HALEPÇE  KATLÎAMl!..      
                                  Tahir KILIÇ 

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla

Bundan 12 yıl önce Güney Kürdistanda, tarihte Amerika Birleşik Devletleri tarafından Japonyanın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombası ve zehirli kimyasal gazların sonucu olarak yüz binlere varan ölü ve bir o kadar da yaralıdan sonra, 16,17,18.03.1988 yılında Halepçe ve ona yakın bazı yerleşim merkezlerinde, Saddamın faşist ve zalim rejimi tarafından kimyasal ve zehirli bombalar kullanılmak üzere etnik ve ırki temizliğe dayalı büyük bir katliam yaşandı. Bu vahşi saldırılar sonucunda, 5 bin savunmasız sivil insan hayatını yitirdi ve bu sayıdan fazla kişi de yaralı ve sakat kaldı. Bu saldırı, dünyanın gözü önünde işlendi ve üstelik batının daha önce ürettiği ve Saddama verdiği silahların yardımıyla talihsiz ve korumasız Kürd halkı soykırımdan geçirildi.

Bu katliam, Saddamın askerlerinin Kuveyti işgalinden 2 yıl ömcesine rastlıyor. Daha önce Kuveyte girmesi için ABD, Saddama yeşil ışık yakarak, cesaretlendirmek suretiyle, Kuveyte girmesine olanak sağladı. Saddam ise, bu tuzağın farkına aptallığından dolayı varamamıştı.
Bu da onun maddi ve manevi alanda rezil olmasına yetti ve arttı bile. Bu cani ve vahşi kişi Kuveytte kaybettiği imajını, mazlum Kürd halkına girişeceği hunharca saldırılarla geri alacağını sanmıştı. Sonunda Kuveyt rezaletini unutmuş olacak ki, bu sefer de kimyasal silahları savunmasız halka karşı kullandı. Kitle imha silahları, başta ABD olmak üzere ve amerikancı siyaset güden batı tarafından temin edilmiştir. Amaç, kendi ekonomilerini geliştirmek ve dünyadaki pazarları kendi egemenliklerine almak ve en önemlisi; siyasal anlamda, özelde ortadoğu ve genelde de dünya üzerinde  sömürgeci ve güçlülük imajlarını sağlama almak.  Bu devletlerin sattığı silahların, başka halkların yok edilmesi için kullanılması, onları hiç te rahatsız etmemesi fazla yadırganacak bir durum olmasa gerektir.

Bu katliam yaşandığında dünya sessiz kaldı ve üstelik kimyasal silahların kullanılmadığı yaygarası koparıldı. Bu talihsiz facia yaşanırken, halkı müslüman olan uydu rejimlerden herhangi bir olumlu tepkinin gelmemesi, Kürdleri ikinci defa üzüntüye boğmuştur. Eğer Kürd halkı bir çok parçalara bölünmüş sömürülen bir halk olmasaydı, elbette gerek batı ve gerekse doğunun tepkisi çok daha başka olurdu. Dahası Kürdler, bu soykırımın hesabını Birleşmiş Milletler nezdinde bu katliamı yapandan ve silahları satan devletlerden maddi ve manevi alanda hesap soracaklardı. Ve eğer Kürdlerin de kendilerini ulusal ve  uluslararası alanda temsil edeceği bir ülkesi olmuş olsaydı, Halepçenin yıldönümü olduğunda, dünyanın en uzak köşesi bile  yıllar önce cani ve barbarlar tarafından kendi toprakları üzerinde yaşayan mazlum bir halkın topluca öldürüldüklerinin ağıtları yakılarak, zalimler ve yandaşlarının lanetlenmesi, tarihte kara sayfada yerini alacak ve belki de başka halklara karşı kullanılmak istanecek olan bu öldürücü kitle imha silahlar bir daha gündeme gelmemesine olanak sağlayacaktır. Tarihte sömürülen ve her türlü hakları ellerinden alınmış, ezilen halklar var olduğu müddetçe, sömürenler de var olacak ve sultaları altında olan mazlum ve korumasız insanları susturmak için her türlü silahları kendilerine karşı kullanacaklardır.

Halepçe katliamı ve onu takip eden göç olayı yaşandığınada, Kürdler, Saddamın soykırımından kurtulmak için, Kuzey ve Doğu Kürdistana doğru kaçmaya başladılar. Îran Îslam Cumhuriyeti, sayıları milyonlara varan  Kürdleri kabul etti. Sömürgeci Türk devleti ise, sınırda bekletilen bitkin ve her türlü açlık ve sefalete düçar olmuş Kürdleri, kendi öz toprakları olduğu halde kabul etmedi ve ne acıdır ki, bu talihsiz insanlar, kendi yurtlarında bile iltica statüsünü alamadılar. Bu hakkı bile bu insanlara fazla görmüşlerdi. Kürdleri parçalara bölüp; siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve dini yönden sömürülmelerine neden olan emperyalist ve sömürgeci devletler utansınlar?… Tarihe geçen  bu kara leke, kendilerinin lanetlenmesine ve bu mazlum halka karşı yapılan her nevi haksızlık ve saldırıda katkı payları olduğundan dolayı, her iki dünyada da Kürdlerin beddualarına maruz kalacaklardır. Kürd ve Kürdistan sorunu, ulusal olduğu kadar, uluslararasıdır da. Kürdlerin yurdunu, Türk, Arap ve Farslara paylaşanlar, zamanın emperyalist batılı devletleriydi. Bundan ötürü, bugün Kürdlerin içinde bulunduğu dramatik durumun temelleri sözü edilen devletler tarafından atılmıştır. Bu devletler, tarihte Kürdlere karşı işledikleri bu korkunç hatayı berteraf etmek istiyorlarsa, başta Türk devleti olmak üzere, Kürdistanı sömürmekte olan devletlere baskı uygulamak suretiyle, Kürd meselesinin çözümüne katkı sunabilirler ve böylece Kürdlere karşı işledikleri kendi hatalarını affettirebilirler.

Sömürgeci ve Zalimler asla sömürülen ve ezilen halkalrın derdinden anlamazlar. Başta Fransa, Îspanya ve Britanya olmak üzere, bir çok batılı devletlerin sultası altında sömürülmekte ve ezilmekte halklar vardır ve bu onların başka sömürgeci ülkelerin boyunduruğu altında bulunan sömürge halkların derdiyle ilgilenmekten ziyade, onların seslerinin çıkmalarına bile müsade etmezler.

Kürdlerin, tarihte sürekli olarak sömürge kalmalarının sebeplerinden en önemlisi, kendi aralarında ulusal bir ittifakı oluşturamamlarıdır. Bundan faydalanan Kürdistanı sömüren devletler, Kürdleri devamlı kendi iidareleri altında tutabilmeyi başarmışlardır. Kürdistanın sömürge kalmasının ikinci önemli nednlerinden biri de, halkın inançlarına tamamen zıt olan düşünce ve ideolojilerden yola çıkılması. Bu Kürd halkının bölünmesi ve gerilemesine yol açmaktadır. Halkın değer yargılarına saygı gösterilmediği ve onlarla alay edildiği sürece, Kürd halkının kurtuluşu gecikecek ve daha acı katliamlar Kürdlerin başına gelecektir. Daha başka Halepçelerin yaşanmaması  ve Kürdlerin kendi yurtlarında özgür ve barışçıl bir ortamda yaşamaları için, düşmanlarına karşı aralarındaki birliklerini bozacak her türlü ihtilaf ve fitneden uzak durmaları gerekmektedir. Güney Kürdistanda 12 yıl öncesinde tarihte benzerine az rastlanılan hunhar ve barbarca katliamı yapan ve azmettirenler, halen iş başında hakimiyetlerini sürdürmektedirler. Bu katliamda Saddamın kanlı  rejimine silah satan batılı devletlerin suwlanmaları ya da eleştirilmeleri bile, tabu sayılmakta ve bu konuda hiw kimse awık bir şekilde görüş beyan edememektedir. Bütün bilinwli Kürdlerin bu konuda uluslararası alanda, dünya kamuoyunu aydınlatmada ellerinden gelen her şeyi yerine getirmeleri, kutsal bir görev olarak algılanması gerekmektedir. 

Halepçenin 12. Yıl dönümünde, özelde Halepçede ve genelde bütün bir Kürdistnda, sömürgeci ve zalimler tarafından barbar ve vahşice  şehit edilmiş mazlum ve müslümanları rahmetle anıyor ve bütün canileri lanetliyoruz…