YÜCE ALLAH`A GÜVENİP  ve  DAYANMAK
                                                                   Husameddin GÜL

Allah (cc) ın Kur an-ı Kerimde dikkat  çektiği  mümin  özellikleri  arasında tevekküllü olmanın özel ve öncelikli bir yeri vardır.Bu tevekkül konusunun imanla olan parallelliğinden  kaynaklanmaktadır.  Kur´an kıssalarında  peygamberlerin ve  beraberindeki mümin topluluklarının her türlü  zulüm, baskı ve  işkence  karşısında yılmamaları ve gevşeklik göstermemiş olmaları övülerek  anlatılmaktadır.  Ana  vasıflarından biri, her ne olursa olsun tevekkülü kaybetmemeleridir. Mümin, kendisine verilen herşeyin bir emanet, dünya hayatının geçici bir meta olduğunun şuuruyla, Cenab-ı Allah  karşısında hesap  vereceğinin bilinciyle her zaman  Ahirete yönelik  yaşar; bu nedenle sıkıntıdan, stresten ve vesveden tü müyle uzaktır.  Hiçbir zaman umutsuzluğa düşmez, çünkü  o korkacağı, sığınacağı veya güveneceği sahte ilahlar yada dünyevi araçlar değil, kendisini yaratan, onu herşeyden iyi bilen ve her şeyi bir  düzen içinde yöneten Allah’a tevekkül etmiştir. Buna dikkat edersek; bugün Müslüman Kürd halkının başına gelen bir musibette olsa dahi, bunun zaten olabileceklerin en hayırlısı olduğunu bilir, tekrar ve tekrar bütün dünya Müslümanlarının ve Müslüman Kürd halkının Allah yolunda, İslam dini ve toprağı uğruna tevhid bayrağının etrafına ve cihada davet ediyorum ve diyorumki;  tevekkül mümin için kilit  kavramlardan biridir. Tevekkül Cenab-ı Allah’ın insan için  en güzeli ve doğruyu ezelden takdir etmiş olduğunu, başına gelecek herşeyin Allah katında  olmuş  bitmiş olduğuna kesin  olarak iman etmenin doğal sonucudur. Kadere imanın ve rıza  göstermenin  doğal sonucudur. Kur’anın bir çok ayetinde tevekkül, mümünin çok önemli  bir özelliği olarak zikredilmiştir. "Müminler ancak o kimselerdir ki, Cenab-ı Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, Onun ayetleri okunduğu zaman imanları kat kat artar ve yalnız Rabblerine tevekkül ederler. (el-enfal /2)

İslam alimleri de son derece veciz ifadelerle  tevekkül önemini vurgulamışlardır. Ben de şu sözümü ilave ederim “Mevlam ne eylerse güzel eyler“ zannedersem şu sözüm de  bunun  en  özlü  ifade  biçimlerinden birirdir. Olayların  iyi  ve  kötülüğünü  mümin Kur’an’a göre değerlendirir, zahiren şerr yüzü gözüken bir olayın arkasında büyük hayırlar olabileceğini bilir. „Olur ki hoşunuza  gitmeyen  bir şey sizin için hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. (Bakara / 216)

Tevekkül sıradan olsa iyi olur gibi bir mantıkla ve anlayışla değerlendirilebilecek bir mümin özelliği değildir, tevekkül etmeyen insan Rabbine karşı ağır bir suç işlemektedir, tevekkül dışında bir  tavır içine girmek, insanın  Allah’ın vekilliğini bir ta

rafa  bırakarak  kendisi  için güvenecek, sığınacak başka bir merci aramasına yani şirke girme tehlikesine  bir kapı açar. „Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.“ (Maide/45)

Ayet‘inin hükmüne girer, çünkü o an kaderin  varlığını, olayların  Allah’ın kontrolünde olduğunu unutmuştur. Muhammed süresinin 11. ayetinde  „Bu, Allah’ın, inananların yardımcısı (velisi) olmasından  dolayıdır, kafirlerin ise velisi yoktur“  buyurulmaktadır

Gerçekten  de  vekili  yaratıcısı iken,  Onu unutmanın ve inkarcılar yani vekili olmayanlar gibi davranmanın son derece büyük bir suç olduğu açıktır. Tevekkül sadece müminlere has bir tavırdır  (özellik)  ancak,  zahiren  olayları  tevekkül  ile  karşılıyormuş gibi gözüken inançsız insan tipleri de olabilir. Zaman zaman çevremizde de bunun örneklerine rastlayabiliriz, ancak burada  sergilenen daha ziyade pisikolojik bir savunma mekanizmasıdır veya zahiren tevekküle benzeyebilen, ancak özünde tamamen farklı bir tavır olan vurdumduymazlık  söz  konusudur.  Tevekkülsüzlüğün  zemininde inançsızlık vardır, yoksa neden bütün müslümanlar, Kürd halkı, Kurdistan‘lı mazlumların yanında yer almasınlar. Tevekkül etmeyen insan, dünya hayatını azap  içinde geçirir  olayların varlıkların Allah’ın kontrolünde olduğunu anlamadığı için her an her türlü kötülükle, talihsizlikle karşılaşabileceğini düşünür her hangi bir işi aksi karamsarlığa ve üzüntüyekapılır ruhsal dengesi de  bozuktur. Allah`a güvenmeyen Onu vekil tutmayan  insan, aksilikle terslikle karşıla şacağı zamanlar bu dengesizliği daha da net biçimde ortaya  çıkacaktır. Kısaca: Tevekkülsüz insan için hayat endişeler ve korkularla dolu bir kabus olacaktır. Allah‘ın (cc)  dışında veli ve güvenecek makam arayan insanın bu ruh halini çarpıcı bir benzetmeyle şöyle ifade ediyor. „Allah‘tan başka dostlar edinenlerin durumu,örümceğin durumu gibidir.  Örümcek bir yuva edinir; halbuki  yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi. . (el-Ankebut / 4) (Allah´tan başkasını dost edinerek kendilerine destek arayanların durumu, âyette örümceğe  benzetilmiştir.

Ayette özlü  olarak ifade  edildiği üzere, örümcek bütün bütün evsiz değildir, kendine bir yuva edinir;  fakat  örümcek yuvasının çürüklüğü meşhur meseldir. İşte örümceğin edindiği yuva ne kadar zayıfsa ,Allah´tan başkasının destek ve himayesine güvenenlerin tutamağı da öyle  çürüktür.)   Mümin; sahip olduğu ve olacağı tüm yeteneklerinin,  başarılarının,  zekasının, güzelliğinin, sağlığının ve diğerlerinin tamamen Allah`ın  kontrolunde olduğuna ve onun isteğiyle yaratıldığına iman  etmiş kişidir,  hayatı boyunca bu imanın gerektirdiği şekilde yaşar,  mümin  samimiyeti  ve  telafüzu da gerçekte Allah`a karşı aczini bilmesinin bir neticesidir, yoksa  müminin mütevazi tavır

larının sokakta bilinen manadaki sahte, tevazuyla ilgisi yoktur, gerçek manada şu sözümde böyle ifade etmekteyim: İnsanda büyüklüğünün mikyası küçüklüktür yani tevazudur, küçüklüğünün mizanı büyüklüktür yani tekebbürdür, bugün etrafımıza baktığımız zaman Kuran‘ın tarif ettiği gemideki nankör insan modeline sıkça rastlasak da,  zaman ilerledikçe ve islamın  sunduğu maneviyat ve güzel ahlak insan arasında yayıldıkça, bu yapılan, sıyırılan  ve  mutluluğu,  huzuru,  Allah yolunda  mücadeledebulunan insanların sayısı katlanarak artacaktır. İnşallahuteala.    

Müslümanlar davasında, siyasi düşünce ile  ilgili son derece çeşitli konuları  inceleyen bir kimsenin seneden seneye, asırdan asıra  dereden tepeye, dağdan vadiye geçerken  dış  görünüşünü muvakkat  bir  zaman  için geçtiği  memleketlerin  coğrafya ve  topoğrafyasına  uydurup  buna  rağmen evvelce ne ise, yine o esasta sabit kalarak binlerce kalıba giren büyük siyaset nehirinin kaynayıp taşıdığı basit, sade hakikatlerden hayrete dönüşmesi ve düşmemesi  kabil  değildir.  Bir  kimse  bu konu üzerinde ne kadar fazla fikir yorarsa, o kadar müslüman alimleri ve yazarları münakaşa başlamadan evvel Kur´an´da tarif edilen şekilde bütün İslami düşüncelerin kaynağının özünü tahlil etmesi lazım geldiğini anlar. Bir çok bakımdan işin azameti çok geniştir. Evvela eski devir arablarındaki  gibi bir cemiyet ve Kur´an gibi bir kitapla Arabistan`ı bir zamanlar dünyada  en ileri bir devlet haline getiren siyasi ile gayri siyasi faktörler arasındaki bu hoş tefrikler modern zamanların mahsulüdür ve asırlarca evvel yaşamış insanlar için bilinen şeyler değildir. Şüphe yok ki hürriyetin mümkün olanına erişmede yegane yol olan ve alelade tabiriyle siyaset denilen teşkilat ve  disiplinin, bir cemiyetin ilerlemesinde büyük tesiri vardır. Bununla beraber bir milletin hayatında gayri siyasi denen din meselesi diğer faktörlerden uzaklaştırılırsa yal nız başına siyaset bütün halkın ve bütün ihtiyacını karşılamaya yetmez  ve böylelikle husule gelen manzara hakikâte uymaz ve sakatlamış oluyor. Ne olursa olsun asrı saadetin devrine göre Kur´an´ın siyasi  cephesini bahis konusu eden bir etüde şimdiye kadar kimse teşebbüs etmemiştir. Çünkü  beşeri kanunlar devamlı Allah´ın kanunu karşısında temelinde yıkılmış bir bina gibidir.