KURDISTAN TARİH VE COGRAFYASI
                                                                         Hüsameddin Gül
 

„Kürdistan‘ın sınırlarını hemen hemen bizimle aynı şekilde çizen L. Rambout şöyle diyor: Gözlerimin önünde en ciddi ve en son araştırmalara dayanılarak yapılan Kürdistan´ın etnik bir haritası var. Orada bu ülkenin sınırlarının bir yandan Akdenize, diğer yandan Basra körfezi ve doğuda Huzistan´a dayandığı açıkça belirtilmektedir. Görülüyor ki, Kürdistan, yüzölçümü 530.000 km.kareyi bulan geniş  BİR ÜLKEDİR.“

Kürd tarihi ve edebiyatı ile ilgili bölümler beklemediğim biçimde uzadı, çalışmanın kendisi beni hem sürükledi, hem fazla zamanımı aldı, hem de, ortaya tümüyle yeni, farklı, nisbetten geniş kapsamlı bir çalışma çıktı. Bu nedenle, ona geçmişten bugüne kadar Kürdistan‘ın tarihi ve çoğrafyası adını uygun gördüm. Bir hayli kaynaktan yararlandım. Ne yazık ki, ulaşıp yararlanamadığım daha pek çok kaynak var, zamanım buna elvermediği için üzgünüm. Yeterli kapsamlı bir tarih araştırması ortaya koyduğum iddiasında değilim. Üstelik tarih, benim asıl çalışma alanım da değil, ama derlediğim bilgiler sınırlı da olsa,  onların biran önce başkalarına da ulaşmasını istediğim için bu çalışmayı böylece yayınlamayı yararlı buldum. Yakın gelecekte, yeni araştırmacıların daha iyisini yapacaklarından, daha yetkin ürünler ortaya koyacaklarından kuşkum yok. Bunu yapmaları  da gerek.

Şu anda kaleme alacağım bu bölüm, Kürdistan coğrafyasını, uzak geçmişten birinci Dünya savaşı sonuna kadar Kürdlerin tarihini ve Kürd edebiyat tarihini kapsıyor. Bundan sonraki devamını da yakın bir zamanda tamamlayabileceğimi umuyorum inşaallah. Kürd tarihi ve edebiyatı alanında araştırmalar hala çok az. Çeşitli nedenler, en başta da engeller yüzünden halkımızın zengin tarihi ve kültürü geregi gibi gün ışığına çıkarılmamış. Ancak ve ancak bu onur duyulacak bir tarihtir, şaşırtıcı derecede zengindir ve bir ulusun kendi geçmişini bilmesi son derece önemlidir. Onun ortaya konması için çalışkan, bilgili, ciddi araştırmacılara gerek olduğu kanaatindeyim.

Bir etnik grubu yada milleti anlatan bir var oluşum olarak Kürd sözcüğü, oldukça eskilere, antik çağa uzanıyor, ama tarihçiler Kürdlerin ülkesi anlamında hem etnik hem de coğrafi bir terim olarak Kürdistan‘ın ilk kez büyük Sultan Sancar ( öl-1157 ) Zagros dağlarının doğusundan Hemedan Dinawar Kermanşah ve sineyi Senendaj, batıdan ise Zapsuyu üzerindeki Şehrezor  ve Sincar bölgesini içeren bir Kürdistan eyaleti oluşturdu. Bu eyaletin başkenti Heme dan‘ın kuzeybatısına düşen Bolhar kenti idi. Ne var ki bu eyalet, o dönemde Kürdlerin nüfusunun çoğunluğunu oluşturduğu bölgelerin yalnızca bir bölümünü kapsıyordu. Kuzeye ve batıya düşen geniş bölgeler, bu eyaletin dışında idi. Elbette, Selçuklu hükümdarının böyle bir eyalet oluşturup başına da, kendisine bağlı bir bey veya bir emir geçirirken, tüm Kürd bölgelerin idari birliğini sağlamak gibi bir amacı olamazdı. Üstelik bu işine de gelmezdi. Nitekim daha sonra Osman‘ lıların da, Batı Kürdistan‘ın yalnızca bir bölümünü içeren Dersim, Muş ve Diyarbekir bölgesi için Kürdistan adını kullandığını görüyoruz.

Onaltıncı yüzyılda yaşamış Kürd tarihçisi Şerefxan´a göre Kürdistan‘ın sınırları, Kuzeyde Hınıs ve Beyazıt´a, batıda Çemişgezek, Malatya, Maraş ve Antakya‘ya ulaşıyor, güneybatıda Kilis, Urfa, Mardin ve Cezire‘yi içine alıyor, burada Musul üzerinden güneye iniyor Süleymaniye, Sine (Senendaj), Kermanşah ve Loristan´ı kapsayarak, Mahabad ve Urumiye gölü üzerinden kuzeye ulaşıyordu.

Görüldüğü üzere Şerefname‘de belirtilen sınırlar o günden bu yana fazla bir değişikliğe uğramamıştır. Onyedinci yüzyıl Türk gezginlerinden Evliya Çelebi ise, Osmanlı ve İran sınırları içindeki dokuz Vilayeti Erzurum, Van, Hakkari, Diyarbekir, Cezire, Amediya, Musul, Şehrezor ve Erdelan, Kürdistan olarak nitelemekte ve ülkenin doğubatı yönünde onyedi günde aşılabildiğini belirtmektedir.

Arap İslam kesimi yedi ve sekizinci yüzyıllarda doğuya ve kuzeye İran ve Anadoluya yöneldiği dönemde, Araplar kuzey Mezopotamya ile Dicle‘nin yukarı havzasının Vangölü‘nün güneyi hakim unsuru olan Kürd lerle karşı karşıya geldiler. Kürdlerin direnişi sert oldu ve uzun sürdü. Ama sonun-da yenildiler. Gerçeği ve hakikati İslam‘da buldular ve müslümanlığı kendi hür iradeleriyle kabul ettiler. Arap ulusunun yayılması, bölgenin İslam beldesi haritası ile birlikte etnik coğrafyasında da önemli degişikliklere yol açtı. Bizans İmparatorluğu´nun sınırları batıya ve kuzeye doğru zorlanırken, İslam egemenliğine giren bazı bölgeler de, yaşamakta olan Rum ve Ermeni gibi hristiyan halkların durumu da zayıfladı. Arap ulusu çölden kuzeye doğru ilerlerken, Kürd ulusunun yerleşim bölgesi de, batıya ve kuzeye doğru genişledi.

11. yüzyıldan başlayarak Türklerin ve daha sonra Moğolların Asya içlerinden batıya, İran ve Anadolu´ya yönelik göçleri ve akınları yoğunlaştı ve 15. yüzyıl başlarına kadar devam etti. Bu göçler ve batıya yönelik fetih savaşları Kürdistan‘da da nüfus hareketlerini etkileyen diğer bir önemli neden oldu. Sözkonusu göç dalgasının baskısıyla Kürdler, adeta batıya doğru itildiler. Kürdistan‘ın doğu sınırındaki kimi illerde, Kürd nüfusu azalır ve böylece bu kesimde Kürdistan‘ın sınırları daralır, batıya, Anadolu içlerine doğru bir genişleme yeralır. Kürdler Sivas, Maraş, Kayseri yörelerine kadar yayıldılar. Daha batıda, örneğin Konya yöresinde, Ankara çevresinde Kürd kolonileri oluştu. 17.yüzyıl ortalarında (1639) bölündü.

1. Dünya savaşı sonunda ise, Osmanlı devleti çökerken, Kürdistan, bölgede ortaya çıkan yeni Devletler arasında (Türkiye, Irak, Suriye) bir-kez daha bölündü. İran sınırları içinde kalan parçasıyla birlikte bu dörtlü parçalanmışlık, günümüzde de devam ediyor. Kürd halkının üzerinde yaşadığı, nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu bütünlük gösteren bir ülke olarak bu günkü Kürdistan‘ın sınırlarını belirlerken, ister istemez onu böyle bölen, dört parçaya ayıran yapay sınırlardan da söz edeceğiz.

Kürdistan‘ın en büyük parçası kuzeye ve batıya düşen kesim, toprak ve nüfus olarak yaklaşık yarısı Türkiye sınırları içindedir ve resmi dilde doğu ve güneydoğu olarak adlandırılan yörelerdir. Bu bölge Türkiye´nin idari taksimatındaki yirmibir kadar ili, yüzölçümü olarak ise, üçte birine yakın bir alanı kapsıyor. Türkiye Kürdistan‘ının kuzey sınırını Sivas yöresinde Kızılırmak´tan Sovyet sınırındaki Kars´a uzanan ve Erzincan´la Erzurum´u içine alan hat oluşturuyor. Kürd bölgesi kuzeybatıda Koçgiri yöresini (İmranlı, Hafik, Zara, Divriği, Kangal ve Koçhisar) kapsayarak Sivas‘a ulaşıyor. Kayseri yöresinde Sarız´ı, kısmen Pınarbaşı´nı içine alıp güneye doğru iniyor. Maraş´ı kapsayarak Antakya yöresine, Suriye sınırları içindeki Halep´in kuzeybatısına düşen Kürddağı mıntıkasına ulaşıyor.

Lozan Antlaşmasıyla ( 24 Temmuz 1923 ) çizilen Türkiye-Suriye, Türkiye-Irak sınırları bölge-nin etnik yapısına, bölge halklarının istemlerine uygun sınırlar değildir. Bunlar İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin çıkarlarına göre çizilmiş yapay sınırlardır. Bu sınırlar en başta da Kürdistan´ı parçalamaktadır. Suriye-Türkiye sınırları, başlangıçta İskenderun körfezinden Dicle Irmağına kadar çizilen ve büyük bölümü Karkamış, Nusaybin arası Bağdat demiryolunu esas alan doğru bir hat oluşturuyordu. Açık ki, bu demiryolu yapıldığı dönemde herhangi bir sınırdan geçmiyordu ve herhalde kimsenin aklına da onun ilerde sınır olacağı gelmemiştir. Bu sınır Kürdistan´ın güneye doğru doğal uzantıları olan ve geçmişten bu yana Kürdlerle meskun üç bölgeyi, batıda Kürddağı mıntıkasını, orta kesimlerde Fırat´ın doğu yakasına rastlayan 60 kilometre eninde, 40 km derinliğinde bir bölgeyi, doğuda ise 250 km eninde ve 30-40 km derinliğindeki Cezire bölgesini Suriye´ye bırakmış, kuzeyi ise tümden Türkiye´nin payı sayılmıştır. Bilinidiği gibi sonradan bu sınırda bir değişiklik oldu. 1939 yılında, Suriye bağımsızlığını kazanıp Fransızlar çekilirken, Türk ordusu güneye yürüyerek, İskenderun ve Antakya´yı ilhak etti. O zaman, bu ilin nüfusunun çoğunluğunu Araplar ve Kürdler oluşturuyordu. Nüfus yapısına göre Kürdistan‘ın gerçek güney sınırı ise bu kesimde Kürddağı yöresinde Antep ve Kilis‘ i, Kobani bölgesini kapsayarak doğuya yönelir. Urfa´yı, Cezire bölgesini de kapsayarak Dicle Irmağına ulaşır. Irmağın öbür yanında güneydoğuya doğru Zaho´yu, Sincar bölgesini, Musul, Erbil, Süleymaniye ve Kerkük´ü kapsayarak Bağdat‘ın doğusunda Hanekin ve Mendeliye´ye uzanır, Oradan İran yakasındaki Loristan‘a ulaşır. Silopi‘den Hakkari üçgenine uzanan bu günkü Türkiye, Irak sınırı ise, yine güney Kürdistan‘ın petrollerine ve öteki zengin kaynaklarına elkoymak isteyen İngilizlerin masa başında cetvelle çizdikleri bir sınırdır. İçiçe geçmiş, yolvermez yalçın dağlar ve ırmaklarla örülü bir bölgede sınırın nereden geçtiğini bile saptamak güçtür.

Osmanlılarla İran arasında 1939´da çizilen sınır ise, pek az değişikliklere uğrayarak günümüze kadar geldi ve bugün de o, kuzey kesiminde Türki-ye nin, güney kesiminde ise Irak´ın İran´la olan sınırıdır ve bu sınır kuzeyde şimdiki Ermenistan Cumhuriyeti sınırından başlayarak Bağdat yakınlarına kadar Kürdistan´ı boydan boya bölmektedir. Doğudan Kürdistan‘ın gerçek sınırına gelince, o kuzeyde büyük Ağrı´nın doğu yakasında Maku yöresinden başlayarak güneye doğru iniyor. Kuzey kesimin de Kotur´u, Urumiye gölünün batı yakası-nı, yani Şomabıradost yöresini, Mergever´i kapsıyor. Urmiye´nin güneyinde genişliyerek Mahabad İran makamlarınca bugün de resmen Kürdistan eyaleti olarak adlandırılan Erdalan bölgesinin başkenti Sine (Senendaj) ile Bokan, Sakızbane, Serdeşt, Merivan ve Havraman, daha güneyde Kermanşah´ı, Kasrı Şirin ve Lorıstan´ı kapsıyor.

Daha geniş olan kuzey Kürdistan, batıda Maraş ve Koçgiri yöresinden doğuda Urmiye gölüne kadar yaklaşık 800 km tutar. Güney Kürdistan Musul, Bijar arası da yaklaşık 400 kilometredir. Kuzey-güney yönünde ise Kars yada Erzurum yöresinden en güneydeki Kasrı Şirin´e kadar yaklaşık 1200 km. dir. Kürd halkı şu anda özgür olmadıği, yani belirlenmiş devlet sınırlarına sahip olmadığı, Kürd halkının yanyana yaşadığı halklarla yeryer, içiçe geçip sınır belirlemeyi güçleştirdiği için, yüzölçümüyle ilgili kesin bir rakam vermek haliyle güçtür. İslam Ansiklopedisi´nin verdiği rakam 392 000 km.karedir. Bunun 190.000 km.si Türkiye, 125.000 km´si İran, 65.000 km´si Irak, 12.000 km´si ise Suriye sınırları içinde sayılmıştır. Ancak gerçekte Kürdistan daha geniş bir alanı kapsar. İslam Ansiklopedisi örneğin Türkiye´de nüfusun büyük çoğunluğunu Kürdlerin oluşturduğu Antep, Maraş, Sivas gibi illeri dışta saymıştır.

Kürdistan‘ın sınırlarını hemen hemen bizimle aynı şekilde çizen L. Rambout şöyle diyor: Gözlerimin önünde en ciddi ve en son araştırmalara dayanılarak yapılan Kürdistan´ın etnik bir haritası var. Orada bu ülkenin sınırlarının bir yandan Akdenize, diğer yandan Basra körfezi ve doğuda Huzistan´a dayandığı açıkça belirtilmektedir. Görülüyor ki, Kürdistan, yüzölçümü 530.000 kilometrekareyi  bulan  geniş bir ÜLKEDIR.