Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:32, Sal:2005, Meh:01

Yıllar ve kazanımlarımız! Yıllar ömür tüketmek için midir?
Hollanda'da 'Halepçe katliamı' tutuklaması (BBC) - 2004.12.04
Bazı müslümanlarda ırkçılık dinden daha aĝır basıyor!
Hollanda karên PKK li welatê xwe qedexe kir - 2004.12.07
Zana'dan Herald gazetesine şok ilan (Dış basından) - 2004.12.10
Kürtlerin gazete ilanına tepki - 2004.12.10 - NTV-MSNBC
Sokak çocuĝu olmak mı suç yoksa onları sokaĝa atmak mı? - M.Nureddin
Ne günlere kaldık? - Dengê Mezlûma
Reklam mı gerçek mi? Leyla yine gündemde - 2004.12.16
Birgün erken bayram yapmak!
Ermeniya Tirkiyê protesto kirin - 2004.12.17
Musul’da türklere saldırı yapıldı, 5 polis öldürüldü - 2004.12.19

Metin Kaplan mahkemede İslam’ı savundu
Pirtûkeke nû ya Bûbê Eser li Istanbulê derket
Şevbuhurka bi Malbatan - 2004.12.22
Hikûmeta Tirkiyê ji eleqa YE bi Amedê re aciz in - 2004.12.24
Kürdler seçimle birlikte referandum yapmayı da düşünüyorlar - 2004.12.24
Sadreddin hoca hakka yürüdü - 2004.12.26
Van’da Sıkı Yönetim hala devam ediyor!. - 2004.12.27

Yıllar ve kazanımlarımız! Yıllar ömür tüketmek için midir?

Geçen yıl bugün duvara astıĝımız 365 sayfalık takvimden sadece bir sayfa kaldı, hatta kimileri biraz acele ederek bu son sayfayı da adeta geçen yıla lanet okurmuşçasına koparıp attılar. Sahi bu yıllar niçindir? Bir yıl boyunca bekleyip yılın sonunda Noel babaları kutlamak için mi, yoksa yeni yılda bir gecelik eĝlence yapmak için mi? Ya geçen koskoca yılda yapılanların muhasebesini kim yapacak? Yoksa “nasıl olsa geçene mazi derler, muhasebesini yapıpta ne yapacaz, işte iyisiyle kötüsüyle geçip gitti, biz yeni yıl için aldıĝımız hindileri afiyetle yiyip, ekran başında dansözleri seyredelim” mi diyeceĝiz?

Geçen her yılın ömrümüzden 365 günü alıp götürdüĝünü unutuyormuyuz yoksa, yoksa bunun hesabını yapsakta yapmasakta birgün mutlaka bu günlerin hesabı bizden sorulacaĝını bilmiyormuyuz? Unutmayalımki geçen her yıl bizi hesap gününe daha çok yaklaştırıyor, bunu görsekte görmesekte bu bir gerçek!..

Dönüp baktıĝımız zaman geçen koca yılda birçok fırsatı kaçırmışızdır. Bu kimine göre siyasal açıdan, kimisine göre ibadet açısından, kimisine göre parasal açıdan böyledir, tabi bu koca yıl içerisinde kasalarını dolduran zenginler, tahtını daha da kuvvetlendirmek için masum insanların kanına girenler de az deĝil.

Yaşadıĝımız her an herkes için önemlidir biliyoruz, ama önüne bir hedef koyan ve bir davaya inananlar için bu önem biraz daha artmaktadır. Zira idealist insanlar önlerine bir hedef koyarken, bunun için bir takvim de belirlemek zorundalar. Programlarını takvimlerine göre hayata geçirmek, uygulamak zorundadırlar. Yoksa ne hedeflerinin nede programlarının bir ehemmiyeti kalmaz. Bir misalla açıklamak gerekirse, kürd siyasetçilerini örnek gösterebiliriz!.. Acaba kürdler ne istediler, bunu nasıl bir programla nasıl bir takvime baĝladılar ve isteklerinde ne kadar başarılı oldular!..

Olaya bir bütün olarak baktıĝımızda genelde kürdler savundukları davada istenen hedefe varamadılar. Geçen yılda bir önceki yıla nisbeten Güneybatı (Suriye) ve Doĝu Kurdistan’da (İran) deĝişen bir şey olmadı, her iki bölgede de kürdlerin bir kazanımı olmadı, sadece her iki devletin idaresinde biraz yumuşama oldu diyebiliriz, ama bu da kürdler üzerindeki hakimiyetlerini daha da pekiştirmek ve dışardan olası gelecek müdahalelere kapı bırakmamak içindir, yoksa kürdlerle masaya oturup herhangi bir taviz verdikleri yoktur, belki misal vermeye de gerek yok ama Qamişlo serhildanından sonra ele geçirdiĝimiz kazanımlar varmı diye sorsak sanırım buna olumlu cevap verecek kimse olmaz.

Güney’in (Irak) durumunda da bir deĝişiklık yok, henüz Güney Kurdistan’ı arzumuz dahilinde idare edemiyoruz, hala bölge yönetimleri var. Kerkük hala halledilmis deĝil, eskiden Kerkük’e baĝlı ilçeler, nahiyeler var hala Kerkük’e baĝlanamadı, Kerkük’ten zorla çıkarılan kürdler henüz mekanlarına yerleşmiş deĝil, Saddam döneminde deĝişik arap devletlerinden getirilen ve kürdlerin yerlerine iskan ettirilen araplar henüz Kerkük’teler, komşu devletlerin Güney üzerindeki tehditleri hala devam etmektedir. Kürd malı olan petroller hala kürdler tarafından idare edilmiyor, öz petrollerinden bile ancak yüzde sekiz (%8) pay alabiliyorlar. Sanırım Güney’in de öyle takvimli bir programları yok, iş oluruna bırakılmış gibi!..

Gelelim Kuzey’e!.. Kuzeyde kürdleri iki kısma ayırabiliriz.

Birincisi Apo ve apocuların yürütükleri programlar.

İkincisi Apo karşıtı kürdler, yani yine kürdler birbirlerine karşı siyaset yapıyorlar. PKK’nın dün dünyanın en güçlü örgütlerinden biri olduĝu hepimizin malumudur, belki bügün düne nazaran kuvvetini üçte iki kaybetmişse de, bugün hala Kuzey Kurdistan’da en güçlü kurumdur, istesekte istemesekte, sevsekte sevmesekte bu böyledir. Bunun için de Kuzey’deki kürd siyaseti Apo’nun siyasetine paralel yürümektedir. Bir başka tabirle Apo hem kendi siyasetine hem de karşıt kürdlerin siyasetine yön vermektedir. Türkiye’ye geldiĝi günden beri devlete verdiĝi söz gereĝi Türkiye’nin Uniter yapısının bozulmaması için elinden geleni yapıyor. Her hafta avukat ve diĝer bazılarıyla görüşmeleri anında kürd alemi içerisinde yayılmakta ve herkes onunla uĝraşmaktadır.

Açık ve net ifadelerle ve çok bariz sözlerle ifade ediyorumki hiçbir yoruma gerek kalmasın. Apo Uniter ve bölünmez bir Türkiye için siyaset yapıyor, her türlü sorunun demokratik bir devlet içerisinde çözülebileceĝini iddia ediyor ve bu siyasetini büyük bir hızla yürütmektedir. Aynı zamanda buna destekte bulmaktadır. Kimisi hainlikle suçlar, kimisi taktik der, kimisi mehdi ilan eder bu ayrı mesele!
 
Peki Apo karşıtı kürdler ne yapıyorlar?..
Buna kısa bir cevap vermek isterim ama saygıdeĝer kürd siyasetçileri ve kürd aydınları dostlarım sakın alınmasınlar, amacım kimseye hakaret deĝil, ama gerçek bir şey varki o da “Apo karşıtı kürdler de sadece Aponun siyasetiyle uĝraşmaktadırlar.” “Apo böyle dedi, Apo şöyle yaptı, Apo devlet yanlısıdır, Apo şudur, Apo budur” gibi sözlerle vakit kaybediyorlar, bazen aklıma geliyor diyorum kendi kendime “ ya Apo olmasaydı sahi diĝer kürdler neyi konuşacak, neyi yazacaklardı.” İşin ilginç bir yanı daha var! Düne kadar demokrasi ve demokratik cumhuryet tezleriyle kürd sorunu hallolur diyen Apo’yu hainlikle suçlayanlar bugün federal yada baĝımsız Kurdistan’ı hiç dillerine almıyorlar, yani açıkçası onlar da artık kürd sorunun demokratik bir ortamda hallolacaĝına inanıyorlar gibi!.. Kısacası Apo’nun tezleri ve ona paralel Apo karşıtı görüşler pekte farklı deĝiller! Görünen o!.. Dün PKK’nın uydusu olan kurumlar bugün aynen o şekilde başkalarını kendilerine uydu yaparak aynı siyaseti yapmaktadırlar, deĝişen sadece isimlerdir ama siyasette hiçbir fark yoktur, sanırım dostlarım ne demek istediĝimi çok iyi anlamışlardır.

Avrupa Birliĝi Türkiye’ye müzakere tarihi vermeden önce AB’ye üç ayrı kürd raporu gitti. Bunun yanında bir de Paris çıkışlı bir gazete bildirisi (ilan) oldu ama hiç birinin müzakere tarihi üzerinde bir etkisi olmadı. Raporunda kürd kelimesine bile yer vermeyen Gunther Verheugen’lara kalırsak sanırım sorunumuz daha onyılları alacaktır. Hangi demokrasi ve hangi hak hukuktan bahsediyoruz? Kurdistan’ı 4’e bölen şimdiki demokrasi havarileri olan eski demokratik devletler deĝilmiydi?

Bana kalırsa Kürd sorunu hakimiyeti altında bulundukları devletlerin demokratikleşmeleriyle hal olması mümkün deĝil, eĝer AB, ABD ve diĝer ülkeler gerçekten demokrasi ve insan haklarına inanıyorlarsa “Kürdlere kendi kaderlerini kendilerinin çizmelerine yardımcı olsunlar, kürdler de dünya milletleri gibi bir devlete sahip olsunlar, daha sonrasını kürd halkına bıraksınlar, onlar demokrasiyle mi, islamla mı, krallıkla mı v.s. kendilerini idare edeceklerini kendileri karar versin. Biz bu 2004 yılında bu fırsatı ele geçiremedik, umarım 2005 yılında aramızdaki farklılıkları, muhalif kurum ve fikirleri bir tarafa bırakarak Kürd Ulusu için elle tutulur bir siyasetimiz olacaktır, olmalıdır zira başka seçeneĝimiz yoktur.

Bu vesileyle yeni yılın bütün insanlık alemi için hayırlı olmasını diler, kürd alemi için de birlik, beraberlik ve kardeşliĝin tesis edileceĝi yıl olsun derim.

Saygılarımla
31.12.2004
 

Nihayet çatışma olmadan öldürdüklerini itiraf ettiler - 2004.12.04

Mardin – Kızıltepe olayı devletin resmi makamlarınca aydınlandı. Meclis İnsan Hakları Komisyonu ekibince yapılan soruşturma neticesinde Kızıltepe’de öldürülen Ahmet Kaymaz ve 12 Yaşındaki oĝlu Uĝur Kaymaz’ın bir çatışma yaşanmadan devletin özel timleri tarafından öldürüldükleri itiraf edildi. Ama iktidarda olan AKP Hükumetine göre buna ”yargısız infaz” denmez!..

Günlerdir kamuoyunu meşgul eden ve bir çok defa eylemlerle protesto edilen Mardin Kızıltepe olayı nihayet aydınlandı. Olayla ilgili olarak görevlendirilen AKP İstanbul Milletvekili Nimet Çubukçu, Diyarbakır Milletvekilli Mehdi Eker ve Tokat Milletvekili Şükrü Ayalan, Mardin Valisi M. Temel Koçaklar, Savcı Pınar Akkoç Haktanır, Kızıltepe Kaymakamı Engin Durmaz ile görüştüler. Daha sonra Kaymaz ailesini de ziyaret ettiler. Kaymaz ailesi ”Mardin Valisi ve Kızıltepe Kaymakamının görevden alınması” istedi. Buna cevap olarak ekip; ”valimizin bu işin içinde olduĝuna inanmıyoruz. 12 yaşındaki bir çocuğun terörist olarak tanımlanmasından ne kadar rahatsız isek, yargısız infaz yaptığı suçlamasıyla henüz deliller ortaya çıkarılmadan emniyet güçlerimizin de sorumlu tutulmasından doğrusu rahatsızlık duyarız.’ Dedi.

Vali bu işin içinde deĝilse peki Mardin’i kim idare ediyor diyen cenaze sahipleri, babasıyla yemek yerken yaşı kadar kurşun yiyen ve oracıkta ölen Uĝur’un acaba hangi mahkeme tarafından idami verilmişti de buracıkta infaz edildi?Zaten öldürülen kürd olduktan sonra yargı olmuş olmamış çok mu önemli, bugüne kadar onbinlerce kürd bu şekilde öldürüldü, acaba bugüne dek kime yargısız infaz dendiki Uĝura densin” dediler.

Konuyla ilgili olarak 1 emniyet müdür yardımcısı ve 3 polisin açığa alındıĝı söyleniyor. Ancak cenaze sahipleri bunların açıĝa alındıĝına deĝil, terfi edilmek üzere başka yerlere tayin edildiklerine inanıyor.

Hollanda'da 'Halepçe katliamı' tutuklaması (BBC) - 2004.12.04

Hollanda'da bir kişi, Halepçe katliamı olarak bilinen olayda, Irak yönetimine yardımcı olduğu iddiasıyla gözaltına alındı.

Halepçe'de 5 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor

Hollanda savcılığının bir sözcüsü, 62 yaşındaki Frans van Anraat'ın Saddam Hüseyin yönetimine kimyasal madde yapımında kullanılan malzemelerden tonlarca sağladığını öne sürdü.

Anraat'ın malzemelerin hangi amaçla kullanılacağından haberdar olduğu öne sürülüyor.

Savcılık açıklamasında, 'Zanlının (van Anraat), 1984-1988 yılları arasında kimyasal madde yapımında kullanılan binlerce ton ham maddeyi eski Bağdat yönetimine sağladığından şüphelenilmektedir' denildi.

Halepçe'de kimyasal silahların kullanıldığı operasyonda 5 bin civarında Kuzey Iraklı Kürt'ün öldüğü tahmin ediliyor.

Vanraat'ın 1989 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin talebi üzerine İtalya'nın Milan kentinde tutuklandığından bu yana şüpheli olduğu belirtildi.

Daha sonra serbest bırakılan van Anraat, Irak'a kaçtı ve 2003 yılına kadar bu ülkede kaldı.

Assocıated Press ajansına göre, van Anraat, 2003 yılında Irak'ı Suriye üzerinden terkederek Hollanda'ya döndü.

Birleşmiş Milletler, eski Irak yönetiminin ana tedarikçisi olan van Anraat'ın aralarında hardal gazı ve sinir gazının bulunduğu kimyasal malzemeleri 36 ayrı seferde naklettiğinde şüpheleniyor.

Nakledilen malzemeler ise Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'dan sağlanmış.

Savcılık açıklamasına göre, Belçika'nın Antwerp limanından yüklenen malzemeler Ürdün'ün Akabe limanına sevkedildi.

Amsterdam'da pazartesi günü tutuklanan van Anraat'ın bu hafta içinde yargıç karşısına çıkarılması bekleniyor.

Kaynak (http://www.bbc.co.uk/turkish/)

Bazı müslümanlarda ırkçılık dinden daha aĝır basıyor!

Ramazan Bayramı Şenliĝinde Türkiye’den Almanya’ya gelen Milli Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ekrem Kızıltaş, salonda yaptıĝı konuşmasında „eskiden Avrupa ülkeleri elbisemizden bile korkar, yer ve yurtlarını terkederlerdi“ demişti. Ne ilginç dimi deĝerli okuyucular! Sayın Müdür bunları derken hergün sokakları temizlemekle karınlarını doyuran bir çok dinleyiciden ses seda çıkmadı. Biri çıkıpta “evet müdürüm ama şimdi biz Avrupa işçi elbiselerini giymekle şeref duyarız” demedi, diyemedi!..

Zamanımızda birçok insan ve hatta bir çok ulusun duçar olduĝu hastalıklardan biri de ırkçılıktır. Irkçılıĝı herkes kendine göre tarif etsede Peygamberi efendimizin bir tek tarifi vardır. Bu tarife göre şöyle diyebiliriz: “Irkçılık zülümde kavmine yardımcı olmak, onlara destek vermek, onun yanında olmaktır.” Bugün birçok insan bu şekilde davranıyor. Bunun yanında bir çoĝu da kavminin geçmişiyle övünüp duruyor, ırkının eski hali ve özellikleri (doĝru/yanlış), savaşları, hikayeleri, efsaneleri kendisi için bir avutma kaynaĝıdır.

Bu kavimlerden ben sadece ikisine temas etmek isterim, kürdler ve türkler. Kürdler genellikle Med İmparatorluĝu ve Selahaddinê Eyyubî ile övünürler. İşte Selahaddin şöyle yaptı, böyle yaptı, haçlı seferlerini geri gönderdi!.. Med İmparatorluĝunun sınırları İran körfezinden Karadeniz, Hazar Gölü ve Antalya’ya geliyordu v.s. Özellikle de sosyalist kürdlerin daha bir ince özelliĝi var! Onlar din iman dendimi hemen havaya kalkarlar, ama iş serhildanlara, yiĝitliĝe, yurtseverliĝe geldimi Selahaddinê Eyyubî, Şeyh Mahmud Berzenci, Şeyh Said, Mela Mustafa Barzani, Qazi Muhammed gibilerini öve öve bitiremezler, oysa adı geçen Zevati Kiram’ın hepsi birer dindar insanlardı. Yine aynı şekilde Kürd edebiyat ve kulturunde de böylece ikili oynarlar, edebiyatçılarımızın inançlarını hiç zikretmezler ama iş kulture gelince Ehmedê Xanî dünyanın en büyük edebiyatçısı olur, ne tuhaf dimi deĝerli okuyucular!..

Türkler de öyle!.. Özellikle müslüman türklerin bir kısmı daha garibtir. Devri Saadet bir tarafa bırakılarak Osmanlıdan dem vururlar. 1426 yıldır geçen dönemden sadece Osmanlıyı örnek alırlar, ama tabiiki iyi taraflarını. Bir müslüman türk Yavuz Selim’den bahsederken onun Halifeliĝi zorla ele geçirip Memluku ortadan kaldırdıĝi zaman binlerce islam askerini nasıl kılıçtan geçirdiĝinden bahsetmez ama, fetih (işgal) dönemi hocasının atının ayaĝının altından sıçrayan çamurun paşanın kaptanına isabet ettiĝini ve Paşanın beni bununla defnedin dediĝini zikredip ilme olan saygınlıĝını dile getirirler.

Ne tuhaftır!.. Hz. Huseyni şehid eden katiller, yakında bir köyde geceliyorlar, sabah camiye namaza giderken biri imama soruyor:
- Hocam elbiselerimizde pire pisliĝi var, onunla namaz caiz mi?
İmam ters ters bakar;
- Brey zalim dün Peygamberin torununu kılıçtan geçirdiniz, O’nun kanı hala elbisenizde, kılıçlarınızda daha kurumadı, neden ondan sormuyorsunuz?

İşte dedik hastalık, kendi menfaatına uygun olan söylenir, medhiyeler dizilir, ama hesaba gelmedi mi, kimse bir şey anlatmaz.

Ramazan Bayramından bir hafta sonra Bayram şenliĝi adı altında bir program düzenlenmiş. Almanya’nın Dortmund kentinde ve Beyaz Saray düĝün salonunda. Programı düzenliyen Milli Görüş Teşkilatı. Gerisini şenliĝe giden adını vermek istemediĝimiz bir kardeşimizden dinliyelim.

O gün ailece biz de ordaydık. Ben sadece bir şenlik olur diye iki küçük çocuĝum ve hanımımla gitmiştim. Programı istiklal marşıyla açtılar, hem de rahat-hazırol komutlarıyla!.. Daha sonra kahramanlık marşları, yiĝitlik türküleri, Erbakan’ın banttan mesajı okunduktan sonra, kürsüye Milli Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ekrem Kızıltaş geldi. Ekrem bey türk islam kardeşliĝinden, birlik ve beraberliĝinden bahisle AKP hükumetine de bir kaç taş fırlatmıştı. Felluce, Kudus kardeşlerimiz bir kez daha hatırlatıldı, Akp işbirlikçi telakki edildi, ama İsrail-Türkiye askeri antlaşmasından hiç bahsetmedi, çünkü bu antlaşmayı bizzat Mücahid Erbakan! imzalamıştı.

Daha sonra Osmanlıdan övünerek bahseden ve tarihi kahramanlıklarını anlatan Kızıltaş şöyle bir hikaye anlattı.

Osmanlı döneminde Rein Nehrinin güneyindeki Fransız çiftçiler her yıl mahsullarını nehrin Kuzeyindeki almanlara kaptırıyorlarmış. Fransızlar çalışıyor, çabalıyor ama mahsul zamanı alman çiftçiler nehri geçip zorla hepsini talan ediyorlarmış. Alman hükumeti sessiz, Fransız hükumeti ise çaresizdi. Fransızlar konuyu Osmanlı padişahına getirmişler. Padişah askeri yönden uzak olduklarını buna müdahale edemiyeceklerini ancak yüzlerce Osmanlı askerinin elbiselerini alıp mahsul zamanı giymelerini tavsiye etmiş. Elbiseler alınmış, mahsul zamanı giyilmiş, ama bu yıl almanlardan hiç bir ses seda çıkmamış. Fransızlar merak etmişler, acaba neden böyle oldu. Bu sefer fransız çiftciler nehrin kuzeyine gitmişlerki civardaki bütün köylüler göçetmişlermiş!.. Merak edip sormuşlar çevreden “meĝer almanlar Osmanlı elbislerini görünce memleketlerini terketmişler, osmanlı buraya kadar geldi diye, ellerine neyi alabilmişlerse yüzlerce km daha kuzeye çekilmişler!.. Eh bu kadarına da pes doĝrusu!..

Almanya’nın sokaklarını temizlemekle geçimlerini saĝlamaya çalışan bir çok insanın orada dinlediĝini unutmuşa benzer müdür galiba. Yoksa bu yalanı söylerken biraz yüzü kızarırdı. Oysa müdür kendini hala uydurduĝu hikaye döneminde olduĝunu sanıyordu, ya orada oturanlar! Onlar da müdürün sohbeti bitsede evlerimize gitsek, yarın Pazartesi ve sokaklardaki çöpler bizi bekliyor diye düşünmekten kendilerini alıkoyamamışlardır sanıyorum.

Evet kardeşimizin sözü burda bitti, ancak biz hadis diye geçen bir sözle yazımıza son verelim. “Öyle bir zaman gelecekki zamanın kavimleri geçmiş atalarıyla övünürler, dikkat edin onlar cehennem kömürüdürler:”

Saygılarımızla
05.12.2004
Hollanda karên PKK li welatê xwe qedexe kir - 2004.12.07

Demek dirêj bû ku PKK li Hollandayê di bin navê hinek rêxistinan de karên siyasî dikir, ta niha hukûmeta Hollanda ji wan re çavên xwe digirt, lê îro bi angorê biryara hukûmeta wan hemî karên PKK li wir hate qedexe kirin.

Bi angorê biryarê, ne PKK bi tenê, hemî rêxistinên ku di lista Yekîtiya Ewrûpa de bi rêxistinên terorîstî hatine binav kirin hemî hatin qedexe kirin û wariyeta rêxistinan hatin cemidandin.

Ev biryar li ser daxwaze wezîrê edaletê hate civîna wezîra û civaka wezîra ev jî qebûlkirin. Her wek PKK hinek rêxistinên din jî bi nav kirin, wek Hemas, El-Eqsa, ûwd. Her wiha rêxistinên qedexekirî nikarin bi navek nû jî rêxistina sazkin û karên siyasî bikin.


Hollanda PKK’nin çalışmalarını yasakladı.

Uzun zamandan beridir Hollanda’da deĝişik isimlerle dernek açıp siyasi çalışmalar yapan PKK, bugün yasaklanıp terörist örgütler listesine alındı.

Adalet Bakanının isteĝi üzerine Bakanlar Kurulunda PKK ve diĝer yasaklanan örgütlerin çalışmaları ele alındı. Toplantıda bugüne kadar Avrupa Birliĝinin listesinde terör örgütü olarak tanımlanan bütün kurumların çalışmalarının yasaklanması ve mal varlıklarının dondurulması kararı benimsendi. PKK ile birlikte adı zikredilen Hamas, El-Aksa gibi örgütler de yasaklandı.

Toplantıda benimsenen görüşe göre, bundan böyle bu tür kurum ve örgütlerin, olası yeni isimlerle dernek açıp çalısmaları da yasaklanacak.

Zana'dan Herald gazetesine şok ilan (Dış basından) - 2004.12.10

Eski DEP milletvekili Leyla Zana'yla birlikte bazı belediye başkanları, politikacı, sanatçı ve aydın, International Herald Tribune gazetesine gündemi sarsacak bir ilan verdi

İlanda şu ifade yer aldı: ‘Türkiye, İspanya’nın Bask ve Katalan, Belçika’nın Valonlar bölgeleri için tanınan ve Ankara’nın Kıbrıslı Türkler için de istediği hakların tümünü Kürtlere tanımalıdır.’

Herald Tribune’e yarım sayfa ilan veren Leyla Zana ve arkadaşları, 17 Aralık öncesi Türkiye’yi zor durumda bırakacak isteklerde bulundular. Ankara’da soğuk duş etkisi yaratan ilanda Türkiye’ye tarih verilmesine karşı çıkan ülkelerin eline önemli kozlar verildi.

Aralarında kapatılan DEP’in tahliye edilen Diyarbakır eski Milletvekili Leyla Zana ve arkadaşlarının yanı sıra belediye başkanları, politikacı, sanatçı ve aydınların bulunduğu bir grup, International Herald Tribune (IHT) gazetesine verdikleri ilanda, Türkiye’den isteklerini açıkladı.

Avrupa’da İngilizce çıkan saygın gazetenin önceki günkü baskısında yarım sayfa olarak yayınlanan ‘Türkiye’deki Kürtler ne istiyor?’ başlıklı ilanda, Türkiye’nin, İspanya’nın Bask ve Katalan, İngiltere’nin İskoç ve Belçika’nın Valonlar bölgeleri için tanınan ve Ankara’nın Kıbrıs’taki Türk azınlık için de istediği hakların bölgesel güvenlik ve istikrar için Kürtler’e de tanınması istendi. Bu taleplerin Türkiye’nin AB üyelik sürecinde temel kriterler olarak benimsemesi çağrısı yapıldı.

Paris Kürt Enstitüsü imzasıyla verilen ortak deklarasyonda, sayıları 15-20 milyon olarak iddia edilen Türkiye’deki Kürtler’in 20’nci Yüzyıl boyunca adaletsizlik içinde yaşadığı iddia edilerek, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde bu durumun değişebileceği yönünde umut doğduğu ifade edildi. İlanda önemli fırsat olarak nitelenen AB sürecinin hem Türkler hem de Kürtler’e uzlaşma ve Kürt sorununa barışçı çözüm bulma şansı sunacağı belirtilirken, Türkiye’nin öncelikle gerçek bir demokrasi kimliğine kavuşması gerektiği savunuldu.


İŞTE TALEPLER

Deklarasyonda Kürtlerin talepleri şöyle sıralandı:

Kürt halkının varlığını tanıyan, kendi dilinde eğitim, yayın hakkını garanti altına alan ve kendi kurum ve kuruluşlarını oluşturmasına izin veren yeni demokratik bir anayasa.

Türkiye’de silahlı çatışma ve şiddete son verecek, ülkeyi güven ve uzlaşı ortamına kavuşturacak genel af.

Avrupa’nın da desteğiyle Kürt bölgelerinde ekonomik kalkınmanın hayata geçirilmesi ve 1990’larda yıkılan 3 bin 400 Kürt köyünün yeniden kurulması ve 3 milyon Kürt’ün evlerine dönmesi.


Deklarasyona imza atanlar

IHT’deki ilanda yer alan deklarasyona imza atanların bazıları şunlar: Leyla Zana, Mehdi Zana, Feridun Çelik, Murat Bozlak, Yusuf Alataş, Tuncer Bakırhan, Naci Aslan, Hatip Dicle, Mehmet Abbasoğlu, Songül Erol Abdil, İbrahim Aksoy, Mahmut Alınak, Selim Sadak, Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Orhan Doğan, Rahmi Saltuk, Ferhat Tunç, Ahmet Tulgar.

DHA
------------------- ------------------------------

Zana ve arkadaşları çark etti


Leyla Zana ve arkadaşlarının ilanı büyük tepki çekince eski DEP'liler geri adım attı. Eski DEP'liler, kendi siyasi misyonlarının özerklik koşullarına uymadığını iddia ettil

Eski DEP milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak, International Herald Tribune gazetesine verdikleri ilanla ilgili olarak hiç olmaması gereken bir gündem yaratıldığını iddia ettiler.

Eski DEP'liler, temsil ettikleri siyasi misyonun, özerklik ve otonomi içeren federatif bir çözümlerin çağımız ve günümüz koşullarına uymadığını bildirdiler.

"KÜRT HALKINA FATURA" SUÇLAMASI

Zana, Dicle, Doğan ve Sadak, ortak yaptıkları yazılı basın açıklamasında, bazı basın organlarında, International Herald Tribune gazetesinde yayınlanan bir ilan metninden yapılan alıntıyla AB-Türkiye ilişkilerini zedeleyecek, hiç olmaması gereken bir gündem oluşturulmaya çalışıldığını öne sürdüler.

Açıklamada, "Gerek Türkiye içinde gerekse de uluslararası alan ve devletler düzeyinde Türkiye'nin AB'ye alınmasını istemeyen güçler dayanışma halinde müzakerelere tam üyelik perspektifiyle en kısa sürede başlanması yolundaki beklenen kararı engellemek, süreci provoke etmek, Türkiye'yi kaotik bir ortama sürüklemek ve bunun faturasını bizler şahsında Kürt halkına çıkartmak istemektedirler" suçlamasında bulunuldu.


"BASIN, DOSTLAR VE İÇ DİNAMİKLER"E PAS


Açıklama şöyle devam etti:

"Bizler buna alet olmamakta kesin kararlıyız. Ancak en az bizim kararlılığımız kadar dostlarımızın da kesin kararlılığı gerekmektedir. Bu bakımdan, öncelikle yapılması gereken bu tehlikeyi görmek, buna zemin olmayacak bir pozisyon almak ve önlemler geliştirmektir. Bu kritik aşamada görev sadece bizlere değil, başta medya olmak üzere Türkiye'yi AB'ye taşımak isteyen tüm dostlarımız ve iç dinamiklere de düşmektedir"


"BAZI KÜRTLER İSTEYEBİLİR AMA BİZ ONLARDAN DEĞİLİZ"

Açıklamada, "Bazı Kürtler Türkiye'de Kürt sorununun çözümü için İspanya'yı, İrlanda'yı, İtalya'yı hatta Kıbrıs'ı referans ya da örnek model olarak gösterebilir. Fakat Türkiye Kürtleri'nin ezici bir çoğunluğu ve temsil ettiğimiz siyasi misyon, Türkiye'de Kürt sorunun çözümünde, otonomi- özerklik içeren federatif çözümlerin çağımız ve günümüz koşullarına uygun olmadığını düşünmektedir" denildi.


"İLANA DEĞİL DEDİĞİMİZE BAKIN"

Türkiye'nin AB'ye tam üye olması yolunda yoğun bir diplomasi faaliyeti yürüttüklerini belirten Zana ve arkadaşları, düşünceleinin farklı ortamlarda değişiklik göstermediğini de savundular. Açıklamada, Sakharov ödül töreni nedeniyle Avrupa Parlamentosu'nda yapılan konuşmanın, bu konudaki tavırlarının en önemli kanıtı olduğu belirtildi.

Tartışılması gerekenin bu konuşma olduğu ifade edildi.

--------------------- ------

Kaynak www.internethaber.com/10.12.2004

Kürtlerin gazete ilanına tepki - 2004.12.10 - NTV-MSNBC

Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Kürtlerin Avrupa’da gazetelere verdikleri ilanı “büyük bir talihsizlik” olarak nitelendirdi. Zana ve arkadaşları ise yanlış anlaşıldıklarını savundu.

10 Aralık 2004— Aralarında DEP’li milletvekillerinin de bulunduğu 200 Türkiyeli Kürt’ün International Herald Tribune ve Fransız Le Monde gazetelerine verdiği ilan tartışma yarattı. Hükümet, muhalefet ve KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ilana sert tepki gösterdi.

Aralarında Leyla Zana ve arkadaşlarının da bulunduğu 200 Türkiyeli Kürt, Herald Tribune ve Le Monde gazetelerine verdikleri ilanda, Türkiye’nin Kıbrıs Türkleri için talep ettiği haklara eşdeğer haklar istedi.

Taleplere sert tepki gelmesinin ardından DEP’liler tarafından yapılan açıklamada gazete ilanının yanlış yorumlandığı bildirildi.


DEP’LİLERİN AÇIKLAMASI

Eski DEP’liler, Türkiye Kürtlerinin ezici bir çoğunluğunun Kürt sorunu için özerklik içeren federatif çözümü düşünmediğini bildirdi.

Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak’ın imzası ile yayınlanan yazılı açıklamada, basında yer alan haberlere tepki gösterildi.

Eski DEP’liler açıklamada, “AB’nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararını engellemek, Türkiye’yi kaotik bir ortama sürüklemek ve fatura da bizler şahsında Kürt halkına çıkartılmak istenmektedir” dendi.


“ÖZERKLİKTEN YANA DEĞİLİZ”

Bazı Kürtlerin Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için İspanya, İrlanda, İtalya hatta Kıbrıs’ı model olarak gösterdiğini hatırlatan eski DEP’liler, kendilerinin ise özerklik içeren federatif çözümlerden yana olmadıklarını bildirdi.


AB’YE ÇAĞRI

Temsil ettikleri siyasi misyonun, Türkiye’nin AB üyeliği için diplomatik faaliyetlerine devam ettiğini belirten Zana ve arkadaşları, Brüksel’e de “Müzakereler tam üyelik perspektifiyle en kısa sürede başlamalıdır” çağrısı yaptı.


KÜRTLER’E SERT TEPKİ

Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ise gazete ilanına sert tepki göstererek, Kürtlerin bu adımını “büyük bir talihsizlik” olarak nitelendirdi.

Şahin, “Yabancı basında böyle bir ilan çıktığına dair haberleri ben de okudum. Eğer gerçekten böyle bir talepleri varsa, şu anda vatandaşı bulundukları ülkenin Anayasası’nı, Anayasa’daki üniter yapıyı tamamen bozucu bir düşünceyi taşıyorlar demektir. Bu ilan, önceki sözlerini ve beyanlarını tamamen değiştiren bir yaklaşımdır, kendileri açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Şu an açıklamayı biz değil, onlar yapmalı” şeklinde konuştu.


DENKTAŞ’IN TEPKİSİ

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla


Zana’nın da aralarında bulunduğu Avrupa ve Türkiye’de yaşayan 200 Kürtün, Ankara’nın Kıbrıs’taki Türk azınlık için istediği hakların, bölgesel güvenlik ve istikrar için Kürtler’e de tanınması yönündeki isteğine sert çıktı.

Denktaş, International Herald Tribune gazetesine verdiği ilanda, Türkiye’den Kıbrıs konusunda istekte bulunan, kapatılan DEP’in eski Milletvekili Leyla Zana’yı sert bir şekilde eleştirdi.

Denktaş, İspanya’nın Bask ve Katalan, İngiltere’nin İskoç ve Belçika’nın Valonlar bölgeleri için tanınan ve Ankara’nın Kıbrıs’taki Türk azınlık için de istediği hakların, bölgesel güvenlik ve istikrar için Kürtler’e de tanınması yönündeki Zana’nın isteğiyle ilgili olarak, “Kıbrıs Türkleri’ne yeni bir hak verilmemektedir. Kıbrıs ya Yunanistan’a gidecekti, ya Türkiye’nin olacaktı.

Kıbrıs Yunanistan’a verilmek istendi, Türkler ‘hayır’ dedi. Biz azınlık değiliz. Üniter bir devleti ayırmaya çalışmak suçtur. Ada ikiye bölünmüşse, Rumlar Türkler’in haklarını ortadan kaldırmak için savaş açtıklarındandır.

Ben Zana’yı akıllı bir hanım sanıyordum. Yanlış örnekler vererek işi bulandırmaktan öteye gitmemektedir. Ayıp ediyor. Burada hak ve hürriyet için yapılan çalışmaları baltalamaktadır. Buna da hakkı yoktur” dedi.


CHP: LOZAN’IN İNKARI

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen de, Lozan’da hiçbir Müslüman gruba azınlık hakkı verilmediğini belirterek, “Böyle bir taleple çıkmak Lozan’ın inkarı anlamına geliyor” dedi.

................ .....................
Kürtler AB basınına ilan verdi

Türkiyeli 200 kadar Kürt, iki gazeteye ilan vererek, taleplerini Avrupa kamuoyuna duyurdu.

10 Aralık 2004 — Aralarında kapatılan DEP’in tahliye edilen Diyarbakır eski Milletvekili Leyla Zana ve arkadaşlarının yanı sıra belediye başkanları, politikacı, sanatçı ve aydınlarında bulunduğu, ‘Bölgesel barış, istikrar ve adalet için’ taleplerin karşılanmasını isteyen Kürtler, bu metni 17 Aralık zirvesi öncesinde, Türkiye ve Avrupa Birliği yetkili kurumlarına da sunacak.

International Herald Tribune ve Fransız Le Monde gazetelerinde yayınlanan ‘Türkiye’deki Kürtler ne istiyor?’ başlıklı ilanda, “Türkiye yöneticilerinden ve Avrupa yetkililerinden Türkiye’de Kürtlerin bu meşru taleplerinin yerine getirilmesini bölgesel barış ve istikrarın ve adaletin gereği ve Türkiye’nin AB’ye girişinin önkoşulu olarak değerlendirmelerini istiyoruz” deniyor.

Deklarasyonda, Kürtlerin 20’nci yüzyıl boyunca adaletsizlik içinde yaşadığı iddia edilerek, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde bu durumun değişebileceği yönünde umut doğduğu da ifade edildi.


GENEL AF YASASI TALEP EDİLDİ

Türkiye’nin AB sürecini destekleyen metinde Türkiye’nin, İspanya’nın Bask ve Katalan, İngiltere’nin İskoç ve Belçika’nın Valonlara bölgeleri için tanınan ve Ankara’nın Kıbrıslı Türkler için de istediği ettiği hakların, sayıları 15-20 milyon olarak nitelendirilen Türkiye’deki Kürtlere de tanınması istendi.

Paris Kürt Enstitüsü imzasıyla verilen ortak deklarasyonda, 1990’larda zorla boşaltılan 3400’ü aşkın Kürt köyünün yeniden inşası ve 3 milyona yakın Kürt göçmeninin yurtlarına döndürülmesi, genel siyasi af çıkarılması, Kürt halkının varlığını tanıyan, kendi dilinde eğitim, yayın hakkını garanti altına alan ve kendi kurum ve kuruluşlarını oluşturmasına izin veren yeni bir demokratik anayasa hazırlanması da talep ediliyor.


DEKLARASYONA İMZA ATANLAR

Deklarasyona imza atan isimlerden bir bölümü şöyle:

Leyla Zana (Kapatılan DEP’in Diyarbakır eski Milletvekili), Mehdi Zana (Diyarbakır eski Belediye Başkanı), Feridun Çelik (Diyarbakır eski Belediye Başkanı), Murat Bozlak (HADEP eski Genel Başkanı), Yusuf Alataş (İnsan Hakları Derneği Başkanı), Tuncer Bakırhan (DEHAP Genel Başkanı), Naci Aslan (CHP Ağrı Milletvekili), Hatip Dicle (Kapatılan DEP’in eski Genel Başkanı), Mehmet Abbasoğlu (Kapatılan HADEP’in eski Başkanı), Songül Erol Abdil (Tunceli Belediye Başkanı), Abdullah Akengin (Dicle Belediye Başkanı), Abdullah Akın (HADEP’li Batman eski Belediye Başkanı), İbrahim Aksoy (Malatya eski Belediye Başkanı), Mahmut Alınak (Kapatılan DEP’in eski Şırnak Milletvekili), Selim Sadak (Kapatılan DEP’in eski Şırnak Milletvekili), Ahmet Türk (Kapatılan DEP’in Mardin eski Milletvekili), Sırrı Sakık (Kapatılan DEP’in Muş eski Miletvekili), Orhan Doğan (Kapatılan DEP’in Şırnak eski Milletvekili), Abdullah Demirtaş (Diyarbakır-Suriçi Belediye Başkanı), Rahmi Saltuk, Ferhat Tunç.

Sokak çocuĝu olmak mı suç yoksa onları sokaĝa atmak mı?

Özellikle 1984 yılından bu yana sürdürülen kirli savaşta T.C.Devleti ve PKK adeta anlaşmışçasına Kürd köylerini boşalttılar. PKK daĝda bir köy yakınında bir eylem gerçekleştiriyor, devlet o köyü ve etraftaki bütün köyleri kuşatıyor, „ya korucu olursunuz ya da bu diyardan sürgün edilirsiniz“ diyor. Kabul etmeyen köyler devlet tarafindan yakılıyor, yıkılıyor. Bir kısmı öldürüldü, bir kısmı canlı canlı ateşe verildi. Kaçıp canını kurtaranlar ise çoĝu türk metropollerine sıĝınmak zorunda kaldı, ye sonrası?..
Aynen o şekilde şurada burada sürünmek istemeyen ve aynı zamanda kerhen de olsa silah almak zorunda kalan köyler de PKK ratafından aynı muameleye tabi tutuldu. „Bunlar haindir, bunlar korucudur, bunlar türk devletine calışyorlar“ dediler, yaptıkları katliamlara bir kılıf buldular. Gel gelelimki bugün ençok T.C.'nin birlik beraberliĝini savunanlar yine Apo’ya baĝlı pkk’liler oldu. Bu arada gerçekten para karşılıĝıda kürd kardeşlerini öldürmek için silah alan hainler de vardı, yani koruculardan. Bu konuyu başka bir yazımıza havale ediyoruz, yakında inşallah!..

İki ateş arasında kalan kürd halkı, evini barkını geride bırakıp metropollere yerleşmeye kadar verdi. Bu göçten en çok nasibini alan şehirlerden birisi, hata en önemlisi Diyarbakır’dır diyebilirz. Sıcak ikliminden ve büyük şehir oluşundan dolayı göcedenlerin ilgi alanına girmisti. Evi yakılıp yıkılanlar eşyası, parası neyi geçirebildiyse Diyarbakır’a akın akın göçettiler. Şehrin etrafinda kimisi çadır kurarak, kimisi kamışlardan ev yaparak barınmaya çalıştı. İyi ama ya iş, ya aş? İşte bütün mesele burada noktalanıyor. Babalar iİsiz, anneler aşsız, çocuklar sokakta başıboş. Tabiiki bunların yemeye içmeye de itiyacı olacaktı. Ne yapsın çocuklar? İş bulanlar karın tokluĝuna çalıştı, bulamayanlar ise mecburen sokak suçlarını işlemeye başladılar. Her yakalandıkları zaman suçlu muamelesini gördüler. Diyebilirkizki belki bir çoĝu «sadece karnıma bir lokma ekmek girsin, geceleyecek bir yer bulayım» diye bu suçu işlemişlerdi. Nasıl olsa hapishane kaldıkları çadır ve kamış evlerden daha iyiydi onlar için.

Mahkemelerde hiç bir hakim ve savcı sormadı. "Neden sokaklarda yaşıyorsunuz, kim sizin bu sokaklara girmenize sebep oldu, hani evleriniz, neden evlerinizi terkettiniz?" Çünkü devletin hakimleri savcıları bunu çok iyi biliyorlardı. Önemli olan suçtu ve cocuklar T.C. kanunlarına göre suç işlemişlerdi, hepsi bu. Ellerini vicdanlarına koyup sizi bu hale getiren devlet zihniyetine ve sebep olanlara lanet olsun diyecek bir babayiĝit çıkmadı.

Şimdi okudugumuz, aldıĝımız haberlere göre çeteler kimsesiz çocukları Diyarbakır’dan, Kurdistan’dan zorla kaçırıyor İstanbul gibi büyük kentlere götürüp satıyorlar. Burada yine suçlular kürdler oluyor, kimse çetelerden hesap sormuyor, kimse kürd çocuklarını bu hale getiren devlet ve yöneticilerden hesap sormuyor, oysa asıl, suçlu onlar! Daha buluĝ çaĝına eremiyen çocukların neyin suç neyin suç olmadıĝını nerden bilsinlerki? Birilerinin buna el atması gerek ama kim? Devlet gerçekten devlet olsaydı, hak hukuku tanısaydı, kürdlere esir muameleyi reva görmeseydi, onlara kardeşlik elini uzatsaydı, bugün ne bu olaylar olurdu, ne kimse evinden, barkından olurdu ne de sokak suçlularla dolardı. Ama derin devlet için de en iyisi kürd halkının potansiyel suçlu olduĝudur, halk içinde şu veya bu sebepten dolayı suçluların çoĝalmasıdır. Bunun için gerekirse derin devlet çete-mafya gruplarına destek te verebilir hatta kendisi de kurabilir. Son olaylarda bu açıkça ortaya çıkmıştır, artık çok iyi bilinmektedirki  derin devlet kürd çocuklarına el atmak bir yana yargısız infazlarla terbiye ediyor !.. Kızıltepe olayı bir misaldır.

Kürd çocuklarını bu hallere düşürenler unutmasınlarki yaptıklarının hesabını verecekleri birgün mutlaka gelecektir. Birlikte bu hallare düşürdükleri halkımızı yine 20 yıl önceki hallerine geri getirsinler ve ellerini halkımızın yakasından çeksinler onlardan başka ihsan istemeyiz.

11.12.2004
 
M.Nureddin Yekta
Ne günlere kaldık? - 2004.12.12

Önce ilan ver, dikkatleri üzerine çek, sonra pişman ol görevine devam et!..
Sahi dün aponun anasının elini öpüp elpençe duranlar hala, kendilerini kürd temsilcisi mi sanıyorlar?
Kürd sorunu reklam misali ilanlarla mı duyuruluyor? Neden binlerce kürd sitelerine bu ilan verilmedi?
Bir ileri iki geri oynayan DEP’liler neyin peşinde, kime hizmet ediyorlar?
Kaç gündür ortalıĝı karıştıran bir konu var. Leyla Zana ve arkadaşları bazı kürdlerle bir ilan vermişler International Herald Tribune, Le Monde gazetelerine.
Konu derhal yetkiliye ulaştırıldı.
- Ya Serok be senin kız ne yapıyor?
- Vallah billah haberim yok, bu kız deli yine birileri aklını çalmış galiba.
- Hani sen bize hizmet edecektin, yani tam sırası mı bugün, 17 Aralık yaklaşırken ne bu talihsiz ilanlar? Bunca saygın yaklaşımımızın karşılıĝı bu mu olacaktı?
- Ya vallah billah ben hizmette kusur etmiyorum, ne yapam köylü kadını işte, cahil, her saat başında duramamki.
- Şu deliyi ararmısınız?..
- Hay hay, hemen arayalım bakalım mesele neymiş?
- Aloo, deli kız sen ne yapıyorsun?
Bu ne saçmalıklar? Ne demek Bask, İrlanda v.s. bu aklı kim size veriyor, bozmayın kafamı ha vallah hepinizi……. Düşünün devletin üzerinizdeki nimetlerini, daha dün dört duvar arasında esirken, sizleri hürriyete kavuşturup yeni bir hayat baĝışlamadık mı? Cebinizde yeşil pasaportlarla diyar diyar dolaşmıyormusunuz? Yüce Devletimizin bütçesinden maaş alıp geçiminizi saĝlamıyormuyuz? Bize karşı gelmeyin ha adıma yemin ederimki topunuzu yakarım, doĝrusu çok nankörsünüz!..
- Yüce…..
- Sus, daha sözlerim bitmedi..
- Biz yanlış...
- Daha düne kadar, kişiliksiz, şahsiyetsiz idiniz, kimse sizi tanımıyordu, sizi insan yaptık, sizi bu halka önder hale getirdik, herkes adınızı duydu, sizi katımızdaki nimetlerin hepsinden nimetlendirdik, hatta o güzel hayat ve anıları kasetlere kaydettikki zaman zaman seyredip eski hayatınızı düşünesiziniz ve sakın bir yanlışlıĝa girmeyesiniz diye, ama sizler etrafınızdaki şeytanlara uydunuz, bunca nimetlerimizi unuttunuz, andolsunki sizi tekrar eski halinize çevireceĝiz!
- Yüce Peygamberim katınızda amacımızı izah edebilirmiyiz?

- Anlat bakim kişiliksiz şeyler!..
- Peygamberim, aslında bizim bu ilanın altına imzamızı atmamızın sebebi bu tür modası geçmiş, çaĝımıza ve önderliĝimize layık olmayan şeyleri istediĝimizden deĝil, başka şekil adımızı duyuramazdık, malum Avrupa dönüşünden sonra yüce devletimiz bizi unutmuşa benzedi, halktan deĝişik sloganlar peydah oldu. Amacımız bir kere daha dünyaya ve Devletimiz Türkiye’ye hatta halkımız türklere sesimizi duyurmak, bundan sonra zaten yine hizmetimiz gereĝi yorumlarımızı yaptık. Bakın bütün dünya duyduki „biz ayrıcılıktan taraf deĝiliz, biz Türkiye’mizin birlik beraberliĝinden yanayız, bu şekilde AB’ye sesimizi bir kere daha duyurmuş olduk, bir hata olduysa tövbe ediyoruz, dergahınızda tövbemiz kabul ola!..“
- Eferim.... bir daha bensiz, böyle karışıklıklara sebep olmayın, yukardakiler yanlış anlayabilirler, sizinkiler yine saçmaladı diyebilirler, beni yukardakilerin nezdinde mahcup duruma düşürmeyin. Bilirsinizki biz sizi gözetleyiciyiz, açıĝa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de biliyoruz, üzerinizdeki meleklerimiz hayır ve şerrlerinizi kayde alıyorlar, bizden hiçbir şey gizli kalmaz!..

Deĝerli okuyuclarımız!
Günlerdir tartışılan bu konuyu daha fazla tartışmaya gerek varmı, konuyu sürekli gündemde tutmak acaba zaten Devlet ve Leylaların isteĝi deĝil mi? Bununla halkımızın kamuoyunu meşgul etmiyormuyuz? Aslında belki üzerinde durulacak bir konu da deĝil ama, söz açılmışken bir kaç söz yazalım.

1- Söz konusu ilanda adı geçen kişiler bütün kürd grup, örgüt yada kurumunu temsil etmiyorlar. Dolayısıyla ilanlarının hicbir kıymeti yoktur.

2- Bu kişiler eĝer gerçekten yurtsever insanlardı neden Devletle işbirliĝi halinde oldukları tartışılmaz hale gelen Leyla ve ekibiyle imza atıyorlar? Neden sözüm ona ikiyüz (200) kürd bir araya gelip bir kurum oluşturmuyorlar, neden bu isteklerini önceden kürd kurum ve kuruluşlarıyla tartışmıyorlar, onların fikirlerini almıyorlar, ondan sonra ilan vermiyorlar?

3- Leyla ve ekibi otonomi içeren federatif çözümlerin çağımız ve günümüz koşullarına uygun olmadığı düşüncesinde olduklarını defalarca belirtmelerine raĝmen neden sözkonusu kürdler hala onlarla birlikte hareket ediyorlar?

4- Abdullah Öcalan İmralı’da idare ettiĝi gibi Bekaa ve Şam’da örgütünü bu kadar idare edemiyordu, kimse neden bunun sebebini açıkça ortaya koyamıyor? Bu adam idama mahkum edilmemiş miydi? Bu adam sözde tek başına bir adada kalmıyor muydu? Hapiste eline telefonu çevirip örgütle konuşturulduĝu doĝru mu? Osman ve arkadaşları ayrılmadan önce onlarla hiç görüştü mü? Neden Osman ve arkadaşları bu konuya bir açıklık getirmiyorlar?

5- Bazen verdiĝi demeçlerde silahlı mücadeleye tekrar dönebileceklerini söyleyen Öcalan’ın bu sözlerinin basına verilmesine neden devlet engel olmuyor? Devlet bu kadar aciz mi? Yoksa kürd halkını tekrar bu kurumun etrafında birleşmek mi istiyorlar? Öcalan ve kurumunu yeniden kürdlere sevdirmek mi istiyorlar?

6- Cezalarının bitimine 3-4 ay kala hapisten bırakılarak adeta devlet ve apo sözcüleri gibi Kurdistanı diyar diyar dolaştırılan Leyla ve arkadaşlarının gerçek siyasi misyonu nedir? Leyla’nın video kasetleriyle düşürüldüĝü ve bir şantaj aracı olarak kullanıldıĝı sözler doĝru mu?

7- Dün kürdlerle türklerin kardeş halk oldukarını idda eden Leyla’nın bugün „biz türkler çok misafirperveriz,“ sözünden ne anlıyoruz? Yoksa Leyla siyasi misyonu gereĝi yarın da çıkıp „biz kürdlerin aslı türktür“mü diyecek? Leyla neden bu kadar teşhir ediliyor? Amaç nedir?

Bunlar ve bunlara benzer bir çok soru gelir isnanın aklına, ama biz tahmin ediyoruzki bu tür sözler, ilanlar ve hatta devletin sözde karşı tavrıyla DEP’lier meşrulaştırılmak isteniyor, bir başka deyimle Apo’nun adına bunlar meşrulaştırılıyorlar ve kürdlere hiç bir hak tanınmadan Türkiye’nin AB’ye girmesi hedefleniyor. Ancak buna kimse kanmasın, Avrupa Birliĝi Türkiye’ye müzakere tarihi verse bile, kürdler eninde sonunda haklarına kavuşacaklardır. Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi dünyanın sonu deĝildir. Her ne suret ve isimle olursa olsun Türkiye’nin AB’ye girmesi halinde enaz 25 milyon kürd de AB vatandaşı olur ve sorun yine kürd lehine çözülecektir.

Sagılarımızla
12.12.2004

Reklam mı gerçek mi? Leyla yine gündemde - 2004.12.16

Geçenlerde İnternational Herald Tribune gazetesinde yayınlanan ''Türkiye'deki Kürtler Ne İster'' başlıklı ilana ilişkin olarak Adalet Bakanlıĝı soruşturma açılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılıĝı’nı görevlendirdi.
Konuyla ilgili olarak görevlendirilen Basın Savcısı Kürşat Kayral, ilanın altında imzası bulunan bazı kişiler hakkında soruşturmanın başlatıldıĝı ve bu kişiler arasında Leyla Zana ve Hatip Dicle’nin de bulunduĝunu söyledi.
Birgün erken bayram yapmak!

Yarın ne olacaĝı kesin olmamakla beraber büyük bir ihtimalle Türkiye’ye şartlı müzakere tarihi verilecek. Ama türkler ve apocular bugünden bayram yapmaya başladılar, sanki Türkiye AB’nin üyeliĝini almış, kendi iç problemlerini halletmiş, bir genel afla Abdullah Öcalan serbest bırakılmış, hatta bir Türkiye Partisi Genel Başkanlıĝı sıfatıyla Türkiye parlementosunda göreve başlamış, „Türkiye’deki kürdler ne istiyor“ ilanıyla kendilerini bir kez daha teşhir edenler de arzu ettiklerine kavuşmuş gibi ortalık bayram sevinciyle dolup taşıyor. Bu ne acelecilik bu ne şenlik!..
 
Bir kere şunu iyice anlamalıyızki 45 senedir Türkiye AB’ye girmek istiyor ancak 45 seneden sonra kendilerine ancak şartlı müzakere hakkı veriliyor. Yani gerekirse AB müzakereleri dondurup T.C.’nin üyeliĝini rafa kaldırabilir.

İkincisi, eĝer T.C.’nin AB’ye girmesi daha çok Türkiye’nin yararına olsadı elbette bugün müzakere tarihini de alamazdı. T.C.’nin AB’ye girmesi türklerden daha çok AB’nin yararındadır. Burada çok sevinmesi gerekenler varsa avrupalılar olmalıdır.

AB’nin müzakereler başlamadan T.C.’den istediĝi bazı şartlar vardır. Bu şartlar kısaca şunlardır.

Ermeni soykırımının kabul edilmesi ve Ermenistan ile sınırı açması ve karşılıklı olarak barış sürecine destek verilmesi.
Türkiye'de azınlıkların faliyetlerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve bu çerçevede Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun açılması.
Kıbrıs Rum Bandralı gemilere serbest dolaşım hakkının verilmesi ve tarımla ilgili kısıtlamaların kaldırılması.
İşkenceyle mücadele edilmesi ve Güneydoĝudaki koruculuĝun kaldırılması.
Aleviliğin tanınması ve korunması, dini eğitiminin gönüllü olması.

Kürd sorunu bir başka bahara kaldı, ancak apucular karar metninde kürd halkının inkarına dair bir ibarenin olmamasından dolayı memnunlar, (sanki bu söz daha önce kararda varmış gibi) bunu bir bayram sevinci haline getiriyorlar. Türkiye’deki kürdler ne istiyor ilanına imza atanlar ise neye sevineceklerini biz bilemiyoruz, umarız onlar da sevinecekleri bir şey bulmuşlardır.

Ancak altını çizerek diyoruz ki: „Türkiye’ye müzakere hakkının verilmesi hatta AB üyeliĝine alınması kürdler için dünyanın sonu olmaz, olamaz da!.. Bir kere 2014 yılına kadar Türkiye AB’ye giremez, yani daha önümüzde on yıl var. Bu on yıl içerisinde dünyanın durumu nasıl olur bunu şimdiden kestirmek imkansız, ama bunu rahatlıkla diyebilirizki Kürdler taraf kabul edilmeden enazından federal bir yapıya kavuşmadan Türkiye’nin Avrupa Birliĝine alınması söz konusu olamaz. Önemli olan önümüzdeki bu on yıl içinde birlikte hareket etmek ve kardeşlik birliktelik adı altında başkalarının kapısına kul köle olmaktan ziyade ULUSAL bilincimizi daha da geliştirmek.

16.12.2004
Ermeniya Tirkiyê protesto kirin - 2004.12.17

17.12.2004 - Îro rojek krîtîk e boy Tirkiye, lewra va 45 sal e ku dixwazin bikevin Yekitîya Ewrûpa. Îro belku tarîxa mizakerê bidin dewleta tirk. Wek tê diyarkirin ku ji boy kifse kirina tarixa mizakerê pewist e ku Tirkiya Dewlata Qibrisê nasbike û wek wê komkujiya ermeniyan jî.

Boy vê, ji duhve bi hezaran ermeni li Brukselê civîyan û îro dewleta tirk protesto dikin. Di dest wan de ala Yunanistan û Ermenistanê, dibên bila Yekîtiya Ewrûpa zorê li Tirkiya bike daku Tirkiye komkujiya sala 1915 ku li ermeniyan hatiye kirin qebul bike. Armanca ermeniyan ya yekem ewe ku Tirkiya komkujiyê qebûl bike li pey wê ermeni wê doza tazmînat û erdê jî ji Trikiyê bikin. Di civîna Parlementerên YE'de hêj eskere behsa pirsgirêka kurd nahatiye kirin!..


Ermeniler atakta

17 Aralık 2004 - Bugün 45 yıllik dönemin en kritik günü, zira Brüksel'de Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi tartisiliyor, ancak masaya konulan konulardan en önemlisi Ermeni soykirimi ve Güney Kibris'in taninmasi.

Güney Kibris'in taninmasi müzakere tarihinin verilmesi icin ön sart, ancak ermeni soy kirimi sonraya birakilabilir. Bu yüzden binlerce ermeninin geldigi Brüksel'de Türkiye protesto ediliyor.

Ellerinde Ermenistan ve Yunanistan bayrakları taşıyan binlerce gösterici, AB liderlerinden, Türkiye’nin ermeni soykırımı tanıması için Ankara’ya baskı yapmasını istiyor. Türkiye karşıtı Ermenice, Almanca, Fransızca, Yunanca ve Arapça yazılı pankartlarını açan Ermeni eylemciler, 1915 soykırımını unutmadıkları sloganları atıyorlar.
Musul’da türklere saldırı yapıldı, 5 polis öldürüldü - 2004.12.19

19 Aralık 2004 - Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliği’nde görev yapmak üzere Tüürkiye'den Irak'a giden konvoya Musul yakınlarında kimliği belirsiz kişilerce bir saldırı düzenlendiği, saldırıda 5’i Türk toplam 7 kişinin yaşamını yitirdiği bildiriliyor.

17 Aralıkta meydana geldiği belirtilen olayda Türk Dışişleri bakanlığı bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre "
Bağdat Büyükelçiliği koruma ekiplerinin değişimi çerçevesinde, 8 kişiden oluşan güvenlik ekibinin, karayoluyla Habur üzerinden hareket ettiği, ancak konvoya Musul çıkışında kimliği belirsiz kisilerlerce ateş açıldığı, 5 güvenlik görevlisi ile 2 Iraklı şoförün yaşamını yitirdiği, olay yerinde bulunan ABD kuvvetlerinin müdahalesiyle, saldırganlardan ikisinin öldürüldüğü, ekibi karşılamak üzere konvoyda bulunan Bağdat Büyükelçiliği Güvenlik Ateşesi’nin de yaralandığı ve ABD hastanesine kaldırıldığı" bildirildi.

Irak'lı direnişçilerin ABD ve muttefiklerine karşı başlattıklari saldırılar devam ederken son zamanlarda türklere karşı saldırıların da arttıgı gözleniyor.

Metin Kaplan mahkemede İslam’ı savundu

20.12.2002 - Bir süre önce Almanya’dan Türkiye’ye iade edilen İslami Cemiyet ve Cemaatleri Birliği yöneticisi Metin Kaplan’ın, bugün mahkemeye çıkarıldı. Hakkında „yakalansa teslim olur, pişman olur, devletten özür diler“ gibi bir sürü dedikodu yapılan Kaplan bugün dedikoduların aksine inandıĝi davasını savundu. Mahkemede ayetlerle savunmasını yapan Kaplan’ın tutuklu halinin devamı kararıyla tekrar hapishaneye gönderildi.

Hakkında
“anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs etmek”
1997 yılında milletvekillerine gönderilen “Anadolu Federal İslam Devleti’nin kurulduğunu” ilan eden bildiri
“Anadolu Federe İslam Devleti’nin yayın organı “Ümmedi Muhammed Dergisi”nde 1999 yılında yazdığı yazıda, Türkiye’yi bölmeyi hedef aldığı iddiası
suçlarından yargılanan Metin kaplan Kur’an’dan ayetler okuyarak savunmasını yaptı. Kaplanın savunmasından bazı cümleler:

Savunmasında hakkında açılan davaları hatırlatan Kaplan, “Her şeyden önce terör ve terörist suçunu külliyen reddediyorum. Ben müslümanım Elhamdülillah. Herhangi bir müslüman terörist olamaz, teröristler müslüman olamaz. Bunların ikisi birbirine zıttır”

“Türkiye'yi darülharp olarak nitelendirdiğimize ilişkin beyanlar gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye, darülislamdır, yani İslam diyarıdır, benim ülkemdir”

“Kadın erkek tüm Müslümanlar eğer İslam devletinde yaşıyarlarsa bunu korumak, yaşamıyorlarsa İslam devletini kurmak zorundadırlar”

”Tebliğ görevini yapmamak, Allah'ın lanetine uğramaya neden olur. İslam, hem din, hem devlettir. İslamı tüm insanlığa tebliğ etmek gerekir. Tebliğde kin ve düşmanlık söz konusu değildir. İslam tebliğinin kin ve düşmanlığa tahrik olduğunu söylemek, İslamı bilmemektir. Biz bölmek değil, insanları birleştirmek istiyoruz”

“İnsanının yeryüzüne halife olarak gönderilmiş şerefli bir mahluktur, halifelik müessesesini islam alemine getirmekteki nedenin dağınık olan islam alemini birleştirmektir.“

“Cihat denilince hemen akla savaş gelmemelidir. Cihat, sözlü, yazılı olabilir. Bizim şu anda yaptığımız savunma bir cihattır. Cihadın silahla yapılanı savaş şeklidir. Allah'ın emriyle peygamberin ilan ettiği cihadı biz de dünyanın gündemine getirmişizdir. Cihat ile terör birbirine karıştırılıyor. İslam ile terör özdeşleştirilerek kullanılıyor. Bunlar kasıtlı olarak islamı kötülemek amacıyla yapılıyor. Irak'ta vahşeti işleyenler terörist değil, vahşete karşı koyanlar terörist ilan ediliyor.”

“İslam, hac, oruç, namaz, fitre, zekat sanılmamalı. İslam'ın kendisine özgü bir siyaseti, devlet anlayışı vardır.
Devletsiz islam düşünülemez. Hadiste belirtildiği gibi din ile devlet ikiz iki kardeştir”

“Elhamdülillah alnım açık, yüzümüz ak, hırsız, soyguncu, vurguncu, hortumcu, katil, cani, kapkaççı değiliz. Devleti dolandırmadık. Sadece Hac Suresi'nin 40. ayetinde geçtiği gibi (Allah birdir. İslam, hem devlet hem siyaset) demişiz. Tesettür, örtünme islamda var demişiz. İslamın devleti varsa onu korumak, yoksa kurmak kadın-erkek herkese farzdır. Herhangi bir devletin işgal edilmesini istemiyoruz. Bizim düşüncelerimize katılmayabilirsiniz. Ancak terör ve terörist diyemezsiniz. Biz din ve vicdan özgürlüğü taraftarıyız. Bu milletin evlatlarının Alevi-Sünni, Türk-Kürt, radikal islamcı olarak bölünmesine karşıyız. Bu düşünceleri suç olarak nitelendiriyorsanız, özgürlük anlayışınızı sorgulayın. Hani düşünce özgürlüğü vardı? AB'ye giriliyor. Bildiriden, yayından, insanların konuşmasından bu kadar korkmanın nedenini anlamak mümkün değildir”

Yazılı savunmasından sonra gerek mahkeme heyeti ve gerekse de gazetecilerin sordukları sorulara cevap vermeyen Kaplan’ın duruşmayı ertelendi.

Metin kaplanın ifadesini oturduĝu yerden okuması ve ayaĝa kalkmaması dikkat çekti.

Tekrar hapishaneye

SORULARA CEVAP VERMEDİ
Heyet başkanının sorusu üzerine ICCB'nin 1984 yılında babası Cemalettin Kaplan tarafından kurulduğunu söyleyen Metin Kaplan, ICCB'nin kurucu üyesi ve başkanı olup olmadığı yolundaki soruya ise ”Bu sorulara cevap vermeyeceğim. Savunmamdan başka hiçbir soruya cevap vermeyeceğim” karşılığını verdi.

Metin Kaplan'ın tutukluluk, Ekrem Seven, Nadir Seven, Erdal Seven ve Şeref Bilgin'in de gıyabi tutukluluk hallerinin devamını kararlaştıran mahkeme heyeti, Kaplan

Duruşmayı, Metin Kaplan'ın Almanya'daki davalarını takip ettiğini belirten avukat Noumann İngoberg ile Almanya'nın İstanbul Başkonsolosluğu'ndan bazı görevliler de izledi.

Dengê mezlûma

Pirtûkeke nû ya Bûbê Eser li Istanbulê derket

Ev berhem bêtir behsa xebat û çalakiyên 25 salin berê dike
Pirtûka "JIYANEK", li pey wê yekê ye ku li ser hev, bi riya dîmenên di bîra pêlewanan de -bi giştî Serdar- bikaribe hêwirzeya wan salên Kurdistanê raxe ber çavê xwendevanên xwe.
Ev berhem yek ji wan hewldanan e ku divê dîroka me ya nêzîk hê bêtir bê nivîsandin, da ku çi kes, ji bîr neke, bîra xwe biparêze û her kesek yek yek xwe nû bike! Pirtûk ji 251 rûpelan pêk tê.

Weşanxaneya Bajar:
Klodfarer Cad.
Altan Iş Merkezi No: 3/47
Çemberlitaş/ISTANBUL
Tel: (0212)6388052
Şevbuhurka bi Malbatan - 2004.12.22

Însîyatîfa Kurd li Danmarkê di berwara 18.12.2004 li Bajarê Albertslund nêzîkî Kopenhagen şeveke çandî ji bo malbataên kurd amadekir. Nêzîkî sed malbatên kurd ji herçar beşên Kurdistanê beşdarîya vê şevê kirin.

Ji partyîya Venstre(Çep) endamê parlamena Danmark û Vezîrê Entegrasyon û Pêşveçûnê Bertel Haarder, ji partîya Sosyal Demokratan endamê parlamena Danmark û berpirsê Konseya Kurd û Danimarkîyan Lars Kramer Mikkelsen wek mêhvan di şevê de amade bûn û silavek li malbatên kurd kirin.

Wezîrê entegrasyon û pêşveçûnê di axaftina xwe de bi giranî li ser peywendîyên xwe û kurdan rawestîya û herwusa piştevanîya xwe ji bo kurdan hem li başûr û hem jî li bakur derbirî.

Serokê Konseya Kurd û Danîmarkîyan Lars Kramer Mikkelsen jî serkevtina tekoşîna gelê kurd kir û herwiha piştivanîya xwe ji bo doza gelê kurd derbirî. Beşek ji malbatên kurd jî bi pirsîyar û şirovên xwe ve xêrhatin li van her du mêhvanên hêja kirin û ji bo piştevanîya doza gelê kurd daxwazên xwe dubare kirin.

Çalakî bi xwarin û vexwarin, bi wesîla Noelê belavkirina dîyarîyan li zarokan,  bi stran û govendê ve dawî hat.

2004.12.22
ABD ve İngiltere Iraktaki asker sayısını çoĝaltıyor - 2004.12.24
Washington Post gazetesinin yazdıĝına göre geçen ay Beyaz Saray’da bir araya gelen ABD Başkanı George Bush ve İngiltere Başbakanı Tony Blair Irak’taki asker sayısı konusunda bir görüşme yaptılar. Görüşmede Irak'ta yeterince asker olmadığını ve oraya takviye asker gönderilmesinde yarar olduĝunda görüş birliĝi içindedirler.

Gazete; Kasım ayının 12’sinde yapılan görüşmeden üç hafta sonra ABD Savunma Bakanlığı'nın Irak'taki ABD askerlerinin sayısının 12 bin artırılacağı açıklamasını yaptığını yazıyor. Böylece halen Irak’ta 138 bin olan ABD askerinin sayısının yılbaşına kadar 150 bine ulaşacaĝı bildiriliyor.

Emerîka û Ingilizistan dixwazin hejmara leşkerên xwe zêde bikin - 2004.12.24

Bi angorê rojnama Washington Post; meha çûyî Serokê Emerîka George Bush û Serokwezîrê Ingilizistanê li Koşka Spî hatin cem hev û biryar dan kû hejmara leşkerên xwe yên li Iraqê zêdetir bikin. Ewana roj bi roj zêdebûna çalekiyên li Iraqê bi kêmbûna leşkera ve girêdidin. Rojnama W. Post wiha dinvîsine; piştî hevditina herdu serokan di 12ê meha çûyî de Wezirê Emerîka yê parastinê daxuyanî da ku heta dawiya meha 12’da wê hejmara leşkerên xwe yên li Iraqê ji 130 hezaran derxin 150 hezarê. da belirtti.

Hikûmeta Tirkiyê ji eleqa YE bi Amedê re aciz in - 2004.12.24

Serok Wezîrê Tirkiyê Tayyib Erdoxan îro di axavtina xwe ya TUSIADê de ji têkiliyê Parlementerên Ewrûpê û Kurda aciziya xwe anî ziman.

Erdoxan wiha got: “Têkiliyên siyasi di navbera Yekîtiya Ewrûpa û Diyarbekir de me aciz dike. Van têkîliyana dibin sedemên xiraviya yekîtiya Tirkiye. Vana lîstikên bi zanayî ne ku ji hêla hinek ne dostan ve hatine li darxistin.”

Erdoxan axavtina xwe de berê xwe da parlementerên Ewrupî û wiha domand: “Hun li lîsta destê xwe dinhêrîn û bi angorê wê rapora amade dikin, em vê tu wext qebûl nakin. Kî ji Ewrûpa tê berê xwe dide Diyarbekir, wir ziyaret dike, gelo çima? Tirkiye 81 Wilayet e, çima hun naçin wilayêtn din û çima Diyarbakir? Hun dixwazin çi fêr bibin an jî çi fêm bikin?”

Erdoxan dûvre axavtina xwe anî ser mesela Qibrisê û got: “Lihev hatin li ser têgihayiya mexlûbkirinê nabe, gerek Ewrûpa naskirina Qibrsê li ser mentiqa ezîtî qebûlneke. Di van demên dawîn de hinek dixwazin tevliheviyê di navbera herdu parçên Qibrisê de çêkin, lê em pêvejoya YE nakin qurbana vê meselê. Polîtîka me ne ji boy zêdekirina dijmina ye, belku em xwirtiyê didin ser polîtika dostiyê.”

 

Türkiye AB Parlementerlerinin Kürdlerle diyaloĝundan rahatsız - 2004.12.24

24.12.2004 – Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Kurulu toplantısında yaptıĝı konuşmasında Avrupa Parlementerlerinin Diyarbakır ziyaretine deĝindi. Özellikle son dönemlerde Diyarbakır’a yapılan sıkça ziyaretlerden rahatsız olduklarını dile getiren Erdoĝan şöyle konuştu:

“Oradaki siyasal yaklaşım bizi rahatsız ediyor. Bu birlik ve beraberliğe olumsuz yaklaşanların tezgahıdır. Elinizdeki sipariş listesine bakarak rapor hazırlayacaksanız biz bunları kabul etmeyiz. Gelenler Diyarbakır'ı ziyaret ediyor devamlı, neden acaba?.. Türkiye 81 vilayet, niye oralara gitmiyosunuz? Neyi anlamak, neyi öğrenmek istiyorsunuz?” dedi.

Erdoĝan daha sonra sözü Kıbrıs meselesine getirdi ve özetle şunları söyledi.

Hükümet olarak Kıbrıs’ın müzakeresini AB Komisyonu’yla yaparız. Bundan sonra kararımızı veririz, ama bu kararı ‘Kıbrıs’ı mağlup ettik’ amacıyla değil, bir hakkı almak veya teslim etmek anlayışıyla veririz. ‘Ben bundan almalıyım’ mantığıyla yaklaşım uzlaşma değil, ‘ben’ mantığıdır. Bunun adı uzlaşma olmaz.

Bazı kesimler Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki sürtüşmeler için zemin hazırlıyorlar ama biz AB sürecini buna kurban etmek istemiyoruz.


AB ülkelerinin Kuzey Kıbrıs’a referandum sonrası verdikleri mali yardım sözünü tutmadıklarını ama Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a destek verebilecek güçte olduğuna söyleyen Erdoĝan Türkiye’nin düşman üretmeye yönelik değil, dost kazanmaya yönelik dış politika anlayışına sayip olduĝuna da dikkat çekti.

Kürdler seçimle birlikte referandum yapmayı da düşünüyorlar - 2004.12.24

Irak’ta yapılacak seçimlerde Güney Kurdistan kendi meclisini seçeceĝi gibi, seçimle birlikte gayri resmi de olsa bir referanduma gitmeyi düşünüyorlar. Seçimde her kürd ferdinden Federal bir Kurdistan mı yoksa Baĝımsız bir Kurdistan’dan yanamısınız sorusu sorulacak. Daha önceleri Baĝımsız Kurdistan için 1 milyon 700 bin imza toplatılmış ve Birleşmiş Milletler yetkililerine sunulmuştu.

Kürdler kendi kaderlerini tayin hakkını elde etmek için siyasi çabalarını sürdürüyorlar. Önümüzdeki ayın sonunda yapılması planlanan seçimlerde Irak genelinde tek bir listeyle seçime girecek olan Kürdler aynı zamanda Güney Kurdistan’ı idare edecek Meclisi de seçecek. Bunun yanında seçimde her kürd seçmeninden Baĝımsız Bir Kurdistandan yana olup olmadıkları sorusu da sorulacak. Böylece Baĝımsız bir Kurdistan için bir referandum yapılması düşünülüyor.

Amerika’da bulunan kürd heyeti bir ön hazırlık olarak daha önceden Baĝımsız Kurdistan için toplanan 1 milyon 700 bin imzayı taşıyan dilekçeyi referandum dilekçesiyle birlikte New York’ta Birleşmiş Milletler’in seçim işlerine bakan bölümün direktörü Carina Pirelli’ye verdi. Heyet Güney Kürdlerin kendi geleceklerini tayin etmeleri için referandum düzenlemesi yönünde BM’den somut adım atmasını da istedi.
Dilekçede; 80 kusur yıldan beri arapların baskısı altında yaşamaya mahkum edilen kürdlerin aslında etnik, kültürel, tarihsel ve felsefi açıdan arap ve bölgedeki diĝer kavimlerden ayrı olduklarını günümüz dünyasında her ulusun kendi kendi kaderini belirledikleri gibi Kürd halkının da kendi kaderini belirleme hakkına sahiptir. Bu münasebetle Irak sınırları dahilinde yaşayan Kürdlerin kendi bölgelerinin Irak’tan ayrılması mı yoksa birlikte yaşamak mı gibi önemli bir konuda kendilerinin karar vermesi geretiĝini, bu sorunun muhatabının her kürd ferdi olduĝu ve bunun en güzel biçimi de bir referandumla açıĝa çıkarılması istekelri vardır. Birleşmiş Milletlerden konuyla ilgili henüz bir açıklama yok.

Kürdlerin bu taleplerine ençok türk dünyası tepki göstermektedir. Özellikle sözde islami (kemalist laik müslüman) kesimin yayınlarında bunu açıkça görmekteyiz.

24.12.2004
Kurd dixwazin bi hilbijartinê re biçin referandûmê jî - 2004.12.24

Di hilbijartina 30yê meha yekî li Iraq û li Kurdistanê Kurd dixwazin hem Meclisa xwe hilbijêrin û hem jî, her çiqas ne fermî be jî lê ji Boy Kurdistanek Serbixwe referandûmekê jî çêkin. Di hilbijartinê de wê ji her ferdekî kurd bêpirsîn ka ew Kurdistanek Serbixwe an ya Federal dixwaze!.. Wek tê zanîn berî demekê li Başûrê Kurdistanê milyonek û hefsed hezar (1.700.000) kesî erê kiribûn ku ewana Kurdistanek Serbixwe dixwazin.

Kurda ji boy Kurdistanek Serbixwe karên xwe yên siyasî zêdetir kirin. Di hilbijartina meha pêşiya me de wê kurd bi yek lîstekî bikevin hilbijartina. Ji boy referandûmê heyet ki kurda niha li Emerîka ye. Heyetê bi tev îstida ku milyonek û hefsed hezar îmza lê hene û îstida boy referandûmê li New Yorkê dan Carina Pirelli ku berpirsiyarê ji hilbijartina ye di Yekîtiya Netewan de. Kurda her wiha ji Yekîtiya Netewan xwestin ku ew di derbarê daxwaze kurdan de ya referandûmek ji boy serbixwetiyê gavke bavêjin.

Di naveroka îstidayê de bi kurtî kurd wiha daxwaz dikin.
Va 80 sal e ku qedera kurda dane destê ereb, ecem û tirka, bi taybetî li Başûrê Kurdistanê kurd ta niha di bin bandora ereban de jiyane, halhale kurd bi her awahî wek kultur, dîrok, netew uwd. ji ereban cuda ne. Di cihana îro de her netewek qedera xwe bixwe teyîn dike, her wiha mafê kurdan jî heye ku mafê azadiya xwe bixwe tayîn bikin, ne ku ereb an jî hinek qewmên din. Boy vê jî em dixwazin li Başurê Kurdistanê kurd biçin referandûmekî û ew bixwe biryara qedera xwe bidin.
Sadreddin hoca hakka yürüdü - 2004.12.26

Medreselerde yetişen devrin son alimlerinden Sadreddin Yüksel hoca dün sabah saatlerinde Hakk'ın rahmetine kavuştu. 84 yaşında vefat eden Sadrettin hoca, bugün Fatih Camii'nde öğlen namazına müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Edirnekapı Mezarlığı'nda oğlu Metin Yüksel'in yanında toprağa verilecek. Uzun süredin evinde hasta yatan Sadreddin Yüksel hocanın 84 yıllık ömrü insanlığa ve İslam'a yaptığı hizmetlerle dolu. Bitlis Adilcevaz ilçesinin Koçeri köyünden olan Sadrettin Yüksel hoca, 1920 yılında ailesinin göçettiği Konya Sarayönü'nde doğar. 11-12 yaşlarında okumak üzere ailesinden ayrılıp Kur'an-ı Kerîm'i hatmeder. Dönemin önemli din adamlarından eğitim alan Sadreddin hoca, 1947 yılında Şam'a gider, ancak Şeyh Ma'sum izin vermeyince Şam'dan geri döner.Yine aynı yıllarda dönemin önemli alimlerinden Bediüzzaman'la tanışıp mektuplaşır.


Şeyhinin damadı olur

Şeyh Ma'sum efendi onu kendisine damat olarak seçer. Ve 1951 yılında Şeyh Ma'sum'un kızı Sarete ile evlenir. 1955 yılında mecbur kaldığından askere gitmek durumunda kalır ve Menemen'de başladığı askerliğini Ankara'da tamamlar. Askerlik dolayısıyle Ankara'da iken, bazı subaylar kendisinden Arapça dersler alıp, yanında okurlar. 1958 yılında, Ankara'da müftülük imtihanına girer. Aynı yıl Bediüzzaman'ın talimatıyla, İşaratu'l-İ'caz tefsirini yayına hazırlayıp bir takriz ile birlikte Ankara'da yayınlar. Fakat kısa bir süre sonra müftülük görevinden istifa edip Norşin'e dönüp ders vermeye devam eder. 1960 yılında, Muş'un Bulanık ilçesinin Neynik köyüne taşınıp burada fahri imamlık yapar. 1966 yılı sonunda ise, ailesini alarak İstanbul'a taşınır. Sultan Ahmed Camii İmamı Merhum Gönenli Mehmed Efendi'nin (vefatı:1991) kurslarında ve İsmail Ağa Kur'an Kursu'nda talebelere Arapça islâmî ilimler okutur. Bu tarihlerde, Sultan Ahmed Camii eski imamlarından, Şeyh Muhammed Şefik Arvasi'den teberrüken ilim icâzeti almıştır. 1968 yılında ise, Diyanet İşleri Başkanlığı'nca İstanbul Merkez Vaizliği'ne tayin edilir. Bu arada, İstanbul Müftülüğü ile Yüksek İslam Enstitüsü'nde tefsir dersleri vermeye başlar. Bu sıralarda, günlük Bugün gazetesinde yazı yazmayı da sürdürür. 1972 yılında, evinde Risale-i Nur külliyatı bulundurmaktan takibata uğrayıp mahkemeye sevkedilir. 1996 yılında gözlerinde arız olan damar hastalığının artıp, tedrise engel olmasına kadar tedrisata devam eder. Bu dönemde, çeşitli usûl, fıkıh, tefsir, kelam, siyer ve mantık kitaplarıyla sarf ve nahiv kitapları okutur. 7 çocuk babası olup, Kürtçe ve Türkçenin yanısıra Arapça ve Farsça biliyordu.

Ömrünü İslam'a adayan Sadreddin hoca, birçok esere imza attı

Dini ve İlmî İncelemeler, 1969, Ötüken Yayınları, İstanbul
Asrî Kâmus, Arapça-Türkçe Lügat, 1973, Hilâl Yayınları, İstanbul
İctihad-Taklid ve Telfik Risalesi (Muhammed Abduh, Reşid Rıza ve Hayreddin Karaman'a Reddiye), 1975, Fazilet Neşriyat İstanbul
Prof. Muhammed Hamidullah'ın İslâm Peygamberi ve Muhammed Resulullah Adlı Eserlerine Reddiye, 1975, Fazilet Neşriyat, İstanbul
Mevlâna Halid-i Bağdâdî'nin Divanı ve Şerhi, 1977, Sabah Kültür Yayınları, İstanbul
İslâmî Araştırmalar, 1982 Tûba Yayınları, İstanbul
İslâmî Açıdan Lâiklik, 1983, Tahran-İran
Makaleler-I, 1985, Madve Yayınları, İstanbul
Makaleler-II, 1987, Madve Yayınları, İstanbul
Günümüz Meselelerine Kur'an'dan Cevaplar, Makaleler-III, 1988, Madve Yayınları, İstanbul
Makaleler-IV, 1990, Madve Yayınları, İstanbul
İslamî Araştırmalar, İkinci Baskı, 1992, Madve Yayınları, İstanbul
Makaleler-V, 1993, Madve Yayınları, İstanbul

Arapça Eserleri:
Şerhu'l-Elğâz, (Bahauddîn Amilî'nin Keşkul adlı kitabındaki leğazlar üzerine şerh), 1983, Şamil Yayınevi, İstanbul
Risâletun Fi Şe'ni'l-Cum'ati, (Cum'a Namazı Üzerine) 1983, İstanbul
Haşiyetu 'Ala Şarhi's-Sudûr Fi Şerhi Hâli'l-Mevta Fi'l-Kubûr, (İmam Celaluddîn 'Abdurrahman es-Suyûtî'nin -vefatı: 911/1505- Kabir Alemi ile alakalı kitabına haşiye), 1985, Kahraman Yayınları, İstanbul
Haşiye 'Ala Tefsiri İşârâti'l-İ'caz fi Mezani'l-İcâz (Bediüzzaman'ın İşaratu'l-İ'caz adlı tefsirine haşiye), 1988, Med-Zehra Yayınları, İstanbul
Şerhu İsa Ğoci, (Molla Halil el-Es'ardî'nin -vefatı: 1257/1841- İsa Goci adlı mantık kitabına şerh), 1988, Tebliğ Yayınları, İstanbul
Haşiyetu 'Ala Divâni İbn Fârid (İbn Farız Divanı'na haşiye), yayınlanmamıştır.
Ta'likât 'Ala Haşiyeti Kızıl İcâz Fi 'İlmi'l-Mantık (Bediüzzaman'ın Ahdarî'ye ait Süllem adlı manzum mantık kitabı üzerine Kızıl İcâz adıyla yazıp yayınladığı, haşiyesi üzerine geniş bir Ta'likat; Müfid Yüksel tarafından yayına hazırlanmış olup, yayınlanma aşamasındadır.)

Kaynak Yeni Safak Gazetesi 26.12.2004
Van’da Sıkı Yönetim hala devam ediyor!. - 2004.12.27

Dün gece Van/Edremit saĝlık ocaĝında saĝlık memuru olarak görev yapan Yücel Solmaz Edremit Jandarma Karakolu tarafından öldürüldü. Cenazesi Sosyal Sigortalar Kurumu Bölge Hastahanesinin morguna kaldırılan ve Solmaz’ın infazına bir neden aranan olay şöyle vuku buldu.

Van Edremit İlçesinde Edremit Jandarma Komutanlıĝı yakınında parkeden Yücel Solmaz, biraz dinlendikten sonra yoluna devam etmek üzere aracını çalıştırdı. Tam bu sırada araca 40-50 metre yakınında bulunan Edremit Jandarma Karakolu araca ateş açtı. Ateş sonucu kafasından aldıĝı kurşunla olay yerinde hayatını kaybeden Solmaz’ın cenazesi SSK Bölge Hastahanesi morguna kaldırıldı. Jandarmanın açıklamasına göre karakola 50 metre yakınında park ettikten sonra jandarmanın araca doĝru yürüdüĝünü gören Solmaz, araçla kaçmaya başladı. Askerlerin dur ihtarına uymadıĝı için açılan ateş sonucu öldürüldüĝüdür, ancak yerel kaynaklar bunun tam tersini söylüyorlar. 50 metre yakınındaki aracın şöförünün kafasına sıkılan kurşun fevkalede arabanın tekerine de sıkılabilirdi. Neden özellikle Solmaz’a kurşun sıkıldı. Yine yöreden gelen haberlere göre arac askerler tarafından durdurulduktan sonra Yücel Solmaz araçtan indiriliyor ve kafasına kurşun sıkılarak öldürülüyor.