HÎZBÎ-DEVLET
                                                         
Bavê Azad

"Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ulülemre de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz – Allah’a ve ahirete gününe gerçekten inanıyorsanız – onu Allah’a ve Resul’e götürün bu hem hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir. (Nisa/59)

(.....ve onların dinine girmedikçe senden razı olmazlar! (2/120) Yüce Allah, daha Adem (a.s.)i yaratmadan önce Meleklerle aralarında şöyle bir mevzu geçmişti. (Ya Muhammed) „Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.“ (Bakara/30)

„Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem’e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu.“ (Bakara/34)
Bakara Suresi’nin 35 ve 36. Ayetlerinde de, Cenab-ı Allah, Adem ile Havva‘nın cennete girdiklerini ve kendilerine bir ağaç meyvesi hariç herşeyden yiyebileceklerini, şeytanın onları kandırarak cennetten kovulmalarına sebep olduğundan bahseder.

Ayetlere dikkatlice baktığımızda görüyoruz ki, insanoğlu daha yeryüzüne inmeden önce, iman ve küfür, iyilik ve kötülük, sevab ve şerr mücadelesi başlamıştır. Ancak Cenab-ı Allah, insanların doğru yoldan sapmaması ve sapanların da yeniden doğru yolu bulması, Hakka yönelmesi için zaman zaman Peygamberler göndermiştir. Peygamberlerin görevi hepimizin bildiği gibi, Allah’ın O Yüce Nizamını yeryüzüne hakim kılmak olmuştur. Kimi Peygamberler bu konuda son derece muvaffak olmuşlarsa da, kimi Peygamberler de, ömrünün sonuna kadar mücadele etmelerine rağmen kendilerine inananlar pek az olmuştur. Günümüzde olduğu gibi, zamanın nemrut ve firavunların tağuti rejimleri, halkın üzerine bütün terörist ve hizbi kontra güçleriyle gitmişlerdir. Halka, özellikle inananlara olmadık işkence ve zülümlerle, zalim, kafir ve tağuti rejimlerini devam ettirmişlerdir. Ama sonunda, onlar da yakayı Azrail‘e teslim etmek zorunda kalmışlardır. Kimisi (Firavun gibi) son nefeslerinde iman etmek istemişlerse de, Cebrail (a.s.)lar ağızlarını bir avuç balçıkla kapatıp Hakk‘ın huzurunda hesab vermek üzere alıp götürmüşlerdir. Tağuti sistemin terörist bekçileri halkın üzerine sadece işkenceyle gitmemiş aynı zamanda halkın cahil kısmından kendilerini para karşılığında satanları da satın alarak, bu kutsal mücadelenin karşısında olmuşlardır. Tarihe baktığımız, zaman hemen hemen her devirde, Ebu Cehil takımının Susurluk çeteleri ve hizbikontraları olmuştur.
Hz. Osman‘ların, Hz .Ömer‘lerin ve Hz. Ali‘lerin şehadetleri buna birer örnektir.

Şavaşta galip gelmenin en etkin şekillerinden birsi de, o toplumun içinden gurur, cehalet ve ahlaksızlıklarının eseri olarak peydah olan bazı zayıf şahsiyetleri kullanarak, mücadele etmektir. Bunun en iyi yolu da, o ulvi gayelerle yoluna devam eden cemaatın içinden bazı cahilleri başa geçirmek ve cemaatın ya da toplumun idaresini onların eline geçmesini sağlamaktır. Çünkü onları satın almak, kullanmak ve onlara gayri meşru eylemler yaptırmak daha kolay olur.

12 Eylül döneminden önce, çok ulvi gayelerle kurulan İslami cemaatleri parçalamak için tağuti rejim, cemaatın içine mitini yerleştirerek az da olsa bir kısmını ayırıp kendi egemenliğine almayı başarmıştır. Bugün de, T.C. devlet erkanı „Biz iti ite kırdırmak için bu yola baş vurduk“ diyorlar". Çok doğrudur! Kur’an‘ın hükmünü bırakarak tağuti rejime inananlar ve onlardan medet bekleyenler daha nasıl tarif edilsinki! Tarih hep böyle tekerrür etmiştir. Hem müslüman olduğunuzu söyleyeceksiniz hem de, Kur’an‘ın mesajina kulak vermeyeceksiniz!?.. Cenab-ı Allah Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır.
„Ey iman edenler! Yahudileri ve Hiristiyanları dost edinmeyin.
Zira onlar birbirinin dostudurlar.“ (Başka dinden olanlar, özellikle yahudiler ve hıristiyanlar müslümanların dostu olmazlar; onlar ancak birbirinin dostu olur, birbirinin tarafını tutar ve birbirini desteklerler. Zaman zaman müslümanlara yaklaşmaları, kendi menfaatleri bunu gerektirdiği içindir. Müslümanların bunu unutmamaları ve kendi aralarındaki dostluğu güçlendirmeleri zaruridir.) İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. ( Müslümanları bırakıp kafirleri dost tutanlar, onların karargahlarında eğitim görüp masum müslümanları sırf kendilerine yardım etmedikleri için satırlarla doğrayan zalim topluluk, zalim guruplara Cenab-ı Allah yol göstermeyince, sadece rehberleri tağuti düzenin bekçileri ve Ebu Cehiller kalır) „Kalblerinde hastalık bulunanların: ‚Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz‘ diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. (Müslümanların arasına sızan iki yüzlüler, felaket tellalığı yaparak onları, kafirlere yöneltmek isterler; iman ehlinin bunlardan da sakınması gerekmektedir.) „Umulur ki Allah bir fetih, yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır. (Maide/52) „Sizin dostunuz (veliniz, yol gösteren) ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekatı verirler.“ „Kim Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah‘ın tarafını (Hizbüllah) tutanlardır.“ „Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kafirleri dost edinmeyin. Allah‘ tan korkun; eğer müminler iseniz. (2/55-56-57)

Ayeti kerimelerden rahatça anlayabiliyoruz ki, küfür tek millettir ve aralarında hiçmi hiç fark yok tur. Hepsi İslam düşmanı ve hepsi müslüman düşmanıdır. Önemli olan bunun bütün müslümanlar tarafından bilinmesidir. Daha ne zamana kadar kullanılacağız? Şunu açıkça ifade edebiliriz ki, İslami bir hareket, hiçbir zaman ....izmcilerden medet ve yardım beklememeli ve onlarla hiçbir zaman ilişki içinde olmamalıdır. Çünkü kefere güçleri, hiçbir zaman müslümanlara dostça yaklaşmazlar. Bu küfür güçlerinin devlet yada herhangi bir örgüt ya da kuruluş olması birşey değiştirmez.

Benim piyonlara, çetelere bir diyeceğim yoktur, ya körükörüne onların peşinden giden saf müslümanlara ne demeli? Cahil insanların kuracağı ve idare edeceği cemaatlerle bir yere varılamayacağını bir kez daha müslüman kardeşlerimizin anladığına inanıyoruz. Bir kez daha öğreniyoruz ki, İslami hareketler ancak İslamı bilen alimlerin rehberliğinde ilerleyebilir, ancak onların imamlığı altında başarıya ulaşılabilir. Ne demişler? Yarım doktor insanı candan, yarım hoca insanı imandan eder. İslam davası uğruna insanın katil ve cehennemlik olmasından daha kötü ne olabilir? Oysa İslam davasının neferlerinin akibeti, ya şehid yada gazi olmaktan başka bir şey olmamalı! Ya bunlar? Çeteler kurup masum müslümanları katletmenin dinimizin hangi kitabında, ya da Kur’an‘ımızın hangi Sure veya Ayet‘inde vardır? Ayetlere bakınız! Hiçbir zaman tağuti rejimlerin azgın bekçileri müslümanlara dost olmuşlar mı? Onlarla antlaşmak, onlardan güç almak ya da onlara güvenip cihad etmenin ne kadar yanlış olduğu apaçık ortadadır. Ne yazık ki, bazı saf ve muhlis müslümanlar, iki yüzlü ve münafıklara kanarak, bilmeden böyle güçleri desteklemekte veya onlara alet olmaktadırlar.
Bu konuda çok hassas olmak gerekir.

Yukarıda anlattığımız gibi bazı tağuti devletlere kanıp onlara sırt vererek güçleneceğini zanneden bazı müslümanlar olduğu gibi, bu şekilde İslami olmayan güçlere de, kananlar vardır. Hepimizin bildiği gibi Cenab-ı Allah insanları eşit bir şekilde yaratmıştır. Yaratılış itibariyle ve dünyadaki yaşam konularında hiç kimsenin hiç kimdeden farkı yoktur. Yüce Allah Hucurat Suresi’nin 13 Ayetinde:
„Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değer li olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.
Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.“

Ayetten de açıkça anladığımız gibi, insanların eşit bir şekilde dünyaya geldiğini, eşit haklara sahip olduğunu görüyoruz. Fakat tağuti düzenlerle idare edilen ülkelerde bazı toplulukların hakkı gasp edilmiştir. Hakları elinden alınan ve her türlü zülme uğrayan bu toplulukların, haklarını elde etmek için mücadele etmesi kadar doğal bir şey yoktur. Ancak meşru mücadeleyi yaparken, Hakk’tan da ayrılmamak gerekir. Küfrü küfürle gidermek, ya da zülmü zülümle yıkamak kadar saçma bir şey olabilir mi?. Aynı zamanda birey olarak küfür sistemlerini destekleyen kuruluşlara destek vermek, insanı sonunda çıkmaz bir yola götürür. (Birey dedik çünkü bazı şartlarla kuruluş yada hareket olarak onlarla bazı konularda anlaşarak Kur’an- i Düzenden taviz vermeden bir yere kadar beraber mücadele etmekte bir sakınca yoktur) Mevcut kefere devletlerinin yaptığı gibi, o ...izm.ci kuruluşlar da, yeri ve günü geldiği zaman, onları teker teker imha edeceklerinden hiç kimsenin şüphesi olmasın! Bunun için de, zaman zaman bazı kurumların liderlerine „Peygamberdir ya da peygamber görevini yapar, ya da Vahiy yoğunlaşmaktır“ gibi saçma sözler sarfederek, bazılarının gözüne girmeye çalışan müslümanlara da acıyoruz. O zavallılar bilmezler mi ki, hiçbir Peygamberler hayatları pahasına da olsa, davasından hiç taviz vermemiştir. Ya davasında başarılı olmuş, ya da bu uğurda ölümü tercih etmiştir. (Hz. Yahya, Hz. Zekeriya ve Hz. İsa) Mecburmuyuz onlara yaranmaya? Yapanlar zarar etmiştir. İlahi Kelam’a kulak asmayanlar sonunda husrana uğramışlardır. Müminleri bırakıp kefereleri dost tutanlar, sonunda onlarla başbaşa kalınca her iki dünyadan da olacakları kuşkusuzdur.

Müslümanların kardeşlerimizin şu Ayeti Kerime üzerinde bir kez daha düşünmelerini istiyoruz. „Dinlerine uymadıkça yahudiler de hırıstiyanlar da asla senden razı olmazlar. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden den sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. (2/120)

Tağuti düzenin zalim idarecileri kendilerini nasıl savunuyor görüyormusunuz?
Devlet adam öldürmez! Devlet cinayet işlemez! Devlet şebekelerle diyaloğa geçmez! Devlet kimseye zülmetmez! Devlet kimseye tecavüz etmez! Devlet dinin teminatıdır! Devlet herkese eşit davranır! Devlet çete kurmaz! Devlet vahşet yapmaz!‘ diye!

Şimdi öyle masumane ifade kullanıyorlar ki, sanki hiçbir kimseye veya cemiyete hiçbir haksızlık etmez diye düşünüyor insan ister istemez. Taĝuti bir devletin kuruluşu bile her türlü yalan, hile, zülüm, küfür ve katliam üzerine olmuştur. Ve kuruluşundaki o katliamcı felsefesini, yılların verdiği deneyimle daha da ustaca bir şekilde sürdürmeye devam ediyor. Gerçek bir devlet tanımlamasına asla uymayan yönetim biçimi, daha çok diktatörlük ve zulmün, parlementer sistemle kamufle edilmiş şeklidir. Bu diktatörlük öylesine yerleştirilmiştir ki, devlet kutsanmış ve kutsal devlete gizli bir kutsal Anayasa iliştirilmiştir. Hükümet olan partiler bu gizli anayasanın kendilerine çizdiği çerçevede politika yapmak zorundadır. Bu ölçülere az da olsa ters düşen partiler kapatılır ve ayarı bozulduğuna inanılan demokrasiye yeniden balans ayarı yapılır. Sistemin, 75 yıllık tarihinde uzlaşmacı bir tavır sergilediği görülmemiştir. Sistemin felsefesi, kendine muhalif olan kesimleri mümkünse potasında eritmek, marjinalleştirmek, etkisizleştirmek, bu mümkün değil ise, onları yok etmektir. Tabi sistemin kanlı tarihi gözönünde bulundurulursa, onun acemice katliamlar yapması beklenemez. Yıllardır insanlıkdışı uygulamalarından oldukça tecrübe sahibi olan sistem, işini profesyönel bir katil gibi sessizce yapıyor ve işi bittikten sonra silahını yokediyor. Sistemin en büyük silahı, direk kendi bünyesinde oluşturduğu cinayet şebekeleri, (Susurluk, hizbi-kontra, Jitem) çeteler ve ayrıca kendi amaçlarına göre yönlendirdiği taşaron örgütlerdir. Bu örgütler yeri geldiğinde kullanılır, en insanlıkdışı cinayetler işletilir ve daha sonra onlara ihtiyaç kalmayınca da, bütün cinayetler onların üstüne yıkılır ve devlet düşmanlarından kurtulmuş olarak yoluna devam eder.

75 yıldır sistemin Kürdlere uyguladığı zulüm tam bir soykırımdır. Demokratik söyleme sahip birçok devlet, Avrupa devletleri ve Amerika çıkarlarına ters düştüğü için bu soruna değinmediler. Müslüman devletler de, kendilerinden beklenen İslami duyarlılığı bugüne kadar göstermemişlerdir. Bu anlamda Kürdler, kaderleriyle başbaşa bırakılmıştır. Tarih boyunca Kürdlerin kendisini ifade etmek, haklarına kavuşmak için verdiği ulusal mücadele, dünyanın güçlü devletlerinin sömürgeci politikalarına uymadığı için bloke edilmiş, engellenmiş ve aynı zamanda Kürdlerin zulüm gördüğü devletlere ekonomik, siyasi ve askeri alanlarda her türlü yardım yapılmıştır.
………………………. …………………………..

01.11.1999

Bavê Azad