Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:34, Sal:2005, Meh:04-05

Irak'ta Şiiler ve Kürtler arasında pazarlıklar başladı - 2005.02.01
Hewler katliamı yıl dönümü münasebetiyle! - 2005.02.01
Rexnek liser Kurdistan Tv
Jimara dengan didomîne, li Kerkuk Dengê Kurda %78 - 2005.02.01
Kürdler İstanbul, İzmir gibi kentlerin idaresini gündeme getiriyorlar! - 2005.02.05
Güney Kurdistan’da son durum - 2005.02.09
Kerkük ve Türkiye'nin Kürtleri (Yeni Safaktan) - 2005.02.12
16 Şubat ve Kürd Liderleri - 2005.02.16
Türkiye türkmenlerden neyi bekliyor? - 2005.02.16
Barzani'den 'içişlerimize karışmayın' mesajı - 2005.02.20
Dersim'de köye dönüş paralarına vali ve askerler el koydu - 2005.02.24
Türk heyeti Güney Kurdistan'da - 2005.02.24
Hadeple T.C.’nin ortak bayraĝı - 2005.02.25
Axaftina li Konferansa Kurdên Bakur
Konferans konuşmasının türkçesi
Kuzey Konferansi sona erdi - 2005.02.28
Endamê Kongra-Gel Remzi Kartal hat berdan - 2005.03.01
Kamuoyuna saygıyla duyurulur - ortak duyuru - 2005.03.07
Haydin biz de dünya kadınlar gününü kutlayalım!
Kürd - Şia ittifakı tamam olmak üzere - 2005.03.10
Qamîşlo yine ayakta - 2005.03.12
Serverimiza yapılan saldırıyı kınıyoruz - 2005.03.
Qazi Muhammed’in idam edilişinin yıldönümü münasebetiyle
 

Irak'ta Şiiler ve Kürtler arasında pazarlıklar başladı - 2005.02.01

BAĞDAT (01.02.2005) MHA- Irak ve Güney Kürdistan’ın birçok kentinde oy sayımı tamamlandı. İlk resmi olmayan sonuçlara göre seçimlere katılım yüzde 60 oranında gerçekleşti. Seçim sonuçlarının merakla beklendiği Kerkük’te ise Kürtlerin oyların yüzde 75’ini aldığı belirtiliyor.

Yeni Irak meclisinde çoğunluğu Şiilerin kazanmasına kesin gözüyle bakılırken, Şiilerin yoğunluklu olduğu Güney Irak’ta seçime katılım oranı yüzde 92 civarında gerçekleşti. Güney Kürdistan’da seçimlere katılım oranı yüzde 80 civarında gerçekleşirken, Kürtlerin ise Irak meclisine 70 milletvekilini sokması bekleniyor.

Üçlü koalisyon

Oy sayım işlemleri daha sürerken, Irak'ı yeni sürece taşıyacak geçiş hükümeti için Şiiler, Kürtler ve Suninler arasında pazarlıklar da başladı.

Irak hükümetinin büyük ihtimalle üçlü bir koalisyondan oluşması bekleniyor. Hükümetin ağırlığını Şiiler oluşturacak. Kürtler ve Başbakan İyad Allavi'nin liderliğini yürüttüğü partinin koalisyon yapma ihtimali en güçlü seçenek olarak görülüyor.

Bu üç kesim arasında varılacak anlaşmaya göre şimdiki Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari'nin görevinde kalması bekleniyor. Allavi'nin de başbakanlık görevini sürdürmesi. Devlet başkanlığı görevinin ise YNK lideri Celal Talabani'nin alması ihtimali güçleniyor.

Talabani’ye Devlet Başkanlığı

Talabani yaptığı açıklamada, ‘Şii ve diğer politikacılardan bazı teklifler aldık. Başbakanın Şiiler’den olmasını desteklememiz halinde bir Kürt devlet başkanını destekleyeceklerini söylüyorlar’’ diye konuştu.

Talabani, Kürt asıllı bir devlet başkanın ülkeyi birleştireceğini, anayasanın hazırlanmasında önemli rol oynayacağını ve Sünni Arapları yeniden siyasi sürece katacağını kaydetti. Talabani, federal çerçevede, insan haklarına, kadın haklarına sahip çıkan laik bir demokrasi istediklerini söyledi.

Seçimleri boykot eden ve ülkenin nüfusun yüzde 20'sini oluşturan Sünnileri ise şimdiki Devlet Başkanı Gazi El Yaver ya da eski Dışişleri Bakanı Adnan Paçacı temsil etmesi bekleniyor. Paçacı’nın ismi kurucu meclisin başkanlığı için geçiyor.

Şiilerin önemli isimlerinden Abdülaziz El Hekim, İbrahim Caferi ve Hüseyin El Şehristani'nin de kabinede önemli görevlere getirilmesi bekleniyor. Petrol, Savunma ve Maliye gibi önemli bakanlıklara da Şiilerin getirilmesi düşünülüyor.

Öncelikli görev Anayasanın hazırlanması

Genel seçimle belirlenen Ulusal Meclis, kurucu işlevini üstlenerek yeni bir dönemi başlatacak. 275 sandalyeli Ulusal Meclis, simgesel nitelikteki devlet başkanı ile 2 yardımcısını seçecek. Devlet başkanı, başbakan ve hükümeti belirleyecek.

Hükümetin göreve başlaması için meclisin onayı gerekiyor. 11 ay görev yapacak olan meclis, daimi anayasayı hazırlayacak. Anayasa, ekimde halkın onayına sunulacak. Anayasa halkça onaylanırsa daimi bir hükümetin kurulması için aralık ayında seçime gidilecek. Anayasa reddedilirse yeniden anayasa hazırlanacak, kurucu nitelikteki geçici bir meclis için sandık başına gidilecek.

Kerkük’te Kürtler oyların yüzde 75’ini aldı

Merakla sandıklardan çıkacak oylarının sonuçlarının beklendiği Kerkük’te ise Kürtlerin oyların yüzde 75’ini aldığı belirtiliyor. Kürdistan Demokrat Partisi Kerkük basın danışmanı Bahtiyar Talabani, kentteki sandıkların yüzde 60’ının açıldığını, buna göre oyların yüzde 75’ini Kürtlerin kazandığını söyledi.

Kerkük’ün 18 seçim bölgesinde yaklaşık 550 bin kayıtlı seçmen bulunuyor. Talabani, bu bölgelerden sadece Azadi ve Rahimava’da toplam 170 bin seçmen bulunduğunu ve bu iki bölgenin Kürtlerden oluştuğunu söyledi. Kerkük il meclisi seçimlerine ‘Kardeşlik İttifakı’ adı ile katılan Kürt partiler Irak meclisi için de Kürdistan İttifakı adı ile seçimlerde yer aldı.

Havice bölgesine ise oy sandıklarının kapanıştan iki saat önce ulaştığı halkın büyük bir kısmının oy kullanamadığı belirtiliyor. Havice ve çevresinde kayıtlı toplam 109 bin seçmen olduğu ifade ediliyor. Seçim sonuçları konusunda kendilerine herhangi bir sonuç ulaşmadığını belirten Türkmenler ise seçim öncesi yapılanlardan sonra kentte seçim ‘sonucunun belli’ olduğunu iddia ediyorlar. Kürt partilerin Kerkük il meclisinde çoğunluğu ele geçirmesi durumunda kentin Kürdistan Federasyonu’na dahlinin yolunun açılması bekleniyor.

Hewlêr, Dohuk ve Zaxo’da KDP oyların yüzde 65 ila 70’ni alırken, YNK’nin Süleymaniye’de oyların yüzde 65’ni aldığı belirtildi. Çatışmaların yoğun yaşandığı Musul'da ise sayılan oylara göre Kürtlerin önde oldukları kaydedildi.

ADNAN MUSTAFA/REDUR XELİL/MHA
MHA NEWS AGENCY
 

Hewler katliamı yıl dönümü münasebetiyle! - 2005.02.01

Kurdistan dünyanın en güzel ülkelerinden biridir. Yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları, doĝal havası ve dünyadaki coĝrafik durumu sürekli olarak gözleri üzerine çekmiştir. Onun içindirki zaman zaman komşuları birleşerek ve zaman zaman da dost ve müttefikleri emperyalist devletleri de yanlarına alarak Kurdistan’ı işgal etmiş ve aralarında paylaşmışlardır. Bunun yanı sıra Kürdler her zaman topraklarına sahip çıkmış ve maĝlup olsalar da hiçbir zaman teslimiyeti kabul etmemişlerdir. Kurdistan’ı azad etmek, halkımızın kaderini kendilerine teslim etmek için asırlardır süren mücadele kimi zamanlar kürdlere özgürlük kapılarını aralamıştır. Bugün Güney Kurdistan’ın kazanımları bütün kürdlerin özgürlüĝe giden yollarının pek yakında açılacaĝının müjdesidir ki düşmanlarımız bu yolu kapatmak için her türlü vahşi ve barbarca yolları kullanmaktan geri durmuyorlar!..
 
Gün 1 Şubat 2004 İslam Alemi’nin Kurban Bayramı, Güney Kurdistan’da kürd halkı namazını kılmış parti binalarında bayram tebrikleri kabul ediliyor. Halk seroklarını ve Kürd halkına hizmeti geçen siyasetçilerini ziyaret ediyor ama „su uyur düşman uyumaz“ sözü tecelli ediyor. Düşmanlarımız sıradan bir ziyaretçi gibi iki canlı bombasını aramıza gönderiyor ve patlayan bombalarla yüzün üzerinde ölü ve iki katı kadar da yaralı!.. İşte Kurdistan düşmanlarının insanlık anlayışı ve işte barbarlıklarının teröristçe ortaya çıkan simaları!

Özgürlüĝe giden yol kısaldıkça artan düşman tehditleri, gelen terörist saldırılarılarının da adreslerini açıkça ortaya koymuştur. Kürd halkı bu tür saldırılardan ders çıkarmış ve bunu düzenleyenlere karşı cevabını saklı tutacaktır. Belki bunun gibi yine insanlıkdışı bazı eylemler olacaktır ancak kürd milleti özgürlüĝünü elde edinceye kadar yoluna devam edecek, terörist eylemler halkımızı yıldırmayacak ve bu tür terörist eylemlerin sahiplerini de unutmayacaktır.

Hewler katliamı yıl dönümü münasebetiyle, bu menfur saldırıyı bir kez daha şiddetle lanetliyor ve başta Her iki parti Başkanları Sayın Mesud Barzani ve Sayın Celal Talabani olmak üzere, tüm parti yetkililerine, üyelerine, kürd halkına başsaĝlıĝı diliyor acılarını paylaşıyoruz. Ölenlerimize Yüce Allah’tan rahmet ve maĝfiret, diliyoruz.

1 Şubat 2005
Muhammed Nureddin Yekta
 

Rexnek li ser roja vekirina stodyoya Ewrûpa ya Kurdistan Tv"

Wek dibên di her karek de xêrek heye, me jî bi wê omidê liser KurdistanTv’yê rexnek anî ziman. Di roja 17.01.2005 de li Almanya li bajarê Bedburg-Hau 7 saliya KurdistanTv û vekirina stodyoyekî boy tv’yê şevek hebû. Me hinek kêmasiyên ku ne layiqê Partiya Demokrata Kurdistan û televizyona wan bû dîtin û xwestin ku em bînin ziman, her wiha çawa ku gellek beşdar û temaşevanan jî dîtin û dîtibûn û carnan bixwe bixwe danîn ziman.
 
Roja 16ê mehê seydakî heval telefonê min kir û pirsî, ka ezê jî biçim şeva tv an ne!.. Min got ku min hêj biryarek nedaye. Wî got ku karkerên Tvyê xwestine ku ew jî liser navê wan bibe wasite boy çûyîna min ya şevê.

Wê şevê di Koçka Evîna Welat’ta ku jora gelek rewşenbîr, siyasetmedar, nivîskar, hozan uwd. ne jî, ev mijar hate axaftin. Hozan Brader jî ev pirs ji min kir û xwest ku ez jî biçim şevê û wiha got: “ka tu jî were, dibe ku piştî şevê em bi malbatî bi alî we ve werin.” Ez fikirim, hem emê gelek dost û hezkiriyan bibînin û hem jî ku ez neçim dibe ku bê gotin “jiber mêvanxwedikirinê reviya.” Wiha fikirîm û min çûyina xwe mecbûrî dît.

Roja 17ê mehê seet 14:30 da ez li wir amade bûm. Karkerê şevê liser karê xwe bûn û organizetorê şevê ji mêvanan bêtir bi karê xwe re mijûldibûn. Stodyo hêj nahatibû amadekirin û organizetor ewqas bi mêvanan re meşxûl nedibûn. Mirov zendikir ku kesên hatibûn ne mêvan bûn û wek rêwiyên nevexwendi dihatin dîtin. Belku yek caran ji hinekan re bê dil „hun bixêr hatin“ dihat gotin û ewqas!..

Di dehliza stodyoyê de min du heb xortên rûken dîtin, hatin cem min û me lihev pirsî. Dîtin ku ez bi mehcûbî li wan dinhêrim, bi kêfxweşê gotin „me hevdu li Peyama kurd dîbû.“ Min got „jibîrkirina min bidin xatirê kaliya min” û em bihev re kenîn.

Seet di 13:30 de berpirsiyaran gotin ka emê biçin restaurantê, li wir xwarinê bixun û seet 18:00 de wê programa zindî dest pê bike. Pewîst bû ku em di 18:00 dîsa li stodyoyê bûna. Derdorê 4 km em bi ereba çûn restaurantê û wek adet e ku herkes bi nasên xwe re rotinên em jî çend nas li ser masekê rûniştin. Li ser masa me, Hozan Brader, xanima wi, Dilbirîn, Mela Ahmed, Hozan Fatê, Hozan Canê û xanimek nasê Dilbirîn rûniştîbûn. Dema garson hat ser masa me û ji me re hinek vexwarin anî, min dît ku li ser karta ber me hejmara “1” nivîsî. Piştî mereq û pirsa min got “her mêvanek dikare du cara vexwe.” Brader fîncana xwe û xanima xwe işaret kir û got “ta du heba helal be, hêj mafê me yek jî heye” û em keniyan. Bi vê re esprîkî din jî kir, lê ez naxwazim wê li vir binvîsînim. Ez keniyam min got; ”ku mafê vexwarinê bu du îskana hatibe tayînkirin dê miheqeq xwarin jî bi kevçiyan were kifşekirin.

Piştî quşxanên xwarinê danîn ser masên aşxanê, Birêz Osman Guden derket pêş û destê xwe lihev xist û bi dengekî bilind got: “Jiber bilindiya dengê me bibuhurin lê me 80 kes dawet kiribû û bi angorê wê jî me xwarin amade kiriye, lê mixabin way vexwendiyên me hemî hatine û herkesî jî bixwe re çend heb anîne. Em jî mane şaş û em nizanin ka emê dê çi bikin? Dibe ku em di xwarinê de idare bikin lê bila ji 60 kesên vexwendi bêtir kes ney salona stodyoyê.” Me herkesî li çavên hevdu mêzekir û me nizanî em çi bêjin! Wek hat fêmkirin yani; bila nan jî hindik bixûn (an nexun) û nanê 60 kesê têra wî 200 kesên hatiye bike!.. Hevalki henek kir û got; “bila Brader xanima xwe şûnve bişîne, ku mafê Hozanek tunebe xanima xwe jî bixwe re bîne emê çi bikin!” Me xemginiya hundurê xwe û şaşmayîna ruyê xwe jibîr kir û em bi xemgînî keniyan.

Her cara ku Osman û Xelîl bi kevçiyê xwe derdiketin pêşiya beşdaran, dida zanîn ku vana di organizekirine de gelek nû ne. Ew dest lihev xistina Osman xwêdana pez li welat dihanî bîra min, wek kerî hatibû xwê û xwediyan pezê xwe ji kerî diqetand, an jî wek pez ji avê danîn û dikirin gomê! Xwendevan bila qisûrê nenhêrin lê bawer bin ne mînakek xerîb e. Her carê ku digotin “beşdarên hêja pirrên we bê vexwendin hatine, ne xwarin û ne jî ciyê me têr dike” rêya derî dida ber mêvana. Di qenaeta min de ev gotinana ji yên ne vexwendi zêdetir li vexwendiya heqaret bû. Wan fêm nedikir kû kesên hatibûn wir 200-500 km.yî ji boy xwarinekî nahatibûn. Her çiqas kesên ne vexwendî hebûn jî lê ewana an bi rica vexwendiya an jî ji malbatên vexwendiyan bû. Ger hinek bi serê xwe hatibûn jî dibe ku ji malbatên nasên organizetoran bûn. Bi her awahî gerek muamelek baş bidîna, lê mixabin bi ziddê wê bû.

Dema em rabûn xwarinê bigrin, me dît ku çend kamera berê xwe dane me. Rastî me nizanî ku nanxwarina me jî wê bidin programa zîndî. Lê kifşebû ku organizetora dixwestin mesrefa xwarinê bînin bîra yên jor! Kê zanibû ku bi dehan roja ev mesela nanxwarinê bibe sedemê mijara esprî û axaftina me hevalan!.. Roja din gelek nas û dosta bi telefonê û hinekan jî di internetê de digotin; “belê seyda wele me te dît û rewşa te gelek baş bû!”

- Li ku gelo?
- Li Kurdistan tv
- we çawa dît?
- Dema we nan dixwar?
- Dema hun rabûn xwarinê bigrin!..
- Dema li ser masê hun dikeniyan!..
- Lê wek din?… Wek din na:)) Bi rastî em gelek keniyan û çi dema tê bîra min her tim dikenim:))

Dema nanxwarinê de me 3 hevalan bi navê oldaran gazî Xelîl Sincarî kir û got: „Em ji cîh ki dûr hatîn, way me we dît, em we pîroz dikin û destura me bidin emê biçin, way cîh biçûk e, bila hinek kesên din di şûna me de rûnên.“ Xelîl wek gellek kêfxweş bû lê hêj bersivek nedabû, xanima wî Emîne hat û got „Nexêr hun naçin, hun mêvanên me yên taybetî ne û em dixwazin hun bimînin, emê bi we re roportajekî bikin“

Dema em çûn stodyoyê me dît ku hemî li ber derî sekinîne û hêj derî venekirine, kifşebû li hêviya hinekan sekinîbûn ku wan bixwazin hundir, lê dema derî vebû herkesî hicûmê salonê kir û hindik mabû ku hinek di nav derî de bifetisin!. Min koşê rastî pêşniyar kir boy hevalan û em runiştin. Me dît dîsa Osman derket pêşiya beşdara û destê xwe lihev xist bi çend cara û got; „ji kerema xwe re bêtirê vexwendiya bila kes rûnenên, ne vexwendî jî hatine, bila kes me mecburê xwendina lîsta navan neke, em ji kê/kî re bêjin bila rabin biçin, ewana xwe nasdikin, ji kerema xwe re bila terka slaonê bikin“ Vê gotina xwe çend caran tekrar kir.

Her carê ku ewana derdiketin hember beşdaran dibû sedemê xemginiki li her kesî û herkesi şermdikir. Vê dida zanîn ku van kesana ji organizekirinê re gelek zeif in, jiber ku nikarîbûn tevliheviya organizasyonê zelal bikin. Mirov ji organiza Tv’yek netewi zêdetir xwe di şevek komela mehelli de didît!

Bi rastî em gelek aciz bûn. Mela Bedreddin pêşniyar kir kû em hima derkevin, lê min got em hinek bisekinin, derketina li ser gotina Osman û Xelîl ku ija di programa zindî de jî bê dîtin ewqas nidehat hesabê min. Piştî seetekê em hersê heval bi bêdengî rabûn, bê xatir xwestin derketin derve û bi rê ketin. Piştî ez û Mela Bedreddîn em hatin Kölnê Restauranta wî, gazî aşpêjê xwe kir; „em birçîne, ji me re xwarinek baş bipêje.“ Ez keniyam „lo mal ava ma ne eyb e em carek din xwarina êvarê bixun, belku çend milyona bi çavên xwe dîtin ku me xwarin dixwar“

Niha dixwazim li ser çend kêmasiya rawestim.

1- Vana 80 kes dawet kiribûn lê zenkiribûn ku wê 60 kes werin, ji boy wê jî xwarin û ciyê 60 kesî amade kiribûn, fêm nekiribûn ku belku ji vexwendiya zêdetir werin û mêvanê xwe birçî nehêlin.

2- Ev stodyoya berê mala ezdiyan bûye, bi bazarek Xelîl û Osman firotibûn Kurdistan Tv’yê. Piştî tevgera wan herdu şexsan hinek mêvana dest bi paşgotiniyê kirin.

Partîkî bikaribe bi çend sed hezar Euro stodyokî bistine, gelo nikare xwarin bide 300 kesan?

Gelô çima li cihki wiha dûr hat sitendin, cima li ciki wek Köln uwd, nestendin?

Gelo çima ezdî ji mala xwe derbas bûn û firotin, pewîstî bi komelekê nema?

An bazarek taybetî bû di navbera herdu şexsan de? Uwd. gelek tişt.. Lê ez naxwazim li ser vê bisekinim..

3- Wan dikaribû di vexwendinan de bida kifşe kirin ku „ciyê me biçûk e û xwarina me kêm e, bila ji kerema xwe re kesên ne dawetkiri neynê, an jî kesî bixwe re neynin!

4- Tevgera organizetora gelek dûrî urf û adetên kurda bû. Ji hinek kes û malbatên taybetî bêtir destê kesî nedigirtin, xêrhatina wan nedikirin, belku mêvan diçûn cem wan destê wan digirtin.

5- Dihat zanîn ku ji bilî kesên ji wan re xweş dikrin û durûtî dikirin kesên din ewqas wan eleqedar nedikir. Wek min fêmkir gerek mirov endamê partiya wan ba an jî wek xulam ba ji wan re, xwe nêzîkî wan bikira. An nêzîkbûna wan û axaftina di Tv’de ne mimkin bû!

Kesên wiha tevdigeriyan jî gelek pozê wan bilind bû!.. Xwe xwediyê Kurdistanê û berpirsiyarê pirsa kurd didîtin!..

6- Bi taybetî karkerên şevên yên ciwan ji derdorê hinek hozanan dûrnediketin û bi dehan cara poz didan, wêne dikişandin. Min ji stsodyoya tv’yê zêdetir xwe li salonek firma reklama hiskir.

7- Behsa xwarin û cîh pirr caran hat tekrarkirin, ev jî dibû sedemê dilşikestina beşdaran, ma gelo carek ne bes bû? Mana carê carek xwarina me hindike çiye? Yanî rabin biçin mala xwe, bila kes nan nexwe. Halhale kesên hatibûn (ji bilî duruyên wan) sirf ji boy xatirê Kurdistan Tv hatibûn û dikaribûn ki kîsê xwe jî xwarina xwe bixwarana û ewqas dilê wan neşikesta. Organizetora dikaribû bigotina “ku herkes bila perê xwarina xwe bide û wan wek recûxwaza itham nekirina”

8- Di vexendina siyasetmedaran û çapemeniyê de ji yekalî tevgeriyabûn. Bi navê rêxistinî ji bilî PDK-Bakur bêtir kes dawet nekiribûn. Hinek kesên kû eleqa wan bi siyasetê tunebû li wir bûn û wek siyasetmedara diaxivîn. Wek misal ji PADEK û Rizgarî kes nahatibû dawetkirin. Her wiha ji çapemeniya kurdan jî kes tunebû, gelek xwedî malperên kurdî ku rojnemavan in û xwedî proje ne li wir tunebûn!..

Mirov dikare mînaka zêdeke lê ez bawerim evana tênê jî bes în ji boy karkerên tvyê û organizetor hişê xwe bidin serê xwe û berpirsiyar jî li meselê binhêrin.

Ez dixwazim carek din dubare bikim ku; ev şeva ne wek şevek televizyona netewî bû, belku wek şevek taybetî di nava karkerên televizyonê û malbat û dostên wan yên taybetî bû. Şevên wiha dûrên ji urf û adetên kurda, dibin sedemê kêmasiyan ji boy partiki dîrokî (KDP) ku mora xwe li dîroka Kurdistanê xistiye. Ev jî me welatparêzan gellek xemgîn dike.

Armanca min ji vê nivîsê “ne rexne kirina hinekan e û ne jî dijitiya partiyeka kurda ye, lê ji boy kêmasiyên wiha dubare nebin, pewist e ku hinek berpirsiyar pê bihesin û carek din organizeke baştir pêk bê.” Wek din tu armancek min ya xirav tune ye.

Bi silav û rêzên min ji xwendevanan re.

01.02.2005
Jimara dengan didomîne, li Kerkuk Dengê Kurda %78 - 2005.02.01

Îro duduyê dengdana Iraqiyan e, wek jimarên ne fermî li gelek herêman sendiq vebûn û kurd gelek li pêş in.
Li Kerkuk %78 dengên kurda heye. Li Başur derdorê %85 dengdêr tevli hilbijartinan bûn. Wek tê diyarkirin kurdên 70-72 mebûsan bişînin Parlementoya Merkezi ya Bexdadê.

Li Başurê Kurdistanê li gellek herêman sendiq vebûn û deng hatin jimartin, lê tu daxuyaniyek fermî hêj tune ye. Bi angorê xeberên tên li Başûr derdorê %85 deng hatin dayin. Li kerkukê kurda ji %78 deng sitendin. Li gor dengên vekirî ji 275 kursiyên parlementoya merkezî wê 70-72 kursî bikevin destê kurdan.

Kurd û ereb ji niha ve dest bi bazara hukûmetê kirin. Disa bi gor xeberên ne fermî wê Mam Celal bibe serokê Komara Iraqê,

Dengên Partiyên Kurda li Başûr jî wiha tê gotin:
KDP li Hewlêr, Dohuk û Zaxo ji sedî 66-69 , YNK li Suleymaniyê ji sedî 66, lê hêj tam diyar nebûye.
2005.02.01
Kürdler İstanbul, İzmir gibi kentlerin idaresini gündeme getiriyorlar! - 2005.02.05

Bundan sonra dişe diş, kana kann!

Yakın zamanda yapılacak kürd konferansında Türkiye’de kürdlerin enaz türkler kadar idarede söz sahibi olmaları istenecek. Bugün nufüsün yuzde yuzü kürdlerden oluşan Doĝu ve Güney Doĝu Anadolu bölgelerinin dışında sayıları milyonları geçen İstanbul, İzmir, Antalya, Manisa, Ankara, Bursa gibi şehirlerde de oturan kürdler, kürd halkı adına idareye talip olacak. Türkiye’nin Kıbrıs türklerine ve Kerkük türkmenlerine istedikleri hakların tümü Türkiye’de yaşayan kürdlere de istenecek.

Her fırsatta Kerkük’ü ele alan ve Kerkük üzerinde hayali senaryolar yazan Türk devleti ve basını aslında kürdlere bir şeyi hatırlatıyorlar! Bu da „kürdlerin yaşadıkları Batı Anadolu kentlerindeki idarelere talip çıkmalarıdır.“ Birçok kentte enaz türkler kadar bir sayıya sahip kürdler şehrin yönetiminde hiçbir söze sahip deĝiller.

Kerkükteki bir kaç bin türkmen için seferber olan Türk Devleti ve basını Batı Anadolu’daki büyük kentlerde oturan milyonlarca kürdleri neden hatırlamıyorlar? Mesela İstanbul’da kaç milyon kürd yaşamaktadır? Kerkük’te oturan türkmenlerin kaç katıdır bunlar? İstanbul idaresinde kürdler söz sahibimidirler? Türk devleti neden bu konuda bir şey söylemiyor?

Yoksa türk devletinin Kerkük feryadı arkasındaki amaç kürdlerin dikkatlerini başka tarafa çekmesimidir? Aslında kendileri de biliyorlarki bugün İstanbul’da oturan kürdlerin sayısı Kerkük’te oturan türkmenlerin sayısından enazından on kata daha fazladır. Eĝer Kerkük idaresinin türkmenler adına birilerinin idareye ortak olunması isteniyorsa ilk önce Batı Anadolu kentlerindeki kürdlere de kürdler adına idarede söz verilmesi gerekiyor. Her ne kadar türk devleti dikkatleri başka tarafa çekmeye çalışsada kürdler bunun farkında ve en kısa zamanda yapılacak Kürd Konferasında bu konu görüşülecek ve Avrupa Birliĝi ile Birleşmiş Milletlere götürülecek.

Bundan sonra dişe diş, kana kann!
Bugüne kadar hep türk devleti saldırdı, çıĝlık attı, feryad etti, türkmen hakları, türkmen idaresi vs. dedi, kürd büyüklerine hakaret edildi, kürdler tehdit edildi, ama bundan sonra kürdler karşı ataĝa geçiyorlar.
Yakın zamanda yapılacak kürd konferansında Türkiye’de kürdlerin enaz türkler kadar idarede söz sahibi olmaları istenecek. Bugün nufüsün yuzde yuzü kürdlerden oluşan Doĝu ve Güney Doĝu Anadolu bölgelerinin dışında sayıları milyonları geçen İstanbul, İzmir, Antalya, Manisa, Ankara, Bursa gibi şehirlerde de oturan kürdler, kürd halkı adına idareye talip olacak. Türkiye’nin Kıbrıs türklerine ve Kerkük türkmenlerine istedikleri hakların tümü Türkiye’de yaşayan kürdlere de istenecek. Türkiye’nin ortalıĝı bu kadar bulandırmasından kendisi zararlı çıkacaĝı ortadadır.

2005.02.05

Güney Kurdistan’da son durum - 2005.02.09

30 Ocak 2004 tarihinde yapılan seçimlerin resmi olmayan sonuçlarına göre :

Güney Kurdistan’da 30 Ocak’ta genel seçim ile birlikte yapılan valilik seçimlerinde, oy sayma işlemi tamamlanmak üzere. Seçim kurulu yetkililerinin verdiği resmi olmayan bilgilere göre, Kerkük valiliĝini halen valilik görevini yürüten kürd aday Abdurrahman Mustafa, geçerli 325 bin oyun 281 binini alarak valiliĝi kazandı.

Kerkük’ün Havica bölgesinde bir kaç sandıkta oy sayım işleminin halen sürdüğünü bildiren yetkililer, bu bölgede henüz sayılmayan oyların, yüzdeyi değiştirmeyecek kadar çok az olduğunu belirttiler.

Toplam nüfusu 2 milyonu bulamayan ve her zaman türk devleti ve basını tarafından 3,5 milyon oldukları iddia edilen türkmenlerin adayı ise sadece 25 bin oy alabildi. Böylece Kerkük’te türkmenlerin çoĝunlukta olduĝu yalanı bir kez daha ortaya çıktı.

Kurdistan’ın diĝer şerhilerinde ise durum şöyle:
Süleymaniye’de Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin desteklediği aday, Erbil ve Duhok kentlerinde ise Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin desteklediği adayları kazandı.

Musul'da ise yine resmi olmayan sonuçlara göre kürdler önde gidiyor.
Açılamayan bir kaç sandıkın dışında Musul’da da kürdler ezici bir çoĝunluĝu elde ettiler. Oy sayımının tamamlandıĝı sandıklardan çıkan sonuçlara göre Musul'da Kürdlerin ortak listesinin yüzde 65.5 oranında oy aldığı belirtiliyor. Musul Vali yardımcısı Kürd Husro Goran Musul valiliĝine seçildi.

Kürdler Baĝdat’a 70’in üzerinde temsilci gönderecekler.
Resmi olmasa da son durumlara göre kürdler enaz 70 temsilciyle Bagdat Merkezi Hükumet’te kürdleri temsil edecekler. Güney Kurdistandaki 111 sandalyeli bölge parlementosunda IKDP ve IKYB'nin 42'şer sandalyeyi kendi aralarında bölüşeceği, 9 sandalyeyi İslamcı Küdt partilerine, kalanını ise diğer partilere verileceği konuşuluyor.
Başbakanlığa, IKDP’li Neçirvan Barzani'nin, 'meclis başkanlığına' da IKYB'li Adnan Müftü'nün getirileceği de gelen haberler arasında, ancak henüz resmi bir beyanat yok.

Öte yandan KDP Lideri Sayın Mesud Barzani’nin “Beni ancak ölüm Kerkük’ten ayırabilir“ sözü dost düşman arasında hayli bir tepki aldı. Bu söz dünya basınında manşet olurken ençok türk devlet yetkilileri bundan rahatsızlık duyarak tehditlere başvurdular. Kerkük’ün binlerce yıldır kürdlerin bir kenti olduĝu gerçeĝini bir türlü hazmedemeyen türk devlet yetkilileri „Kerkük’e müdahale edebiliriz“ blöflarıyla puan kazanmaya çalışıyorlar.
 

Kerkük ve Türkiye'nin Kürtleri (Yeni Safaktan) - 2005.02.12

Kerkük meselesi Türkiye için sadece bir dış sorun değil, aynı zamanda ciddi bir iç meseledir. Türkmenler ve Kürtler ayrımı yapan, daha doğrusu Türkmen unsuru üzerinden Kürt grupların girişimlerine meydan okuyan resmi politika, aslında Iraklı Kürtlerin Türkiye'de yaşayan milyonlarca akrabasına da bir tutum almaktadır.

Tutturulan politik dil, açık bir şekilde Türk vatandaşı Kürtlerin potansiyel tehlike, Türk ve Türkmenler karşısında ikinci sınıf vatandaş olduğu mesajını veren bir niteliktedir.

Kürt meselesinin, özellikle Türkiye'nin Kürt meselesinin resmi politik tutumlarla, asayiş bakışıyla savuşturmayacak kadar ciddi ve derin olduğunu görmek gerekir. 20 yıl süren çatışma sadece birkaç eşkıyanın, bir miktar dış destekle başlattığı ve sürdürdüğü bir çatışma değildi. "Osmanlı-Türk tarihinin en büyük Kürt isyanı"ydı.

Bugün bu isyanın dinmiş ve bastırılmış olması, ardında yatan derin sorunların yok olduğu anlamına gelmiyor.

Ne var ki, Türk resmi politikası bu sorunun insani, politik, kültürel yönlerini zamana havale etmiş, sadece AB hattında alınan demokratikleşme adımlarına sıkıştırmış durumdadır.

Oysa asıl gerekli olan tüm bölgeyi kuşatacak, uzlaşmacı, demokratik, derin ve stratejik Kürt bir politikasıdır.

Görmek gerekir ki, bölgede yaşanacak bir iç çatışmanın Türkiye'yi sadece siyasi değil, kültürel açıdan da kuşatması ciddi bir ihtimaldir. En büyük risk Kürt sorununun aktif olarak topluma sirayet etmesi, yer yer yaşanan Kürt-Türk gerginliğine iyice kapı açmasıdır.

Nitekim Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde yaşayan Kürtlerin tümü, bu tercihlerini her zaman bireysel kararlar ve doğal entegrasyon mekanizmalarıyla yapmamışlardır.

Özellikle çatışma döneminde boşaltılan köyler, yoğun ve neredeyse zorunlu göç dalgası Kürtlerin topluluklar halinde Anadolu'ya, özellikle daha kolay sindirilebileceklerini düşündükleri Güney ve Batı sahillerine yerleşmelerine yol açmıştır.

Ve bugün Kürtlerin yerleştikleri hemen her alan "siyasi ve etnik gerginlik noktaları" olarak karşımıza çıkmakta ve "aşırı milliyetçi ve dışlayıcı duyguları" beslemektedir.

Bundan 4 yıl önce Diyarbakır'ın Silvan ilçesinden göç ederek Dikili'nin Uzunburun köyüne yerleşmiş olan 60 nüfusa sahip 6 Kürt ailenin yaşadıkları buna bir delildir ve birçok örnekten sadece birisidir. Bu aile grubu 4 yıldır bu köyde canhıraş bir yaşam mücadelesi vermekte, sürekli engeller, tepkiler ve dışlama girişimleriyle karşılaşmaktadır.

Muhtarlık ve köyün ileri gelenleri marifetiyle ilkokul çağındaki çocuklarının taşımalı sistemlerden yararlanması engellenmekte, diğer çocuklarla oynamaları yasaklanmakta, meralardan faydalanması sınırlanmakta, inşaat malzemesi getiren araçları köye sokulmamakta, satın aldıkları tarlalara ulaşmaları açılan hendeklerle engellenmekte, evlerine elektrik bağlanması için muhtarlık olur vermemektedir. Kimi haklardan faydalanabilmeleri için ikametgah belgesi ihtiyacı duymalarına ve altı ay bir yerde oturan her vatandaş gibi bu belgeyi alma hakkı kazanmalarına rağmen muhtarlık tarafından hala yok sayılmaktadırlar.
Verdikleri hukuk mücadelesi, açıp kazandıkları ve tekrar açtıkları davalar da yetmemekte, sorun "toplumsal ve siyasal mahalli bir nitelik" kazanarak derinleşmektedir.

Bu manzarayı üreten, Türkiye'nin Kürt politikası olmuştur.

Türkiye'nin Kuzey Irak politikası ise aynı manzarayı, onlarca, hatta yüzlerce yerleşim bölgesinde daha vahim hale getirme riski taşımaktadır.
-------------- -------
ALİ BAYRAMOĞLU
http://www.yenisafak.com.tr/abayramoglu.html (12.02.2005)
abayramoglu@yenisafak.com.tr

16 Şubat ve Kürd Liderleri - 2005.02.16

Kimi çevrelerce 16 Şubat 1999 günü kürdler için kara birgün olarak nitelendirilse de bana göre bu gün kürdlerin zarardan döndüĝü bir gün olarak kabul edilmeli. Zira bu günde kürd halkı uĝruna seve seve canını verdiĝi birinin gerçek anlamda hangi fedakarlıklara layık olduĝunu daha bariz bir şekilde öĝrenmiş bulunmaktadır. O güne kadar gerçek çehresi çok az kürd aydını tarafından bilinen Abdullah Öcalan o gün „Bana fırsat verirseniz bir asker gibi hizmete hazırım, benim annem de türktü, ben türkleri severim“ gibi sözleri kürd halkının beyninde bir deprem yaratmıştır. Bir kürd lideri böylemi demeliydi? Dönüp mazisine bakan kürdler bir an idam sehpasında söyledikleri sözleriyle kürd tarihine lider olarak damgasını vuran bazılarını hatırlayiverdiler.
Ne demislerdi?

ŞEYH SAİD: Dünya yaşantımın sonu geldi. Ulusum için kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki torunlarımız bizi düşmanlarımızın önünde mahcup bırakmasınlar.

HINISLI XALİD CİBRİ BEY: Karşınızda yalnız değilim. Arkamda İran, Mezapotamya ve Türkiye'de muazzam bir Kürt ulusu bulunmaktadır. Bugün beni asıyorsunuz, fakat hiç şüphemiz yoktur ki yarın torunlarımız de sizleri yok edeceklerdir.

ŞEYH ABDÜLKADİR(SENATÖR): Zaten sizler yakma ve yıkma konusunda büyük bir şöhrete sahipsiniz. Burasını da Kerbela'ya çevirdiniz. Şunu biliniz ki dehşet ve insafsızca sömürü ile şan ve şeref kazanılmaz.
Yok olsun Türkler!...

YUSUF ZİYA BEY(Bitlis Milletvekili): Bize mevki ve rütbe bahşetmek suretiyle bizi aldatabilirsiniz endişesi içindeydim. Şükür Allah'a ki bizi mermi ve iple karşılıyorsunuz ve bundan dolayı biz hiç pişman değiliz. Verdiğiniz ders sayesinde torunlarımız öcümüzü alacaklardır.

DOKTOR FUAD BEY (Diyarbekir'li): Vatanım için yiğitçe kurban olmayı daima düşünürdüm. Şüphesiz ki asılmakta olduğumuz bu toprağa bağımsızlık bayrağı dikilecektir.

AVUKAT TEVFİK BEY (Diyarbekir'li): Cesedimi bütün dünyaya gesteriniz ve herkes bilsin ki kişisel haklar için değil, ulusal haklar için savaşıyorum. Yaşasın Kürdistan!...

KOÇZADE ALİ RIZA BEY (Bitlis'li): Elimdeki silahı ulusuma karşı kullanmayıp düşmanımız Türk'e karşı yöneltmiş olduğumdan dolayı mutluyum. İşte şimdi hayatımı Kürtlük için kurban ediyorum.

ŞAİR MOLLA ABDURRAHMAN (Siirt): Sefiller!... Sizi ayağımızın altında çok alçak ve küçük görüyorum. Biliniz ki Kürt bir ağaç değildir, ölür fakat eğilmez!..

HANİZADE ŞAİR KEMAL FEVZİ (Bitlis'li): Cennet Kürdistan bizimdir. Ev sahibi biziz ve kim ne derse desin biz yine içeri gireceğiz, buna hiç bir güç engel olamaz, çünkü O bizimdir....

Ve bir anda kürd olduĝunu bile unutan, daha yoldayken kendisini getiren polislere yalvaracak kadar küçülen, 40 milyon kürdü ve kutsal davalarını kendi çanını baĝışlanması için hibe eden Apdullah Öcalan (PKK lideri) : “Beni baĝışlayın size hizmete hazırım, ben türk devletinin ayakta kalması için mücadele ettim, Güneyde bir kürd devleti kurulmasın diye 7 yıl onlarla savaştım, Atatürk’ü kendime rehber kabul ettim, türkleri severim, annemde türktü” gibi yüzlerce ibret verici sözlerle kürd tarihinde kara bir sayfa açtı.

Hala kimi çevrelerce bütün sözleri siyasi taktik olarak kabul edilen bu zatın Türkiye’ye geri gelişi aslında kürd halkına büyük bir lütüf olmuştur. Ya bir on yıl daha dışarda kalıp geride kalan binlerce köyün yakılıp, yıkılıp boşaltmasına, onbinlerce gencimizin ölmesine, milyonlarca kürdümüzün türk metropollerine sürülmelerine/göçetmelerine sebep olduktan sonra bu haliyle dönseydi daha mı iyi olurdu?.. Allah korusun!..

Kurdistan’ı işgal eden güçler dün olduĝu gibi bugün de Apo’nun şahsında kürd halkıyla alay ediyor, dalga geçiyorlar!.. Ne yazıkkı bazı zavallılar hala onu Kürd Halkının önderi olarak görüyor ve onun sanki tek kişilik hücrede tecrid edilmiş gibi dışarıya salıverilmesini, onun sözde özgürlüĝünü Kurdistan’ın azad edilmesinden daha önemli görüyorlar. Hani meşhur bir söz vardır
”Beşerin öyle delaletleri var, putunu kendi yapar kendi tapar diye!..

Doĝrusu türk devleti eliyle kürdler için yarattılan put bazı kürdler tarafından hala ilahlıĝını korurken onu yataranlar ise putu yavaş yavaş teşhir ediyor ve farkında olmadan kürd halkına büyük iyilikler yapmaktadırlar. Onun hangi sebeplerle ve niçin türk devletine teslim edildiĝini hala öĝrenemeyen, anlayamayan türk idarecileri varsın olsun ama ben hangi gerekçelerle teslim etmişlerse etsinler ben şahsen teslim edenlere sonsuz sükranlarımı sunarım. Ya Allah korusun öldürülseydi, ya idam edilseydi, tarihimize bir kahraman olarak kaydedilseydi, ya kürd tarihine saygıdeĝer kürd liderleriyle anılsaydı!..

Bu sabah (16 Şubat 2005) türk medyasına bir göz atarken Hürriyet gazetesinin yazarlarından Emin Çölaşan’ın konuyla ilgili yazısını okuyunca başım yere eĝildi, utancımdan kimsenin yüzüne bakamaz oldum. Belki bir ibret vesikası olur düşüncesiyle muhterem okuyucularıma E. Çölaçan’ın yazısından bazı kesitler sunuyorum.
Okuyucularıma saygılarımla
M.Nureddin
16.02.2005
----------- --------------

Aramızda 6 yıl (Emin ÇÖLAŞAN 16.02.2005)
TERÖR örgütünün başı bundan tam 6 yıl önce, yakalandıktan hemen sonra Türkiye’ye getirildi. Bu süreden beri İmralı Adası’ndaki ‘seçkin’ konuğumuz! Yemesine içmesine, sağlığına dikkat ediyoruz. Başına bir iş gelmesin diye yüzlerce özel eğitimli asker tarafından koruyoruz.
Özel doktorları, hatta psikologları var...
Çünkü Türkiye’ye getirildikten sonra ölmesi değil, yaşaması gerekiyordu.
Bugün de öyle.
İdam edilseydi ya da ölseydi, hiç yoktan bir ‘kahraman’ yaratmış olurduk! Dünyanın dört bir yanında heykelleri dikilir, efsane olurdu.
Onu iyi tanımadan şimdi bile kahraman olarak görenler yok değil.
Kendisini ‘önder’ diye tanımlayanlar da var!
Onu daha iyi tanımak için biraz geçmişe dönelim. Binlerce insanı ölüme sürükledi. Binlerce Kürt çocuğunun cesetleri dağ başlarında kurtlara kuşlara yem oldu. On binlerce aile ocağını çökertti.
Binlerce militanı şu anda bile cezaevlerinde çile dolduruyor.
Bunları düşünürken aklıma hep bazı sahneler geliyor.
Abdullah Öcalan Şam’daki evinde. Etrafına haremini toplamış, hizmetindeki PKK’lı kızlara ‘aşk nutukları’ atıyor. Ekranda hep birlikte izlediğimiz görüntüleri anımsayın.
Bunu yaparken eli göbeğinde, çıplak göbeğini kaşıyor!
Binlerce insanı ölüme götürdü, nicelerini sakat bıraktı ve hayatını kaydırdı.
Ama o bir gün olsun dağlara sürdüğü insanların yanında olmadı.
Hep Şam’da, apartman dairesinde haremiyle birlikte yaşadı. Bir eli yağda, bir eli baldaydı.
Terör emirlerini hep oradan verdi...

Çünkü yürekli değildi.
Dahası, yabancı ülkelerin ülkemize karşı kullandıkları bir terör taşeronu, terör piyonu idi. Ama itiraf edelim, zararı çok büyük oldu.
Yakalandığı günü anımsayın. Kenya’da uçağa bindirildiği andan itibaren süt dökmüş kedi gibi olmuştu. Uçaktaki görevliler kendisine ‘vatana hoşgeldin’ dediklerinde Türkiye’yi ne kadar sevdiğini anlatıyor, annesinin de ‘Türk’ olduğundan dem vuruyordu.
Türk bayrağını öptü.
Korkaklığı ilk andan itibaren ortaya çıkmıştı. Öldürüleceğini, hatta uçaktan atılacağını, ya da yere indikleri anda işinin bitirileceğini düşünüyordu.
İmralı’ya getirildi.
Hem kısa, hem de uzun vadede bütün bildiklerini en küçük ayrıntısına kadar anlattı.
İşkence görmedi. Dayak yemedi. Kötü bir davranışla asla karşı karşıya kalmadı.
Ama bülbül gibi şakıyordu
Bazı şeyleri kendiliğinden, sorgucuların sormasına bile gerek kalmadan anlatıyordu. Gizlediği bir tek şey bile olmadı.
Bütün amacı ölmemekti.
Yargılandı, ömür boyu hapis cezası aldı.
İmralı’da 6 yıldan beri kuzu kuzu yatıyor. Tek başına radyosundan müzik dinliyor, kitap okuyor, odasının avlusunda geziniyor. Kendisinin hizmetine verilmiş doktorlar tarafından her gün sağlık kontrolünden geçiriliyor.
Yaşaması gerekiyor!
Sık sık avukatlarıyla görüşüyor. Her seferinde avukatları aracılığı ile dışarıya mesaj gönderiyor. Ağzından çıkan her sözcük bu şahıslar tarafından oracıkta not alınıyor ve PKK’nın Almanya’da yayınlanan gazetesinde yer buluyor.
Avukatlar gelmeden önce devlet görevlileri kendisine, ziyaret sırasında ‘dışarıya vermesi gereken mesajları’ anlatıyor. O da kendinden bir şeyler katıp aynen tekrar ediyor.
Binlerce insanın uğruna can verdiği, bazılarının halen önder olarak kabul ettiği şahıs işte bu.
Bülbül gibi şakıyan, çok sayıda yoldaşını ele veren, kendisinin ve örgütünün bütün sırlarını devlete açıklayan bir Abdullah Öcalan! Önder... Lider!
Allah kurtarsın!
Türkiye türkmenlerden neyi bekliyor? - 2005.02.16

Kuzey Irak (Güney Kurdistan) Kürdlerin egemenliĝine geçtiĝi günden beri yıllardır türkmenleri kürdlere karşı kullanan Türkiye bir türlü hedefine varamadı. Ne isteniyor türkmenlerden? Kuzey Irak’ı ele geçirmek ve orada bir türkmen devleti kurmak, sonra Türkiye’ye baĝlamak, oradaki kürdler de tıpkı Türkiye’deki gibi inkar edilmek. Belki daha fazlası istenecekti ama, bu kadarı da çoktu, öneĝin bütün Irak’ı ele geçirmek!..

Peki bunu türkmenlerden istiyenler orada gerçekten ne kadar türkmen yaşadıĝını biliyorlar mı? Elbette bilmiyorlar! O zaman kürdlere karşı kullanmak için habire sayılarını artırdılar. Bir buçuk milyon, 3 milyon, sonra 4,5 milyona çıkardılar. Bununla dünya kamuoyunda türkmenlere bir hak elde etmek istediler, türkmenleri esas unsurdan saymaya çalıştılar, ama olmadı, tutmadı. Çünkü iddia ettikleri gibi türkmenler o kadar çok deĝildi, üstelik iddia ettikleri gibi türkmenler Irak’ta belli bölgede yaşamıyorlardı. Belki Saddam döneminde onlar da kürdler gibi kılıçtan geçirildi, yerlerinden yurtlarından sürüldü, kimi türkmenlerin Saddam’a istihbarat yapması, onun ordusunda görev yapması da türkmenlere bir şey kazandıramadı, aksine asimile edilmelerine, sürülmelerine daha da çok yardımcı oldu, türk devleti buna onyıllarca seyirci kaldı.

Şimdi Irak’ın deĝişik yerlerinde yaşayan türkmenleri bir araya toplamayı arzu ediyor ve onlardan güçlerini aşan şeyler isteniyor, bu mümkün deĝil. Türk istihbarat eliyle kurulan ve sadece Irak’ın dışında yaşayan türkmen cephesini desteklediler, beslediler, onlara silah verildi, eĝitildi, Irak’ta ve özellikle Güney Kurdistan’da terör eylemleri yaptırıldı, ortalıĝı bozmaya çalıştılar ama yine başaramadılar. Oysa türkmenler Irak’a geldikleri günden bu güne kadar en altın çaĝını yaşıyorlar ve kendileri her fırsatta dile getiriyorlar „Biz Kurdistan’da bir azınlık olarak yaşamak istiyoruz, kürdlerden memnunuz, lütfen Türkiye bizim üzerimizde oyun oynamasın, bizi kullanmasın başka şey istemiyoruz“ diyorlar ama yine Türkiye yetkilileri duymak istemedi, istemiyor.

30 Ocak seçimlerinde Irak’ın dışındaki türkmenler de oy kullandı, Irak’takiler zaten seferber olmuşlardı, yetmedi, Türkiye türkmen adına bir sürü seçmen kaydetti, Türkiye’den çuvallarla türkmen oyu gitti, ama maalesef türkmenlerin Irak’ta toplam seçmen sayısı 94 bini bulamadı (93.460)

Şimdi en yetkili aĝızlaran (Başbakan) „Türkmen kardeşlerimiz umduğumuz ilgiyi gösteremedi. Ya organize olamadılar ya da baskı altında kaldılar. Türkmen Cephesi’nin de bu işi beklendiği gibi götüremedi. O kadar bağırdılar, çağırdılar ama liderler oturdukları yerde kaldılar. Halkı sandığa taşıyamadılar“ demeye başladılar.

Ne kadar doĝru! Liderler oturdukları yerde kaldılar!.. Siz Türkiye’de bir parti kurun, tabanı yok, seçmeni yok, kendileri bile türkmen deĝil, onları Ankara’da besleyin, orada otursunlar ve sonra oturdukları yerde kaldılar deyin! Nereye gitsinler peki? Esas mekanları zaten Ankara, elbette orada oturacaklar, yoksa onların türkmenleri temsil etmediĝini siz de mi bilmiyorsunuz?

Ne istiyorsunuz gariban türkmenlerden? Onlar yaşadıkları topraklarda huzur içindedirler, kendi kimlikleriyle yaşıyorlar, dilleriyle eĝitimlerini yapıyorlar, kendi partileri var, radio tv.leri var!.. Kurdistan’dan memnundurlar, sizden tek istekleri var „onları kirli siyasetiniz için kullanmayın“ yeter. Hani ne demişler: „Gölge etme başka ihsan istemem“ diye.

Türkmenler ellerinden geleni yaptılar, ama ne yapsınlar sayıları o kadar, güçleri o kadar, daha fazlasını yapamıyorlar. Onlar kendi sayılarını biliyorlar, siz ne kadar 300-500 bin türkmeni milyonlarca ifade etsenizde onlara bir şey kazandıramazsınız. Unutmayınki sadece İstanbul’da yaşayan kürdlerin sayısı bütün Irak’ta yaşayan türkmenlerin sayısının enaz 3 katı. Ve yine unutmayınki sizin Irak türkmenleri için istediklerinizi kürdler de Batı Anadolu’daki kürdlere istiyeceklerdir, hem de pek yakında.

16.02.2005
M.Nureddin Yekta
Barzani'den 'içişlerimize karışmayın' mesajı - 2005.02.20

Irak Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, ''Türkiye'nin içişlerimize karışmasına izin vermeyiz'' dedi. Kürt lider, 'Kürtlerin bağımsız 'Kürdistan' hakkının olduğunu' tekrarladı.

KDP'nin internet sitesi, Barzani'nin İngilizce yayımlanan New Anatolian gazetesine verdiği röportajı yayınladı.

Barzani mesajında, Kürtlerin hiçbir şekilde Türklerin, 'Kürdistan'ın ve Irak'ın içişlerine karışmasına izin vermeyeceğini söylüyor.

Arap ve Türkmenlerle işbirliği mesajı

KDP lideri, Kürtlerin, Irak hükümetinin kurulması için Araplar ve Türkmenlerle iş birliği yapmaya hazır olduğunu bildirdi.

Kerkük'ün her zaman bir Kürt şehri olduğunu savunan Barzani, "bağımsız bir 'Kürdistan' için hakkımız var ve bunun demokratik yollarla halledilmesi için gereğini yapacağız" diye konuştu.

Talabani'den seçim mesajı

Kürdistan Yurtsever Birliği Lideri Celal Talabani de, Süleymaniye'de yaptığı açıklamada, "ne biz kendi başımıza hükümeti kurabiliriz, ne de bizsiz hükümet kurulabilir. Amacımız sorunların çözülmesidir" dedi.

Kürtlerin özerklik ve bağımsızlık tartışması

ABD'de yayınlanan New York Times gazetesinde geçtiğimiz cuma günü yayınlanan bir makalede, Iraklı Kürtlerin özerklik taleplerini bağımsızlıktan ayırt etmenin zor olduğu yorumu yapılmıştı.

Haberde, Kürtlerin bölgedeki doğal kaynakların sahibi olmayı ve gelirlerin merkezi hükümetle nasıl paylaşılacağına kendilerinin karar vermeyi istedikleri belirtilmişti.

Haber kaynagi: CNNTÜRK 20-02-2005
 

Dersim'de köye dönüş paralarına vali ve askerler el koydu - 2005.02.24

Dersim'de, 'Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi' için gönderilen parayla, Valilik ve askeriyenin keyfi ihtiyaçlarının karşılandığı ortaya çıktı. Valiliğin, 36 milyar lirayla askeriyenin helikopter pistinin kirasını ödediği, askeri gazinoya televizyon ve psikolojik harekatta kullanılmak üzere laptop bilgisayarlar satın aldığı saptandı.

Dersim'de, CHP'nin belediye başkanlığı döneminde yapıldığı belirlenen usulsüz harcamalar, şimdiki SHP'li meclis üyeleri tarafından ortaya çıkarıldı.

Yapılan incelemede, Valiliğin, İçişleri Bakanlığı'nın "Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi" kapsamında 2003 ve 2004 yılları arasında gönderdiği 1 trilyon 945 milyar 899 milyon liranın 35 milyar 655 milyon liralık bölümünü, köye dönüş çalışmaları dışında harcadığı belirlendi.

Buna göre, 1 Eylül 2003 ile 31 Ağustos 2004 tarihleri arasında askeriyenin helikopter pisti kirasının ödendiği, askeri gazinoya televizyon, psikolojik harekatta kullanılmak üzere laptop bilgisayarlar ve Özel Kalem Müdürlüğü'ne de faks, telsiz kulaklığı satın alındığı tespit edildi.

Meclis üyeleri, ayrıca Valilik tarafından satın alınan 11 adet prefabrik evin de, ihtiyaçları bulunmayan kişilere dağıtıldığını belirterek, İçişleri Bakanlığı'na başvurdu.

Bunun üzerine bakanlık da, Valilikten harcamalar ve prefabrik evlere ilişkin, meclis üyelerine açıklama yapılmasını istedi.

Ancak açıklamaları tatmin edici bulmayan meclis üyeleri, Savcılığa suç duyurusunda bulunarak, dönemin Valisi Ali Cafer Akyüz'le, İl Özel İdare Müdürlüğü yetkililerinin yargılanmasını istedi.

Bu arada Valiliğin usulsüz olarak bir ev verdiği belirtilen CHP'li İl Genel Meclis Üyesi Hıdır Yadigaroğlu da, ortaya çıkan bulguları doğrulayarak, "Helikopter pisti için imza atım. Bu dönem içerisinde alınmış farklı kararlar da olabilir" dedi.

Kaynak: www.toplumder.net
Türk heyeti Güney Kurdistan'da - 2005.02.24

Özellikle Irak seçimlerinden sonra Kürdlere karşı tehditlerini artıran Türkiye sonunda tehditlerinden vazgeçerek kürdlerle diyaloga gecti.
Dün gizlice Ankara’dan Diyarbakır’a giden türk heyeti bu gün kara yoluyla Güney Kurdistan'a geçecek.

Irak seçimlerinde büyük bir zaferle çıkan Kürd parti yetkilileriyle Ankara arasında ilk resmi temasın bugün gerçekleşmesi bekleniyor.

Dışişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı’ndan üst düzey bir heyet, seçimler sonrası Irak Devlet Başkanlığı’nın en büyük adayı olan Kürd Lider Celal Talabani ile görüşmek için bugün Irak’a geçiyorlar.

Sabah saatlerinde Güney Kurdistan'da olmaları beklenen heyetin başında Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Osman Korutürk bulunuyor. Görüşmenin içeriği henüz açıklanmamışken heyetler arası görüşmede Irak'ın toprak bütünlüğü, Kerkük Petrolleri ve PKK`nın Güneydeki sembolik varlığı konuşulacağı tahmin ediliyor.

Türk heyetini Güneyde Peşmergeler koruyacak

2005.02.24

Hadeple T.C.’nin ortak bayraĝı - 2005.02.25

Şu bayrak meselesi! (Hadeple T.C.’nin ortak bayraĝı

Newrozda Kurdistan ve Türkiye metropollerinde yapılan şenliklerde alışılagelmiş olayların dışında bir olay oldu. Mersin’de bir kürd genci kimliĝi belirsiz birinin (büyük ihtimalle polis) eline uzattıĝı türk bayraĝını yere attı. Olay T.C. bayraĝı yakılmış olarak lanse edildi. Yere attı atmasına ama ondan sonra bir fırtına koptu. Sanki Türkiye’den türk bayraĝı kaldırılmış kadar tepkiler geldi. Türk Devlet yetkilileri, gazeteciler, tv’ler v.s. hulasa her aĝzını açan bir damla suda kıyamet koparıverdiler.
Nedir bunca telaş bunca heyecan? Bir bez paçasının yakılmasının (yere atılması) arkasındaki sır nedir? Hergün Türkiye’de ABD ve İsrail bayrakları yakılıyor kimsenin kılı kımıldamıyor?

“Haydi türkler kendi bayraklarına sahip çıkıyorlar diyelim ya sözde kürdler, yani kürd olduklarını iddia edip hareketleriyle, siyasetiyle canıyla ruhuyla türk olanlara ne demeli!” diye bazı kürd medyasında da tepkiler var. Neymiş Tuncer Bakırhan ile Leylê de tepki gösterip “Bu bayrak kürdlerle türklerin ortak bayraĝıymış” demişler de bizim kürdler rahatsız oluyorlarmış! Neymiş Leylê ile Bakırhan kürdmüşler de ondan!..

Ya yanılmıyorsam Leylê daha bir kaç ay önce İstanbul’da Avrupa’dan gelen heyete “biz türkler çok misafirperveriz” dememişmiydi? Bakırhan’ın bütün ailesinin türk istihbarat elemanı olduĝu defalarca kürd medyasında yayınlanmadı mı? Bakırhan kimdir? Daha düne kadar hiçbir şey olan bu zat birdenbire İmralı-Genel Kurmay emriyle Dehap’ın başına geçmedi mi? Dehap yüzlerce defa bu partinin kürd partisi olmadıĝını ilan etmedi mi?

O zaman niye tepki gösteriyoruz? Vay efendim onbinlerce kürd genci kürd bayraĝı için şehid olmuş, yok milyonlarca kürd bayraĝı için göçetmiş! Doĝrudur bunu inkar eden yokki!.. Kürd halkı bunca şehidin kanına saygılıdır. Kürd halkı kendi bayraĝına sahip çıkmaktadır, varsın Bakırhan ile Leylê türk bayraĝına sahip çıksınlar, zaten bu kendi görevleri icabıdır, bundan dolayı kimse rahatsız olmasın.

Aslında o kadar şaşılacak bir şey de yoktur. Epey zamandı Türkler kendi bayraklarını unutmuşa benziyorlardı, nerdeyse herkesin evinde AB bayraĝı asılıyordu. Birilerinin kendilerine türk bayraĝını hatırlatması gerekiyordu. Bunun için de bir provekasyon yaratıldı. Gence türk bayraĝı verildi, genç te haklı olarak yere attı, sonra bayrak yakıldı feryadları koptu (aslında barak yakılmış deĝildi) daha sonra da ortaya çıkıp „Türk bayraĝının kürd bayraĝı olduĝunu da bir kez daha ilan ettiler. Bugüne kadar serokları defalarca sözde avukat görüşmeleriyle bunu dile getirmedi mi? Belki böyle medya karşısında olmadı ama medyaya da yansıdı, ama bugüne kadar böyle açık bir şekilde Dehap türk bayraĝına sahip çıkmamştı. İşte fırsat tam bu fırsat, bu provekasyonla türk devletine olan minnet borcunu ifade ettiler hepsi bu.

Kısacası; türklerin bir bayraĝı olduĝunu hatırlatmak ve o bayraĝa sahip çıkmak için bir provekasyon gerekiyordu, DEHAP önce bunu yapmıştır. Daha sonra da kürd bayraĝını inkar edercesine bu türk bayraĝının kürd bayraĝı olduĝunu da ilan etmişlerdir. Biz bundan ne şaşkınlık duyduk ne de kimseye sitem ediyoruz. Onlar kendi görevlerini yapıyorlar.

Ancak şurası unutulmamalıdır: Ne türk devleti ne de dehap bundan sonra kürdleri o kadar kolay kandırmayacaklardır. Türk devleti ve halkı çok iyi bilmeliki Kürd bayraĝının da enaz türk bayraĝı kadar saygısı vardır. Onlar Kürd bayraĝının Kurdistan’da dalgalanmasına izin vermedikleri müddetçe türk bayraĝı yakılmaya mahkumdur. Bunu ne T.C. nede DEHAP önleyemeyecektir.

25.03.2005

Axaftina li Konferansa Kurdên Bakur

Silav û rêz gelî xuşkû birayan!
Despêkê de ez spasiya PKE dikim, ji boy ku konferansek wiha amade kiriye.
Duyem spasiya we hemî beşdarên konferansê dikim ku hun ji dûr û nêzîk ve we gelek zehmet kişand û hun hatin vê civînê.
 

Ez dixwazim pirr bi kurtî biaxivim, lewra em nahatine vira ji boy ku em edebiyatê perçekin an jî slogana bavêjin ku ji me re çepika lêxin. Jixwe îcabê slogan û çepika jî tuneye.

Îro problem û çareseriya pirsa kurd ya sedsale carek din di rojevê da ye. Li pêşîya me du rê hene.

An serkeftin an jî Lozana duwemîn. Berî derdorê sed salî dîsa wiha carek li me qewimî û me ew firsetana bidest nexistin û bi peymana reş ya Lozanê welatê me kirin çar parçe û em man esîr di bin destên dagirkiran de.

Wek em hemî dizanin ku di siyaseta Bakurê Kurdistanê de valahiyek heye! Ev valahiya jî ew e ku em hêz û rêxistinên Bakur nikarin werin cem hev û bibin dengê gelê xwe. Lê me hemiyan vê baş fêm kiriye ku;

1- Tu hêz bi serê xwe nikarê welatê me rizgar ke, hêz çiqas mezin be jî, heta sed car bi qasî xwe mezin be jî dîsa nikare. Her wiha tu xwediyê îdeolojiyek jî nikare welat rizgar bike. Vaya bi deh sala ye ku hatiye ceribandin.

2- Rewşa cihanê ya îroyî, barbariya dagirkira, rewşa me kurda, îro me mecbûrî yekîtiyê dike.

Dijminên me, dagirkerên welatê me vê valahiyê baş dizanin, lewra ewqas bi barbarî êrîşê ser Başurê Kurdistanê dikin. Îro dewleta tirk me 30 milyon kurdên Bakur tiştek nahesibîne, loma heroj li nava çavên me dinhêrin û pirr vekirî dijminiya Kurdên Başur dikin, bi vê re ya me jî!..

Du heb nexweşiyên me hene; yek ezîtî û ya duduya jî çavnebartî ye.
Di ezîtiyê de herkes dixwaze şexsiyeta xwe, an jî rêxistina xwe pêş xê, berjewendiyê şexsî û rêxistinî di ser berjewendiyê milletê kurd, di ser berjewendiyê welat re tê girtin. Vaya nexweşîkî xweser e û gelek nebaş e! Ezîtî ku di nava rêxistinek de, an jî di hinek şexsan de hebe, dibe sedemê pêşveneçûyîn û nexwirtbûna rêxistinê, her wiha dibe asteng boy hevkariya bi rêxistinên din re jî.

Çavnebartî jî hem xwe di hinek kesayetiyên Bakur hem jî di hinek rêxistinan de xwe dide diyarkirin. Ku em nikaribin bi serê xwe karekî qenc bikin ji boy welatê xwe, mixabin em naxwazin hinekên din jî bikin, boy wê ye ku pirr caran di civînan de tê gotin ; “bila filan hêz ney nava me, bila filan kes nebe berpirsiyarê me,” uwd. Bi rastî em pirr mezin diaxivin lê bi tiştên pirr biçûk re mijûldibin! Ya girîng ew e ku hêza kurd pêşkeve, kî pêşve bixwe divê em hemî destek bidinê, ne ku jê re astengî derxin.


Çare yekîtî ye!

Wek tecrubeyên berê jî me baş fêmkiriye ku bê yekîtî pirsa me çareser nabe. Wê çaxê divê çarçova PKE bê fireh kirin ku hemî rêxistinên kurda tê de cîh bigrin. Rêxistin û hêzên siyasî bilî mecbûrê endamîtiya PNK-Bakur, Dem-Kurd an jî Însiyatifan bibin, bila bi serê xwe bikaribin bibin endamê PKE.

Kesên serbixwe bila binhêrin kijan hêz û rêxistin nêzîkî baweriya wan be, bila di wir de cîh bigrin. An jî kesên bi bîr û bawerî nêzîkî hev in bila xwe rêxistinî bikin û di PKE de ciyê xwe bigrin.

Kes an jî grubên ji hinek hêzan diqetin bila ewana jî xwe rêxistinî bikin û di PKE de ciye xwe bigrin, ne ku her şex an jî rêxistin rabin û bixwazin tiştek nû avabikin û daxwaza serokatiya hemî kurda bikin!.. PKE firsetek herî mezin e boy me kurdên Bakur, lewra bi kar û keda gelek mirovên welatparêz û bi zehmetiya demek dirêj ancex hatiye rewşek wiha, pewîst e em Platformê xwirt bikin, ne ku em bêjîn “paltform karê xwe baş nake, de em vê xirav kin û yeka din saz kin!..” Va bû çend car hêzên Bakur wiha dikin. Wê yekê sazkin çend meh şûnve xirav kin û yeka din avakin!.. Temenê me bi sazkirin û xiravkirina rêxistina qediya. Bila kes li pey hesabê biçûk nebin! Em dev ji hesasiyetên xwe berdin, bila kes bi hesasiyetên xwe pêşî li xizmeta di rêya welat de negre! PKE firsetek mezin e boy me, em ji dest xwe dernexin. Ji duh ve em dinhêrin ku endamên PNK-Bakur û Platformê rexne li ser saziyên xwe dikin! Gelo gazina ji kê dikin? Ger xebata PKE baş nemeşe gunehkar dîsa endam in, çima kar nakin? Gelo sûcên xwe dikin stûyê kîjan rêxistina? Va cara yekem e ku ewqas hêz, rêxistin û şexsiyetên kurd hatine cem hev. Pewîst e em xwe zêdetir xwirt bikin, PKE pêşve bixin, ger kêmasîyên PKE hebin, em wan jî temam bikin, ne ku vê xiravkin û yeka din saz kin. Em wek Partiya Mezlûmên Kurdistan destek didin PKE û evê pêwîst jî dibînin.

Îro gel dizane ku ewqas hêz û rêxistinên Bakur civiyaye, her çiqas em ji xwe pirr bi omid nebin jî, omida gel ji me heye, gerek em omidê gel neşkênin. Ger em bixwazin dijmin, cihan û Yekîtiya Ewropa hesabê me bigrin, divê em karek hevkarî bikin, yekîtiya xwe çêkin. Îro wek em hemî dizanin ku pirsa devleta tirk û YE heye. Ger em vê carê jî xwe nekin teref, bê deng bimînin, vê firsetê jî ji dest xwe derxin, wê Lozana duwemîn carek din bi ser me de were û bi rûreşî di diroka kurd de ciyê xwe bigrin!..

Îro roj ne roja slogana ye, werin em dest bidin hev, welatê xwe azad bikin dûvre bihev re bêjin; bijî Kurd bijî Kurdistan.

Spas boy guhdarî kirina we û bi silav û rêzên me!

26.02.2005
Konferans konuşmasının türkçesi

M.Nûreddin'in Konferans konuşmasının türkçesi

Selam size deĝerli kardeşlerim!
Sözlerime başlarken evvela böyle bir konferansı hazırladıĝı için PKE’ye, daha sonra uzaktan yakından bir sürü zahmetlere katlanarak konferansta bulunmak üzere bu toplantıya gelen siz katılımcılara teşekkür ederim.
Ben çok kısa konuşmak isterim, çünkü biz buraya edebiyatı parçalamak ya da sloganlar atarak alkış toplamak için gelmedik ve bence ne sloganların ve ne de alkışların bir gereĝi de yoktur.

Bugün yeniden yüz yıllık kürd sorunu ve çözümü gündemdedir. Ve önümüzde iki yol vardır. Ya özgürlüĝümüzü alacaĝız, ya da ikinci Lozan’la yok olacaĝız! Takriben yüz yıl önce yine bir kez daha bu şekilde sorunumuz gündemdeydi ve biz fırsatları deĝerlendiremedik. Kara Lozan antlaşmasıyla memleketimiz dörde bölünerek topraklarımızda esir olarak bırakıldık.

Hepimizin malumudurki Kuzey Kurdistan siyasetinde bir boşluk vardır. Bu boşluk ise Kuzey Kurdistan kurum ve kuruluşlarının bir türlü bir araya gelememesi ve böylece Kuzey’in sesi olamamasıdır. Ama gelinen noktada hepimiz şunu çok iyi anladık:

1- Hiçbir kurum ve kuruluşun (örgüt) tek başına vatanımızı özgürleştiremiyeceĝi açıktır. Örgüt ne kadar güçlü olsa da, hatta yüz katı kadar büyüse de bu böyledir. Aynı şekilde bir tek ideolojiye baĝlı örgütlerin de şansı yoktur. Bu durum onyıllardır denenmiştir.

2- Dünyanın bu günkü durumu, işgalcı güçlerin barbarlıĝı ve ulusumuzun bu günkü konumu bize birliĝi dayatmaktadır.

Düşmanlarımız, memleketimizi işgal eden güçler bu boşluĝun idraki içindedirlerki o kadar vahşice, barbarca Kurdistan’ın Güney’ine saldırmaktadırlar. Bugünkü bazı türk devleti idarecileri Kuzey Kurdistan’da yaşayan biz 30 milyon kürdü hiçe saymakta, hergün gözlerimizin içine baka baka Güney’e olan düşmanlıĝını açıkça ifade etmekte ve Güney’le birlikte bizi de düşman görmektedir.

Mübtela olduĝumuz başlıca iki hastalıĝımız vardır. Biri benlik (bencillik) diĝeri ise hasedliktir.

Bencillikle herkes kendi şahsiyetini ve örgütünü öne çıkarmakta, ya da kendi şahsının ve örgütünün menfaatını kürd halkının menfaatı, devletimizin menfaatı üzerinde görmektedirler. Bu kendi başına çok tehlikeli bir hastalıktır. Bir örgütün içerisinde ya da bir şahısta bu tür bencillik hastalıĝı varsa, bu gelişememenin ve güçsüz kalmanın başlıca sebebidir. Ayrıca diĝer örgütlerle birlikte çalışmaya da engel teşkil etmektedir.

Hasedlik ise hem Kuzey’deki bazı siyasi şahıslarda hem de örgütlerde kendini açıkça ortaya koymaktadır. Eĝer biz ulusal davada, memleketimiz için kendi başımıza bir şeyler yapamıyorsak, üzülerek ifade edeyimki diĝer kurumların çalışmalarını da istemeyiz!.. Onun içindirki bir çok defa bir çok toplantıda “şu partiler aramızda olmasın, biz onlarla çalışamayız, şu adam bir sorumluluk almasın, şunu sevmedim v.s.” gibi sözlerle hiçbir haklılıĝı olmayan sebeplerle birliĝimize zarar verici sözler sarfediyoruz. Amelimiz bu ama iş söze gelince doĝrusu bazılarımız çok büyük konuşur ama ne yazıkki çok küçük feri şeylerle meşgul oluyoruz. Önemli olan kürd birliĝinin oluşması ve ilerlemesidir. Bunu kim başarabiliyorsa hepimizin görevi ona destek vermektir, ona engel teşkil etmek ya da köstek olmak deĝildir!..


Çare birliktir!

Daha önceki tecrübelerimizden de anladıĝımız kadarıyla birlik olmadan sorunumuz halolmaz. Bütün örgütlerimizin bir çatı altında birleşmesi için PKE’nin kendi çerçevesini genişletmesi elzemdir. Bir örgüt ya da kurum PNK-Bakur, Dem-Kurd ya da İnsiyatif’e üye olmadan Platform’a (PKE) üye olma yolunun açılması gerekiyor.

Baĝımsız şahsiyetler (siyasetmedar, aydın, sanatkar vs.) hangi örgüt veya kurumu kendi fikirlerine yakın buluyorlarsa oraya üye olsunlar, ya da fikirsel olarak birbirlerine yakın olanlar bir araya gelip kendilerini kurumlaştırsınlar ve bu şekilde PKE’ye üye olsunlar, Platform’da yerlerini alsınlar!.

Bazı örgüt ya da kurumlardan ayrılan şahış veya gruplar da bir örgüt ya da kurum etrafında birleşerek PKE’de yerlerini alsınlar. Yeniden örgüt kurup ve bazı örgüt ve kurumları da yanlarına çaĝırarak, yeni bir oluşum ya da birliktelik adı altında mevcut birliktelikleri yıkarak kürd halkı önderliĝine soyunmaları halkımıza ve ulusal mücadelemize zarar verir. PKE bizim için elde edilmiş hazır ve büyük bir fırsattırki bu kurum birçok yurtseverimizin uzun bir zamanda yaptıkları çalışmalarının eseridir ve ancak bu duruma gelebilmiştir. Bu kurumu güçlendirmek gerek, yoksa “PKE çalışmalarını iyi yapmıyor, gelin bunu bozalım, yeni bir hareket kuralım” demenin kimseye faydası olmaz. Bu kaçıncı defadır ki Kuzey hareketleri bunu tekrarlamaktadırlar. Birini kurar, bir müddet sonra “yok bu iyi çalışmıyor, bunu feshedelim başkasını kuralım” diyerek ömrümüzü hareketleri feshedip kurmakla geçiriyoruz. İşin ilginç yanı da PKE’nin çalışmalarını beĝenmeyenler, bizzat hala üye olup çalışmaktan kaçınanlardır.

Hiç kimse küçük hesapların peşine düşmesin, hassasiyet dedikleri kirli siyasetlerini bıraksınlar, hiç kimse hassasiyetleriyle Kürd Ulusal mücadelesi yolunda hizmetlere engel olmaya kalkmasın!.. Görüyorum ki dünden beri PNK-Bakur ve Platform’u eleştirip çalışmalarından şikayetçi olanlar, mezkur kurumların bizzat üyeleri olup çalışmaya katkı sunmayanlardır. Eĝer PKE iyi bir çalışma yapamıyorsa bunun suçlusu hala PKE’de görev alamayanlar deĝildir. Diyebilirimki belki ilk kez bu kadar örgüt, kurum ve baĝımsız şahsiyetlerden kürd insanı bir araya gelmiştir. Daha güçlü olmak için çaba sarfetmek gerek. PKE’yi dahada büyütelim, eĝer eksiklikleri varsa tamamlayalım. Ama eksiklikler vardır diye bunu feshedip başkasını kurmaya çalışmayalım. Biz PKE’nin hizmetlerini destekliyor ve bunu önemli de buluyoruz.

Bugün, halkımız bu kadar şahsiyet, parti ve kurumun toplandıĝını biliyor. Her ne kadar biz kendimizden çok emin ve umutlu deĝilsekte halkımız bizden çok şey bekliyor ve ümit ediyor. Onların ümitlerini kırmayalım. Eĝer biz dünyanın, Avrupa Birliĝi’nin ve düşmanlarımızın bizi hesaba katmasını istiyorsak birlikte çalışmamızın gerekliliĝini bilmemiz gerekiyor. Bugün Türkiye’nin Avrupa Birliĝine olası üyeliĝi gündemdedir. Eĝer bu sefer de Kürd Halkını taraf olarak kabul ettiremezsek, pasif kalıp bu fırsatları deĝerlendiremezsek ikinci Lozan’ın tekrar hayata geçirilmesi mümkündür ve işte o zaman Kurdistan’ın tarihine kara bir leke olarak geçecegiz!..

Gün sloganlarla geçirme günü deĝildir, gelin hep birlikte elele verelim, vatanımızı özgürleştirelim daha sonra dilediĝiniz kadar sloganlarla haykırın!..

Bijî Kurd bijî Kurdistan!. Deyin.
Beni dinlediĝiniz için teşekkür eder, saygılarımı sunarım!..

26.02.2005
M.Nureddin Yekta

Kuzey Konferansi sona erdi - 2005.02.28

25 Subat 2005, saat 19.00 da baslayip 27 Subat günü saat 16:00 sularinda milli mars ey reqib okunarak sona eren Kuzey Kürdleri Konferansi sonuc bildirgesi hazirlaniyor. Konferansa yüzün üzerinde katilimci gelmis, bu katilimcilar Kuzeydeki bütün (PKK haric) kurum ve kuruluslardan, ayni zamanda bagimsiz sahsiyetler, hunermendler, gazeteciler ve degisik kesimlerden olusuyordu. Bir cok eski dostun bulustugu bu toplanti adeta Kurdistan rengini veriyordu.

Aylardir hazirligi yapilan Konferans nihayet gerceklesti. Bircok kurum ve kurusulustan, bagimsiz sahsiyetlerden, gazeteci, hunermend, yazar, isverenler ve toplumun degisik kesimlerinden olusan bu konferans belki de Avrupa'da bugüne dek en renkli bir toplantiydi denilebilir.

Platforma Kurdên Li Ewrupa tarafindan organize edilen toplanti, kisa bir zaman icerisinde bir cok konuyu katilimcilar arasinda tartismaya sundu. En cok konusulan konu ise Kürdlerin Kuzey'de azinlik mi yoksa asli unsur mu konusu oldu. Konusmacilarin yuzde yuzu "Kürdlerin binlerce yildir kendi topraklari üzerinde yasadigi, ama memleketlerinin komsulari tarafindan parcalandigi ve bu halkin azinlik sayilamiyacagi görüsündeydiler.

Konular toplantida ele alindigi gibi, ara saatlerde ve gece boyunca kulislerde gruplar arasinda da detayina konusuldu. Bircok katilimci PKE (Platforma Kurden li Ewrupa)'ye konuyla ilgili görüslerini yazili olarak bildirdiler. Sonuc bildirgesinin son sekli katilimcilarin görüslerini de dikkate alarak hazirlaniyor. Kisa zamanda bir cok dilde yayinlanacak olan sonuc bildirisini okurlarimiza arzedecegiz insallah.

Kürdler isteklerinin cogunu elde etmezlerse de bu toplantinin Kuzey Kürdlerinin birlesmesi icin bir baslangic olacagini umuyoruz.

2005.02.28
Dengê Mezlûma
Endamê Kongra-Gel Remzi Kartal hat berdan - 2005.03.01

23.012005 de li bajarê Almanya Nûrnbergê li ser daxwaza dewleta tirk hate binçavkirin. Remzi kartal îro derxistin mehkemê û hate berdan.

Remzi Kartal yek ji mebûsê partiya DEP bû.
Di sala 1991 de di hilbijartinên li Tirkiyê ji Wanê hate hilbijartin. Pîstî ku partiya wan DEP hate girtin, yek ji wan mebûsên ku derketibûn dervayê welat bû.

Piştî derketine dervayê welat wek endamek aktîv di nava hêza PKKê de ciyê xwe girt. Navê duwemîn bû di rêxistina KADEK û Kongra Gel’de. Her wiha di KNK û PKDW’de (Parlementoya Kurd li Dervayê Welat) jî cihê xwe girtibû. Bi tev xebatên wi yên aktîv jî di rêxistinê de tim di pişt perdê de dima.

Di van demên dawîn de wek dibên ku hinek ji fikrên serokê xwe Evdillah Ocalan dûrketibû, boy wî ye ku liser girtina wî hinek şirove hatin kirin. Remzî Kartal îro derxistin mehkemê û ji zîndanê berdan.


Kongra-Gel üyesi Remzi Kartal serbest bırakıldı

23 Ocak 2005 tarihinde Türkiye’nin iade talebi üzerine Almanya’nın Nürnberg kentinde göz altına alınan eski Dep Milletvekillerinden Remzi Kartal bugün çıkarıldıĝı mahkemece serbest bırakıldı.

1991 yılında Van’dan milletvekili seçilen, daha sonra Dep kurucuları arasında yer alan Kartal, partileirnin kapatılmasından sonra yurtdışına çıkan milletvekillerinden biri. Yurtdışına çıktıktan sonra KADEK, Kongra-Gel isimleriyle faaliyet gösteren PKK’nın içinde aktiv bir rol alan Kartal Avrupa’da örgüt içi ikinci ismi olarak hep yerini korudu.

PKK’nın nezdinde kurulan KNK ve PKDW (Parlemetoya Kurdan li Dervayê Welat)’de de çalışan Kartal’ın son zamanlarda Apo’ya ters düştüĝü söyleniyordu. Gözaltına alınması çeşitli yorumlara sebep olan Kartal bugün serbest bırakıldı.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur - ortak duyuru - 2005.03.07

Biz açıklamanın altında imzaları olan sivil toplum kuruluşları, kamuoyunda 28 Şubat Süreci olarak bilinen post modern müdahaleyi ve bu süreçte yaşanan hak ihlallerini kınamak için bir araya gelmiş bulunmaktayız.

Her şeyden önce 28 Şubat süreci, çok partili siyasi hayata, kişisel ve kamusal özgürlüklere karşı gerçekleşmiştir. Siyasi hayata müdahale eden 28 Şubat Sürecinde etkili olan asker-sivil görevliler, bununla yetinmeyip sivil hayatın her alanına da müdahale ermekten çekinmemişlerdir. Anayasada tarifi yapılan en temel hak ve özgürlükler bu süreçte ihlal edilmiştir.

28 Şubat Postmodern Darbesi; 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinden, gerçekleşme biçimi ve kullanılan araçlar bakımından farklı olduğu kadar sonuçları yönünden de daha fazla tahripkâr olmuştur. Zira 28 Şubat Sürecinde arzulanan sonuçlar, açık bir askeri müdahale ile değil, medyatik linç ve Yargı eliyle gerçekleştirilmiştir. Bu süreç boyunca bazı yargı mensupları yasalara aykırı olarak bir kısım askeri yetkililerce brifinge tabi tutulmuş, gerçekleştirilmek istenen sonuçlar yargı mensuplarına dayatılmıştır.

28 Şubat sürecinde, sadece bazı üst düzey yargı mensupları baskı altına alınmamış, bir kısım medya kuruluşları; hatta beşli inisiyatif olarak adlandırılan bazı sendikalar ve meslek kuruluşları da baskıcı darbe surecini desteklemişlerdir. Kamuoyu vicdanı ve insan hakları tarihi bu, sözde sivil toplum kuruluşlarının tavırlarını kara bir leke olarak not etmiştir. Süreci destekleyen bazı görevliler bir süre sonra çok büyük hata yaptıklarını ifade eden açıklamalarını basına verdikleri demeçlerinde belirtmişlerdir.

28 Şubat sürecinde bir korku devleti yaratılmış ve haliyle halkın büyük bir çoğunluğu baskı altına alınmıştır. Sadece siyasi alanı baskılamakla kalınmamış, eğitim alanından ibadete kadar birçok alanda özgürlükler kısıtlanmıştır. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulamasıyla imam Hatip okulları kapatılma noktasına getirilmiştir. Bu süreçte, "memur, işçi, esnaf arasında ayrımcılığa gidilmiş sermaye bile renklendirilmiş ve zaman zaman mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir. Dernek ve vakıflara ilişkin örgütlenme hakkı açık hukuk normlarına rağmen kısıtlanmıştır.

On binlerce başörtülü öğrenci, ya katı laiklik anlayışıyla veya siyasi parti tercihleri nedeniyle okullarından atılmış, mevzuatta olmayan bir fiili engellemeyle hayatın her alanından adeta tecrit edilmişlerdir. Bu uygulamanın, mağdurları hayatında psikolojik bir çöküntüye neden olduğu, onları hayatın olağan akışından kopardığı, bilimsel ve mesleki üretimden ayırdığı bu yönüyle başörtülü insanların anayasal birçok haklarının ihlaline neden olduğu ortadadır. En başta bu uygulama kadına karşı ayrımcılıktır. Öğrenim hakkının ihlali, çalışma hakkının ihlali ve din ve vicdan hürriyetinin ihlalidir. Uluslararası birçok hukuk normuna aykırı olan bu ihlaller, 28 Şubat sürecinin bir devamı olarak devam etmektedir.

Olağanüstü olarak tabir edebildiğimiz 28 Şubat süreci ifade özgürlüğünü de ihlal etmiştir. Basında tanınmış birçok değerli köşe yazarı, asılsız ithamlara maruz kalmış kimi zaman andıçlarla bazı özgürlükçü köşe yazarları üzerinde baskı uygulanmıştır.

28 Şubat süreci, neden olduğu haksız kararlar ve uygulamalar ile uzun zaman siyasi hayatta tıkanmaya neden olduğu gibi, ülke ekonomisinin krizle sonuçlanan bir girdaba sürüklenmesine de sebep olmuştur. Ayrıca kimi siyasetçi-medya-işadamları bu süreç boyunca devletten haksız olarak nemalanmış, böylece servetlerine haksız servet katmışlardır. Daha sonra yaşanan banka hortumlamaları bunun en açık delilidir. Ülke insanları bunun bedelini, hak etmedikleri halde ekonomik ve sosyal krizlerle ödemek zorunda kalmışlardır. Kısacası kaybeden yine halk olmuştur.

Biz isimleri belirtilen sivil toplum kuruluşları olarak 28 Şubat sürecinde yaşanan ve halen de başta başörtüsü yasağı olmak üzere devam eden tüm hak ihlallerini kınıyoruz. 28 Şubat sürecinin uzantısı olan bir takım uygulamaların kaldırılmasını istiyoruz. Hukuk normları, en temel hak ve özgürlüklerin kısıtlamasına yol açacak şekilde, darbeci bir mantıkla yorumlanamaz. Bu konuda toplumsal mutabakatın olduğu açıktır. Kaldı ki haksız uygulamalardan vazgeçmek için toplumsal mutabakat şartı aranmalıdır. Ayrıca eğitim alanındaki sorunları temelden çözmeyi öngörmeyen günü birlik düzenlemelerle, af yasaları ile yetinilmemelidir. Sorun en temelden çözülmelidir.

Gereğini kamuoyuna saygıyla arz ederiz.

MAZLUM-DER
TOPLUM-DER GENELMERKEZ
İ.H.D.DİYARBAKIR
A.GEYLANİ VAKFI
HU-DER
TOÇ-BİR-SEN
BAY-MEMUR-SEN
KÜLTÜR-MEMUR-SEN
ANADOLU GENÇLİK
EĞİTİM-BİR-SEN
DİYANET-SEN
ÖZGÜR-DER
ÖZGÜR-DER TATVAN ŞUBESİ
BÜRO-MEMUR-SEN
İHYA-DER
AY-DER
MEMUR-SEN

www.toplumder.net

Haydin biz de dünya kadınlar gününü kutlayalım!

Yılın 363 gününde unutulan, sadece şehevi arzularını tatmin etmek bir sevgililer gününde hatırlanılan ve ikincisi olarakta hemen ertesi gün daha çok çalıştırılmak için, daha çok gücünden, bedeninden, güzelliĝinden zeka ve kabiliyetinden istifade etmek için gözlerini boyamak amacıyla kutladıkları 8 Mart dünya kadınlar gününün dışında hatırlanmayan kadınların gününü kutlayalım mı? Peki ya diĝer 363 günde kadınlar nerde? Toplum içinde yerlerini nerede alıyorlar? Şehevi sistemlerin zevk ve ticari meta haline getirdikleri kadınları neden sadece iki gün hatırlıyoruz? Onları daha çok sömürmek için yapılan bir oyundan başka bir şey ifade etmeyen bu sembolik kutlama günlerinin dışında onlara ne gibi bir kıymet veriliyor?
Küfrün ve zülmün boynumuzdaki gaddar halkaları altında, kanun nizam diye hiçbir şeyin bilinmediği, insanların vahşi hayvanlardan daha çok canavarlaşıp hemcinslerini parçaladıĝı, şirkin katranlaştığı ve cehaletin batıl ile kükrediği diyarı harplerde, çöl kanunlarının hüküm sürdüĝü, güçlünün güçsüzü ezdiĝi bu cahili sistemlerde, yılda iki gün kadınların eline bir gül vererek, kadına kurtuluş reçetesini vermiş olamazsınız.

İslamda kadın „ya ayaklarının altına cennet serilmiş yüce bir anne, ya o yüce varlıktan yaratılan bir kardeş, parça, ya da dünyanın en tatlı nimetlerinden bir kız evladıdır“ O ailenin, toplumun, alemin yüce namusudur. Siz O büyük namusu „kadın erkek eşitliĝi“ adı altında, koluna çantasını takıp geçimini temin etmek için bedenini satmak zorunda kalan bir şahsiyetsiz insan, ya apartman merdivenlerini, wc’lerini temizliyen bir temizlikçi, ya da sokakta ayakların kirlettiĝi yerleri temizleterek ikinci sınıf işci olarak yaşamak zorunda bırakıyorsanız. Bu yegâne varlık olan kadınlara sadece yılda birgün tahsis ederek onlara deĝer vermiş olamazsınız.

Kadın kocasının ve aynı zamanda alemin namus bekçisidir, kadın ailenin mal koruyucusu, eşinin kraliçesi, çocuklarının ve dolayısıyla toplumun geleceĝinin teminatı olan yavrularımızın eĝitimcisidir. Onun açılıp saçılarak sokaklara dökülmesi, sabahtan akşama kadar erkelerle omuz omuza işyerlerinde çalıştırılması, araba tekerlerine, wc taşlarına ve kaĝıtlarına, kedi-köpek mamalarına reklam aracı yapmakla ona hürriyeti ve eşitliĝi saĝlamış olamazsınız ey cahili sistemler ve ey o çürük sistemlerin köle bekçileri!

Eĝer bugün hala
„Kadınların yüzde 34'ü fiziksel, yüzde 53'ü sözlü olmak üzere toplam olarak aile içi şiddetin yüzde 87'si, kadınlara karşı işleniyorsa ki bu oran gecekondu semtlerinde yüzde 97'lere çıkıyor“

„Eĝer bugün hala kadınların yüzde 20'si okur-yazar değilse“

„Eĝer hala lise ve daha üstü eğitimli 15-24 yaş grubunda bulunan kadınların yüzde 39.6'sı iş bulamıyorsa“

„Eĝer hala kadınların yüzde 40'ı görücü usulüyle zorla evlendirliyor, yüzde 20'si ise nikahsız yaşıyorsa“

„Eĝer hala kadınların yüzde 64'ü hamilelik döneminde doktoru göremiyor ve yılda enaz 2 bin 500 kadın doĝum esnasında ölüyorsa“

„Eĝer hala erkeklere nazaran yüzde 27’lerde iş bulabiliyorsa ve o işlerde bile erkeklerle omuz omuza çalıştıkları halde erkekler kadar maaş alamıyorsa“

„Eĝer kadınlar yüksek makamlarda hala ancak yüzde 1,4’ü temsil edebiliiyorsa“

„Eĝer hala eğitim gören 100 kadından sadece 2 tanesi yüksek öğrenim görebiliyorsa“

„Eĝer hala kadın cinayet kurbanlarının yüzde 70'i erkek partnerleri (eşi yada sevgilisi) tarafından öldürülüyorsa“

„Ve eĝer hala dünya mülteci kamplarında mültecilerin yüzde 80'i kadınlar ve yavruları oluşturuyorsa“
sizler böylesi bir dünyada kadın erkek eşitliĝinden bahsedemezsiniz ve yılda onlara birgün tahsis etmekle cürümlerinizi kapatamazsınız!...

Alemin istikbalinin yegâne teminatı olan çocuklarımızın annelerinin düşürüldüĝü dereceye bakın. Yılda birgün gazete ve dergi sayfalarını onlara ayırıp bir kaç güzel söz ve bir gül veya bir çicekle annelerimizi ne hale getirdiĝimizin farkındamıyız acaba?

Kadın toplumun namusudur, kadın toplumun şerefidir, kadın toplumun şefkat ve merhamet ana kaynaĝıdır, kadın yaşamanın ana kaynaĝıdır, kadın annedir anne! Kadın namusu uĝruna ölsen şehid, yaralansan gazi, öldürsen katil ve günahkar olmadıĝın yüce bir varlıktır. Cenab-i Allah ona büyük bir derece vemiştir. Peygamberleri doĝuran o anneler deĝil midir? Kahramanları doĝuran o kadınlar deĝil midir? Ancak şehvetlerinin esiri, içgüdülerinin kölesi olan cahili sistemlerin bekçileri, daha doĝar doĝmaz anneleri yavrularından ayırdılar, kıreşler, çocuk yuvaları, çocuk esirgeme yurtları gibi kurumlarda öz annelerinin helal sütüyle beslenmesine imkan vermediler, onları doĝdukları fıtrat üzere yetişmelerine engel oldular, kendileri gibi canavar yetiştirdiler. Bugün toplum esas fıtratından uzaklaşmış caniler tarafından idare ediliyor, onun içindirki bugün dünyanın her yerinde kan, acı, gözyaşı vardır.

Bununla da yetinmediler, kimisi nefsi arzularını tatmin etmek için, kimisi cüzdanını kabartmak için, kimisi kirli siyasetini güçlendirmek için kadınları sokaĝa döktüler!.. Yılda bir defa bir kadın heykelin başına geçirdikleri kara çarşafı çıkararak onu özgürlüĝüne kavuşturduklarını sanan beyinsizler bilsinlerki; örtüsüyle, tavizsiz vakur karekteriyle, irfanla çalışan aklıyla, imanla atan kalbiyle eşsiz bir abidedir kadın, onu yüceltmek, kem gözlerin iğrenç bakışlarından korumak için giyindiği örtüsünü çıkartıp sokaĝa salmak deĝil, ona layık olduĝu deĝer ve saygıyı vermektir.

Beyler Bayanlar!
İslam kadar hiçbir sistem ve ideoloji kadına gereĝi kadar deĝer vermemiştir. Şehvetperest içgüdücülerin en çok ortaya attıĝı ve onunla islamı mahkum etmeĝe çalıştıkları iki konunun dışında, islam bütün konularda erkek kadın arasında fark gözetmez, hatta kadına imtiyaz tanır. O malum iki konu da çok evlilik ve miras konusudur. Hatta diyebilirimki „eĝer bugün dünya ilahi nizamla idare edilseydi, bugün kadın hakları koruma dernekleri aksine erkekleri koruma dernekleri kurulacaktı. Beşericiler önce kadınları köleleştirdiler, sonra da onları korumak için sembolik günler ve kurumlar ilan ettiler!..

Malum iki konuya fazla temas etmeyeceĝim, zira konumuz onlar deĝil ama, okuyucularımı merakta bırakmamak için kısaca birer misal verelim.

İslamda miras kadına düşen pay erkeĝin yarısıdır, bu cümleye baktıĝımızda görünürde kadına hakaret yapılmış gibi görünüyor oysa olay tam aksinedir.

Evli bir çift düşünelim (Ali ile Ayşe), ikisinin de babası ölüyor, ikisinin mirası da 150 bin dolar diyelim. Ali’nin bir kız kardeşi var payına 100 bin (bacısının iki katı) dolar düşüyor. Ayşe’nin de bir erkek kardeşi var ve mirasından 50 bin (kardeşinin yarı payı) dolar düşüyor. İslam’da evin geçiminden, kadınının masrafından erkek sorumludur. Dolayısıyla Ali’nin eve getireceĝi o 100 bin, ailenin masrafına harcanırken, Ayşe’ye mirastan düşen 50 bin Ayşe’nin özel parasıdır, ona kalıyor, o parayı kendine özel olarak sarfedebiliyor, kocasının o paradan dolayı üzerinde hiçbir hakkı yoktur. Şimdi bu örnek aileye baktıĝımızda mirastan Ayşe 100 bin, Ali ise sadece 50 bin dolar mülkiyete sahip olmuş oluyor, kim daha karlı? Ha bir şey daha var, ya sahipsiz kadınlar ne olacak diyeceksiniz? İslam’da dul ve sahipsiz kadınlara devlet bakmak zorunda, bir türlü sosyalamt (fakir fukara fonu gibi) kurumu gibi. İslam devletinde kadınları aç bırakmak, yada sokaĝa çıkıp başkalarının ticari metaı haline gelmesi yoktur.

Çok evliliĝe gelince; islamda tek evlilik esastır, Yüce Allah’ın ehemmiyetle tavsiye ettiĝi sadece tek evliliktir, yani tek kadın almaktır. Ama bazı zaruri hallerde çok evliliĝe de ruhsat verilmiştir, bu ruhsati bir emir olarak algılamak yanlıştır, ama islam düşmanları tarafından bu sürekli bir emirmiş gibi telakki ediliyor. Bu ise ifsattır, yalandır, islam düşmanlıĝıdır. Bir örnek verelim.

Canavar sistemlerin yetiştirdikleri canavar idareicilerin yaptıkları ortadadır. Hergün dünyanın her yerinde yüzlerce insan ölmektedir ve bunun yüzde doksanını erkekler teşkil ediyor. Yeryüzünde dün olduĝu gibi bugün de kadınların sayısı erkeklerden daha fazladır. Diyelimki islami bir devlette yaşıyoruz ve kadınların ekonomik durumları devlet tarafından temin ediliyor ya onların cinsel ihtiyaçları?… İnsanoĝlu buna da muhtaçtır, o zaman bu arzuyu iki şekilde temin etmek mümkün, helal ya da haram!.. Çok evliliĝi kabul etmeyenler, gizlice dost hayatı yaşamak istiyorlar. Soruyorum koca bulamayan ya da çok evliliĝi yasaklayan sistemlerde kadın bu ihtyacını nasıl ve nerde temin edecek? Elbetteki toplumdaki erkeklerle! O zaman gizli de olsa, yasakta olsa evli kadın kocasını başka kadınla paylaşmak zorunda kalıyor, kaldıki bu şekil Avrupa’da çok yaygındır. Hemen hemen bütün zengin erkeklerin sekreter, hizmetçi, yardımcı adı altında ilişkiye geçtiĝi bir çok kadın vardır. Daha dün Almanya’nın Berlin kentinde bir adamın biribirinden haberi olmayan tam 17 tane karısı ortaya çıktı. Kaldıki islam aleminde Hz. Peygamber’den bugüne kadar böyle bir vakaya rastlanmış deĝil.

İslam bu şekilde, özelliklede kadınlara saygı duyulması açısından gizli ilişkileri yasaklıyor, kadına kötü bir ismin yada lakabın takılmasına izin vemiyor, zira kadın islama göre çok mukaddestir, ona fahişelik, hayat kadını gibi sözleri asla kabul etmiyor. Gizli bir şekilde sürdürülüp kadınların bu şekilde aşaĝılanacaĝına, islam onlara helal bir evlilikle saĝlam ve temiz bir aileyi uygun görüyor. İşte iki sistemin arasındaki fark.

Şimdi bir kez daha tekrar edelim; “Eĝer kadınları ticari meta haline getirip, köleleştiren bu rejim ve zihniyetlerin onlara yılda birgün tahsis ederek onları hürriyete, özgrlüĝe götürüyorsa, “haydin hep birlikte dünya kadınlar gününü kutlayalım” diyorum ya siz ne dersiniz?

Saygılarımla

08.03.2004

M.Nureddin Yekta
Kürd - Şia ittifakı tamam olmak üzere - 2005.03.10

Kaç gündür üzerinde müzakere yapılan Kürd – Şia hükumeti ittifakı tamamlanmak üzere. Basında çıkan haberlere 30 Ocakta yapılan seçimlerde galip olarak çıkan kürd ittifakı ile Şia ittifakı, yeni hükumeti kurma konusunda anlaştıkları söyleniyor. En kritik konu olan Kerkük sorununu da geçici anayasa 58 maddesine göre hal olduĝu belirtiliyor.

30 Ocak seçimlerinin galibi olarak çıkan kürdlerle şiilerin yeni hükumeti kurmak için ittifak ettikleri belirtiliyor. Bir kaç güngür her iki grup arasında yapılan müzakereler sonucu anlaşmaya vardıkları haberleri geliyor. Basında çıkan haberlere göre önemli konulardan biri olan Kerkük konusu da hal olmuş durumda. Buna göre Kerkük için geçici anayasanın 58. maddesi uygulanacak. Bu maddeye göre Kerkük’ten sürülenlerin geri gelmesi ve Kerkük’ten ayırtılan ilçe ve köylerin tekrar Kerkük’e baĝlanması antlaşması var. Saddam döneminde kenti araplaştırma politikası neticesinde Kerkük’ten çok sayıda kürd sürülmüş, yerlerine Irak’ın güneyinden ve bazı arap ülkelerinden araplar getirilerek kürdlerin mekanlarına yerleştirilmişlerdi. Kemal Kerkuki’ye göre o dönemde Kerkük’ten sürülen kürdlerin sayısı 350 bin civarındadır. Ancak bu güne kadar sürülen kürdlerden henüz beşte biri geri dönmüş deĝil. Buna raĝmen seçimde kürdler Kerkük oylarının yüzde 68’ini elde etmişlerdi.

Meclis 16 Martta toplanıyor:
Irak meclisi 16 Mart’ta ilk toplantısını yapacak. 275 sandalyeli meclis devlet başkanı ve iki yardımcısını seçecek. Kürd tarafının bu meclisteki sandalye sayısı 77.
Qamîşlo yine ayakta - 2005.03.12

Geçen yıl bugün, yani 12 mart 2004 yılında bir stadyomda araplar ve Suriye polisi ellerinde bayraklarla sahaya inmiş, kürd liderleri aleyhinde sloganlar atarak kürd gençlerine saldırmışlardı. Kürdler kendilerini savununca barbar Suriye devletinin saldırıları stadyomun dışına da taştı ve hemen hemen bütün Güney-Batı Kurdistan'ı kapsamıştı. Suriye devleti beklenmedik bir karşılığı görünce kısa bir zamanda Güney-Batı Kurdistan serhildanlarla bir kez daha sesini dünyaya duyurdu.

Bugün işte yine o gün, kürdler Kurdistan'da, Avrupa'da ve bütün dünyada o günü bir kez daha hatırlattılar. Bugün Şam'da, Bruxel'de İsveç'te ve bir çok yerde kürdler bir araya gelerek 12 Martta kürdlere karşı geliştirilen saldırıları bir kez daha protesto ettiler.

Şam'da yapılan protestolarda birçok sivil kurum ve kuruluşun sorumluları, kürd siyasi örgüt ve partilerin sorumluları kalabalık bir toplulukla Suriye Adalet Bakanlığının önüne gelip 12 Mart'ı protesto etti. Suriye polisi protestoculara saldırdı, birçok yaralının olduğu söyleniyor ve birçok kürd genci göz altında işkencede. Saldırıları görüntülemek istiyen gazetecilerin kamera ve foto makinelerine el konuldu, fotograf ve görüntü çekimine izin verilmedi.

Bunun gibi Bruxel ve İscev'in Stokolm kentinde de yine 12 Mart kınandı. Suriye devleti protesto edildi ve Güney-Batı Kurdistan'da kürd halkına yapılan zülümler anlatıldı. Suriye devletinin saldırılarına son vermesi, kürd halkı üzerinde estirdiği terör hareketine son verilmesi, kürd halkının Suriye'de asli unsur olarak kabul edilmesi ve bütün siyasi ve kültürel haklarının verilmesi için Suriye ve Birleşmiş Millelere çağrıda bulunuldu.
Serverimiza yapılan saldırıyı kınıyoruz - 2005.03.

Bir haftadan beridir karanlık güçlerin saldırıları sonucu serverimiz çökertilmişti. Bu münasebetle yayınımıza ara vermek zorunda kaldık. Kaç gündür okuyucularımıza ulaşamadık bu yüzden okurlarımızdan özür diler, saldırgan güçleri de şiddetle kınıyoruz ve diyoruz ki hiçbir saldırı ve güç bizi gittiĝimiz doĝru yoldan alıkoymayacaktır.

Okurlarımız pekala bilirlerki bu 14. saldırıdır bize yapılıyor ve sitelerimizin görüntülenmesi Türkiyede engelleniyor. Acaba bunca basın-yayın arasında neden biz?

21.06.2000 tarihinden beri yayında olan Dengê Mezlûma (Mazlumların Sesi Dergisi) en çok saldırıya maruz kalan bir yayındır. Acaba neden saldırıların çoĝu bize yapılıyor? Elbette bunun bir sebebi vardır ve çok açık ve nettir.

Her türlü yalan ve hile üzerine kurulan kemalist rejim, kurulduĝu günden bu yana temel iki amaç edinmiştir.

Birincisi:
„İslam Dini’ni, özellikle ümmetçilik anlayışını“ ortadan kaldırmak, islamın kendi başına mükemmel bir sistem olduĝunu zihinlerden kaldırmak, islamı tekelindeki cami ve kurumlarda hapsetmek, islamın kul ile Allah arasında sadece bir kısım ibadet ve ahlaktan ibaret olduĝu (yanlış) fikrini yaymak, kendi tekelinde dalkavuk, yalancı, riyakâr, islamı kemalizme adapte eden, Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar eden, devlet katında bir yer edinmek için islamı kafalarına göre yorumlayan bir sürü din bozuntusu sözde din adamlarını yetiştirmek ve onların sayesinde gerçek müslümanları etkisiz hale getirmek. Bu konuda başarılı olabilmek için, dini okullar açmak, diyanet teşkilatını kurmak, medyayı onların hizmetinde seferber etmek gibi bir sürü oyunlar sergilemektedir. Ama bir türlü başarıya ulaşamamıstır ve ulaşması da mümkün deĝildir. Zira islamı gerçek bir şekilde anlayan ve onun hakim olabilmesi için canıyla, malıyla cihad eden ve hiç kimseden korkmadan, yerenlerin yermesine kulak vermeyen, Allah’ı seven ve O’nun da kendilerini sevdiĝi mücahidler ordusu gün geçtikçe çoĝalmaktadır.

Cemaatimiz İslamı Devri Saadet anlayışıyla gerçek bir şekilde anlayan ve onun hakim olması için mücadele eden bir grup mücahidden oluşmaktadır. Onun içindir ki kemalizmin korkulu rüyası haline gelmişizdir ve bundan dolayıdırki bütün kürd ve islami siteler arasında en çok bize saldırmakta ve bizi tehdit etmektdirler. Ama bizler iki korkunun bir kalpte yer edinemiyeceĝini çok iyi bilen insanlarız ve kalbimizde sadece Allah korkusuna yer vermişizdir, yolumuz Hak’tır ve bu yolda devam edeceĝiz.


İkincisi:
Kürd halkını inkar ve imha politikasıdır. Devlet bütün imkanlarını bu politika üzerine kurmuştur. Türk tarih tezi, güneş-dil teorisi, yatılı bölge okulları, köy kentler, sürgünler, kıyamlardan sonra toplu katliamlar, kıyımlar, jenosidler ve benzeri uygulamaların tümü bu politikanın ürünüdür. Bütün imkanlarını bu projeye seberber eden devlet bir türlü hedefine ulaşamamıştır. Kürd halkı içerisinde zayıf iradeli bazı şahsiyetsizleri kullanarak kürd halkı özgürlük mücadelesinin önünü kapatmaya çalışmıştır bunda da başarılı olamamıstır. Onların vasıtasıyla kürd halkına kemalizmi sevdirmeye, türk dili ve kültürünü aşılamaya, kürdü dininden, kültüründen, örf adetinden, tarihinden, kimliĝinden uzaklaştırmaya, bu halkı sistemle entegre etmeye çalışmıştır, yine başarıya ulaşamamıştır, çünkü kürd halkının baĝrından çıkan, bu halkın inancını, tarihini, kültürünü çok iyi bilen ve koruyan, onun uĝruna mücadele eden kürdlerin sayısı gün geçtikçe çoĝalmaktadır.

Cemaatimiz Kur’an çizgisinde yürüyen, hiçbir halkı inkar etmeden, yeryüzünde yaşayan bütün halkların sahip olduĝu haklara kürdlerin de sahip olduĝuna inanmaktadır. Bu şekilde, nasıl arapların, türklerin v.s. baĝımsız bir devlet kurma hakları varsa Kürdlerin de bir devlet kurma hakları vardır ve kurmalıdırda!.. İrademizin dışında İran ve türk devletinin emperyalistlerle masa başında paylaştıkları vatanımız Kurdistan dört parça deĝil, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin birer parçası da deĝil, tek bir parça ve tek bir devlettir adı da Kurdistandır. Biz o toprakları işgalçi kuvvetlerin elinden kurtarıp orada „İlayı Kelimetullah’ı“ hakim kılmak uĝruna mücadele ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki kürd halkı yüzde 99 müslümandır ve bu halkı hürriyete kavuşturacak tek sistem ilahi sistemdir. Bunun içindirki derin devlet ve uşakları en çok üzerimize gelmektedirler. Zira bizler devletin temel olarak düşman ilan ettiĝi İslam’ı da Kurdistan’ı da savunmaktayız.

Sadece derin devlet deĝil, aynı zamanda bazı sözde islami cemaat ve hareketler Kurdistan’ı savunduĝumuz için bize saldırmaktadırlar. İslam denince birleşiyoruz ama Kurdistan sözkonusu olunca milli damarları kabarıyor ve emperyalistlerle uşaklarının masa başında çizdikleri sınırlara sahip çıkıyorlar. Oysa biz bunu reddediyoruz. Bu sınırlar müslümanların iradesiyle çizilmedi diyoruz, bu sınırlar meşru deĝildir diyoruz. Biz bugün bu sınırları kaldırmak istemekle islam devletinin sınırlarını bölmüyoruz. Biz dört parçaya bölünen aileleri birleştirmeye çalışıyor, oradan küfrü kaldırarak, taĝuti sistem yerine islami hakim kılmaya çalışıyoruz. O zaman gerçek müslümanların bize karşı deĝil de, bizimle birlikte olmaları farzdır diyoruz, zira iki taraftan kürd halkına yapılan zülme karşı baş kaldırıyoruz. Ve biliyoruz ki ne zalimin ne de mazlumun dini sorulmaz, ne zalimin ne de mazlumun ırkı sorulmaz, nerede zülüm görülse karşısına dikilmek her müslümana farzdır. Mazlum Kürd halkı ya da Kurdistan olsa da durum aynıdır. Bugün müslümanlar Filistin için ne kadar mazlumdur diyorlarsa Kurdistan için de aynısını demeleri gerekir, ama ne yazıkki birçok müslüman hala bu şuura erişememiştir.

Biz haklıyız ve bu Hak mücadelesinde kararlılıkla yürüyeceĝiz, hiçbir saldırının ve hiçbir tehdidin tesiri altında kalmadan batıl zail olup „Hakk“ hakim oluncaya kadar, Kurdistan’ı işgalcilerin elinden azad edinceye kadar mücadelemiz sürecektir.

Dengê Mezlûma
Qazi Muhammed’in idam edilişinin yıldönümü münasebetiyle

1940'ların ortalarına kadar ismi pek duyulmayan Mahabad kasabası Reqreq suyu havzasının güneyinde şirin bir Kürd şehri olup, 16 bin cıvarında bir nüfusa sahipti.

1945'lerde dünyayı paylaşan emperyalist güçler olarak bilinen İngilizler, Rusya, Amerika ve muttefikleri, Mahabad’a ulaşamamışlardı. Mahabad’ ne Ingilizler'in ve ne de Sovyetler'in işgalinde olmayan tampon bir bölge idi.
1944 de “Komeleya jiyana kurd “ adıyla kurulan örgüt, 1945 yılında Qadı Muhammed başkanlığında Kürdistan Demokrat Partisini kurar. Qazi Muhammed Kurdistan’da ve özellikle de Mahabad’da dini ve siyasi saygınlığı olan büyük bir şahsiyetti.

Bir taraftan Kürd Devletini kurmakla meşgul olan Qazi Muhammed ve beraberindekiler, diĝer yandan dünya ve civardaki devletlerle de ilişki kurmak istiyorlardı. Bu ilişkiye en başta Rusya olumlu cevap verdi. Sovyetler Birliğinin 1945 te başlattığı ataklardan ilki ile Mahabad'da "Kürdistan-Sovyet Kültürel İlişkiler Cemiyeti"ni kurdu.
Ayrıca Rusya’nın Mahabad’a gönderdiği matbaa makinası ile radyo vericisi Mahabad'da faaliyete geçmiş, aralarında "Kürdistan" adını taşıyan günlük gazetenin de bulunduğu bir çok yayın faaliyet gösteriyordu.
Devlet kurma hazırlıkları tamamlanmış sayılırdı. Bunun üzerine Qazi Muhammed 21.01.1946 günü Mahabad’ın en büyük camisinde parlemento hazırlık toplantısı yapar. Bu tarihi toplantıda, Qazi Muhammed Sovyetler Birliĝinin maddi ve manevi desteĝine deĝindiĝi gibi, Azarbeycan dostluĝunu da dile getirir. Anlaşılan Qazi Muhammed Genç Cumhuriyete gelecek olan tehlikenin buradan gelebileceĝi endişesi içindeydi.
Ertesi gün, Mahabad'da aşiret liderleri, KDP yöneticileri, üç Sovyet subayı ve Mela Mustafa Barzani'nin de hazır bulunduğu, ayrıca halkın da geniş ölçüde katıldığı bir toplantı yapıldı. Toplantıya gelen Sovyet subayları sadece gözlemci olarak katılmış ve mitingi bir jipin içinden seyrediyorlardı.

Tarih 22 Ocak 1946, Mahabad kentinin Çarçıra Meydanında, Kürd Cumhuriyeti ilan edildi ve Kürt ulusal bayrağı göndere çekildi. Toplantıya Irak sınırına komşu aşiretlerin liderleri, Kurdistan’lı siyasetçiler ve birçok şahsiyet de katılmıştı. Daha sonra 30 üyeli bir ulusal parlamento tayin edildi. 11 5ubat 1946 da, 13 üyeli Bakanlar Kurulu oluşturuldu ve Qazi Muhammed, Mahabad Kürd Cumhuriyeti Başkanı olarak yemin etti.

Genç Kurdistan Cumhuriyeti’nin başındaki tarihi lider Qazi Muhammed, kuruluş merasiminde o gün şu şekilde yemin etti.

"Allah’ın büyüklüğü, Kuran-ı Kerim’in kutsallığı, ülkem ve bayrağım üzerine ant içiyorum ki, kanımın son damlasına ve son nefesime kadar, canımla ve malımla, özgürlük yolunda bayrağımızın göklerde dalgalanması için çalışacağıma söz veriyorum."

Daha sonra Cumhuriyetin sınırlarını korumak için bir askeri güç olarak savunma Bakanlığı kuruldu. Bakanlıĝa daha evvel İran ordusunda subay olan ve Qazi Muhammed’in amcası oĝlu Muhammed Hüseyn Seyfi Qadi getirildi. Savunma bakanı ayrıca Cumhurbaşkanı yardımcısıydı.

31 Mart 1946'da Genç Cumhuriyet dört lidere general rütbesini verdi. Bunlar Seyfi Qadi, Omer, Xan Şıkaki, Harna Raşid ve Barzani idi.

Her ne kadar Mahabad Kürt Cumhuriyeti`nin ömrü 11 ay gibi kısa bir süre olsa da, bu süre içersinde Genç Cumhuriyet siyaset ve aydınlanmanın merkezi haline gelmeyi başardı.

Mahabad'da kurulan hükumette 13 bakan yer aldı ve cumhuriyetin anayasası kısa sürede hazırlandı. Mecliste erkekler yer aldıĝı gibi kadınlar da yer almışlardı.

Mahabad Kürd Cumhuriyetinin kuruluşunda Kürdlere destek veren sosyalist Rusya, bazı batılı ülkelerle ilişkilerini bozmamak için Kürdlere olan desteĝini gerı çekti. Sözde insanlara refahı vadeden Sosyalizmle idare edilen Rusya emperyalizmi Kurdistan’ı adeta İran’ın kucaĝına itti. ( Bu yüzkızartıcı tarihi olaya her nedense sosyalistler hiç bahsetmemektedirler)

Rusya’nın desteĝini geri çekmesi İran’ı harekete geçirdi. 24 Nisanda Şah'ın kuvvetleri saldırıya geçtiler. Albay Kisra'nın komutasında topçu ve suvari desteĝine sahip 600 kişilik askeri kuvvet Qahrawa'ya vardı. Burada istirahate çekilmek isteyen İran birlikleri, aniden burada mevzilenen Barzani'ye bağlı kuvvetlerin saldırısına uĝradılar. Bu ani saldırı karşısında neye uĝradıĝını şaşıran Şah'ın askerleri feci olan bir pusuya düşmüşlerdi. 21 ölü, 17 yaralı ve 180 esiri geride bırakan birlikten sağ kalıp kaçabilenler, Saqız'a kadar kovalandılar. Aynı akşam esirler serbest bırakılıp garnizonlarına geri gönderildiler.

Bu başarılı çatışma aynı zamanda Cumhuriyetin askeri kuvvetle savunulabileceĝi işaretlerini vermişti. Bunun üzerine Qazi Muhammed ve M. Mustafa Barzani cepheye giderek kürd kahramanlarına takdirnamelerini verdiler.
Bunun üzerine, o dönem bölgedeki en etkili güç olan İngiltere’nin desteĝini alan İran, bütün gücüyle saldırıya geçti. Rusya’nın söz verdiĝi silahlar gelmeyince, Genç Cumhuriyet sıkıntıda kaldı.

Cumhuriyeti destekliyebilecek başlıca güç olarak Barzaniler kalmıştı. Barzani'ye bağlı kuvvetleri takviye etme lüzumu doğarsa, savaş alanına sürülebilecek 1000'in altında silahlı savaşçısı olan Mahabad'ın Gawrik ve bir de daha küçük Zerza aşiretleri vardı. Qazi, son olarak aşiretlere başvurarak "eğer savaşırlarsa, Sovyetler'in vaadedilen ağır silah yardımı'nın geleceğini bildirdi ise de, kimseyi ikna edemedi.

13 Aralıkta Qazi Muhammmed'in kardeşi İran meclis üyesi Sadr Qadi, Qazi Muhammed ile İran ordusu komutanı General Humayuni arasında anlaşma sağlamak için arabuluculuğa başladı. Sadr, General Humayuni'ye Kürdler'in Mahabad'ı barışçı yoldan teslim etmeye hazır olduklarını bildirdi. Humayuni, kendisi şehre girerken, Barzanilerin orada bulunmaması şartıyla kabul etti. Bunu denetlemek için öncü güç olarak Albay Caffari komutasında, hükümet yandaşı Dehborki, Mameş ve Mamgurlardan oluşan bir kuvvet gönderdi. Qazi Muhammed bu gücü Mahabad yakınında durdurdu. Albay Caffari'ye, şehri ancak düzenli ordu birliklerine teslim edebileceğini bildirdi. Çünkü aşiret kuvvetlerinin çapul hareketlerine girişeceklerinden endişe ediliyordu. Qazi’nin bu teklifini kabul eden Caffari, aşiret kuvvetlerini geri çekmişti. Böylece Qazi Muhammed, kendi kellesi pahasına da olsa ulusunu bir felaketten daha korumuş oluyordu.

5 Aralık 1946 günü Mustafa Barzani, Qazi Muhammed ile buluşmaya gitti. Barzani çok kızgındı. Başkanı selamladıktan sonra "kararınıza çok teessüf ederim. Ben çok üzgünüm. Durumu gözden geçirerek kararınızı deĝiştirmenizi rica ediyorum. En doĝru karar, İran ordusu ile savaşmaktır. İyi biliyorum ki, teslim olmanız halinde sizi idam edecekler. Şah’ın sözlerine inanıyorsan hata yapıyorsun." dedi. Qazi üzgündü ama yapabilecek hiçbir şeyi yoktu. Barzani'ye "Evet biliyorum, doĝru söylüyorsun, ama artık geç. Kardeşim Sadr, Tahran’da benim için söz aldı. Hiç kimseye zarar vermemek şartıyla teslim olmayı kabul ettik. Biliyorum, ben yalnızım ve kimsem yok.“ derken çaresizliğini de bildirmekteydi. Barzani bunun üzerine yalnız olmadığını, Barzanilerle gelmesini, onların kendisini kanlarının son damlasına kadar savunacaklarını söyledi, ama dinletemedi. Barzani'ye Allah'a yemin ettirdi ve ondan Kürdistan'ın kurtuluşu için mücadeleye devam etmesi için söz aldı. Sonra bazı madalyalarla Mahabad'ın bayrağını Barzani'ye teslim ederken: "Alın, bunları size emanet olarak veriyorum" diyordu. Barzani'ye bağlı güçlerin eski silahlarını yenileri ile değiştirdi ve şehirden uğurladı.

Şah güçleri, 16 Aralık 1946'da Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'i aldıktan bir gün sonra, Barzaniler'in şehirde bulunmadıklarına emin olduktan sonra sonsuz bir gururla 17 Aralık 1946 da savunmasız Mahabad'a girdiler. Böylece kısa ve güzel bir rüya son bulmuş, Mahabad Kürd Cumhuriyeti sona ermişti.

İran Şahı verdiĝi sözünde durmamış ve Qazi Muhammed, savunma bakanı Seyfi Qazi ve kardeşi Sadri Qazi ile birlikte, cumhuriyetin ilan edildiği Çarçıra meydanında 31 Mart 1947 tarihinde idam ettirdi.
Qazi Muhammed belki bedeniyle aramızdan ayrılmış olabilir ama verdiĝi mücadele, ulusuna yaptıĝı hizmetiyle o her zaman Kürd halkının gönlünde yaşamaktadır. Şehid edilişinin 55. yıldönümü münasebetiyle kendisini rahmetle anıyoruz. Mücadelesi torunlarına her zaman ışık olmuştur. Onun bıraktıĝı yerden mücadelemize devam edeceĝimize söz veriyor ve ruhu şad olsun diyoruz.

Yaşasın Kürdistan, kahrolsun sömürgeciler, işgalciler!...
 

M.Nureddin Yekta