TÜRK DEVLETİ HİZBÜŞŞEYTANDIR!

Rahman ve Rahim olan Allah‘ın (c.c) adıyla                            

„Ş eytanın durumu gibi, çünkü şeytan insana ‘inkar et’ der. İnkar ettiğinde de; ben senden uzağım, yani ben alemlerin Rabbi olan Allahtan korkarım, der. „ Haşr  16.

                                       
Türkiye veya Atatürk cumhuriyeti özelde Kürd halkına, genelde de halklara karşı uluslararası terörizm ve örgütlü  suçların işlenmesinde tam ve eksiksiz olarak  Şeytanın emirlerini yerine getirip, suçların bataklığında yüzen Şeytanın ta kendisidir. Bu devletin suçları şöyle sıralanabilir: kanun ve anlaşmaları hiçe sayma, insan hak, özgürlük ve değerlerini ayaklar altına alma ve gerçek olayları saptırmak gibi…

Bu devlet, İslam ve müslümanlara olan şiddetli inkar ve düşmanlığına rağmen, geleneksel anlamda günümüze kadar İslam ile olan şekli bağlılığı devam etmekte ve halen İslam Konferansı Örgütü ve İslam (Ortak) Pazarı gibi teşkilatlara katılmaktadır.. Bu onun doğu aleminde İslama (karşı) olan sahte islami yüzüdür. Buna karşın, Avrupa Birliği ve Avrupa Ortak Pazarı’na girmek için arkalarından havlamak suretiyle, sahte demokratik yüzünü de, batıda göstermektedir. Bununla şu amacı hedeflemektedir: Amerikancı Batıyı hoşnut etmek, genelde islam ve özelde de Kürdler’in  bütün düşmanlarına olan bağlılık ve dostluğunu pekiştirmek!!…

Kürdlere karşı yapılan düşmanlık aynı zamanda İslam ve müslümanlara karşı yapılmış sayılır. Çünkü, Kürdler İslamın savunucularıdır ve bu görevi  tarih boyunca yerıne getirmişlerdir. Mısırlı Arap yazar Dr. Fehmi Şinnavi’nin kitap ve sözlerinden anlaşıldığı gibi; Kürdler, müslümanların gelecekteki umududur.                                                            

Türk devleti, bir grup dindarı Kürd Hareketini tasfiye etmek için kullanmıştır. Bunu yaparken de iftira ve yalan yere yüce Allah’ın ismini kullanıyorlar. Daha önce Rejimin, Kürdlere karşı savaşmada,  Kur’anın ezberlenmesinin yeri olarak bilinen medreselerin kapatılmasında ve müslümanların kendi vazifelerinden uzaklaştırılmalarında Erbakan Partisini kullanmıştı…Buna benzer olarak devletin, bazı Nurcuları kullandığı gibi. Örneğin; Fethullah Hoca ve benzerleri…Şimdi de zalimlerin devrine gelindi. Bununla da ilmi ve dini yönden; meşhur yurtsever Kürd şahsiyetlerini ortadan kaldırmaktır vazifeleri. Bunlar yüce Allah’ın adıyla, sözünü ettiğimiz kişileri kaçırıyor, işkence ediyor, kesiyor, parçalıyor ve  öldürüyorlardı… Allah, öldürdükleri kişilerden dolayı, kendilerini sorguluyacaktır.“ Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna hangi günahından dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman?„ Tekvir 8-9. Öldürülenler komünizme ya da PKK’ ye  mensup olduklarından dolayı öldürülmediler, bilakis bu kimseler mazlumlardan yana, zalim ve işgalcilere karşı mücadele eden  devrimcilerdi.

Türk devleti, bomba, bıçak, tabanca (silah) ve satır olarak boy gösteren bu grubu kullandı. Daha sonra görevi bitti ve zaman onun aleyhine döndü. O, yapılan bütün işlerin sorumlusu haline gelen bir kurban olarak sahnede kaldı. Türk devleti, suçsuzluğunu kanıtlamak için, her türlü metod ve delillere başvurmakta ve sorumluluğu da onlara atmaktadır. Buna benzer bir durum ile ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“ Şeytanın durumu gibi, çünkü o insana ‘ inkar et ‘ der. İnkar ettiğinde de; ben senden uzağım, der.„

Bu suçsuzluktan uzak olma taktıği, Türk devletinin, Amerika (ABD) ve İsrail gibilerine sunduğu, zulme dayalı bir adalet ve sahte bir demokrasiden başka bir şey değildir.

                                                                       PİK:
Aslında bu grubun içine düştüğü Türkiye Tuzağı, Kürdistan İslam Partisi-PİK içindi. Ve daha önce bu örgüt mensuplarından 34 kişi partinin genel başkanıyla beraber, PİK’e üye oldukları gerekwesiyle, T.C tarafından yakalanmıştı. Türk gazeteleri PİK’in, PKK’nin yerini alacağı konusunda görüş ileri sürerken, bazı yetkililer de şöyle diyorlardı: Bizim için komunist PKK ile mücadele etmek daha kolaydır, fakat dindar PIK ile olan mücadelemiz bizim için daha zor olacaktır.
Kürdistan İslam Partisi, Türk devletinin PKK ile PİK’in arasını bozmaya çalıştığı konusunda bilgisi olmuş, sadece düşmana fayda getireceği bu komployu boşa çıkarıp, (düşmanın) tuzağına düşmemiş ve olası bir Kürd-Kürd savaşından uzak durmuştur.

Daha önce PİK, PKK’ye; Kürdler ve Kürdistanın musibet ve belalardan uzak ve güvenlikte olmaları için, savaşın, Kürdistan topraklarından çıkarılıp, Türk devletinin merkezlerıne taşınması konusunda öğütte bulundu.

                                                            MÜJDE:
İnce örtü, Türk devletinin, doğu ve batının pisliklerinden oluşan kokuşmuş bir göl olduğu gerçeğini gözlerden saklamıyor. O Kürdler için ağır bir Kabus misali zalim bir Tağut ve karanlık uzun bir gece gibidir…Fakat, bütün bunlara rağmen ümitsizliğe meydan vermemek ve Allah’ın rahmetinden de ümidi kesmemek gerekmektedir.Yüce Allah, muhakkak ki, yeryüzünde zayıf bırakılmış olan mazlum ve ezilenlere söz vermiş ve Allah verdiği sözden asla caymaz. Yeryüzünde   ezilmekte olan halkların en büyüğü, 40 milyonu aşan nüfusuyla Kürd halkıdır. Yüce Allah bu mazlum halkı yaratmış ve bu ezilen ulus, ½ milyon km²  Allah’ın arzı üzerinde yer edinmişlerdir. Allah’ın sözü ona benzer olanlar hakkında Kuran-ı Kerimde şöyle geçmektedir:“ Biz ise yer yüzünde ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları ( kutsal topraklara) varisler kılmak istiyoruz.„ Kasas- 5 Bu ezilmekte olan Kürd halkı için bir müjde, sömürgeci ve müstekbir olan Türkiye, Suriye, Irak ve İran için bir korkutmadır.

                                    Taziye (Başsağlığı):
Kürd kurbanlarının büyük bir bölümü, kendi canlarını din, millet ve vatanları uğruna vermişlerdir. Biz bunları saygı ve minnet ile selamlıyoruz. Allah onların güzel amellerini kabul etsin ve azgın olan düşmanlarını da lanetlesin.

Son olayların kurbanlarından biri de,  bizim yanımızda değerli olan mücahid  Molla İzzeddin Yıldırım’dır (Allah ona rahmet etsin). O, doğru olmayan arkadaşlarından ayrılıp, düşmana karşı mücadele ettikten sonra, asrın Müceddidi Bediüzzeman Said-i Kurdi-Nursi’ nin öğretisini tebliğ ediyordu. Allah, onu, mücahid kardeşleriyle beraber, ne kendilerine korku ve ne de üzüntü olan, diri şehidlerin mertebesine geçirsin. Ve onlar, Allah’ın izniyle, her şeye gücü yeten, yüce Rablerinin yanında yer edineceklerdir.

Biz Allah’tan geldik ve tekrar ona döneceğiz. Yüce Allah’ın dışında hiç kimse ne kudret ve ne de kuvvet sahibidir. Allah bize yeterlidir ve o bizim yaratıcımızdır. Çünkü o, bizim için en iyi sahip ve en iyi yardımcıdır.            

Prof. Dr. Muhammed Salih Gabori     (03.02. 2000)  

...........................  ..............................