorumlu tutuyordu. Bu ülkeyi ağır bir dille suçlayıp, ABD'ye şikayet ediyordu. Sivas, 24 Eylül 1919 tarihli raporun, Kürtler'in durumunun anlatıldığı 5. Maddesinin (B) bölümünün başlangıç maddesi şöyle:
"İmparatorluğu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasında bir kardeş savaşı çıkarmak ve bağımsız bir Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtler'i kışkırttılar. İleri sürdükleri tez, İmparatorluğun nasıl olsa dağılacağıdır. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar. Her türlü casusluğa başvurdular. Noil adında bir İngiliz subayı, uzun süre Diyarbakır'da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya başvurdu. Ama bizim Kürt yurttaşlarımız düzenlenen oyunun farkına vararak, O'nu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular..."
Mustafa Kemal, aynı raporun 4. Maddesinin ikinci parağrafında, Kürt ve Türkler'in dışında, Müslüman olmayan halklara ilişkin görüşlerini de şöyle dile getiriyor:
"Kendileriyle çok uzun yıllardır birlikte yaşadığımız Müslüman olmayan yurttaşlarımız (Ermeniler, Rumlar, Hristiyan ve Yahudiler) için en iyi niyetlerle içten sevgiler belirtmekten ve onları da bizimle aynı eşitlikte düşünmekten başka bir görüş ve duygumuz yoktur. Kesinlikle inanıyoruz ki, eğer ülke, içinde şimdiye kadar sürdürülen kötülüklerden kurtulursa, İmparatorluğun değişik uyrukları, birbirleriyle kesin barış içinde yaşayacaklar, ortak, mutlu ve güvenli bir yaşam sürdüreceklerdir..."
(3)

"TÜRK, KÜRT, ÇERKEZ KARDEŞİZ"

Mustafa Kemal, Çerkez Ethem'in ağabeyi Reşit Bey'e gönderdiği bir telgrafta, Salihli'de Tümen Komutanı olarak görev yapan Yarbay Ömer Lütfü Yasan ile arasındaki özel sürtüşme ve dargınlığa son vermesini istiyordu. Ankara, 7 Ocak 1920 tarihini taşıyan şifreli telgrafın bir bölümünde de, "konu dışı olarak, şunu da belirteyim ki, Anzavur'un alçaklığı, kendisine ve kışkırtıcı olan İngilizler ile ayakçılarına yöneliktir.Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkez kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baştacımızdır. Asıl, bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkez ve diğer din kardeşlerimizin elele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur..." (4) diyordu.

"KÜRTLER, TÜRKLER'LE BİRLEŞTİ"

Nutuk'un girişinde "Samsun'a çıktığım gün genel durum ve görünüş" başlıklı bölümde, ülkenin içinde bulunduğu durumu değerlendiren Mustafa Kemal, Kürtler'in, Türkler'le birleştiğini belirterek şöyle diyor:
"Anadolu halkı, baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Bütün kararları, bütün komutanlar ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizden yanadır. Anadolu'daki ulusal örgütler ilçe ve bucaklara kadar yayıldı. İngiliz koruması altında bir bağımsız Kürdistan kurulmasıyla ilgili propağanda ortadan kaldırıldı ve bu amacı güdenler yola getirildi. Kürtler Türkler ile birleşti..." (5)
Mustafa Kemal, yine Nutuk'ta da yer alan bir konuşmasında, 6. Kolordu Komutanı'nın, Padişah'a gönderdiği bir mektuptan söz ediyor:
"...komutanlar, mektupta hükümetin savaş yoluna gidep kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan'ı ayaklandırarak, yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenmiş olduğu belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğrayarak kaçmak zorunda bırakıldıklarından söz ediyorlar..." (6)
Parağrafa geçen ve sonraki belgelerde Mustafa Kemal'in sık sık kullandığı "Kürdistan" adı, bu kez 6. Kolordu Komutanlığı'nın ve diğer bazı komutanların da imzaladığı, yani üst düzey askerlerin mektubunda karşımıza çıkıyor.
Aslında, Mustafa Kemal'in sıkça kullandığı, ancak buna karşılık duyduklarında bazılarının cin çarpmışa dönüp, köşe bucak kaçtığı "Kürdistan" adı yüzyıllardan beri kullanılıyor. Bir bölümü Irak ve İran ile Suriye, diğer bölümü Türkiye'nin Güneydoğusunu içine alan coğrafi alanın adı olarak...
Belki biraz konu dışına çıkmış olacağım. Fakat yeri gelmişken, bu adla ilgili olarak bazı noktalara değinmekte yarar görüyorum:
İran, kendi topraklarının Güneybatısına düşen toprakları "resmen" Kürdistan eyaleti adıyla tanıyor. Harikatalarında gösteriyor. Basın-yayın araçlarında rahatlıkla kullanıyor. Yine İran, İstanbul'a düşen yolcu taşıyan İran Havayolları'na ait uçağının adını "Kürdistan" koyabiliyor.
Irak da aynı şekilde, bizim "Kuzey Irak" diye adlandırdığımız alanı, çok uzun bir süreden beri ve resmi olarak Irak Kürdistanı olarak adlandırıyor. Basın-yayın araçlarıyla resmi yazışmalarda da bu ad kullanılıyor.
Osmanlı İmparatorluğu'nda bu adın yer aldığı belgelere 16. Yüzyılda rastlıyoruz. Örneğin, Kürt beylerinin, Yavuz Sultan'a gönderdikleri "Aruz-u hal-i ümera-i Ekrad" yeni "Kürt Beylerinin Durumu" başlıklı mektubun ikinci cümlesinde "Memalik-i Kürdistan ki, bir aylık yola karib memleketlerdir." Yani günümüz Türkçesiyle "Kürdistan memleketi, bir aylık yola yakın (bir uçtan diğer uca uzaklığı bir aylık zaman alan)  memleketlerdir" deniliyor. (7)
Yine 1846 yılında Padişah Abdülmecit zamanında Kürt ayaklanmasını bastıran paşa ve valilere "Kürdistan" adlı bir madalya verildiğini görüyoruz. Meydan Larousse Ansiklopedisi'nin ilgili maddesinde bu madalyaya ilişkin olarak, "29 milimetre çapındaki madalyanın bir yüzünde padişahın tuğrası, öbür yüzünde kabartmalı bir dağ dizisi ve bunun yukarısında 'Kürdistan' sözcüğü altında ise 'sene 1236' yazılıydı." bilgileri veriliyor.
Mustafa Kemal, Nutuk'ta Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra Türkiye ile yapılan 4 barış önerisini karşılaştırırken, bu coğrafya ile ilgili gelişmeleri "Kürdistan" başlığı altında anlatıyor. (8)
Osmanlılar'ın en büyük araştırmacı-yazarlarından Şemseddin Sami de 1896 yılında yayınlanan Kamus-ül Ala adlı büyük ansiklopedik sözlüğünde, "Kürdistan" başlıklı maddede, bu coğrafi alanla ilgili geniş bilgilere yer veriyor. Eserin bu bölümü geçtiğimiz yıllarda Mehmet Emin Bozarslan tarafından Osmanlıca'dan Türkçe'ye çevrilmişti...
Asıl sorunu görmezlikten gelip bir renge bir coğrafi ada veya sözcüklere takılıp, bunları kullananları bölücülükle suçlayanlara sormak gerekir: "Bu adları yasaklarken, neden yıllardır, 'ezeli düşman' olarak tanıtıp anlattığınız Yunanlılar'ın atalarından kalan ve tanrı veya tanrıçalarının adı olan "Ege", "Marmara" veya "İzmir" (Bu adların kaynağı için Meydan Larousse sözlüğüne bakılabilir) ile daha yüzlerce yerleşim biriminin adını kullanmakta bir sakınca ve rahatsızlık görmüyorsunuz!.."

"KÜRDİSTAN'A OTONOM YÖNETİM"

Bu ülkede, "Federasyon da tartışılabilir" dediği için dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ı neredeyse vatan haini olarak ilan edenler, her nedense Mustafa Kemal'in El-Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa'ya gönderndiği 'gizli' kayıtlı resmi yazıyı görmemezlikten geliyorlar. Yaşar Kemal'in, geçtiğimiz günlerde ATV Televizyonu'nda yayınlanan Siyaset Meydanı proğramında gündeme getirdiği, altında "Büyük Millet Meclisi (Meclis, bu adla kuruluyor. İlk belgelerin önemli bir bölümünde 'Türkiye' adı görülmüyor..) ile Mustafa Kemal imzası bulunan ve Ankara 22 Temmuz 1922 tarihini taşıyan bu önemli belge aynen şöyledir:
"Kişiye Özel.
El-Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa Hazretlerine,
1-Aşamalı olarak, bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk gruplarının ilgili ve etkili olduğu bir biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç politikamızın gereğidir. Kürtlerle dolu bölgede ise, hem iç politikamız ve hem de dış politikamız açısından ölçülü yerel bir yönetim kurulmasını savunmaktayız.
2-Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtler'in bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerini kurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları BMM (Büyük Millet Meclisi) buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan'daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikaya yöneltilmesi El-Cezire Cehpesi Komutanlığı'nın görevidir.
3-Kürdistan'da Kürtler'in Fransızlar ve özellikle Irak sınırında İngilizler'e karşı düşmanlığını silahlı çarpışmayla durdurulamaz bir düzeye vardırmak ve yabancılarla Kürtler'in birleşmesini engellemek aşamalı olarak yerel yönetimler kurulmasının zeminini hazırlamak ve bu yolla yürekten bize bağlılıklarını sağlamak Kürt yöneticilerinin sivil ve askerlik görevleriyle görevlendirilerek bize bağlılıklarını pekiştirmek gibi genel yollar benimsenmiştir.
4-Kürdistan'ın iç politikası El-Cezire Cephesi Komutanlığı'nca belirlenecek ve yönetilecektir. Cephe Komutanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Başkanlığıyla yazışmalar yapar. İller tarafından izlenecek yolu düzenleyip uyumu sağlayacağı için sivil yöneticilerin de bu konuda bağlı oldukları yer, Cephe Komutanlığı'dır.
5-El-Cezire Cephe Komutanlığı yönetim, adalet ve maliye (parasal) konularda değişiklik ve düzenlemeyegerek gördükçe, bunun uygulanmasını hükümete önerir.
BMM Başkanı Mustafa Kemal." (9)
--------------------------------------------------
Not.Yorumlar, Mehmet Fakir'e aittir.