Ders almak, ders olmak, ders bilmek....       
                                           Ebu Said Afşini

İnsan oğlu düşündüğü için insanlık sıfatına sahip olmuştur. Demek insan düşünme kabiliyetinden dolayı kendini diğer varlıklardan ayrı tutabiliyor ve onlar üzerinde hüküm sürebiliyor. Bence bu konuyu tartışmaya açmak demek tekerleği yeniden keşfetmek demektir. Zaten tekerlek binlerce yıl önce keşfedilmiş. Artık onu yeniden keşfe gerek yok..

Neden yazımızın başlığını Ders almak, ders olmak ve ders bilmek diye attık. Burada kastımız tahminen 100 yıldan beri süregelen Kürd halkının mücadelesinde vuku bulan olayları değerlendirmek ve bu olaylarda hangi dersleri alabildiğimizi düşünmektir. Bize neler ders oldu ve ve neler ders olmalıydı ve ders olan olayları bilebildik mi. Onları kendimize ışık tutabildik mi? Hani Hz. Peygamer (sav) demişti ki: ‘Benim Ümmetim yılan deliğinden iki defa ısırılmaz.’ İnanınki ekseriyetimiz bu hadisin manasını anlamamıştır ve hala da anlayamıyor. Daha ekseriyetimiz bu hadisi dinlerken veya okurken aklına bir delik ve yılan getirir ve yılanın kafasını sokup bizi ısıracağını tefekkür ederiz. Ve parlak zekamız sayesinde de artık o yılana karşı neler yapacağımızı düşünür duruken, bir aslan sürüsünün bizi ablukaya aldığının bile farkında olamayız. Hatta Aslanların arasında lokma lokma pay edilirken, hala yılanın sokmasına karşı ne tedbirler alacağımızı düşünürüz. Vallahi 100 yıl önce başımıza örülen çorapların aynısı bugün de örülmekte dünde örülmekteydi. Fakat biz hala o meşhur yılanın ve bizi ikinci defa ısırmamasını düşünüyoruz. Acaba Hadisde kastedilen yılanın sadece mecazi anlamda olduğu akıllara ve beyinlere girebilmesi için sivriltilerek söylendiğini biliyor muyuz. Bundan müminlerin ferasetli, sivri zekalı ve gözü açık olması kasdedilmektedir. Yani eğer bir mümin ticaret yaparken bir defa aldanırsa, onun bundan ders alarak bir daha aldanmaması, bırakın kendisinin bir defa aldanması, başka birinin aldanmasını kendine ders alarak uyanık olması, hatta bundan da öte, yüz yıl önca aldatılmış birinin hatalarını değerlendirerek, bundan kendine ders çıkararak gözaçık olması gerekir. Bir mümin hilede, savaşta, barışta, ticarette, siyasette hep geçmişi gözönünde bulun durarak uyanık ve sivri zekalı olur, öyle olmak zorundadır. Aksi takdirde aldanır, yenilir, kaybeder....

Kürdler mümin olmasına rağmen yolunda gittikleri Peygamberin üzerine önemle durduğu, ve bu hususta söylediği bu hadislerden hiç de ders almadığı aşikardır. Zira Kürdler kadar düşmanlarına çabuk kanan, onların defalarca oyununa gelen ve her seferinde de aynı düzen ve tuzaklara kapılan başka bir toplum yoktur.

Yıl 1918. İngilizler Şeyh Mahmud Berzenci’ye bugünki Güney Kürdistan üzerinde hükümdar kılmayı talep etmişler. Şeyh Mahmud İngilizlere karşı savaş açmış ve onların gazabına uğramıştır. Ş. Mahmud, ‘Osmanlıya İhanet etmem’ demiştir. Osmanlı ise iki yıl sonra, yani 1920 de İhsan Nuri Paşa komutasında ki direnişi kanla bastırmış ve ingilizlerden destek almıştır. Ders almadık...

Yıl 1925. Şeyh Said başta Diyarbakır olmak üzere Kuzey Kürdistan’ın büyük bir kesiminden Direniş mücadelesi başlatmış ve büyük ilerleme kaydetmesine rağmen,  kısa bir zaman sonra TC., İngiliz ve  Fransızlardan aldığı destekle Kürd ulusal direnişini bastırmış ve başta Şeyh Said olmak üzere 100 kadar Kürd ileri geleni ibreti alem olması için Diyarbakır meydanında asmıştır. Oysa Devlet, Şeyh Saide bazı beyanlar dikte ettirmiş ve bunları yerine getirdiği takdirde, hayatının bağışlanacağını vaad etmiştir. Şeyh Said bunları yapmasına rağmen, daha sonra malum Şeyh Said 91 arkadaşı ile birlikte asılmıştır.  Ders almadık...

Yıl 1937. Dersimde Seyyid RIZA önderliğinde direniş hareketi başlamış ve Kürd halkının özgürlüğe olan susamışlığı sayesinde bu direniş kısa bir zamanda büyük bir alana yayılmıştır. Fakat düzensiz oluşu ve bazı Kürd beylerinin devletle işbirliği sayesinde de bu direniş bastırılmış ve Kürd halkının ileri gelenleri ibreti alem olması için tekrar darağacına çekilmişlerdir. Ders almadık...

Yıl 1946. Mahabad devleti, rusların geri çekilmesi ile bir yıllık kısa bir aradan sonra İran devleti tarafından yıkılıp başta Kadı Muhammed olmak üzere  onlarca Kürd bilgini ve devlet adamı MAHA BAD ÇARÇIRA MEYXDANINDA asılmışlarldır. Ders almadık...

Yıl 1974. Molla Mustafa Barzani idaresinde ki güney Kürdistan’lı güçler İran Şahı Rıza Pehlevi’ den destek alarak yüklü bir güç oluşturdular. Kısa zamanda Saddam ile savaşacak duruma geldiler. Fakat Cezayir’de yapılan anlaşmalar neticesinde Amerika ve İran, Kürdlere olan desteklerini geri çektiler ve Kürdleri kendi kaderleri ve Saddam Canisiyle başbaşa bıraktılar. Yine binlerce ölü ve yaralı. Yine göz yaşları. Ders almadık...

Yıl 1988. Saddam 10 yıl İran devleti ile amansızca savaştı. Büyük zaitlara rağmen İranı yenemedi. Savaş barışla bitti. Sadam bu sefer Kürdlere yöneldi. Halebçe’de Kimyevi silahlar neticesinde binlerce ölü ve binlerce de yaralı. Dünya kamuoyu hala; ‘ Saddam kimyevi Silah kullandı mı kullanmadı mı’ tartışması yapıyor. Ders almadık..

Yıl 1989. İran KDP başkanı Dr. Kassımlo Viyana’da kendişiyle görüşmeye gelen İran devlet heyetinin yerine göderilen İran ajanlarınca otelinde öldürüldü. Avusturya 10 yılı aşkın bir süre zarfında hala katilleri bulamadı. Ders almadık...

Yıl 1990. Körfez savaşı yoğun bir şiddetle devam etmektedir. Saddam Amerika’ya yenildikten sonra tekrar Küdlere yöneldi. Fakat bu sefer Kürdlerin gazabına uğradı ve Ta Bağdat’a kadar geri çekilmek zorunda kaldı. Kürdler tüm Güney Kürdistan’ı araplardan temizlediler. Bağdat’a  kadar ineceklerdi ki. Amerika uçuş yasağını kaldırdı ve Saddam’ın Cani ordusu tüm vahşetiyle Kürdler üzerine yürüdü. Binlerce ölü, yüzbünlerce sürgün ve yaralı. Bütün bunlar üzerine Talabani’nin Saddam’a nasıl sarılıp öptüğünü ve Kürdleri dünya kamuoyuna nasıl rezil ettiğini gördük...  Aynı yıllarda Türk devleti, binlerce Kürd aydınını sokak ortasında öldürmüş ve Kürdlerle alay edercesine de Kürd ler kendi kendini öldürüyor demiştir.   Ders almadık.....

Yıl 1996. İran Ajanları başta Dr. Şerefken di olmak üzere Berlinde 4 İran KDP. yöneticisini hunharca katletti. Alman mahkemeleri sağlam delil ve Şahitlerin olmasına karşın katilleri cezalandıramadı. Ders almadık...

Yıl 1999. Türk devletine büyük darbeler indiren PKK’ nın genel başkanı Abdullah Öcalan Suriye’den ayrılıp tüm Avrupa’yı gezdikten sonra Amerika ve İsrail gizli servislerinin planlarıyla  Kenya ’nın başkenti Nairobi’den alınıp Türk gizli servislerine teslim edildi. Türk istihbaratı da, koskoca bir örgütün başı ve Kürd halkının önde gelen kurtuluş mücadelecisine yaptıklarını tüm dünya kamuoyu gördü. Adeta Kürdlerle alay edercesine yapılan insanlık dışı muameleyle Kürdlere gözdağı verilmek istendi. Yine aynı dönemde yapılan protesto yürüyüşleri esnasında Almanya’nın Berlin Elçiliğini de proteso eden 4 Kürd gencinin İsrailli caniler tarafından vurularak kanlar içinde yerlerde can vermelerini Dünya kamuoyu görmezlikten geldi.Ders almadık...

Yıl 2000.  Esas kuruluşu 1980’li yıllarda olan ve daha çok İran devriminden esinlenen Hizbullah hareketine sızan devlet güçleri, Hizbullah maskesi altında binlerce Kürdü şu veya bu sebepten öldürmüştür. Daha sonra işlevini bitirdiği kanaatına varınca da, Yurtsever müslüman Kürdleri kaçırıp onların masum kanlarına giren devlet, bu vesile ile de Hizbullaha  son bir darbe vurmuş oldu. Bununla; ‘Bir taşla bir kaç kuş vurmuş oldu’ Zira Hizbullahı oluşturan kesim Kürd kesimidir. Kaçırılıp öldürülen kesim de Kürdlerdi. Bu vesile ile hem Hizbullahı lekeledi ve ulaştıklarını öldürdü hem de PKK’ ye sempati beslemeyen fakat PKK’ den daha tehlikeli olan Müslüman Kürdleri ortadan kaldırdı. Kürd olan PKK’ ye karşı yine Kürd olan Hizbullahı kullandı. İkisini yıprattıktan sonra da gelebilecek en büyük tehlike olan Müslüman Kürdleri de aklınca yok ettiğini düşündü. İlk görünürde hesapları tutmuş olabilir. Fakat bunun la büyük bir hata yaptıklarını unuttular. O da artık aldatılacak kimsenin kalmadığıdır.  Ders almadık...

Yine Yıl 2000. PKK ve onun başkanı Abdullah ÖCALAN hepimizin de canlı olarak gördüğü gibi Türk devletine 15 yılı aşkın şiddetli ve başarılı savaş yürüttü. Devlet tam dize gelmişken Abdullah ÖCALAN kaçırılıp esir edildi. Bu süre içinde mahkeme yapıldı. Her ne hikmetse Şeyh Saidin asıldığı 29 Haziran günü Abdullah ÖCALAN’ın idam fermanı okundu. Tesadüf değil, kasıtlıdır bu. Fakat her ne hikmetse İmralı’da felsefe üretmeye başlayan Abdullah Öcalan, sanki tarihden ders almamış ve sanki Kürd tarihini okumamış gibi; ‘Ben Türkiye’ nin demokratikleşmesine katkı sunmak için hazırım’ deyip yıllarca adından düşürmediği Kürdis tan’dan bashetmez olmuştu. Türkiye Cumhuriyetinin yegane koruyucusuymuş gibi tavır aldı. Gerillaları ‘Türkiye toprakları dışına çekti’ Bazılarını ise, jest olsun diye devletin hapishanelerine gönderdi. Sanki kendisi devletin elinde rehin tutulduğu yetmiyormuş gibi. Daha sonra bütün kurumlarını tasfiye ederek sadece politik çalışma yapmalarını önerdi. Türkiyenin ivedilikle AB. ye alınmasını tavsiye etti. Ve en son olarak da  Silahları bıraktığını ilan etti. Bunca cana ve kana karşın.  O kadar mı ucuz Kürdün canı, kanı ve şerefi?  Ders almadık...

İnsan kendi kendine sormadan edemiyor; Acaba Abdullah Öcalan ve onun emrindeki Başkanlık konseyi neden bu derece ivedilikle devletin bütün dediklerine evet dedi. Hatta devletin böyle bir talebi olduğu da ortada yok. Bunca kan döküldü. Bunca can verildi. Bunca Kürd halkının namusu ve şerefi ile oynandı. Bütün bunlara rağmen bür Kürd lideri acaba neden düşman dediği bir devletin kucağına kendisini rahatlıkla oturtabiliyor. Neden? Ders almadık..

Hani başta dedik ya. Ders almak, ders olabilmek ve ders bilmek... İşte bütün sırlar burada. Kürd halkının kader defterinde bu hususta bir sayfa yoktur. Eğer olsaydı son 100 yılda başımıza gelen bu kadar musibetten sonra ders alır, ders olur ve ders bilirdik. Fakat maalesef binlerce maalesef ki, kitabımızın bu mevzu ile ilgili sayfası  tahrif edilmiş ve okumamıza fırsat verilmemiştir.  Ama bu sayfayı yeniden yazmak zorundayız.  Her ne pahasına olursa olsun. Kürdün bundan sonra iki defa aynı delikten ısırlmasını beklemesin düşmanımız.

Ders almalıyız, ders olmalıyız, ders bilmeliyiz!