Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:33, Sal:2005, Meh:02-03

Mam Celal Yeni yıl mesajında - 2005.01.02
Kürt bildirisine 260 imza daha - 2005.01.03
Bülent Ecevit; „Türkiye Kuzey Irak’a girmelidir“ - 2005.01.04
Li Cezayîrê şerr çêbû - 2005.01.05
Pirtûka Lokman Polat "Gulîzar" - 2005.01.15
KTV'nin Avrupa stodyosu açıldı - 2005.01.18
Atatürk’ün Hz. Muhammed (s.a.v.) Hakkındaki Görüşleri:
Mehabat Kürd Cumhuriyet'nin yıl dönümü - 2005.01.23
Türkiye’ye ABD’den Kerkük desteği yok - 2005.01.26
Kürd ve Kurdistan Meselesi III. - 2005.01.2
Türk basınının feryadı!
Gül tehdit ediyor!
Em qezayên biçûk dizanin - 2005.01.01
Vedin - 2005.01.19
Digrîm - Dildar Îsmail
 

Mam Celal Yeni yıl mesajında - 2005.01.02

Mam Celal Yeni yıl mesajında yine bazı noktalara işaret etti. Her gün Irak genelinde yayılan ve ardı arkası kesilmeyen saldırıların Kurdistana yakın eyaletlerde vuku bulmasından Kurdistan Hükumet’inin bazı tedbirler alması gerektiĝini söyleyen Celal talabani, bu konuda özellikle Kerkuk Ve Musul kentlerinin korumasıyla ilgili yaptıkları çalışmalarının tamamlandıĝını bildirdi.

Teroristlerin saldırıları durumunda Kurdistan Hükumeti’nin, anında Kerkuk ve Musulu koruma amaçlı hazırladıkları planı devreye koyacakalrını söyledi. Talabani; Kurdistan’ın ne şartlarla Irak’a baĝlandıĝını da kısaca izah ettikten sonbra şöyle dedi. “Kurdistan uluslararası bir kararla Irak’a baĝlanmıştır ancak Kürd Halkı’nın hakları da garanti altına alınmıştır. Bir mecburiyet olması durumunda yada itiyacımız olduĝunda kendi haklarımızı korumak için Birleşmiş Milleter’e başvurabiliriz, bu bizim en doĝal hakkımızdır, arap kardeşlerimizin bunu çok iyi bilmesi gerekir.” Dedi. Talabani; kazanımlarını ve yıllardır gerçekleştirdikleri deĝişimleri savunmak zorunda olduklarını da ilave etti.

Öte yandan ABD dışişleri bakan yardımcısı Richard Armitage, Erbil’de Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesud Barzani’yle görüştü.
Görüşmede Bush’tan bir mektubu Barzaniya ileten Armigate; 30 Ocakta Irak’ta yapılacak seçimleri desteklediklerini, seçimin adil olması ve her vatandaşa oy kullanma hakkının verilmesinin zaruri olduĝunu, ayrıca bunu Kürdistan halkı dışında kimse daha iyi bilemez” dedi. Mektubun mahiyetiyle ilgili olarakta kısaca “Bush’un Kürd halkına verdiĝi destegi yinelediklerini” söyledi.
Kürt bildirisine 260 imza daha - 2005.01.03

Avrupa’daki bazı basın organlarında yayımlanan ‘Kürtler ne istiyor’ adlı bildiriyi, Diyarbakır’da 260 kişi daha imzaladı.
3 Ocak 2005— Bildiriye destek veren grup, açıklamanın zamansız olduğu yönündeki eleştirilerin yersiz olduğunu savundu.
Diyarbakır’daki Kürt çevrelerinden gelen 260 kişi, Avrupa Birliği sürecinde tartışmalara neden olan bildiri ile ilgili bir basın açıklaması yaptı.
Grup adına konuşan İbrahim Güçlü, bildiri üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen tartışmaların hala sürmesini, sorunun değişik kesimlerle tartışılır olmasına bağladı.
Güçlü, Türkiye’de milliyet sorunu çözülmeden Kürt sorunu ile ilgili tartışmaların süreceğine dikkat çekerek, “Türkiye AB’ye doğru giderken, 17 Aralık’ta aldığı müzakere süreci tartışmaların belirli bir aşamasını ifade etmektedir” dedi.
Daha sonra habercilere dağıtılan yazılı bildiride, “Avrupa gazetelerindeki açıklamayı destekliyor ve imzalıyoruz. Açıklamının zamansız olduğu eleştirisine katılmıyoruz” denildi.
Paris Kürt Enstitüsü tarafından kaleme alınan bildiriyi daha önce de 200 kişi imzalamıştı.

Kaynak www.ntv.com.tr
Bülent Ecevit; „Türkiye Kuzey Irak’a girmelidir“ - 2005.01.04

Eski Başbakan Bülent Ecevit dün Or-Andaki evlerde Milliyet Gazetesi Yazarı Fikret Bala’nın sorularını yanıtlarken “şartlar oluşmuştur, Türkiye Kıbrıs’a girdiĝi gibi Kuzey Irak’a da girmelidir, orada gerekli tedbiri almalıdır“ diyor. Bu arzusunun da İsmet İnönünün bir vasiyeti olduĝunu söyleyen Ecevit „1920'lerde şartlar başkaydı. İngiltere Irak'ı işgal etti. Oysa Kanuni'den Birinci Dünya Savaşı'na kadar orayı Osmanlı yönetmiştir. Özellikle Mithat Paşa'nın Irak valiliği zamanında çok büyük yatırımlar, reformlar yapılmıştır. Belki Anadolu'dan çok oraya yatırım aktarılmıştır. Sonrasında İngilizler işgal etti ve o günün koşullarından yararlanıp Irak'a verildi. Türkiye'ye önemsiz bir petrol geliri vaat edildi.“ Dedi.

Fikrat Bala’nın Milliyet köşesinde çıkan yazıya göre Ecevitin Kuzey Irak hakkındakı görüşleri şöyle: „İsmet İnönü, bir gün, Irak'la aramızda bir sorun da yokken beni çağırıp şöyle dedi: Biz Atatürk'le bu düşüncedeydik. Musul, Türkiye'nin hakkıdır. O zaman gücümüz ve şartlar uygun değildi. Alamadık. Eğer şartlar elverirse Musul'u alın, bu hakkımızdır.“

İnönü’nün bu vasiyetini kendisinden sonra gelen Başbakanlara söyleyip söylemediĝini soran Bala’ya „Kimseye söylemedim. Gerek olmadı. Zaten şartlar da oluşmadı. 1970'lerde ve sonraları Kuzey Irak'la güvenlik problemimiz olduğu zaman askerlerimizi gönderirdik ve Saddam Hüseyin buna ses çıkarmazdı. Başka ülkenin askerleri kendi topraklarında bilinsin istemediği için pek tepki vermezdi. Irak'la da ilişkilerimiz çok iyiydi. O nedenle müdahaleye gerek yoktu. Fakat bugün şartlar oluşmuştur.” Dedi.

Şartların oluşumundan Kuzey Irak’ın sürekli işgal edilmesi mi yoksa oradaki yönetimi bertaraf ettikten sonra geri dönülmesi mi kasdedildiĝi sorusuna da “İşgal edelim anlamında değil. Türkiye'nin bekası bakımından Kuzey Irak'a girilmesi ve güvenlik önlemi alınması gerektiğini söylüyorum. Tabii o yapıldıktan sonra şartlar nasıl gelişir bilinmez, ona göre hareket edilir. Benim şartlar oluştu derken kastettiğim şudur: Türkiye, Kuzey Irak'a girmezse Kuzey Irak Güneydoğu'ya inecektir. Kuzey Irak'taki Kürtler siyasi olarak tek çatı altında toplanıyor, buna Güneydoğu'daki Kürt kökenli vatandaşlarımızın da iştirak etmesi isteniyor. Söz konusu olan bu. Eğer tek çatı altında toplanma gerçekleşirse, geriye bağımsızlık ilanı kalır. Bu Türkiye'nin parçalanması anlamına gelir.
Bunun işaretleri görünüyor. Türkiye'nin önlemini alması gerekir. Eğer geç kalırsa, bölünmeye sürüklenir. Ben geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanı'na çıkarak bu kaygımı ve bu görüşümü aktardım.” Diyor.
Li Cezayîrê şerr çêbû - 2005.01.05

Va demek dirêj bû ku li Cezayîrê dengê şerr nedihat. Wek çapemeniya cîhanê dide xuyan ku dîsa li wir şerr di navbera leşkerên dewletê û mücahidan de destpêkiriye. Wek tê diyarkirin li herêma Biskra ku 420 km. li başûrê Paytext e, roja berê di navbera leşker û mücahiden de ceng çêbûye û 18 kes ji leşker û hevalên wan yên sivîl hatine kuştin.

Bi angorê hinek nûçeya dibên ku leşker ketine kemîna mücahidan. Lê ta niha tu rêxistinek li êrîşê xwedî derneket. Her wiha ji mücahiden jî kesên birîndar û mirî hene an tunene û ji leşkeran jî çend kes bîrîndar in tu agahiyek nahate destê me.

Cezayir'de çatışma

Uzun zamandır çatışmalardan uzak Cezayir’de yeniden çatışma haberleri geliyor. Dün dünya basınında çıkan haberlere göre önceki akşam Başkent’in 420 km. güneyinde bulunan Biskra bölgesinde devriye gezen askerler ile müslüman militanlar arasında bir çatışma yaşandı. Çatışmada 13 asker ve askerlerle birlikte araçlarda bulunan 5 sivilin öldüĝü bildiriliyor.

Kimi haberlere göre de askerler pusuya düşürülmüş, ancak saldırının hangi gruptan geldiĝi ve yaralı sayısı konusunda herhangi bir malumat yok. Ayrıca çatışma esnasında müslüman militanlardan da ölü ve yaralı olup olmadıĝi konusunda bir bilgi edinilemedi.

Pirtûka Lokman Polat "Gulîzar" - 2005.01.15

Gulîzar

Pirtûka Lokman Polat ya bi navê ”Gûlîzar” li Stenbolê di nav weşanên Helwest / Doz de hate weşandin. Pirtûk 112 rûpel e û berga wê gelek xweşik û rengîn e.

Gûlîzar ji 12 kurteçîrokên kurdî pêk hatiye. Her kurteçîrokek rengeke jîyana civakî ya kurdan radixe ber çavên mirov. Di pirtûkê de hîcivên sosyal, civakî, rewşên îronî, alegorî û sembolên taybet hene. Firforoka heftreng weke sembola azadî, demokrasî, pirdengî û pirrengiyê hatiye ravekirin.

Di kurteçîrokan de pirsa zewacê, evînê, tenêtiyê û herweha pirsgirêkên nivîskarîyê bi zimanekî edebî ji xwendevanên kurd re hatiye pêşkêş kirin.

Nivîskarê pirtûkê Lokman Polat van kurteçîrokên xwe bi stîleke nû nivîsîye. Ev kurteçîrokên ku di pirtûka wî ya bi navê ”Gûlîzar” de cih girtine, neweke kurteçîrokên wî yên berê ne. Ev modern in û ji yên berê gelek baştir in. Naveroka pirtûkê, zimanê wê, teknîka nivîsê û metoda ravekirina çîrokan bi şêweyeke modern hatine pêkanîn.

Weşanên Helwest hêvîdare ku xwendevanên kurd pirtûka bi navê ”Gûlîzar” bi dilxweşî bixwînin.

Weşanên Helwest

KTV'nin Avrupa stodyosu açıldı - 2005.01.18

Dün Almanya'nın Bedburg-Hau beldesinde Kurdistan Tv yeni Stodyosuyla seyircilerin karşısına çıktı. Açılışa değişik gruplardan siyasetciler, kürd sanatçıları ve birçok bağımsız şahsiyetler devat edilmişti.

Uzun zamandır hazırlığı yapılan Kurdistan-Tv Avrupa Stodyosu dün muhteşem bir törenle açıldı. Saat 16:00 sularında gelen misafirlere yemek ikram edildi, yemekten sonra stodyoya giden misafirler muhteşem bir eylence programıyla başbaşa kaldılar. Ara sıra katılımcılardan günün önem ve anlamı konusunda sorular soruldu. Buna ilaveten Kerkük seçimleriyle ilgili sorular da yöneltildi. Konuşmacılar "Kerkük bir Kürd şehridir ve ebediyen o şekilde kalacaktır" dediler. Stodyoyu da çok güzel gören seyirciler sırayla sahneye cıkan sanatçıları alkış tutarak eşlik ettiler.

Sahnede Hozan Fatê, Hozan Canê, Hozan Ömer Gundi ve Hozan Brader'le başkaları vardı. Hozan Brader Çemê Reinê türküsüyle yine seyircilerin ilgi odağı haline geldi.

Yer darlığı nedeniyle bazı seyircilerin (misafirlerin) erken kalktığı gözlendi, anlaşılan davet edilenlerin çok üzerinde katılmalar olmuştu ki geceyi organize edenler bunu bir kaç defa dillendirdiler.

Dengê mezlûma Almanya
Atatürk’ün Hz. Muhammed (s.a.v.) Hakkındaki Görüşleri:

M. Kemal, Allah'ın yaratılıcığını inkarından sonra, Hz. Peygamber'in peygamberliğini reddediyor ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'i yalancılıkla itham eder:

"Muhammed, Mekke'de müşriklik muhitinde ve tesirinde büyümüş olmasına rağmen, dinî meseleler ve dinî düşünceler, pek derin bir sirette, zihnini işgal ediyordu. Muhammed, 40 yaşına geldiği zaman, vatandaşlarını kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı. Muhammed'in davet ettiği bu dine, o zamanın Hanif'lerine imtisalen İbrahim Dini yahud inkıyad manasına ifade eden "İslam" denilmiştir!" (1)

M. Kemal aynı Mekke müşriklerinin dediğini diyerek Kur'an Muhammed'in sözüdür diyor ve aynı müşrikler gibi Hz. Muhammed (s.a.v.)'i cinli olarak gösteriyordu:

"Tarihi nokta-i nazardan da mütalea edildiği zaman görülüyor ki, Muhammed, birden bire Allah'ın Resulü'yüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arap'ların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek ibtidaî ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunların ıslahı için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisine vahiy ve ilham fikri doğmuştur." (2)

Devamla Hz. Peygamber (s.a.v)'i cinli olarak görür ve cinlerden ilham aldığını söyler:

"Vahiy, ilham fikri Muhammed'den evvel de Arap'lar, şairlerin akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı. Bu kuvvetler Arap'lar için cinlerdi. Cinlerin güya kahinlere galibten haber vermek kudretini ilham etmek kudretini ilham ederlerdi. Bu nev'i itikadlar Arabistan'da her zaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, Muhammed dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmışlardı. O hakikaten cinlerin şairlere şiir ilham ettiğine kâni idi. Arap'lar şairleri bir kahin gibi telakki ederlerdi. Muhammed'in Musa, İsa dinlerine dair öğrendikleri de kendisinde bu itikadı kuvvetlendirmiştir. Bu peygamberlerde melek telakkisi vardı. Dinler nazarında cinler kötü olduğundan peygamberler onlardan mülhem olamazlardı. Muhammed de diğer peygamberler gibi kendisine ilham eden kuvvetin insanları iğfal eden bir kuvvet olmayıp onları hayır ve saadete irşad eden ilahî bir kuvvet olduğuna samimi olarak inandı." (3)

M. Kemal, ilk inen ayetler (Alak Suresi ilk beş ayet) belli olduğu halde bunları inkâr etmektedir:

"Muhammed'in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayetler vardır. Bunlara pek çok efsaneler karışmıştır. Hakikatte Peygamber'in ilk söylediği Kur'an ayetlerinin ne olduğu kati surette mâlum değildir. Muhammed, uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu. Bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi. Muhammed'i harekete getiren ilk âmil, bu samimi heyecanlar olmuştur. Muhammed, bidayete irticalen dini hitabette bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten Nebi'liğe, Nebi'likten nihayet Allah'ın Resulü haline geçti." (4)

Bununla da kalmayıp Kur'an hükümlerinin geçici olduğunu iddia eder. Halbuki Kur'an ve hükümleri ebediyyen kalıcıdır ve geçerilidir. O bunu inkâr ederek, "Hukukî hükümler zaman ve mekân içinde ictimaî heyetlerin uğradıkları değişiklere göre değişegeldiğinden on dört asır evvelki zaman ve mekânın ihtiyacına göre lüzumlu ve kafi görülmüş olan esaslar yerine bugün birçok mütenevvi kanunlar ve usuller konulmak zarureti görülmüştür. Bunlar dahi ebedî olmayıp zamanla değişmeye mahkûmlardır." (5)

Bu yazım Atatürk’ü kendisine rehber kabul eden ve onun kurduĝu laik devleti islam devleti olarak gören ilahiyatçılara ithaf ediyorum.
----------- ------------ ---------- ----------- ------------
(1-2-3-4-5: kaynaklar) Prof. Afet İnan, Medenî Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün Elyazıları
21.01.2005
Mehabat Kürd Cumhuriyet'nin yıl dönümü - 2005.01.23

1940'ların ortalarına kadar ismi pek duyulmayan Mahabad kasabası Reqreq suyu havzasının güneyinde şirin bir Kürd şehri olup, 16 bin cıvarında bir nüfusa sahipti.

1945'lerde dünyayı paylaşan emperyalist güçler olarak bilinen İngilizler, Rusya, Amerika ve muttefikleri, Mahabad’a ulaşamamışlardı. Mahabad’ ne Ingilizler'in ve ne de Sovyetler'in işgalinde olmayan tampon bir bölge idi.

1944 de “Komeleya jiyana kurd “ adıyla kurulan örgüt, 1945 yılında Qadı Muhammed başkanlığında Kürdistan Demokrat Partisini kurar. Qazi Muhammed Kurdistan’da ve özellikle de Mahabad’da dini ve siyasi saygınlığı olan büyük bir şahsiyetti.

Bir taraftan Kürd Devletini kurmakla meşgul olan Qazi Muhammed ve beraberindekiler, diĝer yandan dünya ve civardaki devletlerle de ilişki kurmak istiyorlardı. Bu ilişkiye en başta Rusya olumlu cevap verdi. Sovyetler Birliğinin 1945 te başlattığı ataklardan ilki ile Mahabad'da "Kürdistan-Sovyet Kültürel İlişkiler Cemüyeti"ni kurdu.

Ayrıca Rusya’nın Mahabad’a gönderdiği matbaa makinası ile radyo vericisi Mahabad'da faaliyete geçmiş, aralarında "Kürdistan" adını taşıyan günlük gazetenin de bulunduğu bir çok yayın faaliyet gösteriyordu.

Devlet kurma hazırlıkları tamamlanmış sayılırdı. Bunun üzerine Qazi Muhammed 21.01.1946 günü Mahabad’ın en büyük camisinde parlemento hazırlık toplantısı yapar. Bu tarihi toplantıda, Qazi Muhammed Sovyetler Birliĝinin maddi ve manevi desteĝine deĝindiĝi gibi, Azarbeycan dostluĝunu da dile getirir. Anlaşılan Qazi Muhammed Genç Cumhuriyete gelecek olan tehlikenin buradan gelebileceĝi endişesi içindeydi.

Ertesi gün, Mahabad'da aşiret liderleri, KDP yöneticileri, üç Sovyet subayı ve Mela Mustafa Barzani'nin de hazır bulunduğu, ayrıca halkın da geniş ölçüde katıldığı bir toplantı yapıldı. Toplantıya gelen Sovyet subayları sadece gözlemci olarak katılmış ve mitingi bir jipin içinden seyrediyorlardı.

Tarih 22 Ocak 1946, Mahabad kentinin Çarçıra Meydanında, Kürd Cumhuriyeti ilan edildi ve Kürt ulusal bayrağı göndere çekildi. Toplantıya Irak sınırına komşu aşiretlerin liderleri, Kurdistan’lı siyasetçiler ve birçok şahsiyet de katılmıştı. Daha sonra 30 üyeli bir ulusal parlamento tayin edildi. 11 5ubat 1946 da, 13 üyeli Bakanlar Kurulu oluşturuldu ve Qazi Muhammed, Mahabad Kürd Cumhuriyeti Başkanı olarak yemin etti.

Genç Kurdistan Cumhuriyeti’nin başındaki tarihi lider Qazi Muhammed, kuruluş merasiminde o gün şu şekilde yemin etti.

"Allah’ın büyüklüğü, Kuran-ı Kerim’in kutsallığı, ülkem ve bayrağım üzerine ant içiyorum ki, kanımın son damlasına ve son nefesime kadar, canımla ve malımla, özgürlük yolunda bayrağımızın göklerde dalgalanması için çalışacağıma söz veriyorum."

Daha sonra Cumhuriyetin sınırlarını korumak için bir askeri güç olarak savunma Bakanlığı kuruldu. Bakanlıĝa daha evvel İran ordusunda subay olan ve Qazi Muhammed’in amcası oĝlu Muhammed Hüseyn Seyfi Qadi getirildi. Savunma bakanı ayrıca Cumhurbaşkanı yardımcısıydı.

31 Mart 1946'da Genç Cumhuriyet dört lidere general rütbesini verdi. Bunlar Seyfi Qadi, Omer, Xan Şıkaki, Harna Raşid ve Barzani idi.

Her ne kadar Mahabad Kürt Cumhuriyeti`nin ömrü 11 ay gibi kısa bir süre olsa da, bu süre içersinde Genç Cumhuriyet siyaset ve aydınlanmanın merkezi haline gelmeyi başardı.

Mahabad'da kurulan hükumette 13 bakan yer aldı ve cumhuriyetin anayasası kısa sürede hazırlandı. Mecliste erkekler yer aldıĝı gibi kadınlar da yer almışlardı.

Mahabad Kürd Cumhuriyetinin kuruluşunda Kürdlere destek veren sosyalist Rusya, bazı batılı ülkelerle ilişkilerini bozmamak için Kürdlere olan desteĝini gerı çekti. Sözde insanlara refahı vadeden Sosyalizmle idare edilen Rusya emperyalizmi Kurdistan’ı adeta İran’ın kucaĝına itti. ( Bu yüzkızartıcı tarihi olaya her nedense sosyalistler hiç bahsetmemektedirler)

Rusya’nın desteĝini geri çekmesi İran’ı harekete geçirdi. 24 Nisanda Şah'ın kuvvetleri saldırıya

geçtiler. Albay Kisra'nın komutasında topçu ve suvari desteĝine sahip 600 kişilik askeri kuvvet Qahrawa'ya vardı. Burada istirahate çekilmek isteyen İran birlikleri, aniden burada mevzilenen Barzani'ye bağlı kuvvetlerin saldırısına uĝradılar. Bu ani saldırı karşısında neye uĝradıĝını şaşıran Şah'ın askerleri feci olan bir pusuya düşmüşlerdi. 21 ölü, 17 yaralı ve 180 esiri geride bırakan birlikten sağ kalıp kaçabilenler, Saqız'a kadar kovalandılar. Aynı akşam esirler serbest bırakılıp garnizonlarına geri gönderildiler.

Bu başarılı çatışma aynı zamanda Cumhuriyetin askeri kuvvetle savunulabileceĝi işaretlerini vermişti. Bunun üzerine Qazi Muhammed ve M. Mustafa Barzani cepheye giderek kürd kahramanlarına takdirnamelerini verdiler.

Bunun üzerine, o dönem bölgedeki en etkili güç olan İngiltere’nin desteĝini alan İran, bütün gücüyle saldırıya geçti. Rusya’nın söz verdiĝi silahlar gelmeyince, Genç Cumhuriyet sıkıntıda kaldı.

Cumhuriyeti destekliyebilecek başlıca güç olarak Barzaniler kalmıştı. Barzani'ye bağlı kuvvetleri takviye etme lüzumu doğarsa, savaş alanına sürülebilecek 1000'in altında silahlı savaşçısı olan Mahabad'ın Gawrik ve bir de daha küçük Zerza aşiretleri vardı. Qazi, son olarak aşiretlere başvurarak "eğer savaşırlarsa, Sovyetler'in vaadedilen ağır silah yardımı'nın geleceğini bildirdi ise de, kimseyi ikna edemedi.

13 Aralıkta Qazi Muhammmed'in kardeşi İran meclis üyesi Sadr Qadi, Qazi Muhammed ile İran ordusu komutanı General Humayuni arasında anlaşma sağlamak için arabuluculuğa başladı. Sadr, General Humayuni'ye Kürdler'in Mahabad'ı barışçı yoldan teslim etmeye hazır olduklarını bildirdi. Humayuni, kendisi şehre girerken, Barzanilerin orada bulunmaması şartıyla kabul etti. Bunu denetlemek için öncü güç olarak Albay Caffari komutasında, hükümet yandaşı Dehborki, Mameş ve Mamgurlardan oluşan bir kuvvet gönderdi. Qazi Muhammed bu gücü Mahabad yakınında durdurdu. Albay Caffari'ye, şehri ancak düzenli ordu birliklerine teslim edebileceğini bildirdi. Çünkü aşiret kuvvetlerinin çapul hareketlerine girişeceklerinden endişe ediliyordu. Qazi’nin bu teklifini kabul eden Caffari, aşiret kuvvetlerini geri çekmişti. Böylece Qazi Muhammed, kendi kellesi pahasına da olsa ulusunu bir felaketten daha korumuş oluyordu.

5 Aralık 1946 günü Mustafa Barzani, Qazi Muhammed ile buluşmaya gitti. Barzani çok kızgındı. Başkanı selamladıktan sonra "kararınıza çok teessäf ederim. Ben çok üzgünüm. Durumu gözden geçirerek kararınızı deĝiştirmenizi rica ediyorum. En doĝru karar, İran ordusu ile savaşmaktır. İyi biliyorum ki, teslim olmanız halinde sizi idam edecekler. Şah’ın sözlerine inanıyorsan hata yapıyorsun." dedi. Qazi üzgündü ama yapabilecek hiçbir şeyi yoktu. Barzani'ye "Evet biliyorum, doĝru söylüyorsun, ama artık geç. Kardeşim Sadr, Tahran’da benim için söz aldı. Hiç kimseye zarar vermemek şartıyla teslim olmayı kabul ettik. Biliyorum, ben yalnızım ve kimsem yok.“ derken çaresizliğini de bildirmekteydi. Barzani bunun uzerine yalnız olmadığını, Barzanilerle gelmesini, onların kendisini kanlarının son damlasına kadar savunacaklarını söyledi, ama dinletemedi. Barzani'ye Allah'a yemin ettirdi ve ondan Kürdistan'ın kurtuluşu için mücadeleye devam etmesi için söz aldı. Sonra bazı madalyalarla Mahabad'ın bayrağını Barzani'ye teslim ederken: "Alın, bunları size emanet olarak veriyorum" diyordu. Barzani'ye bağlı güçlerin eski silahlarını yenileri ile değiştirdi ve şehirden uğurladı.

Şah güçleri, 16 Aralık 1946'da Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'i aldıktan bir gün sonra, Barzaniler'in şehirde bulunmadıklarına emin olduktan sonra sonsuz bir gururla 17 Aralık 1946 da savunmasız Mahabad'a girdiler. Böylece kısa ve güzel bir rüya son bulmuş, Mahabad Kürd Cumhuriyeti sona ermişti.

İran Şahı verdiĝi sözünde durmamış ve Qazi Muhammed, savunma bakanı Seyfi Qazi ve kardeşi Sadri Qazi ile birlikte, cumhuriyetin ilan edildiği Çarçıra meydanında 31 Mart 1947 tarihinde idam ettirdi.

Qazi Muhammed belki bedeniyle aramızdan ayrılmış olabilir ama verdiĝi mücadele, ulusuna yaptıĝı hizmetiyle o her zaman Kürd halkının gönlünde yaşamaktadır. Şehid edilişinin 59. yıldönümü münasebetiyle kendisini rahmetle anıyoruz. Mücadelesi torunlarına her zaman ışık olmuştur. Onun bıraktıĝı yerden mücadelemize devam edeceĝimize söz veriyor ve ruhu şad olsun diyoruz.

Yaşasın Kürdistan, kahrolsun sömürgeciler, işgalciler!...

23.01.2005
Türkiye’ye ABD’den Kerkük desteği yok - 2005.01.26

Türkiye, Irak’ın Kerkük kentindeki gelişmelere ilişkin kaygıları konusunda Washington’dan destek alamadı.
26 Ocak 2005 — ABD tarafının, Türkiye’nin, Kürtler’in Kerkük’te seçmen olarak kaydedilmesinde büyük ölçüde usulsüzluk yapıldığı yönündeki görüşüne katılmadığı belirtildi.

Türkiye’nin Kerkük konusundaki kaygılarının, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a yazdığı mektubun yanı sıra, Ankara ve Washington’da ABD’li yetkililere anlatıldığı, Irak makamlarına da bu kaygıların mektupla iletildiği öğrenildi.

Bu kaygıların, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher’ın 13 Ocak tarihli Kerkük konulu açıklamasının ardından iletildiği belirtildi.


BOUCHER: İÇ MESELEDİR

Boucher, “Irak’ta devrik Saddam Hüseyin yönetiminin Kerkük ve çevresinde uyguladığı zorla göç ettirme, mallara el konması ve idari sınırlarla oynanması gibi haksız politikalara çare bulma çabaları, Iraklıların karar vereceği iç meselelerdir” yönünde bir açıklama yapmıştı. Boucher, Iraklılar tarafından hazırlanıp kabul edilen geçici anayasanın Kerkük’le ilgili 58’inci maddesini de tam olarak desteklediklerini kaydetmişti. Bu madde, Kerkük’ten Saddam döneminde sürülenlerin kente dönmesinin sağlanmasına işaret ediyor. Boucher’ın açıklaması, Kerkük’e Kürt göçüne ABD’nin dolaylı desteği olarak yorumlanmıştı.

Geçici anayasanın 58’inci maddesinde Kerkük’ün statüsünün, bu yıl içinde hazırlanacak yeni anayasayla belirlenmesi öngörülüyor. Türkiye ise Kerkük’ün sınırlarının, 58’inci maddenin dışında bir tutumla ‘şimdi’ değiştirilmesi girişimine karşı çıkıyor.

Diplomatik kaynaklara göre Türkiye, Kerkük’e 100 binden fazla Iraklı Kürdün akın ettiğini tespit etmiş bulunuyor. Bu rakamın 80 bininin ise 30 Ocak’taki Irak parlamentosu seçimleri için seçmen kaydı yaptırdığı belirtiliyor.

TÜRKİYE’NİN KAYDILARI NOT EDİLİYOR

Edinilen bilgiye göre ABD’li yetkililer, Türkiye’nin Kerkük kaygılarını ‘not ediyor’ ve Türkiye’nin düşündüğü ölçüde kitlesel Kürt seçmen kaydı yapılmadığı görüşünü dile getiriyor. Bu kaygıların BM’ye iletilmesinin gerekçesini değerlendiren bir kaynak, “BM bir şey yapamaz, ancak bu kaygıların adresidir” dedi.

Washington’daki kaynaklara göre Kerkük konusundaki sorunlar, Irak seçimleri sırasında ve seçimlerden sonra da devam edecek.
 

Kürd ve Kurdistan Meselesi III. - 2005.01.2

İran ve Suriye

Iran:

İranda yaklaşık olarak 8 milyon Kürt yaşamaktadır. Özellikle son yıllarda İslam İnkılabı sonrası bu ülkedeki Kürdlere yönelik bir yumuşama sözkonusudur. Kürdler bu ülkede Türkiye ve Suriye’deki kadar inkârcı olmayan bir statüye sahiptirler. Ama bu statü Kürdlerin beklentilerinin çok altındadır. Gazete, radyo ve Kürtçe Televizyon´un olduğu İran´da Mecliste Kürdistan´ı temsil eden milletvekilleri bulunmaktadır.

Kürd dil ve ırkına dayatma ve zorbalık olmamasına karşılık „Ümmet birliği- Kardeşlik hukuku“ tam sağlandığı da söylenemez. Tağuti rejimlerde olduğu kadar zulümler yapılmamakla beraber, burada da çeşitli haksızlıklar zaman zaman gündeme gelmektedir. Mesela Laik Kemalist rejimle hiçbir konuda anlaşamayan İran İslam İnkılabı´nın Kürd Meselesi´nde kemalist TC. ile paralel hareket etmesi vahim bir durum arzetmektedir… Emperyalizme karşı İran İslam İnkılabını desteklemek İslam Kardeşliğinin bir gereğidir. Aynı hassasiyet İslami İran tarafından müslümanlara karşı yapılmalıdır. Renk ve ırkları ne olursa olsun farketmemelidir. İslam İnkılabı´nın ayrıca burnunun dibinde hatta bir parçası kendi devletinde olan Kürd ve küdistan Meslesi´nde adil davranmalıdır. İnsani ve İslami bütün hakları paylaşmaktan kaçınmamalıdır. Tarihi Halebçe katliamı mustazaf Kürd Müslümanların İran tugaylarına yardım etmeleri ve Saddam´a karşı İslam İnkılab saflarında hareket etmeleri kararı almalarındandır. Hardal gazının atıldığı gece Halepçe´de dört yüze yakın bölge alimleri ve hareket önderlerinin Halebçe´de toplantı halinde iken bu insan tüylerini ürperten vahşet katliam sömürgeci Batı desteğiyle devleştirilen Baas rejimi serdergesi Saddam tarafından mazlum-mustazaf Kürd halkına reva görüldü. Önceleri olduğu gibi Halebçe´de kürdler müslümanların saflarında yer almışlardı. Bilmem hatırlıyor musunuz? Saddam´ın katliamı yalanlaması üzerine İran uçakları riskli uçuşlar yaparak vahşeti görüntüleyip Dünya kamuoyuna duyurmuştu. Belkide bunu bir diyet olarak ve mazluma yapılan zulmü ifşa etme namına yapmışlardı. İran´ın bu ifşa hassasiyeti olmasa Saddam bu vahşeti gizlemeyi başaracaktı. Dünya´dan çeşitli gazetecilerin de bölgeye gelmesiyle vahşetin boyutları ortaya çıkmıştı. Özetle İslam İnkılabı Ümmet şuuru çerçevesinde hareket etmesi gerekir. Kürd meselesinde komşu ülkelerde hükümet eden tağuti rejimlerin uygulamalarına benzer tavırlar sergilemekten kaçınmaları inancın gereği olduğunu hatırlatıyoruz.

Suriye:

Suriye´de yaklaşık olarak 1,5 milyon Kürd yaşamaktadır. Buradaki Kürdlerin hakları tanınmamış ve buradaki Kürdlerin Türkiye´den buraya göç ettiĝi iddia edilmektedir. Bu paralelde binlerce Kürdün kimlikleri elinden alınarak Suriye vatandaşlıĝından çıkarılmış ve maĝdur bir durumda bırakılmıştır. Son yıllarda 1962/93 sayılı kanunla „Zinara Erebi“ (tampon bölge) olarak isimlendirilen bölgeye o günden bu yana uzunluĝu 350, genişliĝi 10-15 km. bir tampon bölge oluşturulmak istenmekte ve Kürdler yerlerinden çıkarılarak onların yerine araplar yerleştirilmektedir. Irak´ın işgalinden sonra Kamışlo ve çevresinde Süriye güvenlik güçlerinin ve milliyetçi nüseyrilerin Kürdlere katliam ve sindirme girişiminde bulunması zulüm mantığının devam ettiğinin göstergesidir.
 
Türk basınının feryadı!

Kerkük elden gidiyor!
Kerkük’ün statüsü deĝişiyor!..
Türkmenler seçimi protesto ediyorlar!..
Kerkük diken üstünde!..
Türk silahlı kuvvetleri Kerkük’te türkmen kıyımını önlemek için Kuzey Irak’a gidiyor!..
Ve daha neler!..
Son günlerde türk medyasının başlıklarına bakanlar, sanki üçüncü dünya savaşı kopuyor sanırlar. Oysa normal olarak dünyanın herhangi bir ülkesi olan Irak’ta yapılan bir seçim var, hepsi bu. Peki nedir bu bir damla suda fırtına koparan bazı türk yetkilileri ve medyasının derdi?

Kerkük’ten zorla çıkarılan kürdler Kerkük’te oy kullanacaklarmış! Bundan daha normal ne olabilirki?.. Hala anlamış deĝilim nedir bunca düşmanlık, nedir bu kin, nedir bu nefret? Bu türk devlet zihniyeti neden kürdlere bu kadar düşmanlık besliyor? Hani et-tırnak gibi kardeştik, ayrılamazdık? Hani bin yıldır birlikte yaşıyorduk? Bu mu kardeşlik?

Ta ilk okuldan üniversite yıllarına kadar hemen hemen her sınıfın ders kitaplarında; birinci dünya savaşında arapların türklere ihanet ettiĝi, düşmanlarıyla birleşerek türkleri arkadan vurduĝu söylenir dururdu öĝretmenler! Ama kürd hakları söz konusu olunca 90 yıllık düşmanlık bitiverdi ve kardeş oldular, şimdi birlikte kürdlere karşı cephe açma planlarını kurmaya çalışıyorlar, ama boşuna! Ne demiş Peygamberimiz „küfür devam edebilir ama zülüm devam etmez.“ Evet zülmün sonu mutlaka gelecektir. Türk devlet zihnyietinin esas korkusu da budur. Bugün Irak’ta serbest seçimler oluyor, kürdler seçime katılabiliyorlar ve hakları neyse elde edeceklerdir, ya bir gün sıra Türkiye’ye de gelse, ya birgün Türkiye’de de kürdler kendi kimlikleriyle seçime gitseler!.. İşte o zaman daha gelmeden derin devleti korku sardı, esas feryadlarının kaynaĝı Irak deĝil, zülümle bunca yıl ayakta kalan zihniyetin sonunun yavaş yavaş geleceĝi korkusudur!.

Irak’ta araplar ve türkmenler seçimi protesto ediyorlarmış! Başlıklara baktıĝınız zaman bunu görürsünüz ama içeriĝe baktıĝınız zaman hepsinin yalan olduĝu ortada. Araplardan küçük bir grup ve türkmenlerden de esasen türkmen olmayan, başı ve kuyruĝu dışarıda olan ve tamamı  derin devletin mit ve ajanlarından muteşekkil türkmen cephesinden başka kimse yok ortalıĝı velveleye verenler!..

Sayıları onun üzerinde olna türkmen parti ve gruplar Türk devletinin gizli emellerini çok iyi biliyorlarki kimse Türkiye’nin planlarına kulak asmıyor ve türkmenler esas kardeşliĝin kürdlerden geldiĝine çok inanıyorlarki seçimde bile kürdlerden ayrılmıyorlar.

Türk basını unutmasın; yazdıkları ve çizdiklerinin tümü kendi arşivlerinde saklandıĝı gibi kürdler tarafından da muhafaza ediliyor! Yarın kürdlerle kardeşlik naraları attıkları zaman bugünün kin ve düşmanlık kusmukları yüzlerini yıkıyacaktır. Artık gerek derin devlet zihniyeti ve gerekse de türk medyası çok iyi bilmelidirlerki Güney Kurdistan’ın kurtuluşuna çok az kaldı, darısı en kısa zamanda diĝer parçaların başına!..

25.01.2005

Gül tehdit ediyor!

Dün Irak’ta bir genel seçil yapıldı. Seçime katılım çoktu, ajansların bildirdiĝine göre katılma oranı %80 civarındaydı. Bazı dış mihrakların da destek verdiĝi bir kaç terörist eylem dışında gün sakin geçti.

Irak seçiminde gözlerin en çok üzerinde olduĝu şehir elbette Kerkük’tü. Kerkük’te de seçimler normal olarak yapıldı. Yıllardır Türkiye’nin propaganda, tehdit ve saldırganlık için kullandıĝı türkmenler sandık başına gittiler ve oylarını kullandılar. Geçen zaman içerisinde türkmenler çok iyi anladılarki Türkiye sadece onlar üzerinde oyun oynuyor, bu yüzdendirki vatandaşı oldukları Kurdistan’da oylarına ve partilerine aynı zamanda devletlerine sahip çıkarak oyunları boşa çıkardılar.

Ama bu Türkiye’nin oyunlarının son bulduĝu anlamında algılanmamalıdır, Türkiye yine oyunlarına devam edecek ve türkmenleri kullanarak Kerkük’te karışıklık çıkarmaya devam edecektir. Dün Kerkük’te türkmen tv’sine yapılan saldırı bunun bir örneĝidir. Kuzey Kurdistan’da meşhur faili mechul cinayetler ve olaylar misali yine faili mecullar tarafından televizyona saldırı yapıldı. Yerel kaynaklara göre türk istihbaratı tarafından yapıldıĝı iddia edilen saldırıda herhangi bir zararın meydana gelmediĝidir. Türkiye’nin orada karışıklık çıkarmak için yıllardır benzeri oyunlara başvurduĝu bilinmektedir.

Abdullah GÜL tehdit etti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bugün Turkish Daily News Gazetesi’ne verdiği demeçte yine örtülü olarak Güney Kurdistan’a müdahale tehdidinde bulundu. Gül demecinde kısaca şunları söyledi:

‘Kerkük, Türkmen ağırlıklı bir yer. Ama Irak yönetimleri zaman zaman Türkmenleri, Kürtleri sürmüşler, başkalarını yerleştirmişler ama Kerkük’ün o kimliği silinememiş. Seçim, etnik çatışmayı tetikleyecek bir etki yaratabilir. Eğer akrabalarımız bu bölgelerde huzur içinde olmazlarsa, onlara haksızlıklar yapılırsa demokratik bir ülkede yönetimler seyirci kalamaz.

Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünden yana.
Türkiye tehditlerle hareket eden bir ülke değil. Ortaya çıkacak aşırılıklardan dolayı ortaya çıkacak başka boyutlu bir çatışma Irak’ı Allah korusun inanılmaz bir kaosun içine sokar. Bu bölge böyle bir sorunu çözemez. Türkiye bir bölge ülkesidir, tarihten gelen bir müktesebatı ve tarihten gelen bir sorumluluğu vardır bu bölgeye karşı.’

Böylesi bir durumda mudahale edeceklerini söyleyen Gül, her fırsatta Güneyi işgal edebileceklerini bir kez daha tekrarlamış oldu.
Dengê Mezlûma
 

Em qezayên biçûk dizanin - 2005.01.01

Em ancex ji qezayên biçûk dikarin agahdarî bikin!..

Mêrik ji Amedê diçû Wanê, dema ku li balafirê sarbe dengek hat guhê wî
- Eman ha sarê balafirê nebe, va balafira li herêma Bilîsê dikeve û kes jê bi saxî xilas nabe.

Mêrik zivirî li derdorê xwe mêzekir kes nedît. Lê tirsiya û zivîrî mal. Li mal li ber radyoyê xebera guhdarî dike. Û xebera nexweş “Balafira ji Amedê diçû Wanê li Herêma Bilîsê ket û kes jê bi saxî xilas nebû!”

Mêrîk şaş ma, gelo ew kî bû xeber da min!.. Lê karê wi heye mecbûr e, biçine Wanê. Baş e ya herî qenc bi tirênê biçe. Çû bilêta xwe birrî lê dema sarê tirênê be dîsa ew denga, dîsa hat mal, dîsa radio û dîsa xebera ne xweş!

Mêjoyê mêrik baş tevihev bûye, lê karê Wanê?..
- Baş ew e ku ez bi otobosê biçim. Dema sarê otobosê dibe dîsa ew deng.
- Eman ha sar nebe va otobosa birê de qeza dike û kes xilas nabe!.. Mêrik zivirî kes tune, heta jê hat qêriya;
- Tu kî yî loooooooooo, tu çima xeberên wiha didî min, jiyana min xilas dikî?
Tu çima xwe nîsan min nadî ? Ka derkeve ez te bibînim?
Dît xişînek berpê tê, devek nêzîkî guhê wî bû û wiha got;
- Ez melekê teyê xêrê me, dema tehluka jiyana te çêbe, wezîfa min ew e ku te agahdar bikim.
Mêrik gelek aciz bûbû û dîsa pirsî
- Belê dema ez bi vê jinê re zewicîm hun li ku bûn Xwedê bela xwe bide weeee! We wê demê çima min agahdar nekir?..
Melek dîsa xwe da ber guhê wî û wiha got:
- Qisûrê nenhêre em ancex ji qezayên biçûk dikarin agahdarî bikin!..

(Yanî zewac û va jina te qezayê mezin in)

Ji pêkeniyên M.Nureddin)
 

Vedin - 2005.01.19

VEDIN

yadê
pêlên tirsa
zarokiya talanbûyî
min
davêjine hembêza te
bi lerza lêvan
tofana rondikan
di bin baskên te de
di barînim
bi îske, îskên
girî
serma tirsa şevê
bi xewnên
hêlîna şîrmijiyê
germ dikim
bi tena serê xwe
li nav babilîsoka tirsê
dilerizim

yadê
Ehrîman fermanê
li Yezdan dike
wîzewîza Ehrîman
dengê giriyê Yezdan
tê min
di nav van dengan de
min xwe
winda kiriye
îşev li xwe
digerim
dîtina xwe
dixwazim
lê ji bilî siya xwe
kesî nabînim
ez bûme siya xwe
siya min
bûye tirsa nava min
û min dispêre
bextê girî
girî
rondikên xwînê
ji dil direşîne
ji çavan pirtir
dil digirî

yadê
li derya ramanan
winda bûme
ji ramaneke
diçime yeka din
bûme nêçîrvanê
bûyî nêçîra
nêçîra xwe
ji hilbijartina
ramanan
bê par mame
cîh û warên
zarokî ya min
li wan derbas bûye
di çavan de
dileyîzin
giriyê te
yên wan şevên zivistanan
di bîra bîranîne de
digirî
xortanî û çelengiyên
bi heval û hogiran re
radibina raperînê

yadê
germiya maça pêşî
hê li ser lêvên min
diherike
şerma çavên dilberê
û lehengiya min
bihev re
dans dikin
ez lehengê beden zevtkirî
wê deriyê bedenê
ji leşkerên ciwaniya min re
vekiribû
lerizandina
di nav çengên min de
ji lerizandina
dilê min
a îşevê qeriz kiribû
siya evînê
em bi hev re
dihejandin

yadê
êşa lehengê
li ber çûnê
nalînên giyandanê
peyvên wî
bi dahola cengê re
asoyê tolhildanê dihejênin
destên min
di nav destên wî de
peyvên dawî
tênegihiştim
û destên min guvaşt
hê ji guvaştina wê şevê têşin
dilê min jî
îşev
bi lerza wê şevê
dilerzê
li zarokî yê
ku bi tenê
li malê dimam
ji tirsan
lêvên min dilerizîn
niha dilê min
dil bûya
çîçikên bi destên zarokan
ji hêlînê derdanîn
û pêdîleyîzin
di nav destan de
ji tirsan dilerizîn

yadê
roja min tarî kirin
rûyê heyvê tenî kirin
stêrkên asimanan hemû
li ber çavên min winda kirin
çirûska hêviya min
vemirandin
di taristana bê hêviyê de
ditirsim

hawar yadê hawar
dengê min
bigihêne Pîrşaryar
ji awirên çavan
ji dengên bilind
ji meşa bilez
ji bêdengiyê
ji dîplomasiya durû
lê ya pir
ji bêbextiya dîrokê
û ji rûreşiyê
ditirsim
yadê

yadê
îşev
ji tirsan
newêrim
hilma xwe bidim û bistînim
giyanê min
ji lingên min re
giran tê
hêza xwe
li ser piyan ragirtinê
di xwe de
nabînim
destan dirêjî min bike
yadê destên xwe
min tu caran
tirsonekî
ne dipejirand
her ku li derî dida
min ew
di nav dûkela
tirsa nava xwe de
difetisand
min nedihêşt
li ser textê
wêrekiyê
bibe fermandar
ku tirs
li feyda min jî bûna
min ew
diqewitand
lê bi tarîkirina
çirûska hêviyê re
ez bûme tirsonek
yadê
ez ne ji
serkeftinên neyaran
û ne ji
dostxuyayên
ku jahra zahferanê
bi me dane vexwarin
ez ji
tênegihîştina dîrokê
û bi rûreşî
ji zayîna wê
ditirsim
jîn û mirin cêwî ne
lê ji çikandina
kaniya hêviyê
ditirsim
ji qebeqeba kewan
û kenên roviyan
ji giriyê hechecikên me
ditirsim

yadê
di belîka cîhanê de
nasname
bi sêdarê ve kirin
li nav dûkela dojehê
fetisandin
bi sîsirkan zimanê wê
dîroka wê
bi mişkan
dane xwarin
rengên wê
li goristana bêrengan
veşartin
Nêrgizên bihara min
bi zayîna jahrînî
çilmisandin
bi fermanên
bêmafiya Ehrîmanan
ez tirsandim

yadê
çirûska bihara min
bi kulîlkên Newrozê re
kujeran
di çavên gerdûn de
vemirandin
xewnên min kuştin
baskên kevokên min
şikandin
ramanên min
şevekorî kirin
xeyalên min
ber avêtin
hêviyên min
sitewr hiştin
sitewr

Kamran Simo
16.02.1999
Seretof
Rosiya

Digrîm - Dildar Îsmail

DIGRÎM

Digrîm û dilê min
Wê şevê ez û te
Di xewnê de digrîm
Çavên bê rûndik
Çavên ziwa
Li ser bedena te
Li ser pêsîra te
Têne xwar
Kul û derdên demê
Diĵwarin
Dema bê bext
Rêça min û te
Gilî û gazin ĵi her der
Ramanên dûre dûr
Kevza çemên ne kûr
Digrîm li ser
Melûlya çavên te
Dêmin ĵi hêstran
Ku xema dikşînin
Sare doĵeha bê evîn
Bihuşta bê dilvîn
dengê giriyê min
Li hev di vegere
Li odeya bê derî
Newala bê dar
Çiyayên bê zar
Digrîm ĵi ber
Civîna çavên xemgîn
Tariya riya dûrbûnê
Bê ĵimar dibhure temen
Tû nabhîze dengê dil
Tû nabhîze qêrîna şil
Qêrîna bê saman
Qêrîna dildarê evînê
Hêvî ĵi hêviyê cudaye
Evîn ĵi xezema daxdaye
Digrîm her şev û roĵ
Di nîvê şevan de
Û di nav bera roĵê de
Têne min awirên te
Çavên reşî ar
Dikim qîr dibim bê zar
Digrîm û digrîm
01.01.2005