Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:35, Sal:2005, Meh:06-07

Celal Talebanî bû serokkomarê Iraqê - 2005.04.06
Katoliklerin ruhani lideri Papa II’nci Jean Paul öldü - 2005.04.03
Irak’ta Talabani dönemi - 2005.04.06
Talabani (müslüman türkler hariç) dünya basınında!
Toplum-Der, Antep şubesini de açtı - 2005.04.16
'Talabani avantaj getirir - 2005.04.06
Kurdistan’da türkçe ana okullar - 2005.04.20
Mevlidiniz mübarek olsun
24 Nisan ve Ermeni Soykırımı!
Şeyx û mirîd
Irak’ta Kürd toplu mezarı bulundu - 2005.04.30
HIK kendini feshetti eski başkan Mela Evdillah ayrıldı - 2005.05.01
Telafer'de taziye çadırına yapılan saldırıda çok sayıda ölü var - 2005.05.02
Hewler dîsa bû gola xwînê! - 2005.05.05
Sunnetullah - 2005.05.08
Veda Hutbesi - Zakir
Şamil Esgerov wefat kir - 2005.05.21
Türkiye mozaik mi? - M.Nureddin
Osman Öcalan’a dikkat - 2005.05.10
Lorîna pênûsê - 2005.04.12

Celal Talebanî bû serokkomarê Iraqê - 2005.04.06

Parlamentoya Iraqa federal îro sekreterê giştî yê Yekîtiya Niştimanî ya Kurdistanê Celal Talebanî wekî serokkomarê Iraqê hilbijart. Xazî Yawerê sinî û Adil Ebdulmehdiyê şîî jî wekî cihgirên wî hatin hilbijartin. Di dîroka Iraqê de ev cara pêşiyê ye ko kurdek dibe serokkomar û ev bi xwe jî nîşana guhortineka mezin e li Iraqê û Rojhilata-nêvê. (Wêne: Celal Talebanî û serokwezîrê Iraqê yê bê Brahîm Ceferî)

Serokê Partiya Demokrat ya Kurdistanê Mesûd Barzanî bi awayekê pir xurt piştgiriya lîsteya kurdan ya ji bo Parlamentoya Iraqê – ko Celal Talebanî di rêza yekê de bû – kir. Mesûd Barzanî xwe nekir kandîdatê ti mensiban li Bexdayê û bi wî awayî rê ji Celal Talebanî re vekir ko bibe serokkomarê Iraqê.

Piştî hilbijartinên 30-ê meha yekê erebên Iraqê nedixwestin ko kurdek bibe serokkomarê Iraqê û lewra jî danûstandinên di nêvbera kurdan û ereban de demekê dirêj girt. Mesûd Barzanî jî di beyanên xwe de got kurdek yan dê bibe serokkomkar yan jî serokwezîr û kandîdatê kurdan jî Celal Talebanî ye.

Kurdan di dema şerê rizgarkirina Iraqê de hevkariyeka mezin digel hev kirin û bi yek lîsteyê ketin hilbijartinan û bûn grupa didoyê ya herî xurt li Parlamentoya Iraqê û 77 kursî bi dest xistin.

Ji îro û pê ve Celal Talebanî dê li cepheyê Iraqê û Bexdayê bi piştgiriya top û mîtralyozên Mesûd Barzanî li Kurdistanê berjewendiyên kurdan biparêze û xurtbûna kurdan di siyaseta Rojhilata-nêvê û cihanê de tirseka mezin têxe dilê dewletên cîran ko her yekê beşeka Kurdistanê dagîr kirine.

Cavkani-www.kerkuk-kurdistan.com
Katoliklerin ruhani lideri Papa II’nci Jean Paul öldü - 2005.04.03

Dün Avrupa saatıyla 21:37 sularında ölen Katoliklerin ruhani lideri papa II Jena Paul katolik camiasını yasa boĝdu. Bir taraftan cenaze merasimleri, defin işlemleriyle meşgul olunurken, diĝer taraftan onun yerine kimin geçeceĝi telaşı sardı katolik alemini. Kimilerine göre halefinin İtalyan uyruklu olması gerektiĝi söylenirken, kimilerine göre de, Papa’nın daha saĝlıĝında atadıĝı 117 kişilik kardinal grubu yeni papayı seçecek.

Uzun süreden beri yaşam mücadelesini veren Papa nihayet dün akşam hayata gözlerini yumdu. Ölümüyle İtalya’da Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Meclis ve Senato’daki bayraklar yas nedeniyle yarıya indirildi. Vatikan’da toplanan 130 bin Katolik, Aziz Peter meydanında Papa’nın anısına ayin düzenliyor.
İtalya’da özel yayın yapan televizyonlar, izleyicileri 1 dakikalık duaya çağırırken, Papa için Roma’da saygı duruşu gerçekleştirildi. En geç Cuma’ya kadar gömülmesi bekleniyor. Papa’nın yerine bakacak vekil kardinalse cenaze törenini düzenleyecek ve yeni Papa’nın seçilmesi için gerekli çalışmaları yapacak

Halefinin kim olacaĝı konusu tartışılmaya başlarken şimdilik İtalya’dan Kardinal Dionigi Tettamanzi, Almanya’dan Kardinal Joseph Ratzinger, Avusturya’dan Kardinal Christoph Schönborn, Brezilya’dan Kardinal Claudio Hummes ve Nijerya’dan Kardinal Francis Arinze’in isimleri ön planda. 455 yıldan beri papalığa seçilen ilk İtalyan olmayan Papa II. Jean Paul’dan sonra kimin papa olacaĝı önümüzdeki günlerde belli olacak.

Papa II. Jean Paul kimdir?

1820’de Polonya’da dünyaya geldi. Esas adı Karol Josek Wojtlya 9 yaşında annesini 22 yaşında da babasını kaybetti. 1941 yılında bir kimya fabrikasının su arıtma tesislerinde çalışan Wojtlya geçirdiĝi iki ciddi kaza sonucunda dine yöneldi. Nazi işgalinde kapanan ancak Polonya’nın Rusya tarafından kurtarılmasının ardından yeniden açılan Jagellonica Üniversitesinin ilahiyat bölümüne kaydolan Wotjyla 26 yaşında rahip oldu. 1948-1951 yılları arasında başrahip olarak görev yaptı. 1963 yılında başpiskopos olan Wojtyla, 26 Haziran 1967’de ise kardinallik ünvanı aldı. Ekim 1978’de Polonyalı kardinal Karol Josek Wojtlya, papa oldu ve Papa II. Jean Paul adını aldı. Bu mertebeye ulaştığında Papa, anadili Lehçe dışında 8 dil daha biliyordu. 1981 yılında Mehmet Ali Aĝca’ın suikastı neticesinde yaralanan ve o günden sonra gün geçtikçe saĝlık durumu bozulan Papa dün öldü.
Irak’ta Talabani dönemi - 2005.04.06

Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani, Irak devlet başkanlığına seçildi.

6 Nisan 2005— Irak meclisinin bugünkü oturumunda Talabani’nin yardımcılıklarına ise Sünni Gazi El Yaver ve Şii Abdül Mehdi getirildi.

Irak Meclisi, KYB lideri Celal Talabani’yi devlet başkanlığına seçti. Böylelikle Irak tarihinde ilk kez bir Iraklı Kürt devlet başkanı oldu.

Irak Meclisi, Talabani’nin yardımcılığına ise Irak Geçici Devlet Başkanı Sünni Gazi El Yaver ve Maliye Bakanlığı’nı yürüten Şii politikacı Adil Abdül Mehdi’yi seçti. Bu listeye 227 milletvekili destek verirken, 30 milletvekili geçersiz oy kullandı.

TALABANİ’DEN GÜVENLİĞİ SAĞLAMA SÖZÜ

Talabani devlet başkanı seçilmesinin ardından yaptığı konuşmada, “ülkeyi güvenliğe kavuşturmaya çalışacağını” söyledi. Talabani, komşu ülkelerden, yabancı militanların sınırdan Irak’a girmesine karşı verilen mücadelede yardımcı olmalarını istedi. Talabani, “Halkımız sabırlıdır, ancak sabırlarının bir sınırı var” diye konuştu.
Celal Talabani, seçimin ardından yaptığı konuşmada, “yalnızca Kürtleri değil, kötü bir diktatörlükten özgürlüğe kavuşan tüm Iraklıları yöneteceğini” söyledi.

KÜRTLER KUTLAMA YAPTI
KYB lideri Celal Talabani’nin, devlet başkanlığına seçilmesi, nüfusun yaklaşık yüzde 15’ini oluşturan Iraklı Kürtler için önemli bir siyasi kazanım olarak görülüyor. Başkent Bağdat ve Kuzey Irak’taki Kürtler de Talabani’nin devlet başkanlığını halaylar ve araç konvoylarıyla kutladı.

Devlet Başkanı ve yardımcılarının seçilmesi, Irak’ta hükümet kurma çalışmaları açısından önem taşıyordu. Çünkü başkanlık konseyini oluşturacak devlet başkanı ve yardımcıları, kabineyi kuracak başbakanı atıyor. Şii kökenli İbrahim Caferi’nin de, başbakan olarak atanması bekleniyor.


Talabani 50 yıldır siyaset sahnesinde

1933’te Kelkan köyünde dünyaya gelen Celal Talabani, siyasete 1950’lerde Kürdistan Demokratik Partisi’ne bağlı Kürdistan öğrenci birliğini kurarak atıldı.

Henüz 18 yaşındayken partinin merkez komitesine seçildi. Ancak 1970’lerde, Talabani’nin Kürdistan Demokratik Partisi lideri Molla Mustafa Barzani’yle arasındaki görüş ayrılıkları giderek arttı.

Talabani, 1975’te de Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni kurarak İran’a askeri açıdan çok bağımlı olduğu için eleştirdiği Mustafa Barzani’yle yollarını tamamen ayırdı.


ADDAM’LA MÜCADELE YILLARI

Talabani, Marksist bir görüş benimseyen partisini kurmasının ardından Bağdat hükümetine karşı askeri mücadeleye girişti. Bu mücadele, 1988’de Saddam’ın birliklerinin düzenlediği ve binlerce Kürdün ölümüyle sonuçlanan Kuzey Irak operasyonuna kadar sürdü. Irak hükümetinin kimyasal silah kullandığı operasyonda Talabani de İran’a sığınmak zorunda kaldı.


BARZANİ’YE KARŞI PKK’YLA İŞBİRLİĞİ

1991 Körfez Savaşı Celal Talabani’nin siyasi kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Talabani, Irak birliklerinin Kuzey Irak’tan çekilmesiyle bölgedeki gücünü perçinledi.

Celal Talabani önderliğindeki KYB, özellikle Suriye ve İran’la iyi ilişkiler kurdu. Talabani’nin Türkiye’yle ilişkileriyse zaman zaman ezeli rakibi Mesud Barzani’ye karşı PKK’yla işbirliğine gitmesi nedeniyle gerginleşti.

Talabani, 1998’de İngiltere ve ABD’nin desteğiyle ezeli rakibi, KDP’nin lideri Mesud Barzani’yle barış masasına oturdu. Bu anlaşma 4 Ekim 2002’de yenilendi.

Kürt siyasi arenasında sol hareketi temsil eden Talabani, Irak operasyonundan önce sık sık tam bağımsızlık peşinde koşmadıklarını ve federal bir devlet istediklerini dile getirdi.

Fakat Talabani’nin, Kerkük’ün statüsü ve Kürtlerin uzun vadede eninde sonunda bağımsız hale gelecekleri yönündeki açıklamaları Türkiye’nin tepkisine neden oldu.

50 yıldan fazla bir süredir Kuzey Irak’ta siyasi alanda önemli bir rol oynayan Talabani, şimdi Irak’ın yeni devlet başkanı olarak Kürtlerin yönetimdeki etkinliğini artırmaya hazırlanıyor.

Kaynak ntv.com.tr
Talabani (müslüman türkler hariç) dünya basınında!

Dün Irak Meclisinde yapılan Devlet Başkanlıĝı seçiminde 275 oydan 227’sini alarak Irak Lideri konumuna gelen Kürd Lider Sayın Celal Talabani, birçoĝu ünlü devlet adamı sıfatıyla birçok devletten tebrik aldı. ABD Başkanı Bush ve T.C. Cumhurbaşkanı A.N.Sezer ilk tebrik edenler arasında.
 

Dünyada birçok devlet adamından dostu olan ve ömrünün enaz 50 yılını siyasetle geçiren Celal talabani gibi bir şahsiyetin elbetteki bir devlete lider olma hakkı vardır ve biz Onu tebrik eder görevinden başarılar dileriz.

Dünya basını iki gündür ilk sayfalarında bu haberi veriyor. Hatta türk kemalist gazeteler bile Mam Celal’dan övgüyle bahsederken, ne yazıktırki müslüman geçinen Türk Medyası bu haberi hiç vermedi. Gazetelerinde küçük bir köşede bile bir yorum yapılmadı. Anlaşılan o kadar üzgünlerki bir kürd liderin adını hayıra zikretmekten acizdirler. Böylece gerçek yüzleri de yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Hani kürdlerle türkler kardeşti? Hani müslüman kardeşinin sevinciyle sevinmek üzüntüsüyle üzülmek kardeşlik görevlerinden biriydi? Anlaşılan bazı müslüman türklerde bu aksinedir. Onlar müslüman kardeşlerinin sevinciyle üzülür, üzüntüsüyle sevinirler!.. Milyonlarca kürdün sevindiĝi bu olayı haber sayfalarında bile vermemek, özellikle bazı müslüman türklerin sözde kardeşleri hakkındaki niyetlerini bir kere daha ortaya çıkarmaktadır.

Onlara bir diyeceĝimiz yok, onlar islam adını kullanarak müslüman kitlemizi kandırmaya çalışıyorlar, biz bunun farkındayız, umarız hala onlarla birlikte olan müslüman kürd kardeşlerimiz de bunu en kısa zamanda farkederler.

07.04.2005

Toplum-Der, Antep şubesini de açtı - 2005.04.16

Yaptığı büyük çalışmalar ve bugüne gelen ve hızla büyüyen Toplum-Der, Antep şubesini de açtı.

İlk olarak açtığı Batman Şubesi ve iki ay önce açtığı Elazığ Şubesinden sonra çalışmalarını daha da büyüten Toplum-Der artık Antep halkıyla da bir araya geldi. Mizgîn Dergisi olarak Toplum-Der çalışanlarına Allah yar ve yardımcıları olsun diyor, ve bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyoruz.

2005.04.16

 
'Talabani avantaj getirir - 2005.04.06

Manşet programına katılan, Türkiye'nin Irak Özel Temsilcisi Osman Korutürk, Gazeteci yazar Cengiz Çandar ve Lehigh Üniversitesi Öğretim üyesi Henry Barkey, Irak'ın yeni yönetimini tartıştı ve yeni Devlet Başkanı Celal Talabani'nin Türkiye'ye avantaj getireceği görüşünde birleşti.

Mehmet Ali Birand'ın sunduğu Manşet programının bugünkü konusu Irak'taki yeni yönetim süreci ve Irak'ın yeni Devlet Başkanı Celal Talabani'nin Türkiye'ye etkisi oldu.

Programa katılan, Türkiye'nin Irak Özel Temsilcisi Osman Korutürk, Türkiye'nin temel politikasının Irak'ın bütünlüğünün korunması olduğunu belirterek, Talabani'nin seçilmesinin de memnuniyet yarattığını söyledi.

Irak'ta demokratik bir süreç başladığını anlatan Korutürk, Talabani ile birlikte bazı ince ayarların yapılabileceğini belirtti.

Osman Korutürk, "Cumhurbaşkanımız kendisine bir tebrik gönderdi. Talabani Türkiye'nin tanıdığı, Türkiye'yi bilen bir politikacı. Beklenen bir karardı. Irak'a yönelik politiklar da ince ayardan geçiyor. Irak'ta demokratik bir süreç başladı. Bizim için öncelik Irak'ın bütünlüğünü korunması.
Talabani ile yeni bir politika oluşabilir" dedi.

Çandar: "Talabani iyi değerlendirilmeli"

Gazeteci yazar Cengiz Çandar da, Talabani'nin iyi değerlendirilmesi halinde Türkiye için büyük avantaj olabileceğini söyledi.

Kürtlerin Talabani'nin seçimi ile birlikte Arapların ardından Irak'ta ikinci ana etnik grup olduklarını resmileştirdiklerini vurgulayan Çandar, "Kürtlerin ayrı bir devlet istemesine gerek yok, şu an Kürtlerin bir ülkesi var. O da Irak devletidir" dedi.

Çandar, "ekim ayına kadar yeni anayasanını hazırlanıp meclise sunulması aralıkta da seçimler yapılması grekeyor. Kütrler açısından Irak'ta Araplarla eşit ortak olmasının yolu açıldı. Kürtçe tüm Irak için resmi dil oldu. Araplar ile Kürtler iki ana etnik gruptan biri olmasını sağlayacak. Kürtlerin ayrı bir ülke istemesini de geçersiz sayacak bir gelişme. Şu an Irak Türklerinin bir devleti var, o da Irak devleti" dedi.

Talabani'nin Türkiye'yi en iyi tanıyan lider olduğunu vurgulayan Cengiz Çandar, "Talabani'nin Türkiye ile manevi çok bağı olan bir politikacı. Böyle birinin liderlik koltuğunda oturması iyi değerlendirilirse bir avantaj. Türkiye'nin ortak paylaları bulabileceği birini bulacak artık Irak'ta" diye konuştu.

Barkey: "Talabani'den iyisi olamazdı"

Lehigh Üniversitesi Öğretim üyesi Henry Barkey ise, Talabani'nin hem Avrupa hem de ABD'yi rahatlatacağını söyledi. Barkey, "bundan daha iyisi olamazdı. Kürtlerin bağımsız bir devlet kurma ihtimali çok azaldı" dedi.

Celal Talabani'nin hem Avrupa hem de ABD'yi rahatlacağının altını çizen Barkey, "Irak, Talabani'nin başkanlığı döneminde Türkiye üzerinden Avrupa'ya bakacak. Kendisi Türkiye'ye çok yakın bir insan" diye konuştu.

Aradaki sorunların hemen çözülemeyeceğini belirten Barkey, "Talabani ile Barzani farklı toplumları temsil ediyor. Talabani uzun zamandır Kuzey Irak'tan çıkmak istiyordu, orası ona dar geliyordu. Kürtlerin ayrılıp bağmısız bir devlet kurma ihtimalı çok azaldı. Talabani'den iyisi olamazdı" dedi.

cnnturk. 06.04.2005

Kurdistan’da türkçe ana okullar - 2005.04.20

AB ile müzakere tarihi yaklaştıkça Türkiye söz verdiklerinin tam tersini yapmaya başladı. Kurdistan’da türkçe bilmiyen milyonlarca kürd çocuĝa ilk okula gitmeden önce ana okullar açmayı planlayan Milli Eĝitim Bakanlıĝı böylece yeni sürecte asimilasyona daha çok özen göstereceĝi belirtiliyor.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu (Kurdistan) bölgelerindeki öğrencilerin pozitif ayrımcılığa tabi tutulması gerektiğini söyleyen Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Kurdistan’da kürdçe konuşan çocukların emsallerine göre geride olduklarını savundu. Çeliĝ’e göre Anadolu’da çocuklar okuma yazma öĝrenmeye çalışırken Kurdistan’da daha yeni türkçe öĝrenmeye çalışıyorlar. Bunu kürd çocukları için bir eksiklik gören Bakan Milletvekili oldukları halde bir tek dil bilenlere kıyasla Kurdistan’da yaşı 10’u geçmis herkesin enaz iki dil bildiĝini unutuyor.

Kürd çocuklarının türkçe bilmemesi bir hastalık olarak ima eden Bakan şöyle dedi. “Okul yaşına gelmiş çocuk Türkçe bilmiyor. Aradaki uçurum çok fazla. Hastalıkları görmemezlikten gelirsek tedavi edemeyiz” diye konuştu.

MEB, ilköğretim 6, 7 ve 8. sınıf ders programını yeniden düzenlerken Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki öğretmenlerin, tabanı haftada 5 saat olan türkçe dersini 20 saata çıkarmayı düşünüyor. Anadil eĝitimine hiç temas etmeyen, taslakla okullarda türkçe ders saatlerinin bölgelere göre değiştirilmesi istiyen Bakan özellikle Kurdistan’da ısrarla okul öncesi eğitimi teşvik ettiğini ifade ettti.

Sözde bazı kürd kurumları vasıtasıyla kürdlere dayatılan “demokratik cumhuriyet, konfederalizm, birlik beraberlik, kardeşlik, ortak bayrak” gibi saçma tezlerle aslında kürd kimliĝinin zamanla eritilerek yok olması hedefleniyor.

20.04.2005
Mevlidiniz mübarek olsun

Yüce Allah tarafından, kendi halifesi olarak yeryüzünün imarına memur edilen ve ilahi emirlere muhatap kılınan insan, her ne kadar akıl ve mantık, şuur ve muhakeme gibi bir takım manevi deĝerlere sahip kılınmışsa da, kişiliĝinı olgunlaştıran bu manevi donanımı bazen yerinde kullanamıyor, O’na ne şekilde ibadet edileceĝini, O’nun rızasının nasıl kazanılacaĝını bilemiyor. Bunun içindir ki; özünden uzaklaşan veya taĝutiler tarafından uzaklaştırılan insanlıĝı tekrar benliĝine geri getirmek üzere Yüce Allah „insanlara saadet kaynaĝı ve hayat klavuzu olan Kitaplarla“ Peygamberleri göndermiştir. Bu kutsal zincirin en son halkası Hz. Muhammed Mustafa’dır. (s.a.s.)
 

Bu yüce şahsiyetlere, Peygamberlik gibi çok müstesna bir derece layık görülmüş, onların sinelerindeki saffet, davalarındaki halisiyet, mücadelelerindeki samimiyet, seslerindeki çıĝlık, nefeslerindeki tesir sebebiyle de, bu şahsiyyetler başarılı olmuşlardır. Dayandıkları ilahi vahiy, en büyük mesnetleri olmuştur. Mucizelerle teyid edilen bu Peygamberlerin önünde taçlar-tahtlar devrilmiş, krallar ve imparatorlar önlerinde eĝilmişlerdir. Ellerinde ilahi çaraĝan, kalplerindeki sadakattan başka silahları olmayan bu insanların muvaffakiyetlerindeki sırr, hiç şüphesiz Peygamberlik mesajıdır. Tarih boyunca insanlık bu mesajlara, bu hayat bahşedici tebliĝlere şiddetle ihtiyaç duymuş, duymakta ve devran devam ettikçe de muhtaç olacaktır.
Onlar masum insanlardır, ayrıca kuvve-i kudsiyye ile, mucizelerle te’yid edilmişlerdir. İlahi vahye mazhar olmuşlardır. İnsanların, onlara ve onların tebliĝine şiddetle ihtiyacı vardır. İşte bu sebeplerden dolayı bizim Peygamberlere ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla onlardan müstaĝni kalamayız. Çünkü onlarsız dünya ışıksız, onlarsız insan aşksız, onlarsız hayat manasızdır. Onlar yanlız dünyamızın deĝil, ebedi hayatımızın da aydınlıĝıdırlar.

Eĝer Peygamberler gelmeseydi, beşeriyet egoizmi bırakamaz, yırtıcılıktan vazgeçmez, dişliler güçsüzleri bu günden daha barbar metodlarla yerdi. İhtiraslar frenlenemez, insanın nefsani arzuları teskin edilemez, yüksek insanlık mefkuresi çamura bulanırdı. Onlar gelmeseydi dini ruhiyyet kavranamaz, sırrı hilafet tezahür edemezdi. Insani deĝerler pay-ı mal edilmekten, ahlaki kriterler su-i istimal edilmekten kurtulamazdı. Onlar gelmeseydi, insanlık layık olduĝu mertebeye ulaşamazdı.

Eĝer onlar gelmeseydi, ruhumuz miracını yapamaz, sanat mimarını bulamazdı. Eĝer onlar gelmeseydi, biz bizi bilemez, kendimizi tanıyamazdık. Hakkı bilemez, kendimizi bulamazdık. Dünyayı imar edemez, mutluluĝu yakalayamaz ve ahiret yurdunu kazanamazdık. Aile kuramaz, yurt tutamaz, millet şuuruna eremez, iman gibi bir büyük nimetten istifade edemezdik. Mukaddes davalar uĝrunda kendimizi feda etmenin izzetini kavrayamazdık. Kendi dışımızdaki varlıkları bilemez, tekebbür ve enaniyetin kurbanı olurduk. Aklımızla belki bazı şeyleri tanır, mavera hissini yakalayabilirdik, ama bunlara şuurlu bir şekilde yaklaşamaz, kulluĝumuzu nasıl icra edeceĝimizi bilemez ve bulamazdık. Günlük ibadetlerimizin, her türlü zikir ve şükrümüzün niçin öyle deĝil de böyle şekillendiĝini bilemez, madde ile mananın, Halık’la mahlukun, dünya ile ahiretin, şuur ile gayrı meş’urun farkına varamaz, bunları birbirinden ayıran keskin çizgileri keşfedemezdik. Peygamberler gelmeseydi, dinin cihanşumul mesajını alamaz, mukaddesatın muhabbetini idrak edemezdik.

İnsanlara, hemcinslerinden Peygamberler gönderme işi, bir Sünnetullah, bir kevni kanun ve tamamen ilahi hikmetin iktizasıdır. Burada, yarattıĝı kullarına rahmet ve merhamet söz konusudur. Bu bir alış-veriş deĝil, tek taraflı bir lütfudur. Yüce Rabb’in bundan bir beklentisi yoktur. Sadece yolların kavşaĝında bulunan insanlara hidayet yolunu göstermek ve insan akibetinin vehametini veya letafetini onlara anlatmak ve duyurmaktır.

İlahi terbiye ile benliĝini bulan, Peygamberler ve onların getirdiĝi dini ve dünyevi emirleri Allah’tan yeni gelmiş emirler olarak telakki eden ve bu emirlere uymayı dengeli bir hayat için zaruri görenler elbette saadeta erdiler. Ancak bütün bunlara raĝmen, kuvvete başvurarak toplumun vicdanına hükmetmeye kalkan zalimler, özünde sapma ve putperestlik yatan şahsi tercihlerini ortaya koydular. Hem dall ve hem de mudill olan bu tercih sahipleri, peşlerine bir takım iradesiz insanları da takarak, yeryüzünün nizamını bozdular. Masum insanlar ile Yaratan arasına girdiler. Tarih boyunca kendilerini putlaştıranlar, Peygamberleri, hatta zaman zaman Yüce Yaratan’ı devreden çıkarıp, eserle-muessir arasındaki halkayı koparan kişiler olarak zuhur ettiler. Bunlar, kendilerinde daha çok mevcut olduĝunu vehmettikleri hasletler sebebiyle inkâr yoluna sapmış, bütün bu güzel haslet ve imtiyazların insana mahsus olduĝu gerçeĝini kavramaktan uzak kalmışlardır. Beşeriyyetin küfür ve ilhad ateşiyle çâk, çâk olmuş sinesini iman ve ihlasla onaran, vicdanlara yapılan baskıları kaldıran, imanın ruhani ikliminde fert ve topluma yaşama hürriyeti bahşeden, insanları, putların önünden kaldırıp, Mabud’un bil-Hakk olan Allah’ın huzurunda kulluk etmenin şuuruna erdiren Peygamberleri ve getirdikleri Nurlu yolu kapamak ve kendi gaddar sistemlerini insanlıĝa dayatmak istiyen zalimlerin pençesinde kıvrandıĝı bir dönemde Elbetteki Yaratan mahlukunu sahipsiz bırakmazdı.

Dünyanın cehalet ve küfür deryasında yüzdüĝü, zülmün ve şirkin alabildiĝine ilerlediĝi, insani deĝerlerin yok olduĝu, insanların pazarlarda birer mal olarak satıldıĝı, zayıfların kuvvetlilerin pençesinde inim inim inlediĝi, insanlık en korkunç günlerini yaşadıĝı bir devirde; insanlık kendisine hidayet yolunu gösterecek bir kurtarıcı bekliyordu. Ve Cenab-i Allah’ın „Wema erselnake illa kaffeten linnasi beşîren we nezîren welakinne ekseren-nasi la ye’lemûne.“ (Sebe/28) „Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoĝu bunu bilmezler.“ ayetinde buyurduĝu gibi, Hz. Muhammed (s.a.s.) insanlıĝın imdadına yetişti.

571 yılı Rebiul-evvel ayının onikinci gecesi, dünya güneşi henüz ufukta belirmeden, cihanın manevi Nuru Hz. Muhammed (s.a.s.) dünyaya teşrif etmişlerdir. O gece, dünyada olaĝanüstü hadiseler vuku bulmuş, bin yıldan beri yanmakta olan mecusilerin ateşi sönmüş, Kisra’nın sarayı çökmüş, Kabe’de 360 put yerlebir olmuş, büyük Sava gölü kurumuştu. Dolayısıyla insanlık tarihi, onunla kıyamete kadar sönmeyecek ilahi bir Nur’a kavuşmuştu.

O gece, bunalan beşeriyyetin ufkunda ilahi bir Güneş doĝdu. Bu gecenin sahibi aydınlık bir sabahtı. İbrahim’ (a.s) ın duası, İsa’ (a.s.) ın müjdesi, Hz. Amine’nin ruyası gerçekleşmişti. Allah’ın lütfu, nimeti ve rahmeti olan kainatın efendisi Hz. Muhammed Mustafa dünyaya gelmiş, O’nun risaletiyle şirkin kara bulutları daĝılmış, insanlık şeref ve haysiyetine kavuşmuş, zülmün yerini adalet, kuvvetin yerini Hakk, yalanın yerini hakikat almıştır. Cehalet ve esaretin zincirleri kırılmış, kadın bir ticaret metaı olmaktan çıkarılarak, toplumdaki itibarlı yerini almıştır. Allah Teala O’nu bir şahid, bir müjdeci ve korkutucu, Allah’a bir davetçi Nur saçan bir kandil (Ahzap/45-46), alemlere rahmet (Enbiya/107) olarak sadece bir kavme, bir millete deĝil, bütün insanlıĝa göndermiştir.

Babası, Kureyş kabilesinden Mekke Reisi Abdulmutalib’in oĝlu Abdullah, annesi de Abdi-Menav oĝullarından Vehb’in kızı Amine’dir. Doĝumundan iki ay önce babasını, altı yaşındayken de, annesini kaybeden O emsalsiz insan, şanı yüce Peygamber, sekiz yaşına kadar dedesinin, daha sonra da amcası Ebu-Talib’in yanında kalmıştır. 25 yaşında evlendi, 40 yaşında kendisine Risalet vazifesi verildi. 63 yaşında da fani dünyadan irtihal buyurdu, bedenen aramızdan ayrıldı.

23 yıl boyunca Allah’tan aldıĝı emirleri ümmetine aynen duyurdu. Hiçbir insanın tahammül edemiyeceĝi eza ve cefalara göĝüs gerdi. Fakat Hakktan ayrılmadı, davasından taviz vermedi.

O gerçek bir hayat önderidir, Onu Rabbimiz seçmiş ve yetiştirmiştir. Hz. Muhammed (a.s.) Allah tarafından bütün insanlıĝın önderi kılındıĝı içindir ki, beşer hayatının bütün merhalelerini idrak etmiş, insanlıĝın her bir sınıfına örnek olacak üstün bir hayat yaşamıştır.

İmanlı kalpleri ızdıraba garkedecek ne yakıcı bir tenakuzdur ki; Dünyanın her tarafında hergün yüzbinlerce defa okunan ezanı Muhammedilerle şanlı Paygamberimizin fert, aile ve cemiyet önderliĝi ilan edilirken, O’nun yüce önderliĝini tasdik ve tasvip ederek, rehberliĝinde hayat programını tanzim eden insanlarımız ve müesseselerimiz azalmıştır. Azalmıştır çünkü, küfrü bir istibdat kamçısı gibi kullanan mütecavizler, kendi cüce önderlerini putlaştırmak için Peygamberimizi tanıtmamışlar, eĝitim yerlerimizi batı-hırıstiyan standartlarına uygun olarak Kur’an’sız ve Muhammed’siz nesiller yetiştirmek için seferber etmişlerdir. Yüce Dîn ateşten bir köz, dindarlar düşman olarak gösterilmiştir ve gösterilmektedir.

Şanlı Peygamberimiz tarihe malolmuş, onun sinesine çekilmiş bir önder deĝildir, O bugün de vardır. Ulu Peygamberimiz önder olarak aramızdadır. Hz. Muhammed (s.a.s.) in Peygamberliĝine inandıĝımız gibi inanmalıyız ki, eĝitim teşkilatlarımız okullarını, radyo ve televizyon kurumları mikrofonlarını ve ekranlarını, neşriyatımız en gözde sayfalarını, evlerimiz, işyerlerimiz ve fabrikalarımız kapılarını Hz. Muhammed’e ve O’nun tebliĝ ettiĝi cihanşumul hak ve fazilet düsturlarına açmadıkça, dünyevi istikbalımız rezalet, ebedi istiklbalımız da azaplarla dolu olacaktır.

Rabbimiz bu geçeĝi şöyle açıklar: „Allah’ ve Peygamberine itaat eden, Allah’tan korkan, emirleri ve yasaklarına muhalefetten sakınanlar (yokmu) dünya ve ahirette kurtuşula ve mutluluĝa eren onlardır.“ Bu ayeti kerime, yaşadıĝımız buhranlı cemiyet hayatını ne kadar açık bir şekilde misallendirmektedir.

Evet Kuran’sız ve Muhammed’siz nesiller, bunalımlardan kurtulamayacak, ahiret inancı ve sorumluluĝu aşılanmayan fertlerimize „özgürlük, huzur, barış ve kardeşlik“ gibi slaoganlar huzur saĝlamayacaktır.

Dünya neye sahipse onun vergisidir hep,
Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet
Ya Rabb bizi mahşerde bu ikrar ile haşret

Wî qasid şandin me hişyarkirin
ji kufr û şerrê em xilas kirin

mamo û xalo û nemrût û kalo
hemî bûne yek!
dîsa em bi tenê man, bê heval û hogir
dunya bû zîndan, mexlûq hov û gur

me soz pêknanî, em pirr şerm dikin
lê Tu mezin î, ji kerema xwe
me bibexşînî
ruhê cîhadê, ji me re bişînî

ala tewhîdê em libabikin
ji bin destê sosyalist û kemalist
laik û demokrat û ateîst,
tagut û muşrikan xwe xilas bikin

vê soze didin di destek da Qur'an
li destê dinê ala tewhîdê
ji bo dîne mubîn em bikin cîhad
em bikin şerr
ji me-r lazim nîne mamo û xalo
ne firawn û nemrût, ne jî ew kalo!
kîne ew ku ta bibin rêber!

her bijî serokê me
Muhammed Pêxember!.

Ey Allah’ın Resulü! Sen Allah’ın insanlık için seçtiĝi en son elçisin, sana ve tebliĝ ettiĝin alemleri kuşatıcı kanunlara inanıyoruz. Sen bizim biricik Önderimiz, Serokumuz ve tek liderimizsin, seni hayatımızın Rehberi, cennet yolunun öncüsü biliyoruz. Manevi huzurunuzda baĝlılıĝımızı birkez daha arzeder, gönül dolusu selat ve selamlarımızı sunarak biatımızı yeniliyoruz. Sizin O Nurlu yolunuzu bırakıp, taĝutu ve taĝut yolunda gidenleri kendilerine rehber kabul edenlerin tekrar İlahi Nuru bulmaları için Allah’tan yardım diliyoruz. Salat ve Selam sana olsun!.....
01.05.2004
M.Nureddin Yekta
24 Nisan ve Ermeni Soykırımı!

Her yıl 24 Nisan yaklaşınca hemen hemen dünyanın yarısını ermeni soykırımı heyecanı sarıyor. Türkiye, kendini bu tarihi yüz kızartıcı suçtan arındırmak için binbir dereden su getirircesine bundan kurtulmaya çalışırken, başta ABD olmak üzere ve bazı Avrupa ülkeleri de Türkiye’den daha çok taviz koparmak için ikidebir meseleyi meclise getirmeye hazırlanıyorlar. Kimisi ermeni katliamını destekleyerek meclisten geçirmeye, bu konuda karar almaya çalışırken, kimi sözde türk dostları da engellemeye çalışıyorlar. Ha meclisten geçti ha geçecek diye Türk devletinin yüreĝi aĝzına geldi derken saĝolsun dosala! engellemeye çalışıyor ve o yıl Türkiye bir nefes daha alıyor, darısı gelecek yılların 24 Nisanlarına!..

Aslında ne Amerika ve nede Avrupa ülkeleri ne türkün nede ermeninin dostudur!.. Tasarıyı meclise getirmek istiyen sözde ermeni dostları ve aynı zamanda tasarının meclisten geçmesine engel olan sözde türk dostları aynı siyasetin deĝişik rollerini yüklenmiş, aynı oyunun farklı oyuncularıdır. Yoksa Amerika’da her yıl tasarıyı meclise getirip engellemenin ve hakeza Avrupa ülkelerinde de aynı oyunun her yıl tekrarlanmasının sebebi nedir? ABD dünyanın tek süpergücü ve Avrupa ülkeleri de dünyanın en gelişmiş ülkeleridir. Nasıl olur da 89 yıldır bahsi geçen katliam hakkında hala karar vermiş deĝiller!.. Bu devletlerin tarihçileri yok mu? Bu devletlerin arşivleri yok mu? Bu devletler tarihte böyle bir vak’anın olup olmadıĝını hala anlamış deĝiller mi?

Elbette bunlar her konuya enaz biz kürdler ve türklerle ermeniler kadar vakıftırlar, ama yukarda da temas ettiĝim gibi amaçları meseleyi yıllarca elde tutmak ve bu meseleyle hem türklerden hem de ermenilerden istifade etmektir. Yoksa gerek ABD ve gerekse Avrupa ülkeleri tarihte bir ermeni katliamı olduĝunu çok iyi bilirler tabiiki en başta Türkiye. ABD ve Avrupa ülkelerinin sadece ermeniler üzerinde deĝil kürdler üzerinde de benzer oyunları vardır. Bugün ermeniler ama yarın sıra kürdlere gelir. Avrupa yıllarca kürdlerin üzerinde oynayacakları kirli siyasetle T.C.den taviz koparmaya çalışacaklardır. Yoksa „.....raporunuzda neden kürdlerden bahsetmediniz“ diye soran Dışişlerden sorumlu Avrupa Liberal Grup Sözcüsü Cecilia Malmstrom’a cevaben Günter verheugen gülerek; şimdi daha sırası deĝil, sırası geldiĝi zaman bahsedeceĝiz demesinin manası nedir? Türkiye’ye müzakere tarihinin verilmesi için rapor hazırlanıyor ve bu raporda enaz 30 milyon kürdün kaderi çiziliyor, bay Verheugen kürdlerden hiç bahsetmiyor ve bugün sırası deĝil diyor! Acaba enaz 30 milyon kürdün yaşadıĝı (onların tabiriyle) Türkiye’de kendilerinden ne zaman bahsedilecek ve ne zaman kürdün sırası gelecek?..

Evet ABD ve Avrupa çok uzun süren bir oyunun tahtasında bizi bir piyon olarak görüyorlar, bizimle ne zaman bir hamle yapacakları henüz belli deĝil. 90 kusur yıl ermeni soykırımını oynadılar ama biz ermeni deĝiliz ve kürd halkının ne piyon olmaya nede 90 yıl beklemeye tahammülü yoktur.


Ermeni meselesine gelince:
Bu, tarihte işlenmiş en kötü vak’alardan biridir. Osmanlı Devleti işlemiştir bu suçu. Bu hem Osmanlı arşivlerinde, hem de dünya arşivlerinde mevcuttur. Hiç kimse ama hiç kimsenin bu olayı ne inkar nede red etme imkanı vardır. Ermeni katliamı, ilerde türkleştirilecek Anadolu’nun (Anatolia) bir projesidir. Bu dönemde (1914-1916) tehcir kanunuyla sadece ermeniler sürülmüş deĝil, aynı zamanda ermenilerle birlikte kürdler de Anadolu’ya sürülmüşlerdir. Kanuna boyun bükenler sürülmüş, (Tabiiki yollarda saĝ kalanlar!..) bükmeyenlerde katledilmişlerdir. Abdulhamid’in saltanatının güçlü olduĝu dönemlerde Batı Karadenize (Kastamonu, Samsun) Çukurova’ya, Konya ve civarına sürülen kürdlerin sayısı az deĝildir. İskan kanununa göre her türk köyüne en çok 3 kürd aile yerleştirilecekti. Daha fazlası olamazdı, çünkü o zaman kürdlerin türkleştirilmesi projesi ters teper türkler kürdleşirdi. Kürd asimilesi için Kurdistan’a yerleştirilen türklerin çoĝunun kürdleştiĝi gibi!..

T.C. 89 yıldan sonra ermeni katliamını bir nevi kabullenmiş durumda, ama buna bir kılıf bulmaya çalışıyorlar. Geçenlerde Fransa’da yayınlanan Le Monde gazetesinde “Ermeni tehcirinde düzenli katliamların, Türk subaylar komutasındaki Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları'na yaptırıldığı ileri sürüldüĝünde hem T.C. hem de türk medyası derin bir nefes aldı. CNN-turk 17 Nisan’da verdiĝi haberde katliamın tamamen kürdler tarafından işlendiĝi yorumunu yapmaya kalkıştı. Bu, devletin katliamı kabul ettiĝi anlamında olduĝu gibi katliama bir kılıf bulunuyor olarakta algılandı.

İkinci bir kılıf ise; ermenilerin devlete vergi vermek istemedikleri ve bu sebeple Osmanlı ve ermeniler arasında çatışma çıktıĝı, bu sebeple ermenilerden olduĝu gibi türklerden de çok sayıda ölen olduĝu iddia ediliyor. Ayrıca Rus işgali sırasında da çok türkün ermeniler tarafından öldürüldüĝü iddia ediliyor. Aslında ermenilerin çok kişiyi öldürdükleri doĝrudur ama bunların türk olduĝu yalandır. Rus işgalinden önce ermeniler kimseyi öldürmüş deĝildir. O dönemde ermeniler tehcir ediliyor, öldürülüyor, yerlerine türkmenler yerleştiriliyordu. Kimi yerlerde erkekleri öldürülüyor kızları ve güzel buldukları kadınlara el konuluyordu. Buna binlerce örnek verebiliriz. Bugün Erzincan ve Erzurum’un kuzeyinde, Bayburt’ta, Gümüşhane’de binlerce köy hala ermeni isimlerle zikrediliyor. Ve işin ilginç yanı bu köylerin en zenginleri anası ya da nenesi ermeni olan türklerdir. Bir misal verecek olursak Bayburt’un Sıĝırcı, Everek, Burnaz, Lori v.s. Sıĝırcı’da köyün yarısı adı Haci olan birine aitti. (1980-1990 yılları arasında köyün mutarıydı) Sebebi de köyde ermeniler katledildiĝi zaman Haci’nin anasının bir türkmen tarafından el konulması ve babasının kadının sahip olduĝu tüm araziye el koymasıdır. Bu diĝer köylerde de aynıdır. Bugün bile en zenginleri ermeni yeĝenleridir. O köylerde hala ermeni kiliselerinin kalıntıları mevcuttur. Ve oradaki yaşlılar ermenileri nasıl katlettiklerini gülerek anlatıyorlardı. Buna bizzat ben şahid oldum.

Rus işgalinde ise Kızılorduyla birlikte Kurdistan’a giren ermeni milisler Kurdistan’ı yerlebir ettiler, yüzlerce köyü yakıp yıktılar, camilere kürdleri doldurup ateşe verdiler, en münker şeyleri yapmaktan geri kalmadılar. Bugün Türk devleti ermenilerce öldürülmüş türk diye misal verdiklerinin hepsi Kürddür ve Kurdistan coĝrafyasındandır. Erzurum ve Iĝdır birer örnektir.
Ermeni katliamında ermeniler, ise Rus işgalincde de öldürülmüşlerdir.
Aslında belki de asırlarca Kurdistan coĝrafyasında kürdlerle birlikte yaşayan ermenilerin kürdlere karşı bir düşmanlıĝı yoktur. Bugün hala kürd ve ermeni şehri olan Erivan’da birlikte yaşıyorlar. Kürdlerin basın-yayını vardır, okulları vardır, kimlikleri tanınmıştır ve fazla bir problem olmadan birlikte yaşıyorlar, tek farkları dinlerinin deĝişik olmasıdır. Eĝer iddia edildiĝi gibi ermeniler kürdler tarafından katledilmiş olsaydı bugün hala T.C.nin 30 milyon kürde vermediĝi hakka sahip kendi kimlikleriyle Ermenistan’da yaşamaları mümkün olmazdı kürdlerin!..

Türk devleti ergeç ermeni katliamını kabullenecek ve ermenilere tazminat ödeyecektir, ölmezsek yakında hep birlikte göreceĝiz. Herkes istediĝi istediĝi kadar buna kılıf bulmaya çalışsın ve hatta katliamı kürdlere yüklemeye çalışsın. Ermeniler kimin tarafından katledildiklerini çok iyi bilirler. Ermenileri katleden askerlerin içinde kürd kökenli olanların varlıĝı Osmanlıyı temize çıkaramaz. O zaman kürdler de Osmanlı devleti ıcindedirler ve devlete askerlik yapıyorlar. Devletin emirlerini yerine getirmek zorunda olanlar olsa da önemli olan emirlerin nerden ve kimdem çıktıĝıdır. Bugün Kuzey Kurdistan’da Korucular kimin emriyle kürdleri öldürüyorlar enaz 15 yıldır? Yarın kürdleri biz deĝil kendi kendilerini öldürdüler diyeceklerdir, ama mesele herkesçe malumdur.

Önemli olan ermeni katliamında çok kürdün öldürülmesidir ve bu ne Türkiye ve nede Avrupa gündeminde yer almıyor. Le Monde gazetesi bir de Rus işgalı sırasında kürdlerin ermeniler tarafından (türkten intikam almak gayesiyle) nasıl hunharca katledildiklerini yazsın, o zaman gerçeĝi yazdıĝına biz de inanalım ve türkler de yine o gazeteden alıntılar yapsın görelim.

Saygılarımla
23.04.2005
Şeyx û mirîd
"Ku şeyx tirrekî bike çi dibe?"

Wextek di Kurdistanê de rola şêyxa pirr zêde bû. Li her herêmekî şeyxek û her şeyx wek Napolyon an jî wek Hitler bi hikim bû. Îdara millet di dest wan de bû. Mela û mixtarê gunda, wan tayîn dikir. Melayên ku şeyx li pişta wan ba, tu wext pişta wan nedihat erdê. Şeyx ji kê re bigota mela ye, ew mela bû, ji kê re bigota cahil e, ew cahil bû, qiymeta xwendin, îcaze û muderistiyê bi dest şeyxan dihat kifşe kirin. Boy vê jî mirov dikare bêje ku melayên gunda ji sedî 90 mirîdê şeyxan bûn. Ya herî girîng, şeyx çi bigota mela erê dikirin. Meaş tunebû, hatiniyê mela ji gundiyan bû. Zekat, sedeqe û wek wan, lê ew jî bi dest şeyxan bû, çi dema zekat û sedeqe jiber şeyxan bima digihîşt mela, an jî şeyx bigota zekata xwe hinek bidin mela, mela eydî dikirin.
 
Gundiyên herêmê tev mirîdê mala şeyx bûn, ji mirîdê sosyalistan dijwartir bûn. Jixwe ku mela wek şeyx negotana, an wek şeyx zikir nekirina (bi angorê Îslamê rast an şaş) ew mela cî û star lê nedima. Ku şeyx bigota vî melayê bavêjin welat li mela diherimî. Niha hinek dibêjin ku mela jî wek şeyxan di Kurdistanê de desthilatdar bûn, derewa dikin, armanca wan dijîtiya ola îslamê ye. Herkesek dizane ku mela wek esîran bûn di dest axa û şeyxan de.

Mirîd an jî sofiyên mala şeyx wek milîtanên hinekan pirr tûj bûn, kî bikuştina wê bi kuştina bes destûra şeyx heba bes bû. Şeyx çi bigotina rast bû, melakî an jî yekî erê nekira dibû sedemê dijminiya wî, ji civakê dihat cudakirin, navê xirav lê dibûn, êdî mabû şeyx û însafa wî, çi nav lê kira ew nava maqûl bû. Navên ku bi taybetî li melayên rastgo û welatparêz dikirin « wehabîtî, koministî, fasiq » û wek wan bû. Her wiha quwetê şeyxan li cem dewletê jî hebû. Melayê ne di gotina wan da, ku memûrê dewletê ba jî, dîsa dihatin sirgûn kirin. Min bi sedan melayê wisan dîtin.


Têjikê mara bê jar nabin

Çawa rola şeyxan hebû wisan ya malbata wan jî hebû. Kurê şeyx wek şeyx bi rûmet bû. Her çiqas fasiq ba jî, nimêj nekira, rojî negirta, xumar bilîsta, araq vexwara dîsa jî bê mesuliyata wan hebû. Xwezî kur tenê ba, heta kera mala şeyx jî wisa hurr û azad bû. Kera şeyx nedihat girêdan, dilê wî bêdara kê, loda kê bixwesta, an jî mêrg û zeviya kê bixwesta kerê li wir zikê xwe têr dikir. Wek mînakek binvîsînim.

Li deşta Mûşê li herêmekî şeyxek hebû, her wiha kerek wan a serberedayi jî hebû. Havîn e û dema bêdera ye, kera mala şeyx beredayi digere û rojê bêder û genimê malbatekî serûbin dike. Lê kî ye ku ji mala şeyx re bêje?

Rojek di nava gundiyan de dibe sedemê nîqeşê. Ji gundiya yek heye nave wi Sebrî ye. Sebrî dibê

- Bila mala şeyx kera xwe girêde, ku girê nedin û bikeve ser genimê min ezê li kera wan xim.

Yekî din dibê ji te û sed bavê te zêde ye ku li kera mala şeyx xî. Niqaş dirêj dibe şerr dest pêdike. Yek guhê Sebrî gezdike û hinek ji serê guhê wi jêdike, ji wê rojê şûnve nave camêr bû Sebriyê kirr ta ku mir;)) Baş ew bû ku ker çar ling bû û li gundek tenê digeriya, ku ji wan kerên du ling ba, bawerim wê welat xirav bikira. Çawa ku dûvre kerên du ling welat wêran kirin.

Şeyxan çi bigotina mirîda tesdîq dikirin. Di her gotinek şeyx da kerametek hebû. Şeyx bikuxiya mirîda bihev re “Ellahu Ekber” digotin û selawat danîn. Lê şeyx tirrek jî bikira disa hale mirîda ew û bi salan li ser tirra şeyx şirove dikirin.

Şeyx ciyê bila sedem tirra nake, ev tirra ji cennetê hatiye.

Şeyx tirr kir ku nefsa wî bişkê, ji tewazuya wî bû.

Şeyx tirr kir lê bîhn neda, ew jî ferqa şeyxan û me ye.

Şeyx tirr kir lê ew jî ji kerametan bû.

Şeyx tirr kir ez qurbana tirra şeyx bim.. û her wiha sofiyan ji tirra şeyx re rê didîtin. Yekî nedigot heyra şeyx jî insane e, dibe ku qûna xwe zeft nekir û yek avêt, ewqas. Lê ne heddê bavê kesî bû ku ji tirra şeyx re xirav bêje.

Xwendevanên hêja, hunê bêjin “heyra dema wan şeyxan çû, ka niha çi eleqe pê heye?”

Na birano na!.. Dema wan şeyxan çû lê, hinek şeyxên din derketin. Ew jî niha çi tirrî bikin mirîd di şûna zikir da “her bijî” dibên. Sirf tişta hatiye guhertin şeyx û zikrê mirîdan e. Şeyxên niha jî ku bêjin kemalizm mirîd pesnê kemalizmê didin, roja din bêje soyalizm mirîd dev ji kemalizmê berdidin û îja pesnê sosyalizmê didin. Ya girîng şeyxtî û mirîdî ye, wek din ferq nake. Ez bawer im şeyxên niha tirrê wan zêde deng didin û mirîd jî dijwartir in.

Dibên mirovek hebûye nexweş ketiye. Dema ketiye ber ruh, dest bi tirra kiriye. Cîran pê keniyane. Kurek wî devê xwe daye ber guhê bavê xwe û gotiye:

- Bavô ka hay ji qûna xwe hebe, tuyê bimirî emê di nava cîranê xwe de rezîl bibin, wê hero ji me re bêjîn „law bavê we di ber ruh de tirra dikir“

Bav dibêje:
- Law ez wa dimirim û carek din çav bi cîrana nakevim, de ka ezê ji kê şerm bikim. De welle heta ji min were ezê tirrê xwe bikim û biçim, de gor bavê wa û cîrana!...

Tê zanîn ku dema şeyx çav bi kesî nekevin zêdetir tirra dikin. Gerek mirov xwediyê mentiqa xwe be, li pey tirrên şeyxan neçe, Xwedê aqil daye mirov çi hacet bi şeyx û tirrên wi hene?

Bi silavên biratî
M.Nureddin Yekta
25.04.2005
Irak’ta Kürd toplu mezarı bulundu - 2005.04.30

Irak’ın güneyinde bulunan 1500 kişilik toplu mezarda çoĝu çocuk ve kadınlara ait iskeletler bulundu. Mezardan çıkarılan kurbanların üzerinde kürd milli kıyafetlerinin bulunması topluca öldürülenlerin kürd olduklarını gösteriyor.

On yıllarca Irak yönetimleri ve en son Saddam dönemi diktatör zalim rejim altında inim inim inleyen mazlum kürd halkı, Saddam’ın gidişinden sonra kendilerine yapılan zülmü çıkarılan toplu mezarlarla bir kez daha dünya kamuoyuna sunuyorlar.

On yıllarca Güney Kurdistan Peşmergeleri ile işgalcı Irak ordusu arasında çıkan çatışmada her iki taraftan onbinlerce asker ölmüştü. Ancak Saddam sadece peşmerglere deĝil, aynı zamanda çoluk çocuk demeden sivil halka da yöneliyordu. Sadece Enfal operasyonu dedikleri saldırılarda 182 bin kürd (%99 sivildi) öldürülmüştü.

Ayrıca Saddam kürdleri topluca alıp öldürüyordu. Yıllarca kürdler bunu haykırdı ama duyan olmadı. Işte ortaya çıkarılan toplu mezarlar kürdlerin mazlumiyetini bir kez daha ortaya çıkardı.

1987- 88 yıllarında Halpeçe katliamının benzeri olan toplu mezarda şimdiye kadar çıkarılan 110 iskeletin üzerinde geleneksel Kürt kıyafetleri bulundu.

Toplu mezardan çıkarılan iskeletler üzerinde yapılacak incelemeden elde edilecek delillerin, Saddam ve yardımcılarına karşı açılacak savaş suçu, insanlığa karşı suç ve soykırım davalarında kullanılması gerekiyor. Güney Kurdistan Hükumetinin bunu deĝerlendireceĝi belirtiliyor.
HIK kendini feshetti eski başkan Mela Evdillah ayrıldı - 2005.05.01

İki gündür Almanya’nın Hagen kentinde devam eden HIK (Hereketa İslamiya Kurdistan) kongresi bugün sonuçlandı. Alınan haberlere göre bugünden itibaren HIK kendini feshetmiştir. Bunun yerine PKK'nın bır derneği olarak Civaka Müslümanên Kurdistan adlı bir yan cemaat kuruldu.

1997’den beri HIK Genel Başkanlıĝını yürüten Melle Abdullah aday gösterilmedi. Melle Abdullah bir grup arkadaşlarıyla HIK’ten ayrıldılar.

HIK kimdir?

1991’li yıllarda PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan’ın izniyle Kurdistan daĝlarında Kurdistan Dindarlar Birliĝi adında bir örgüt kuruldu. Örgüt yurtsever bir grup dindar (Mela) kürdler tarafından kurulmuştu. Örgüt melaları her ne kadar toplantı ve sohbetlerinde Dindarlar Birliĝinin kendi başına bir kurum olduĝunu iddia etselerde, PKK’nın bütün kongrelerinde Dindarlar Birliĝi üzerinde kararlar alınıyor, bütçesi tayin ediliyor ve çalışmaları bir cetvele baĝlanıyordu. Örgütün başında emekli müftü Abdurrahman Durre vardı. Aktif çalışanlarından biri olan Mele Mehyeddinê Domê 1993 yılında Türkiye’ye kesin dönüş yaptı ve gece özel timler tarafından evinden alınarak kapıda kurşuna dizildi.

Örgüt daha sonra adını HIK (Hereketa Îslamiya Kurdistan) olarak deĝiştirdi.

1997 yılında yapılan kongrede Abdurrahman Durre ve bazı arkadaşları HIK’in daha çok baĝımsız olmasını, her koşulda PKK’nın bir derneĝi gibi çalşmasını istemediklerini, bütçesinin ve kararlarının direkt HIK elemanları tarafından tayin edilmesini istediler. Konu daha sonra PKK yanlılarıyla baĝımsızlıktan yana olanlar arasında tartışma konusu oldu. Ordaki PKK görevlileri kongreye el koydular ve hazırladıkları listeyi kongreden geçirdiler. Bunun üzerine Durre ve bir grup arkadaşı HIK’ten ayrıldı. Konu basında yer aldı, Türkiye basını haberi „PKK dindarlar ve sosyalistler diye ikiye ayrıldı“ başlıklarıyla kamuyoyuna duyurdular.

Ayrılan grubun yeni bir örgüt kuracaĝı endişesi bir süre ortalıkta panik yarattı, bu yüzden bazen HIK çevresi tarafından tehdit edildiler. Oysa ayrılanların öyle bir faaliyet içerisinde olacak ne cesaretleri ve nede kuvvetleri vardı. Bir müddet sonra konu kapandı ve ayrılanlar evlerinde oturmaya hatta kimileri yine PKK ve HİK çevresine yaltaklık yapmaya başladı.

HIK yoluna devam ediyordu ama hala içlerinde kendi başına hareket eden, her konuda PKK’ya hesap vermeyen birileri vardı. Kimi camiler tamamen kendi başlarına hareket ediyorlardı, hatta konuşmalarında PKK’yı eleştiriyorlardı. Özellikle tüzük üzerinde tartışmalar oluyordu. Yaklaşık 4 yıl önce yapılan kongrede MADDELER HALİNDE ÇALIŞMA PROGRAMIMIZ: başlıĝı altında ek bir tüzük hazırlandı. Tüzük 25 maddeden oluşuyordu. 24 maddesi “24) Hareketimiz bağımsızdır. Hiçbir siyasi teşekkül, parti ve kurumun tesiri altında değildir. Tüm karar ve çalışmalarında İslamiyetin asrı saadetini örnek alır. Kur'an ve sünneti nebeviyeyi esas kabul eder,” diyordu. PKK buna ses çıkarmadı. Bundan cesaret alan bazı yurtsever dindarlar kendi çevrelerinde daha çok kendi başlarına hareket etmeye ve PKK’ya hesap vermemeye başladılar. Öyleki HIK’in PKK’dan ayrılması ve baĝımsız bir örgüt olmasını açıkça dile getirmeye başladılar. Bu son kongrede bu yönde karar almaya çalışacaklardı, ancak PKK kongreye el koydu ve HIK örgütünü tamamen feshetti.

Yeni bir tüzükle Civaka Müslumanên Kurdistan adlı bir yan cemaat kuruldu. Bir önceki kongrede kabul edilen 24. madde tüzükten çıkarılarak yeni kurumun PKK’nin derneklerine baĝlı olarak çalışmasını karara baĝladı. Kurumun başına Diyanetten emekli imam, Dortmund cami imamı Mella Şafiî getirildi.

Örgütten ayrılan Köln camii, Berlin camii ve diĝer bazı camiler, üye ve yetkilileri şu an ne yapacaklarını karara baĝlamış deĝiller. Bremen camisi henüz karar vermiş deĝil ancak ayrılmaktan yana tavır koymuş durumda. Melle Abdullah (Eski Başkan), Mele Abdurrahim (Berlin camii imami), Mela Eşref (Bremen camii imamı), Mela Abdulwehab, Mele İbrahim ve Haci Sabri ayrılanlar arasında olduĝu bildiriliyor.

Dengê Mezlûma
01.05.2005
Telafer'de taziye çadırına yapılan saldırıda çok sayıda ölü var - 2005.05.02

Güney Kurdistan'ın Telafer kentinde Kurdistan Demokrat Partisi üyelerinden Talib Seyid Wehba'nin cenaze töreni için kurulan çadıra teröristlerce bombalı saldırı düzenlendi. Gelen haberlere göre çok sayıda ölü ve yaralı var. Ölü sayısının 30, yaralıların ise 50 civarında olduğu bildiriliyor.

Yetkililerden yapılan açıklamalara göre dün taziye çadırına bomba yüklü bir araçla saldırı düzenlendi. Teröristler önce bomba yüklü aracı kalabalığın üzerine doğru sürüp bombaları patlattılar, daha sonra halka makinalı tüfeklerle ateş ettiler.

Ölü ve yaralı sayısı konusunda çeşitli haberler gelirken, ABD ordusunun açıklamasında, saldırıda 30 civarında ölü ve
50’den fazla yaralı olduğu belirtiliyor.
Hewler dîsa bû gola xwînê! - 2005.05.05

Duh sibê derdorê seet 09’an de li Hewlêrê teqînek terorî hat bikaranîn. Gelek kesên ku ji bona miracieta polisiyê bikin li ber derê biroya hêzên navxo ya Partiya Demokrata Kurdistanê civîyan bûn. Wisan dîtin ku erebek bombe dagirkirî êrîş anî ser komê û xwe teqand. Bi teqînê re derdorê 60 kesî hatin kuştin û nêzîkî 100 kesî jî birîndar bûn. Piştî teqînê birîndar rakirin nexweşxana û kurdên hewlêrê liber derê nexweşxana civîyan daku xwîn bidin birîndaran.

Piştî saziya Hikûmeta Iraqê ya nû di 28 Nîsanê virve, teroristan êrîşê li ser Kurdistanê zedekirin. Kurda bi muttefiqtiya Emerîka sucdar dikin û kesên bêguneh dikujin. Hem jî bi nave rêxistinek îslamî!.. Çalekiyê rêxistina Ensar El Sunnet da ser xwe.

Wek tê zanîn ku di hikûmeta Iraqê ya nû de roleka girîng dane kurda û gelek kes, rêxistin û cîran jê aciz in. Boy wî ye ku berê êrîşa dane Kurdistanê.
Berê 4 roja çalekîkî wiha li Telaferê jî bûbû û nêzîkî 30 kesî hatibûn kuştin û 50 kes jî birîndar bûbûn.

--------------------------------------------------------------------------

Hewler yine kana bulandı

Dün sabah saat 09:00 sularında polis adaylıĝına başvurmak kuyrukta bekleyen kalabalıĝın üzerine bomba yüklü bir araçla sladırı düzenlendi. Saldırıda 60’a yakın ölü, 100’e yakın yaralı olduĝu bildiriliyor. Hewler’liler saldırıdan sonra kan vermek için hastahane kapısında kuyruĝa girdiler.

Irak'ta hükümetin kurulduğu 28 Nisan tarihinden beri saldırılarına hız veren teröristler en kanlı terör eylemlerini Kurdistan’da gerçekleştirdiler. Saldırının sorumluluğunu Ensar El Sünnet Örgütünün üstlendiĝi bildiriliyor. Irak’ın yeni hükumetinde kürdlere etkin rol verilmesi kimi çevreleri rahatsız ettiĝi biliniyor. O yüzdendir son günlerde eylemler Kurdistan’a kaydırıldı. 01.05.2005’te de Telafer’de bir benzeri saldırı düzenlenmiş 30 civarında kürd ölmüş ve 50’ye yakın insan yaralanmıştı.
Sunnetullah - 2005.05.08

Peygamber efendimiz (ass) her türlü sıkıntıya rağmen insanları ebedi saadete çağırıyor... Onları, Allahü Teala’nın varlığına, birliğine davet ediyordu. Onların cehennemde yanmamaları için çırpınıyordu... Fakat, müşrikler , "Biz babalarımızın dininden vazgeçmeyiz!" diyerek putperestlikte ısrar ediyorlardı. Bu Sunetullahtır. Kıyamete dek böyle sörecektir. Mü’minler insanları Hakk´a çaĝıracak, muşrikler ise atalar dinine baĝlılık yeminleri edceklerdir. Küfür ve nifaka devam edeceklerdir.

Peygamber Efendimiz, onları insanca yaşamaya, haysiyetli ve şerefli olmaya, kıymetsizlikten kurtulup, yüksek, yüce makamlara çıkarmaya davet ediyor. Onlar ise inadlarında diretiyorlar ve davet eden bu kutlu insana ve inananlara eziyette bulunuyorlardı.

Hakaret ve eziyet edenlerin başında da amca Ebu Leheb... Bu nasipsiz, Resulullah'ı devamlı takib ediyor, insanları, O'nu dinlemekten vazgeçirmeye, zihinlerinde şüphe meydana getirmeye uğraşıyordu. Toplantı yerlerinde, panayırlarda, Resulullah efendimiz;
-Ey insanlar! La ilahe illallah deyiniz ki kurtulasınız! buyurdukça, o hemen arkasından yetişip;
- Ey insanlar! Bu konuşan benim yeğenimdir. Sakın O'nun sözüne inanmayın, O'ndan uzak durun! diyordu. Halbuki normal şartlarda akrabalık gereĝi yeĝenenini koruyup kollaması gerekirdi. Ama kıyamete dek bir simge olarak yer yüzündeki müslümanlar onun akibetini „Tebbet süresi: İki eli kurusun, kurudu da…“ şeklinde okuyup dinleyeceklerdir. Rabbimiz bu meymenetsizin halini boşuna mı bizlere Sure ile bildirmiştir? Neden diĝer islam düşmanlarının bir çoĝunun ismiyle inmiyorda, Ebu Leheb adına ayetler iniyor ve hareketleri kınanıp cehennemdeki durumu arzediliyor. Üzerinde hassasiyetle düşünülmelidir. Kur´an ayetleri ibret alınması ve üzerinde düşünülmesi için Rabbimiz tarafından indirilmemişler midir? Elbette bu hikmetlerle indirilmiştir.

Hz. Muhammed (a.s.) bir gün Kabe-i şerifte namaz kılıyordu. Kureyş'in ileri gelenlerinden Ebu Cehil, Şeybe bin Rebia, Utbe bin Rebia, Ukbe bin Ebi Mu'ayt'ın bulunduğu yedi kişilik bir müşrik grubu gelip, Resulullah’a yakın bir yere oturdular. O civarda bir gün önce kesilmiş bir devenin işkembesi ve artıkları vardı. Alçak Ebu Cehl, yanındakilere döndü ve; "İçinizden kim, şu deve işkembesini alıp, Muhammed secdeye varınca iki omuzu arasına kor" diye, çirkin bir teklifte bulundu. Oradakilerin en zalimi, en gaddarı, en merhametsizi, en bedbahtı olan Ukbe bin Ebi Mu'ayt; "Ben yaparım" diyerek hemen kalktı. İşkembeyi içindekilerle birlikte, secdede iken Peygamberimizin mübarek omuzlarına koydu. Bunu seyreden müşrikler, katıla katıla gülmeye başladılar. Peygamber efendimiz, secdesini uzatıyor, mübarek başını kaldırmıyordu. O sırada Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Mes'ud vaziyeti gördü. O, bu hadiseyi şöyle anlatıyor:

"Resulullahı o halde görünce kan beynime sıçradı. Fakat, beni müşriklerin elinden koruyacak bir kavmim, kabilem yoktu. Kimsesizdim, zayıftım. O anda konuşmaya bile gücüm yetmiyordu. Ayakta bekleyip duruyor, Resulullahı büyük bir üzüntü içinde seyrediyordum.
Ne olurdu, o zaman kendimi müşriklerden koruyabilecek bir gücüm veya koruyucum olsaydı da, Resul aleyhisselamın mübarek omuzuna koyduklarını kaldırıp atsaydım.
Ben böyle beklerken, Resulullah'ın kızı Fatıma'ya haber verdiler.

O zaman Hz. Fatıma küçüktü. Koşarak geldi, babasının üzerindekileri attı. Bunu yapanlara beddua etti, ağır sözler söyledi. Resulullah efendimiz, hiç bir şey olmamış gibi namazını tamamladıktan sonra üç defa; isim isim sayıp hepsini Allahü talaya havale etti.
Resulullah efendimiz, Ebu Cehl'e; "Vallahi sen, ya bundan vazgeçersin veya Allahu Teala başına bir felaket indirecektir" buyurdu. Allahü Teala’ya yemin ederim ki, Resulullah'ın isimlerini söylediği bu kimselerin herbirinin, Bedir muharebesinde öldürülüp yerlere serildiklerini, sıcaktan kokmuş bir leş halinde Bedir çukuruna doldurulduklarını gördüm."

Adem (a.s) ile İblis (l.a), Habil ve Kabil´le beraber Hakk ve Batıl Mücadelesi başlamıştır. Hakkın savunucuları insanları ateşten korumak için çırpınırlarken, batılın savunucuları ateş… le karşılık vermişlerdir. Bakın dünyada olan olaylara böyle deĝil midir? Rabbim Allahtır diyen insanlar her türlü zulüm ve cürümlerle karşılaşmıyorlar mı, mal, mülk ve ülkeleri talan edilmiyor mu, …hatta Müslüman kadınların izzet ve namuslarına el uzatılmıyor mu? Hepsini Azimuşşan, Wahidul qahhar olan Allah (cc)´ a havale ediyoruz. Müminler hiçbir şey yapamıyorlarsa bile Fatıma misali, İbni Mesud misali de mi davranamıyorlar…! Unutmayalım ki insanların (her din mensubunun) hiçbir tehdit olmaksızın inançlarını yaşamaları yer yüzünde Hakk´ın hakimiyet etmesiyle saĝlanabilir. Zalim ve kabillerin saltanatları insanların zulümlere sessiz kalmasıyla devam etmektedir.

Allah’a emanet kalın.
Kevser

Veda Hutbesi

"Rabbiniz birdir.
Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarısınız, Adem(a.s) ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüĝü olmadıĝı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüĝü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah(c.c)'tan korkmaktadır. Allah(c.c) yanında en kiymetli olanınız O'ndan en cok korkanınızdır. "Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah(c.c)'ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. "Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oĝlunun suçu üzerine, oĝlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz. "Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmaycaksınız: Allah(c.c)'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah(c.c)'ın haram ve dokunulmaz kıldıĝı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hırsızlık yapmayacaksınız..

Bismillahirrahmanirrahim

"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamıyacaĝım.

"İnsanlar!

"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

"Ashabım!

"Muhakkak Rabbinize kavusacaksınız. O'da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olabilir.

"Ashabım!

"Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah(c.c) böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdıĝım faiz de Abdulmutallib'in oĝlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uĝrayınız.

"Ashabım!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayaĝımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdıĝım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu İyas bin Rabia'nın kan davasıdır.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, şeytan şu topraĝınızzda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

"Ey insanlar!

"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah(c.c)'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah(c.c)'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah(c.c)'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yataĝınızı hiç kimseye ciĝnetmemeleri, hoşlanmadıĝınız kimseleri izininiz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eĝer gelmesine müsade etmediĝiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah(c.c), size onların yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmasza hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet burakıyorum, onlara sarılıp uydukca yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Alla´(c.c)'ın kitabı Kur-ân-ı Kerim ve Peygamberin (a.s.s) sünnetidir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler.
Bir Müslümana kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluĝu ile vermişse o başkadır.

"Ey insanlar!

"Cenab-ı Hakk her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye luzüm yoktur. Çoçuk kimin döşeĝinde doĝmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah(c.c)'ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uĝrasın. Cenab-ı Hakk, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarısınız, Adem(a.s) ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüĝü olmadıĝı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüĝü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah (c.c)'tan korkmaktadır. Allah(c.c) yanında en kiymetli olanınız O'ndan en cok korkanınızdır. "Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah(c.c)'ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. "Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oĝlunun suçu üzerine, oĝlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz. "Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmaycaksınız: Allah (c.c)'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah(c.c)'ın haram ve dokunulmaz kıldıĝı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz.
Hırsızlık yapmayacaksınız.. "İnsanlar Lâ ilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah(c.c)'a aittir.

"İnsanlar!

"Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"

Sahabe-i Kiram birden şöyle dediler:

"Allah(c.c)'ın elçiliĝini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye şehadet ederiz!"

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şehadet parmaĝını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:

"Şahid ol, yâ Rabb!
Şahid ol, yâ Rabb! Şahid ol, yâ Rabb! "

Hz. Muhammed (a.s.)´ın Mekke´deki bu son hutbesi başta Buhari ve Müslim olmak üzere, birçok Sünen sahipleri tarafından yüzlerce sahabi kanalıyla nakledilmiştir.

Hazırlayan Zakir Sönmez

Şamil Esgerov wefat kir - 2005.05.21

ŞAMİL ESGEROV ÇÛ SER DİLOVANİYA XWE

Şamîlê Selîm Esgerov ku şaîr, kurdolog, etnograf, wergêr û “yekem şervanê kurdên Azerbaycanê” di roja 20’ê Gulana 2005’an de di 77 saliya xwe de çû ser dîlovaniya xwe.

Şamîl Esgerov, ku di sala 1928’an de li Kurdistana Sor li gundê Axçakentê bajarê Kelbecerê hatibû dinê, hê di ciwaniya xwe de bi dîrok û edebiyata Kurdistanê re, ku wê demê nav û dengê wê jî li holê nîn bû, eleqedar bûye.

Dibistana navîn û amadeyiyê di dereceya baş de qedandiye û paşê jî dibistana mamosteyî ya bilind a dewleta Azerbaycanê, pey re dibistana bilind a partiyê li Bakûyê û ûnîversîteya pedagojî ya Azerbaycanê xilas kiriye. Her sê dibistanên bilind bi “madalyona zêr” kuta kiriye.

Li bajarê Kelbecera Kurdistana Sor edîtorê rojnameyê, serokê rêxistina ciwanan “Komsomolê” mudirê dibistanê, waliyê bajêr, mudirê perwerdeya bajêr, serokê mûzeya dîrokê bi rengekî navdar daye meşandin. Weke mamoste di dema seroktiya Şamîl Esgerov de, rêxistina ciwanên Kelbecerê di gelemperiya Yekitiya Sovyetê de, di “pêşbirka sosyalîst” de rêza yekem girtibû.

Mamoste Şamîl li bajarê Bakûyê ji teklîfên ku bibe rektorê ûnîversîteyê re gotiye na û mayîna li Kelbecerê tercîh kiriye, ku bêhna kurdayetiyê jê werdigirt. Di sala 1993’yan de piştî ku Kurdistana Sor ji hêla artêşa Ermenistanê ve hate dagirtin, bi neçarî jiyana xwe weke penaber li bajarê Bakûyê domandiye.

Mamoste Şamîl li ba xebatên civakî bi xebatên xwe yên edebî û zanistî li Yekîtiya Sovyetê û li derveyê welêt weke şexsiyetekî navdar hatiye nasîn. Tevî ku bi xwe matamatîksiyen bûye, bi kurdî û azerî helbest nivîsandiye. Edebî, etnografî, dîrokî û hunerên estetîkî di serî de nêzîkê 40 pirtûkan nîvisandiye. Mamoste Şamîl, li ser xebatên edebî yên Mamosta Cîgerxwîn teza xwe ya doktoriyê nivîsandiye, destana “Mem û Zîn” a Ehmedê Xanî wergerandiye zimanê azerî û wekî din jî, di serî de ji Feqiyê Teyran, Melayê Cizîrî, Evdirehman Hejar û Evdila Goran bi sedan helbestan bi zimanê azerî bi lêv kiriye. Her wiha ferhengoka zimanê azerî-kurdî, kurdî-azerî nivîsandiyê û bi vê yekê armanc girtiye, kurdên li Azerbeycanê ku zimanê wan asîmîle bûbû, ji nû ve zindî bike. Dîsa yekem ferhengoka qafiya(mişar) zimanên kurdî û azerî ji hêla Mamosteyê mezin ve hatiye çêkirin.

Mamoste Şamîl emrê xwe yê biwate di rêya ronahîbûna kurdan û biratiya gelan de borandiye. Bi xwe di vê riyê de çendî ku rastê zext û zorê hatibe jî, ji şewaza jiyana xwe tu caran tawîz nedaye. Di sala 1978’an de bi sedema ku “kurdayetiyê” dike, çar salan di zindanê de dimîne, di nav rewşa çetînahiyê de bi navê “Lal Kiz” destana helbestî ku 20 hezar rêzik e û dîroka têkoşîna gelê kurd vedibêje nivîsandiye û bi vê eserê helwesta xwe nîşan daye, li dijî bêmafiyên ku têne kirin.

Timî di dilê Mamosteyê mezin de evîna Kurdistana mezin hebû, ew tam dildarê Kurdistana Sor bû. Mirov dikare bibêje ku li Kurdistana Sor ciyê her kevirî, her darî û her kaniyê dizanibû. Mamoste Şamîl, li komara ku lê dijiya dostên wî yên ku ji “kurdayetiyê” hez nedikirin jî, jê re digotin “Ansîklopediya Zindî” û abîdeyê zindî yê dostaniya kurd û azeriyan. Ji bo kurdên ku li nav Yekîtiya Sovyetan belav bûne, wateya Mamoste Şamîl mezin e û li ba dilê wan ew tekane şervan e, ku têdikoşe di oxira kurdayetiyê de, li nav kurdên Azerbaycanê.

Türkiye mozaik mi? - M.Nureddin

Son yıllarda Türkiye’nin siyasi gündemine oturan siyasal nitelendirmelerden birisi de Türkiye’nin mozaik olup olmadıĝıdır. 80 yıldır devletin bu konuda resmi bir görüşü vardır. O da Türkiye’de yaşayan herkesin türk olduĝudur. Bunun için yeniden tezler hazırlandı, yeni tarihler yazıldı, yeni bir halk yaratılmaya çalışıldı. Hatta kimi şahışlar, devletin resmi politikası nezdinde mükafatını almak için daha türkler Anadolu’ya gelmeden önce orada yaşayan halkların da türk oldukları safsatası iddiasına kadar ileri gittiler. Evet Türkiye’de yaşayan herkes türktü. Sözde bilim adamlarının bu konuda baş vurdukları en önemli kaynak zaman zaman Türkiye’de yapılan sayım sonuçları oldu. Oysa bu sayımlarda hiçte adaletli sayım yapılmadıĝını onlar daha iyi bilmektedirler. Sayım memurlarının görevleri esnasında devletin resmi politikası gereĝince herkesin anadilinin türkçe olduĝunu yazdırdıkları herkesin malumudur. Örnek verecek olursak Kurdistan’da kürdlerin anadili türkçe, esas anadilleri olan kürdçeyi bildikleri ikinci dil yada yabancı dil olarak yazılıyordu.
Oysa o yıllarda Doĝuda çok az yerde okul vardı, hele köylerin yüzde 99’unda hiç okul yoktu. Eĝitim öĝretimin bulunmadıĝı, radyonun bile çok nadiren bulunduĝû, televizyonun adının bile duyulmadıĝı bir memlekette kürd çocuklarının iki dili bilmesi biraz garip olmuyor mudu? Kaldıkı kürd kadını hiç türkçe bilmiyordu, nasıl olurduki çocuĝunun anadili türkçe oluyordu. Çok iyi hatırlıyorum 1965 sayımında köyümüzün muhtarı Hüsnü Amca sayım memuruyla birlikte evleri dolaşıyordu. Bizim hanenin sayımını yaparken anadil hanesine „türkçe“ yazdırınca babam itiraz etti. Hüsnü amca „emrin nahiye karakol komutanı başçavuştan geldiĝini, ama arzu ederseniz bildiĝi ikinci dil kategorisine kürdçe yazdırılabileceĝini“ söylemiş, babamın tebessümle kafasını sallamasından sonra o şekilde kayıtlara geçmişti. Oysa babam vefat ettiĝi 1991 yılına (90 yaşında) kadar hala türkçe bilmiyordu, annem ise 1965 yıllarında askerlerin dışında kendine türküm diyen bir insan bile görmemişti.

1960 sayımının sonuçlarında Bingöl'ün 131 bin nüfusunun 42 bin'i Türkce (% 32), 89 bin'i Kürdce (% 68) verilmişti, (1) oysa bugün bile Bingöl’de nüfusun %32’si doĝru dürüst türkçe bilmemektedir, kaldıkı 60’larda o miktar anadili olsun!.. Sözde Prof. Ümit Özdaĝ ve benzerlerinin şimdilerdeki tezleri olan „Zazaların Göktürklerin devamı“ olduĝu saçmalıĝı anlaşılan 1960’larda yoktu. Yoksa Bingöl’ün %80’i zaza kürdleridir. Eĝer bugünkü „kürdleri parçalama“ çabaları o günlerde revacta olsaydı kendi kafalarındaki hayali türklerle birlikte Bingöl nüfusunun %90’ı türk olurdu!..

İnkar politikasının iflas ettiĝinı ve artık bir işe yaramadıĝını herkes bilmelidir. Aslı astarı olmayan tezler, hiçbir gerçeĝi ifade edemeyen istatistiklerle ve her gerçeĝin altında KGB yada CIA’nin parmaĝı var safsata iddiaların da ne kürde nede türke bir yarar saĝlamadıĝı açıktır. Yeni bir türk halkı yaratmak için yazılan o kadar tez, tarih v.s. yapılan bunca zahmet boşuna gitmiştir. Yazık oldu o emeklere!.. Oysa inkar politikası yerine kardeşlik yada vatandaşlık politikası kabul edilseydi, siyasal, ekonomik, kültürel, idare v.s. konularda eşitlik politikası esas tutulsaydı bugün Ortadoĝu’nun sorunlarında uzaktan birilerinin müdahalesine gerek kalmazdı, belki bütün sorunları kürdlerle türkler çözebilirlerdi.

İnkarcılar grubuna bakacak olursak çoĝunun türk asıllı olmadıĝı görülmektedir. Peki nedir bu kadar türk hayranlıĝı? Neden türklerden daha çok inkar ve asimile politikasını dayatmaktadırlar? Kanaatimce bunun iki cevabı vardır.
Biri; devletin resmi politikasına yaĝcılık yapmak, daha çok taltif almak, daha büyük mevkilere gelmek, şan ve şöhret sahibi olmak, Türk halkı gözünde kahramanlaşmak!.. Ama bana göre bu esas amaç deĝil. Esas amaç ve ikincisi ise, inkar politikasıyla türk olmayan halkları uyandırmak, onların ayaklanmasına, karşıt fikirler üretmesine, kendi kimliklerine sahip çıkmalarına vesile olmak!.. Çünkü inkar her zaman mevcudiyetin güçlenmesine sebep olmaktadır.

İnkarcıların politikalarının gereĝi olarak kendilerini türk lanse etmek ve her iddiada ana kaynaĝı M.Kemal’i göstermektedirler. Oysa Atatürk hiçbir zaman bugünün türkçüleri kadar inkarcı deĝildi. Yaptıkları ve icraatlarına bugün deĝinmek istemem ama kürd varlıĝı konusunda M. Kemal günün sözde türkçülerinden dahada ilerde ve dahada aydındı. Atatürk El-Cezire Komutanlıĝına gönderdiĝi mesajın 2. maddesinde aynen şöyle diyordu:

“Kişiye Özel.
El-Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa Hazretlerine,
2-Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtler’in bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerini kurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları BMM (Büyük Millet Meclisi) buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan’daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikaya yöneltilmesi El-Cezire Cehpesi Komutanlığı’nın görevidir.
(TBMM.Gizli Celse Zabıtları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1985, Cilt: 3, Sayfa: 550)

Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk dönemlerinin arşivlerine bakacak olursak görürüzki; Kürd ve Kurdistan’dan övgüyle bahsedilmekte, kürdlerin kardeşliĝinden gurur duyulmaktadır. Oysa ya şimdi?.. Şimdikiler de hala Türkiye sınırları içerisinde yaşayan herkesi türk yapmakla meşgul!.. Ama Türkiye sınırlarının dışındakileri unutuyorlar!.. Türkiye’deki gürcüleri türk yaparken Gürcistan’ı, çeçenleri türk yaparkan Çeçenistan’ı, arapları türk yaparken 22 arap devletini, rumları türk yaparken Yunanistan’ı ve kürdleri türk yaparken diĝer 3 parçayı ve Habur sınır kapısında dalgalanan Ala Rengini unutuyorlar!..

Ne yazıkki gelişen ve globallaşan dünyamızda sözde birçok türk yazar ve aydını kendileriyle birlikte memleketi de yüz yıl geriye götürmektedirler. Bugün hala sahte tezler, hayali raporlar, yalan tarihlerle memlekete hizmet ettiklerini sanıyorlar!..
Hala Türkiye mozaik mi deĝil mi?
Hala Türkiye’de türkten başka var mı yok mu?
Ne diyelim Allah şuur versin.

Saygılarımla
24.05.2005

Osman Öcalan’a dikkat - 2005.05.10

Osman Öcalan’a dikkat TR’ye mi gidiyor yoksa Avrupa’ya mı?..

Hepimizin tanıdıĝı Osman özellikle Öcalan soyadını taşıdıĝı için gerek PKK içindeyken ve gerekse de PKK’den sözde ayrılışında hep ilk sırada gündemde yer aldı. Bunun sebebi hepimizin malumudur, o da Öcalan soyadını taşımasıdır, yoksa onun ötesinde PKK içinde yaptıklarıyla sıradan bir gerilladan farkı yoktu, hatta birçok gerilla kadar fedakar da deĝildi!..

Basından ve PKK çevresinden edindiĝimiz haberleri deĝerlendirirsek; kendisi PKK içinde büyük yetkilere sahipti, genelde Güney’de bulunuyor, partinin dış ile ilişkilerini yürütüyordu. 1992’lerde T.C. askerlerinin Güney’deki saldırılarında Osman’ın komutanı olduĝu birliĝi cephe savaşına soktuĝu ve böylece yüzlerce gerillanın yaşamını yitirmesine sebep olduĝu söylenmişti!.. Dünya tarihinde hiçbir yerde gerilla grubunun karşıt güçle cephe savaşına girdiĝi görülmüş deĝil, çünkü karşılıklı silahlar çok farklıdır. Gerillanın savaşı bir kaç saniye yada bir kaç dakikadır, saldırır, hedefi vurur ve geri çekilir. Hiç kimsenin gerillayı elindeki kalenşinkofla uçak, son modern helikopterlere sahip bir güce karşı cephe savaşına sokmaya hakkı yoktur, çünkü bu bir nevi gerilla katliamını gerçekleştirmektir ve Osman bunu yaptırmıştır. Ancak üzerindeki Öcalan soyadısı ona ayrıcalık tanımıştır ve ölen yüzlerce gerillanın ölümünden sorumlu olmasına raĝmen kendisine 15 günlük mevzi kazma cezası verilmişti. Oysa bir başkası olsaydı cezası mutlaka ölümdü!..

Osman hiçbir zaman Kuzey’de tehlikeli bölgelerde askerle karşı karşıya gelmemiştir, o cephelerde yer almamıştır. Bunun sebebi kendisinin yetersiz oluşu mu, yoksa onu korumak mı o da ayrı bir konu!..

Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye gelişinden sonra uzun zaman PKKnın sanki bir numaralı adamıymış gibi hareket etmiş, adeta salatant dönemi gibi büyük Öcalan yerine küçük Öcalan yer almıstı.

Sonra sözde PKK’den ayıldılar, aralarındaki tartışma suçlamalar hepimizin malumudur. Ve Osman ile arkadaşları bir daha PKK’ye geri döndüler, gizli görüşmeler oldu, kongre yapıldı ve daha sonra yine aynı ekib ayrıldı.

Bu güne kadar ayrılan gruplara ve özellikle merkezi komitede olupta ayrılanlara verilmiş ve verilecek ceza yine herkesin malumudur ama Abdullah Öcalan her fırsatta Osman ve ekibine bir zarar gelmemesi için telkinlerde bulunmuştur. Bu ne demektir? Büyük ihtimalle « danışıklı döĝüş » dedikler misali sözde Apo karşıtı olup ayrılanların başına bilinçli olarak getirilmek istenmiştir ama istediklerini elde edemediler. Ayrılan grubun içinde sivrilen bazıları, misal Nizamettin Taş gibileri buna fırsat vermediler.


Şimdi ne olacak?
Osman’ın Milliyet gazetesine verdiĝi mülakattan (1) ve Apo’nun 04.05.2005 görüşme (2) notlarından anladıĝımız Apo onu Türkiye’ye davet ediyor.

Bugün basında çıkan haberlere göre Osman PWD’den çıkarılmıştır.

Bugün yarın Osman’ın Türkiye’de yada Avrupa’da olduĝunu duyarsak kimse şaşmasın, gidişler o yöne doĝrudur. Evet kimse şaşmasın ve kimse üzülmesin ancak Osman’ın PKK’dayken halktan topladıkları paralara ortak olmak istiyen ve bu yüzden hatta birbiriyle çekişen ve bir türlü Osman’ı paylaşamayan grup yada bireyler üzülebilirler, çünkü paralara konamadılar.

10.05.2005

Lorîna pênûsê - 2005.04.12

Bêhna xwînê ji min tê
ez ne mirovkuj im
ji her aliyên min xwîn dipale
sond dixwim
nebûme kujer
ev bêhna xwîna bapîrê min e
ji min tê
dema ew kuştin
xwîna wî

pijiqî ser pêçeka min
hê ew xwîna ji min dipale
û qêrîna xwîna bapîrê min e
hê di guhên min û derya dengan de
dilorînê
dixwazim ji te re
bihara aştiyê pêşkêş kim
ne xopaniya şer
ez şer nas dikim
bapîrê min di şer de mir
bavê min jî
agirê tifika
dayîka min vemirandin
û ew dîn bû

xwişk û birayên min birin
êdî bi paş de nezîvirîn
maleke me hebû
mîna hêlîna bilbilan
em tê de şa bûn
lê baxê me
dixemilîn ji kulîlkên hinaran
şer dizanim
şer naxwazim
cihê guh li navê şer dibim
Yêzdan bi bîr tînim
spasî jiyanê dikim
çi kulîlkên ku dibînim
bi wan şa dibim
naxwazim biçilmisin
ji duyê jehrê careke din
lê naxwazim
dîl jî bijîm
bila kulîlkên me jî
weke kulîlkên cîrana bêtirs
bibişkivin
û wan kulîlkên bêtirs
yên bi girî yê dilê dayîka min
hatina neqişandin
ji te re pêşkêş kim
xweşika min

Kamran Simo