Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:31, Sal:2004, Meh:12

Kürd ve Kürdistan meselesi I. - Hüsameddin Gül
Ramazan’ın son haftası - M.Nureddin Yekta
Kadir geceniz mübarek olsun! - M.Nureddin
Yaser Arafat yaşamını yitirdi -
Li Hollandayê êrîşên liser mizgefta didomînin
Mail Güvenliĝi - 2004.11.13
Aşırı dindarlar ve aşırı dinsizler
Türk kimdir kimler türktür?
Kürd olmak suç mu?

Siyaset ve Politika - Dengê Mezlûma
Diya Mixtar û Melayê Gund
Bîranîna Şewata Sînema Amûdê - Dildar Îsmaîl
We pirtûka Kamran Simo Hedilî xwend gelo?

Kürd ve Kürdistan meselesi I. Hüsameddin Gül - 2004.11.07

Kürd ve Kürdistan meselesi ile alakalı olarak yerli ve yabancı yazarlar tarafından ele alınan bir çok eserler mevcuttur. Kürdler medeniyetin beşiği olarak adlandırılan Mezopotamya’nın en eski halklarından biridir. Tarihte çeşitli devletler, hatta imparatorluk kurmuş ve dünya medeniyetine büyük katkılar sağlamışlardır. Kürdlerin kurduğu devletlerin başında Karduk, Goti, Med ve Mervani devletleri vardır. Kürdler İslam´la şereflendikten sonra Ümmet şuuruna sahip çıkmışlar ve kanları, malları, canları pahasına asla bundan vazgeçmemişlerdir. Haçlıları Filistin´den kovan ve bir daha haçlıların İslam topraklarına saldırmalarının önüne büyük bir sed çeken İslam Kumandanı Selahaddin´i Eyyubi Sultanlığı Kürdlerin hakimiyetinde olan adil bir İslam devletiydi. Rivayete göre Birinci Cihan Harbi sonrası Suriye´yi alan Fransızların işgal kumandanı Selahaddin(rh. a)´in Şam´daki kabrinin başında ayaklarını mezara vurarak „Duy es Selahaddin, biz gelkik“ diye söylemiştir. Bu gün yine Haçlıların (Dün İngiliz, Fransız ve İtalyandı işgalciler- Bu gün biraz farklı olarak ehli kitabın beraber olduğu bir Haçlısiyon; Amerika, İngiliz ve siyonizm) Irak´a saldırması bu bağlamdadır.

Osmanlılar döneminde Kürdistan içişlerinde serbest dişişlerinde Osmanlıya bağlı bir devlet statüsünde idi. Kemalistlerin Türkiye Devletini kurmalarıyla ve emperyalizmin oyunlarıyla (ikiye bölünmüş olan) Kürdistan beş parçaya bölünüp paylaştırılmış olarak haritadan silindi. İran Kürdistan´ında kurulan Mehabad Kürd Cumhuriyeti Şah ve ağalarının yardımıyla ortadan kaldırıldı. Kürdistan celladları kukla rejimlerle emperyalistler ele ele vermişlerdi. Irkçı, bağnaz, zorba ve kendilerinden başka kimseye hayat hakkı tanımayan Kemalistlerin Türkiye´de hükümet etmeleriyle Kürd Meselesi büyük bir sorun haline gelmiştir.Irak ve Süriye´de ve İran´da da buna paralel şekilde İslam unsurlarından olan Kürdler büyük bir sorun haline geldi. Rejimlerin İslam´dan uzak milli, laik bir yapı arzetmeleri, Kürd Dilini, Dinini, coğrafya ve kültürünü inkar etmeleri (Özellikle laik TC. Bu hususta gayri insanı davranan yegane ülke´dir) ile mesele altından kalkılmayacak bir sorun haline geldi. Kemalizmin ve diğer kukla rejimlerin yönetimden uzaklaştırılmasıyla ancak bu sorun çözümlenebilir. İran´da İslam Devrimi sonrasında buradaki Kürlerin statüsü değişti. Kürd meselesinde üzülerek söyleyelim ki İran (devrim sonrası) diğer zalim devletler gibi davranmamış olmakla beraber adil ve çözümcül bir tavırda ortaya koyamamıştır. Yine de İrasn´daki Kürdlerin statüsü ile Türkiye´deki gayri insanı durumu karşılaştırdığımızda arada dağlar kadar fark olacaktır. İran´da Kürd TV. Ve radyoları dveletin imkanlarıyla desteklenip, Kürdistan milletvekileri kendilerini temsil ederken Laik Türkiye Cumhuriyeti´nde Bir asrı yakın Kürtçe Türkçe´nin lehçesi diye dayatılmış ve Kürt diye bir halkın yaşamadığı varsayılmıştı. Son zamanlarda bu saçmalıtan vazgeçilmesine rağmen hala Dilin kullanılması, okullar ve TV. Radyo… noktalarında bağnazlıklarını devam ettirmektedirler. Kaldı ki Kürd ve Kürdistan meselesi bir kültürel mesele değil ki bu haklar sağlandığında mesele hal olsun. Mesele bir medeniyetler oluşturmuş bir halkın ve Ülke´nin özgürlük mücadelesidir. Yeraltı ve yer üstü zenginliklerine sahip Kürdistan halkı´nın emperyalist, sömürgeci ve kukla rejimlerle savaşıdır.

Laik Tc.´nin Türkçe´nin lehçesi dediği ve seksen yıl bu hususta bağnazca davrandığı, Kürdlerin ana dili Kürdçedir. Dil grubu olarak Hint Avrupa Dil grubuna dahildir. Halbuki Türkçe Ural Altay Dil grubundandır. Nasıl oluyorda ve dil gruplarına dahil olan iki dil birbirinin lehçesi olabiliyor. Dili´ni, Din ve Kültür´nü inkar ettikleri Kürdlerin tarihlerine sahip çıkıp kendilerine mal etmeleri ise ayrı bir zulümdür. Selahaddin Eyyübi, İbni Teymiyye ve hatta Bedüzzaman Said´i Nursi… (Allah´ın hepsinin üzerien olsun) tarihte ün salmış bir çok kimsenin Türk olduklarını iddia etmişlerdir. Kemalizmin saçma ve mantıksız zorba dayatmalarından sade birileridir, dil dayatması ve Kürdlerin tarihlerini kendi tarihleri gibi göstermeleri! Rejim´in Kürd Kavmi ve Dili ile alakalı olarak çok daha saçma saplantıları senelerce trajı yüksek rejim gazetelerinde boy boy sergilenmiştir. Halbuki bu saçmalıklar ve inkarlar Din, dil, ırk ve kültür düşmanlıklarının dozajının göstergeleridir. Kürdçe´nin başlıca şiveleri, sorani, gorani, dımılki ve kurmancidır. Kurdistan´ın deĝişik devletlerin işgali altında olması, şiveler arasındaki farkın derinleşmesinde en önemli rolü oynamıştır.

Kurdistan´ın yüzölçümü yaklaşık olarak 550.000 km2, nufüsu da yaklaşık olarak 35-40 milyon civarındadır. Kurdistan ilk defa resmen Kasri Şirin (1639) antlaşması ile Farslar ve Osmanlılar arasında ikiye ayrılmıştır. Osmanlılar´da kalan Kürdler ayrı bir eyalet ve ağılıklı olarak beylikler şeklinde yaşamlarını sürdürmüşler ve içişlerinde kendi kendilerini yönetmişlerdir. İran ve Osmanlıların arasında 300 yılı aşkın süren savaşlar, Kürdistan’da olmuş ve bu savaşlar Kürdleri politik, sosyal ve ekonomik açıdan olumsuz etkilemiştir. Fransız ihtilaliyle beraber ulus kavramı öne çıkmış ve başta Avrupa olmak üzere bütün dünyada ulus devlet anlayışı egemen olmaya başlamıştır. Çok uzun bir süre Kürdler arasında ulus devlet anlayışı ve buna baĝlı örgütlenmeler gelişmemiştir. Seksen sonrası üzerinde düşünülmesi gereken denklemlerle Ulusçuluk Kürdistan halkına dayatıldı. Birinci dünya savaşı akabinde beşe bölünmüş ve sömürgeci devletlerin çıkarlarının bir Kurdistan’a izin vermemesi nedeniyle Kurdistan kurulmamıştır. Kürd Müslüman liderleri işbirkliği redettikleri için buh al onların başına getirilmiştir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrasında kıskaca alınan Kürdler, kendilerine dayatılan köleliĝi ve işgali kabul etmemişler ve buna karşı çeşitli ayaklanmalarla cevap vermişlerdir. Bu ayaklanmalardan başlıcaları Şeyh Said, Şeyh Berzenci, Ağrı… ve Dersim’dir. Ama sadece Kurdistan’ın kuzey parçasında irili ufaklı otuza yakın başkaldırı yapılmıştır. Dünya devletleri, çıkarlarının bölge devletleriyle uyuşması sebebiyle, bu ayaklanmalara destek vermeyi bir yana bırakın, hatta bastırılması için Kürdlerin başkaldırdıĝı Ülkelere yardım emişlerdir.
Yürekleri parçalayan Dersim, Zilan… İstiklal (Soykırım) mahkemeleri infazları, Mehabad, Enfal ve Halebçe katliamları bunun birer göstergesidir. İşbirlikçi zalim kemalist Türkiye devleti sadece Dersim´de ellibinden fazla insanı katetlmişti. Tarihe Dersim katliamı diye geçen bu vakıa´da çoluk çoçuk, yaşlı kadın demeden insanlar katledilmiştir. Bilindiği gibi emperyalistlerin üstün silahlarla donattıkları Saddam mustazaf Halebçe´yi kimyasal gazla yerle bir etmişti. Kuzey, Doğu ve Batı Kürdistan´da da bir çok katliam emperyalistlerin donattıkları işbirlikçilerinin eliyle çeşitli katliamlara ve haksııklara tabi tutuldular. Bu haksızlıklar ve zulümler kılıf değiştirmekle beraber devam etmektedir. Sanki Kürdistan´daki bu katliamların ve seksen yıldır süren zulümlerin mümessili onlar değillermiş gibi Kürdlerin taleplerinin arkasında olduklarını da söylemeyi ihmal etmemeleri insanı çileden çıkarıyor. Sanki bu zulümler onların eliyle Kürdistanlılara reva görülmemiş gibi!

Klasik zorbalar nede mert insanlarmış değil mi? Nemrud´un, Firavun´un ezdikleri, yerinden yurdundan çıkardıları insanların koruyucuları kesildiklerine tarih tanıklık yapmamıştır. Oysa Çağdaş firavunlar her türlü zulüm, katliam ve entrikanın ardından birde koruyucu melek rolüne bürünmektedirler. Ne kaypak bir zaman değil mi? Ne kafiri tam kafir; nede müslümanı tam müslüman! Yüzyılı aşkındır, münafık siyonistlerle yatıp kalkan küfür´de münafıklaşmış ve sinsi oynamaktadır. Kürd Meselesine dönecek olursak; Türkiye, Irak, Süriye, İran ve Rusya´ya bölüştürülen Kürdler bu ülkelerde ikinci hatta beşinci sınıf vatandaş olarak yaşamak mecburiyetinde bırakılmışlardır. Bu hal Türkiye ve Süriye ve eski Rusya´da halen devam etmektedir. Parçalanıp bölüştürülen Kürdistan Halkının nüfus dağılımı şöyledir:

(Devam edecek)
Ramazan’ın son haftası

Allah’a Hamd Resulüne selat ve selam olsun

Deĝerli okuyucular!
Daha dün onbir ayın sultanı Ramazanı beklerken, bugün Ramazan’ın son haftasına kavuşmuş bulunuyoruz. Hz.Peygamberimizin «evveli rahmet, ortası maĝfiret, sonu cehennemden kurtuluştur » buyurduĝu mübarek ayın son günlerini yaşıyoruz. Bu günlerimizi manevi bakımdan deĝerlendirebilmek için yegâne Önder Resulullah Efendimizin bize ışık tutan ise O’nun emirleri, fiil ve davranışlarıdır.

O bu günlerde diĝer günlerden daha ziyade Hakk’a baĝlanır, bütün varlıĝı ile kendini ibadete verirlerdi. Resulullah Ramazan ayının son on gününe daha bir önem verir, mübarek Kadir gecesini bu günlerin tek sayılı gecelerinde aramayı tavsiye ederdi. Bizim bol bol Kur’an-i Kerim dinlediĝimiz gibi, Allah’ın Resulü de, bu ayda o güne kadar nazil olan ayetleri Cebrail (a.s.) ile okur, birlikte müzakere ederlerdi. Bugün mabedlerimizi mukabele okumak şeklinde dolduran Kur’an sesleri, bu Kur’an hizmeti, işte bu müzakereden kalma bir sünnettir.

Fahri Kainat efendimiz bu günlerde çok cömert davranır, çok sevinçli görünürdü. Fakirleri gözetir, çocukları sevindirir, yaşlıların gönlünü alır, yetimleri, çaresizleri baĝrına basar, biçarelerin imdadına koşar, böyle davranılması gerektiĝini de ümmetine ve ashabına emreder, tavsiye ederlerdi.

Resuli Ekrem efendimiz (a.s.) içinde vefat ettiĝi yıl idrak ettiĝi son Ramazan ayında daha da farklı görülmüştür. Her yıl bu ayın son on gününü itikafla geçirdiĝi halde vefat ettiĝi yılın Ramazan’ın onundan sonrasını itikafla geçirmiş, aynı yıl Cebrail ile Kuran müzakeresini iki kere yapmışlardı.

Mescitte ibadetle geçirilen inziva hayatına Kur’an dilinde itikaf adı verilir. İtikaf kifaye cinsinden bir sünnettir. Şehir halkından bir veya bir kaç kişi itikafa girerlerse orada yaşayan diĝer müslümanlar adına da kafi gelir.

Deĝerli okucular!
İçinde bulunduĝumuz orucun son on gününü iyi deĝerlendirelim. Evimizi, ailemizi bayrama hazırlarken fakirleri, yetimleri, kimsesizleri unutmayalım. Başkalarına yardım etme alışkanlıĝını kazanalım. Mübarek ayın fazilet ve bereketinden, rahmetinden kana kana içelim. İyilikseverliĝin, iman neşesinin, hayra koşmanın şevkiyle kendimizden geçelim.

Zekat, sadaka ve benzeri mali yardımlarımızla muhtaçları sevindirelim. Bu ayın rahmet deryasına dalarken, maĝfiret tufanından istifade edelim. Zamanı deĝerlendirmede gözü açık kainata ve etrafa bakıp ibret almada gönlü açık gafillerin uyanışı içinde ellerimiz semaya açık olalım. Ramazan’ın maĝfiret ayı oluşundan isifade ile günahları baĝışlananların safında bulunmaya çalışalım.

Deĝerli kardeşlerim
Nasılki maddi hayatımızın devamı için günün belli saatlerinde yemeye, içmeye, uyumaya ihtiyacımız varsa, aynen o şekilde de manevi hayatımızın devamı icin de yine günün muayyen saatlerinde ibadete, Yaratan’la yakınlaşmaya, onun huzuruna çıkarak ruhumuzu temiz duygularla beslemeye ihtiyacımız vardır. Hepimiz biliyoruz ki iyi veya kötü alışkanlıklarımızın hayatımız üzerinde pek etkisi vardır. İnsan kötü alışkanlıklarıyla nefsinin esiri halien gelirken, iyi amellerle de onun amiri haline gelir. İçinde bulunduĝumuz bu mübarek günler nefsimize galip geldiĝimiz, onun esaretinden kurtulduĝumuz günlerdir. O zaman sakın ha bu günlerin bitiminde yine nefsimizin esiri olmayalım. Alışkanlık haline getirdiĝimiz o güzel hasletleri bırakmayalım. İnsanoĝlu yaratılış itibariyle iyilik veya kötülük yapabilecek kabiliyettedir. Ancak bunu seçmede tamamen irade sahibidir. Unutmayalım her şeyin bir hesabı olduĝu gibi bize bahşedilen nimetlerin, verilen nefeslerin de mutlaka hesabı vardır. Dünya güzelliklerine dalıp ebedi hayatımızı unutmayalım ve bilmeliyizki maneviyatsız bir hayatın vereceĝi bir mutluluk yoktur. Yoksa girdikleri maddi sıkıntı ve maddi hayat yüzünden günde onlarca insanın intiharını ne ile izah edebiliriz? Bir dahaki Ramazanlara kavuşup kavuşamıyacaĝımız mechuldur o zaman hem bu günleri hem de Ramazandan sonraki günlerimizi en güzel bir şekilde ibadetlerimizle deĝerlendirelim.
Yüce Allah cümlemizin ibadetini kabul buyursun. Amin.
Allah’ın selami üzerinize olsun deĝerli kardeşlerim.

M.Nureddin Yekta

Kadir geceniz mübarek olsun!

Yüce Allah; en büyük mucize olan Kur’an-ı Kerim’i, Peygamber Efendimize mubârek Kadir gecesinde indirmiştir. Bütün insanlığa huzur ve saadet yollarını gösteren Kur’an-ı Kerim’dir. Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), bütün insanlığı Kur’an-ı Kerim ile aydınlatmıştır. Yüce Allah Kadir sûresinde şöyle buyurmaktadır:
 

“Doğrusu, Biz, Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrail, o gece Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”(1)

Kadir gecesi, azamet ve şeref gecesi demektir. Bu geceye Kadir gecesi denilmesinin sebebi de; bu gece içinde kadri yüce bir kitabın Cibril-i Emin vasıtasıyla, Sevgili Peygamberimize gönderilmiş olmasıdır. Nitekim Bakara suresinde Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır .”(2)

Bu ayetten anlaşılıyor ki, Kur’an-ı Kerim, Ramazanı şerifte ve Kadir gecesinde indirilmiştir. Peygamber Efendimizin en büyük mucizesi Kur’an’dır. Sevgili peygamberimiz, kalpleri onunla fethetti, gönülleri onunla nurlandırdı, insanlığı onunla hidayete ulaştırdı. Bu bakımdan Kadir gecesi, şerefli ve nurlu bir gecedir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde:

“Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve mükafatını da Cenab-ı Haktan bekleyerek, ihya ederse, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır”(4) buyurmuşlardır.
 
Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Yani onun feyiz ve bereketi, bin aylık ibadetle elde edilecek sevap ve mükâfat ile eş değerdedir. Bu geceyi hakkıyla değerlendirmek, ibadet, dua ve istiğfar ile ihya etmek, ebedi alemde bin ay kadar bakî ve bereketli bir ömür kazandırır. Aslında, bu gecenin değeri günle, ayla ölçülemeyecek derecede büyüktür. Bunun için, Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğu Kur’an-ı Kerim’de beyan edilmiştir.

Rasul-i Ekrem Efendimiz, Ramazan-ı şerifin son on gününün gecelerinde, kendilerini daha çok ibadete verirlerdi. Bu gecelerde, aile fertlerini de uyandırırlardı. Hz. Ayşe validemiz, bir gün kendilerine şöyle bir soru sormuşlardı:

“Ya Resûlellah! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilir ve o geceyi idrak edersem, Cenab-ı Hakka nasıl duada bulunayım?"

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“De ki; ya Rab! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.”(5)

Bin aydan hayırlı olan bu geceyi ihya etmek, insan için ne büyük bir mazhariyettir, ne büyük mutluluktur.
O gece; mü’minler için baştan sona kadar selâmdır, hayırdır, berekettir. Ne mutlu bu geceye kavuşup ihya edebilenlere!
------------------------------------------------------
1 Kadir Sûresi,97/1-5.
2 Bakara,2/185.
4 Tecrid-i sarih c.1, s. 45.
5 Sünen-i Tirmizi terc. C.2, s.78 H.No:792.

M.Nureddin Yekta
Yaser Arafat yaşamını yitirdi - 2004.11.11

11 Kasım 2004 - 29 Ekimden bu yana Paris yakınlarında bir askeri hastahanede tedavisi devam eden Flistin Lideri Yaser Arafat vefat etti. Paris’teki hastahaneden alınan cenazesi bir helikopterle yakındaki askeri havaalanına getirildi. Filistin bayraĝina sarılı tabutu cenaze marşı eşliĝinde askerlerce helikopterden alınarak uçaĝa taşındı. Cenaze uĝurlamasında Fransa’da devlet başkanı bizzat bulundu. Cenazesi Kahire’ye getirildi.

Filistin’in baĝımsızlıĝı için uzun yıllarca mücadele eden ve Filistin Kurtuluş mücadelesine damgasını vuran Filistin’in efsanevi lideri Yasar Arafat tedavi gördüĝü Fransa’nın bir askeri hastahanesinde hayata gözlerini yumdu. Ölümü Filistin halkını yasa boĝdu. Bayraklar yarıya indirildi, 40 günlük yas ilan edildi, televizyonlarda Kur’an okunmaya başlandı, onbinlerce filistinli Gazze’de sokaklara döküldü. Ayrıca Arafat’ın ölümü nedeniyle işyerleri 3 gün, daireler 7 gün kapalı tutulacaĝı bildiriliyor. Cenazesi Cumartesi günü Kahire’den alınacak olan Arafat şimdilik Ramallah’taki karargahında defnedilecek, daha sonra Kudus’te gömüleceĝi düşünülen cenazesi taş lahite konulacaĝı bildiriliyor.

Yaser Arafat kimdir?

1929’da Kudüs’te doğdu, çocukluĝu Aĝlama Duvarına yakın bir evde geçti. İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgalinden sonra Ağlama Duvarı’na yer açmak için bu ev yıkıldı. İlkokulu Kudus’te, ortaöĝrenimini Gazze’de, yüksek öĝrenimini de Kahire Üniversitesi İnşaat Mühendisliĝinde okudu. Üniversitede tanıştıĝı arkadaşlarıyla El Fetih Örgütünü kurdu. 18 yaşında mücadele hayatına atılan Arafat’ın hayatının önemli bir bölümü sürgünde geçti.

1952’de arkadaşlarıyla “Filistinli Öğrenciler Federasyonu”nu kurdu ve bu örgütün başına geçen Arafat 1956 yılında okulunu bitirip Mısır Ordusunda yer aldı. 1964’teki bir gizli bir konferansta silahlı mücadelenin başlatılmasını savunan kanadın içinde yer alan Arafat. 1 Ocak 1965’te, İsrail hedeflerine karşı ilk askeri harekatı gerçekleştiren birliğe komuta etti. 1967 yılında İsrail arap savaşında araplar bozguna uĝratılınca, FKÖ savaşın bitmediĝini ve İsrail’e karşı gerilla savaşı vereceklerini duyurdu. Aynı yıl El Fetih Örgütü’nün lideri olarak dünya karşısına çıkan Arafat, İsrail’e karşı gerilla savaşını da idare ediyordu.

Arafat’ın önderliĝinde mücadeleyi sürdüren FKÖ bazı arap devlet ve şahsiyetleri rahatsız ederken, Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır’ın desteĝini aldı.

1969 yılında bütün Filistinli Örgütleri Filistin Kurtuluş Örgütü çatısı altında toplayan Arafat, aynı zamanda örgütün yürütme kurulu başkanlĝını da üstlendi. Daha sonra bu örgüt dünyanın bir çok devleti tarafından Filistin halkının temsilcisi olarak tanındı.

1988 yılında Filistin Devleti’nin kurulduğunu ilan eden Arafat, 2 Nisan 1989’da Filistin Devleti’nin başkanlığına seçildi.

Son zamanlarda hastalıĝı iyice artan Yaser Araft, 29 Ekim 2004 tarihinden beri Fransa’da tedavi görüyordu. Tedavisi sonuç vermeyen Araft bugün yaşama veda etti.

Dengê Mezlûma
11 Kasim 2004

Li Hollandayê êrîşên liser mizgefta didomînin – 2004.11.13

LI HOLLANDAYÊ ÊRÎŞÊ LI SER MIZGEFT Û KARGEHÊN MISLIMANA DOMDIKE

Piştî kuştina Theo van Gogh ku filmek li dijî Îslamê çêkiribû û bûbû sedemê xişma gelek mislimana û di 2 Mijdarê 2004’an de hatibû kuştin, Hollandayî gellek êrîşa tînin ser mizgefta û kargehê mislimana. Wek tê diyarkirin kû ta îro êrîşê zêdetirê 20 mizgeft û kargehên mislimana hatiye kirin. Îro jî sibê derdorê kat 06:00’an de li bajarê Hollanda Helden dîsa mizgeftek bû hedefa êrîşa.
 
HOLLANDA’DA CAMİLERE SALDIRIRLAR DEVAM EDİYOR
 
Yaptıĝı bir filmle müslümanların büyük tepkisini alan ve 2 Kasım 2004 tarihinde bir Maĝribi tarafından öldürülen Theo Van Gogh’ın öldürülmesinden sonra Hollanda’da camilere ve müslüman işyerlerine saldırılar başladı. Bugüne kadar 20’den fazla cami ve işyerinin kundaklandıĝı Hollanda’da bu sabaha yakın saat 06:00 sularında Hollanda’nın Almanya sınırına yakın Helden şehrinde bir camide yangın çıktı. Yangının bir kundaklama sonucu çıktıĝı iddia ediliyor.

Mail Güvenliĝi - 2004.11.13

Hepimiz günde bir çok mail alışverişinde bulunuyoruz ve mailimizin hacklenmemesini istiyorsak şu noktalara dikkat etmeliyiz.

1. Şifre seçerken oldukça zor şifreler seçin, rakam ve harflerden oluşan sifreler ve asla adınız soyadiniz, doĝum tarihinizi şifre olarak seçmeyin. Daha fazla bilgi icin sifre güvenligi hakkindaki yaziyi okuyun.

2. Fake mail olayına çok dikkat edin. Örneĝin size admin@yahoo.com,
yada billgates@msn.com dan bile mail gelebilir.

Mail basit bir login sayfası gibi görünür ve sizden giriş bilgilerinizi ister, test etmek için aşaĝidaki linklere tıklayın.
Yahoo
Mail

href="http://members.lycos.co.uk/cengawer/fake/hotmail2.php">Hotmail
Ebay
Login


Gördüĝünüz gibi bilgilerinizi verdikten sonra, gönder diyorsunuz ve pat diye bilgileriniz karşınıza çıkıyor. Bir hacker böylece kolaylıkla emailinizi elinizden alabilir.

Email serviceleri (Yahoo, Msn,Gmail.. ) sizden asla şifrelerinizi istemez, sadece onların login sayfalarında login olun ve login olurken url'ye dikkat edin, fake mail ile kandırılmamak için..

Mail servislerinin urlleri söyle olabilir:
http://login.passport.net/uilogin.srf?id=2
http://mail.yahoo.com

3. Email adreslerinizin gizli sorusunu (hotmail..) verirken ok anlamsız cevaplar verin. Sanki bu şıkkı asla kullanmayacakmışsınız gibi, örnegin:
soru: En sevdigin film nedir?
cevap: hvnfh#fg9f8gf77g7g67 gibi saçma bir çey olabilir, ama asla matrix, titanic, pearl harbor gibi basit cevaplar vermeyin.

4. Hem sanal alemde hemde realde hiç kimseye şifreleriniz hakkında bilgi vermeyin.

5. Ev dışında hiç bir yerde şifremi kaydet, yada otomatik giriş şıkkını secmeyin, sizden sonra oraya gelen bir şahıs sizin mailinize girebilir.

6. Bilgisayarınızı sık sık spyware taramasından geçirin ve hep pcnizi update edin.
href="http://www.download.com/Ad-Aware-SE-Personal-Edition/3000-8022_4-10319876.html?tag=lst-4-2"
target="_blank">Ad-Aware SE Personal Edition 1.05
href="http://www.download.com/Spybot-Search-Destroy/3000-8022_4-10289035.html?tag=lst-4-3"
target="_blank">Spybot - Search & Destroy 1.3

Örneĝin windows update buradan yapabiliriniz
Windows
Update


7. Tanımadıĝınız kişilerden gelen mailleri açmayın ve tanıdıĝınız kişilerden gelen mail ve dosyaları antivirus programlarından geçirin ve antivirus programlarınızı hep güncelleyin. Aksi taktirde farkına olmadan pc’nize keyloger isntall edersiniz. Bir keyloger sayesinde pc’nizde yaptıĝınız herşey kayıt olur ve hackerin emailine gönderilir, sizin email, website, ebay bilgilerinizin hepsi onun olur..

Bu noktalera dikkat ederseniz, emailinizin hacklenilmesi çok zorlaşır,
hacklenilmez hale gelebilir..

Saygılarımla
© Cengawer
Aşırı dindarlar ve aşırı dinsizler

Keşke aşırı dindarlar Kafirun Suresinde olduĝu gibi “sizin dininiz size, benim dinim de bana” hakikatına baĝlı kalsalar, kimsenin dinine, inancına, karışmasalar. Gerçi Avrupa’da aşırı dindarlar genelde böyledir. Ve keşke aşırı dinsizler de sadece dinsizlikleriyle yetinseler! Keşke beĝenmedikleri, tasvip etmedikleri islami idare ve düşünceleri doĝru bir şekilde kavrasalar ve islama, Allah’a, Peygamber’e iftira etmeden, topyekun islama düşmanca saldırmadan kendi fikirlerini izah etseler, eleştirilerini insanca yapsalar!. İşte o zaman dünyanın hiç bir yerinde bu kadar huzursuzluk olmazdı. Eski aşırı dinsizler ılımlaştılar ama onlara özenen, onlar gibi olmak istiyen ve de özellikle meşhur olmak istiyen yeni aşırı dinsizler sahnede şimdi, özellikle de kürdlerde!
 
Birileri çıkıpta “yahu aşırı dincileri duymuştuk ama aşırı dinsizler de nerden çıktı” diyebilirler, hatta kendi çapında haklı da olabilir, çünkü duydukları cümle hep aşırı dinciler olmuş, belki de dinsizler bile duymamıştır, şimdi birden aşırı dinsizler cümlesine rastlayınca şaşırabilir. Neden mi? Çünkü dinsizler, imansızlar hiçbir zaman cesaret edip kendilerini dinsiz toplum, cemaat, örgüt vs, ilan edememişler. Bugün en aşırı dinsizin nufüs cuzdanına bakın din hanesine müslüman yazıyor, Ne gülünç deĝil mi demeyin sakın! Çünkü aşırı dinsizlerde kendini saklamak esastır, yeri geldigi zaman demokrat kesilirler, yeri geldiĝi zaman ateist, yeri geldigi zaman da müslümandır elhamdullillah!.. Kur’an dinler, mevlid dinler, ezan dinler, hatta camiye gider!.. Kimbilir belki de abdestsiz namaz bile kılar, ama elebaşlarıyla başbaşa kaldıĝı zaman işte o zaman dişini göterir.

Geçenlerde Hollanda’da üzücü bir olay oldu. Sinema yönetmeni Theo Van Gogh bir saldırgan tarafından öldürüldü. Gogh’ün ölümü memlekette büyük bir yankı yaptı. Arkasında camilere, kiliselere saldırılar gerçekleşti. Ve demokrasi havarileri hemen sayfa sayfa yazmaya başladılar, „saldırı var, terörizm var, bu ne zihniyet, bu ne kafa v.s.“ Bu her zaman böyle olmuştur. Bizim burda üzerinde durmak istediĝimiz nokta Gogh’ün ölümü deĝil tabi. Biz her türlü saldırıya karşıyız, bu saldırı ister bedene, ister mala, ister inanca olsun. Ama ne yazıkki her şey insanın isediĝi gibi olmuyor. Aşırılar her yerde vardır, bir aşırı çıkar bir şekilde saldırır, diĝer aşırı da bir başka şekilde. Nitekim Hollanda’da cereyan eden olay budur bize gelen haberlere göre, ama bu bizim konumuz deĝil. Neticede saldırgan yakalanmış ve umarız Hollanda devleti gerekli cezayı verecektir, ama biri çıkıpta acaba neden öldürüldü diye sorabilir mi? Saldırgan ile saldıran arasında başka bir mesele varmıydı? Saldırılan saldırganı bir konuda tahrik etmiş midir? Olay bir provekasyon neticesinde mi olmuştur? V.s. Böyle buna benzer bir soru nasıl deĝerlendirilir? Belki de bu soruya ve de verilecek cevaba en çok kürd ateistleri, kürd islam düşmanları karşı çıkar ama yine de okuyucularımızdan gelen yoĝun istek üzerine biz soralım? Evet bu yönetmen neden öldürüldü? Sanırım islam aleyhinde yaptıĝı bir filmden dolayı. Şimdi yine demokrasi havarileri şahlanmasınlar! Yahu müslüman olmayan birinin islam hakkındaki düşüncelerini açıklaması hakkı deĝilmi? diyebilirler.

Elbetteki müslüman olmayan birinin islam hakkındaki düsüncesini söylemesi, yazması, hatta film yapması da onun hakkı. Bu hakkı kimse elinden alamaz, zaten islamda esastır „senin dinin sana benimki de bana“ diye, ama aşırı dinsizlerin esas amacları bu deĝil, onların amacı islama ve bu dine inanan milyarlarca insana hakaret etmek, onların duygularıyla oynamak, onları küçümsemek, onları aşaĝılamak! İşte burası yanlıştır. İslam hakkındaki düşüncelerini açıklamak başka, Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a, iftira etmek başkadır. Kadından bahsederken islam kadınını küçümsemek, onlara iftira atmak, liderlerden bahsederken Peygamber’e küfretmek, Kur’an’a saldırırken Kur’an ayetlerini çıplak bir fahişenin kıçına yazmak islam hakkındaki düşüncelerini açıklamak mı yoksa islama ve tüm islam alemine hakaret etmek mi? Bununla sözde bir hakikatı açıklamak mı gaye, yoksa provekatörlük yaparak ortaya din savaşlarını çkarmaya çalışmak mı?

Özellikle Kürd ve Kurdistanlıların bu tür konulara dikkatli yaklaşmaları gerek. Eĝer biz vatansever olduĝumuzu söylüyorsak ve yeri geldiĝi zaman 50 milyon kürdden bahsediyorsak ve sözde mücadelemiz bu 50 milyon kürdün tümünü kapsıyorsa ki bu sayının içine inanan kürdler de var, onların tabiriyle aşırı dindarlar da var, bizim tabirimizle aşırı dinsizlerde varsa, o zaman uĝruna mücadele verdiĝimiz bütün kürdleri sevelim sayalım, ve hepsinin inançlarına saygı gösterelim, onları incitmeyelim, unutmayalımki inanmazsak bile inananlar var o zaman onlara saygı duyalım.

Biz müslümanız ve islamın bütün emirlerine inanır, hepsini tasdik ederiz, bununla beraber inanmayanlara da fikirlerinden dolayı saygımız var, eleştirebilirler ancak eleştirirken yalanla, iftirayla inançlarımıza saldırmasınlar, çünkü biz kimsenin inancına saldırmıyoruz. Dört yıla yakındır yayındayız, bu güne kadar kürdler arasını açan hiçbir yazıya yer vermedik, inanmayanlar hatta aşırı dinsizler olsalar bile kimseye saldırmadık, umarız aşırı dinsizler de bunun farkındadırlar. Eĝer gerçekten bu halkı seviyorsak her konuda titiz olmamız gerekmez mi? Ençok birlik ve beraberliĝe muhtaç olduĝumuz dönemlerde bir de aşırı dindar ve aşırı dinsizler meselesinden ayrılıĝa düşmeyelim. Unutmayalımki bizim de sabrımız bir dereceye kadardır. Ulusal duygularımızı kullanarak, ajite yaparak inançlarımıza kimsenin saldırma hakkı ve selahiyeti yoktur, yarın bu konudan dolayı olası çıkacak bir ihtilaftan biz mesul deĝiliz. Biz tasavvutumuzu koruduk, korumaya devam edeceĝiz, ama bu sadece bizi baĝlamıyor, bu sadece bizim sorunumuz deĝil, herkesin bu konuda duyarlı olması gerek!..

Allah’ın selamı hidayete tabi olanlaradır.

12 Kasım 2004
M.Nureddin Yekta

Türk kimdir kimler türktür?

Atatürk Cumhuriyetinden önce Anatolia’da kabilelerle adlandırılan yörükler, cumhuriyetten sonra türk adını aldılar. Ondan önce yani Osmanlı döneminde hiçbir sultan ailesi ve kabilesi kendini türk olarak adlandırmazdı, hatta onlara göre türkler bayaĝı insanlardı. Diĝer bir tabirle soyu sopu belli olmayan muhacirler, yeri yurdu olmayan yörüklerdi türkler, onun içindirki Osmanlı Hanedanında türk kelimesi küçümsenirdi. Bir Osmanlı padişahı „haşa menden men türk deĝilem, men Ali Osmandanem“, diĝer biri „türkten evliya koyma havluya“ derken, geçen 80 kusur yıl zamandan sonra bu iki terim de unutulmuşa benziyor. Amacımız burada bir kavmi yada bir milleti küçük düşürmek, yada onları aşaĝılamak asla deĝildir. Osmanlı arşivlerine bakın, hangi padişahın kendisine türküm dediĝini bulabilirsiniz?..
Cumhuriyetten sonra aslı, nesli ve nereden geldiĝi tartışılan Atatürk, türklere yeni bir tarif buldu. „Edirne’den Van’a kadarki sınırlar dahilinde yaşayan herkes türktür“ Bu tarif hala da kimi türkçüler tarafından kullanılmaktadır. Bu tarife bakılırsa adına Türkiye denilen ülkede yaşayan Kürdler, Çeçenler, Çerkezler, Lazlar, Ermeniler, Keldaniler, Asuriler, Rumlar, Boşnaklar, Pamaklar, türkmenler, Azeriler, Araplar v.s. bütün bu kavimler türktür. Onun içindirki ülkenin her tarafında her çeşit kavme mensup çocuklara her sabah „türküm, doĝruyum..“ andı okutulmaktadır.

Biz hiç bir zaman bu tarife inanmadık ve inanmayız da. Ama merak ediyorum acaba kendilerine türküm diyenler buna inanıyorlar mı? Bir zamanlar kart-kurt (daĝ türkleri) dedikleri kürdler şimdilik devletin en yetkili aĝızlarından ve en türkçü kesimden bu tarifin dışına çkarılmışlardır. Peki geride kimler kaldı?

Yoksa birileri çıkıpta „evet Kürdün aslı türk deĝil ama diĝerleri türktür mü diyecek? O zaman neden lazca, boşnakça anadil diye yayın yapılmaktadır? Çeçenler türk kabul edilmekteydi, onların kahramanlıkları filmlerde türklere mal ediliyordu, ediliyor! Şeyh Şamil bir türk kahramanı kabul ediliyordu, onun kahramanlıklarıyla türkler övünüyordu? Peki ya Şeyh Şamil’in torunları nedir? Haci Murad’ın torunları nedir? Onlar da türkmü? Türk iseler neden Çeçenistan’da olan bunca katliama Türkiye sessiz, sedasız kalıyor? Yoksa türk demek tarihte kahramanlık yaratanlar mı? Irkı, nesli ne olursa olsun kahramansa türktür deĝilse nedir?

Bu tariflerine kendileri de inanmadıklarından son zamanlarda türklere yeniden bir tarif bulmaya çalışıyorlar? Neymiş „türk bir kavmin adı deĝilmiş“ ya neymiş acaba? Türk demek Türkiye sınırları dahilinde yaşayan herkes demekmiş,!.. Alla alla ya bu ne güzel tarif! Dimi yani?

O zaman şöyle bir soru gelir aklımıza. Bir aile Türkiye’de yaşıyor ve türktür ama ülkeden ayrılıp Suriye’ye gitse ne olur? Sanırım arap olur, Kurdistan’a gitse Kürd olur, Albaniya’ya gitse arnavut, Yunana gitse rum mu oluyor?

Cumhuriyetten önce türk adına bir devlet yoktu, hala da yoktur. Kendilerine gâh hun türkleri, gâh, moĝol türkleri, gâh türkmen turkleri gâh v.s., türkleri diyenler doĝrusu kendilerini tarif etmekten aciz ve kendilerini tanımayan biçarelerdir.

Bugün Türkiye’de türkçe konuşanlar türk ise, o zaman dünyanın her tarafında ingilzce konuşanların da ingiliz olması gerek!.. Yeri geldiĝi zaman kürdleri türk kabul edenler, ama kürdler dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar bir hak elde ettikleri zaman hemen düşman ilan ediliyorlar. Eĝer kürdler türk ise neden bir türk! devletininin (Güney Kurdistan) daha kurulmasını istemiyorlar?  

Bana kalırsa türkler kendilerine yeni bir tarif bulsunlar. Nedir türk, kimdir türk? Ayrıca türkçe dedikleri dillerini de diĝer dillerden çaldıkları kelimelerden arındırsınlar, bakalım o zaman türkler hangi dille anlaşabilirler.

Osmanlı bir türk devleti deĝildi. Bugün o kadar küçülmesina raĝmen hala bu sınırlar içerisidne 27 çeşit millet yaşamaktadır diyen resmi türk devleti istatistikleridir.

İstatistik derken okuycularımıza bir kaynak gösterelim. Kaynak şu. „Devletler ve Hanedanlar Ansiklopedisi, Yılmaz Öztuna, Cilt; 2,Sayfa: 1171-1174,T.C.Kültür Bakanlığı Yayınları/1101,Kaynak Eserler Dizisi/18,Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1996,Ankara,Turkiye.(513 .sayfa)“

Bu rapora göre ki türk dediklerinin dışındakilerin sayısı çok azaltılarak gösterilmişsede hiç olmazsa varlıkları kabul edilmişlerdir. Evet rapora göre aynen şöyledir.

1935 sayımı; 13 milyon 915 bin Türkce (% 86), 1 milyon 480 bin Kürdce, 154 bin Arabca, 109 bin Yunanca, 92 bin Çerkesce, 63 bin Lâzca, 58 bin Ermenîce, 57 bin Gürcîce, 23 bin Arnavudca, 18 bin Bulgarca, 14 bin İspanyolca, "anadili" olarak beyân edilmiştir.

1960 sayımına göre anadili: % 91,95 Türkce, % 5,85 Kürdce, % 0,95 Arabca, % 0,30 Yunanca, % 0,15 Ermenîce, % 0,80 diğer diller.

Raporun en ilginç bir bölümünde ise : „Bingöl'ün 131 bin nüfusunun 42 bin'i Türkce (% 32), 89 bin'i Kürdce (% 68);“ yani Bingöl nüfusunun yüzde 32 si türkçe konuşuyor denilmektedir, oysa bugün nüfusu 300 bini geçen Bingöl’de hali hazır 42 bin kişi türkçe bilmemektedir. Tabi bu rapor sözde 1960 yılı sayımına göre yapılmışmış!..

Deĝerlendirmeyi deĝerli okuyucularımıza bırakırken, türk devletinden ve kendilerini türk kabul edenlerden bir ricamız var „lütfen türk dediklerinize bir tarif bulun, kimdir türkler, sıfatları, nesilleri, kanları nereden gelmektedir?“ Lütfen tarif edinizki siz de, biz de bu tarife uyanları iyice tanıyalım!
Okuyuclarımıza saygılarımızla

17.11.2004
M.Nureddin Yekta

Kürd olmak suç mu?

Hani bir söz vardır “güçsüz her zaman suçlu, güçlü her zaman haklıdır” diye. Kendimi bildim bileli kürdler dünyanın en suçlu insanlarıdır. Neden!.. Çünkü güçsüzdürler.

Bunu örneklerle açıklamaya çalışmak bilmem bir işe yarar mı? Hani açıklasam ne yazar? Kürdleri haklı duruma mı çıkarır, yoksa onlara güç mü verir?
Osmanlı parçalanmıştır, araplar ve diĝer kavimler arkalarına birer emperyalist güç alarak teker teker baĝımsızlıklarını alıyorlar, kürdler “türkler kardeşlerimizdir, onları bu varolma yokolma savaşında yalnız bırakmayalım, dörtyüz senedir birlikte yaşadık, o zaman yine birlikte kurtaralım bu vatanı” der, ama vatan kurtulur, kürdlere bir hak tanınmaz! Neden? Çünkü kürd suçludur, zayıftır, zayıfın hak istemesi suçtur!…

Kürdler buna karşılık ulusal bir savaş verirler, Şeyh Said önderliĝinde serhildanlar başlar, kürdlerle oturup kardeşçe meseleyi halletmek varken, ama en acımasız bir şekilde kürdler toplu katliamdan geçirilir. Başka bir kavim olsa her bir asker kahraman olurken, kurtuluş mücadelesi verip ya şehid ya gazi ünvanını alırken, kürdler terörist oluverirler. Neden? Çünkü suçludur çünkü güçsüzdür!

Köyler basılıyor, malları talan ediliyor, namusuna tecavuz ediliyor, kürd seslenmemeli, neden? Seslenirse suçludur? Çükü zayıftır, güçsüzdür!.

Türk devleti İngiliz ve Fransızlarla anlaşır, Kuzeybatı Kurdistan üç parçaya bölünür, kürdler kabul etmezler, yine katliamlar… çünkü kürdler suçludur!…

Aradan yıllar geçer, kürdler kendi kimliklerini isterler yine hapis, sürgün, yargısız infazlarla kürdler susturulur, neden? Çünkü kürdler suçludur! (gücsüzdür)

Güney’de zalim diktator Saddam tarafından kürdler bir kaç kez katliama tabi tutulur, yine kürdler suçludur!.. Neden? Çünkü kürdler de insan olduklarını söylüyorlar? Olur mu? Kürdün hakkı ancak araplara, türklere, farslara köle olmaktır, hürriyet taleb etmek suçtur ve kürdler yine potansiyel suçludur.

Kimyasal silahlarla Halepçler yaşanır... evet yine kürdler suçludur, ya suçlu olmazsa hiç öldürülür mü? Kürd öldürülmüşse mutlaka suçludur!...

Dersim’de sadece türkçe bilmediĝi için mahkeme tarafından idama mahkum edilen ve infazı gerçekleştiren kürd gençleri suçludur, neden? Çünkü kürdün kendi anadilinden başka dil bilmesi zorunludur, bilmezse suçludur, asılmalıdır....

Adana’da kuş lastiĝiyle direkteki fincanı kıran 12 yaşındaki çocuk DGM tarafından „eylem anında yakalanmış terörist“ kabul edilerek 15 yıla mahkum edilir.. Neden? Çünkü o çocuk deĝil teröristtir, çünkü suçludur, çünkü kürttür!..

Aradan yıllar geçer, Amerika Avrupa Birliĝiyle sinsice Ortadoĝu’yu yeniden paylaşırlar ve Amerika arkasına bazı güçleri alarak Irak’ı işgal eder, yine burda tek suçlu varsa kürdlerdir!.. Neden? Çünkü Irak’ta kürdler de yaşamaktadırlar.. Çünkü kürdlerin yaşadıĝı tüm topraklarda kim ne suç işlerse mutlaka faili kürddür, çünkü enazından suç faili ya bir kürdü görmüştür, ya sesini duymuştur, ya da gazetede adını okumuştur, bu da kürdün suçlu olması için yeterlidir!..

Amerika Felluce’de katliam uygular, yine suçlular Kürdlerdir? Neden çünkü kürdler ABD’yi Ortadoĝu’da barındırıyorlar, onlara destek veriyorlar ve sanki Kürdler ABD’ye „haydin git“ derlerse ABD arkasına bakmadan Ortadoĝu topraklarını terkeder gider, ama kürdler özellikle katliamlar yapsın diye ABD’yi Ortadoĝu’ya davet etmişlerdir!.. Sanki ABD ve işbirlikçileri kürd menafaatları için Ortadoĝu’da bulunmaktadırlar!...

Kürdler onyıllarca topraklarını müdafaa etmek için savaştılar, bugün kazandıkları kısmi topraklarında idarelerine sahip çıkıyorlar ama yine suçludurlar!.. Neden? Çünkü kürdler o topraklarını da bütün selahiyetlerini de orada yaşayan yüzbin türkmene vermek zorundadırlar!.. Neden? Çünkü türkmenler Saddam dönemi hep Saddam’a tetikçilik yapmışlardı, Saddam’ın özel komando ve milisleriydiler, o zaman onların kurtarılmış Kurdistan’da daha çok hakları vardır!...

Kürdler bugün ABD ile dostane tavırlar içerisinde oldukları için suçludurlar, neden mi? Çünkü bugün kürdün elinde silah vardır, kendi topraklarını yönetmektedir, o zaman bu gücün ABD eliyle mutlaka ortadan kaldırılması gerekir ve onun için de ABD – Irak direnişçileri arasında yaşanan savaşta kürdler Iraklıların yanında yer almalıymış? Neden? Müslüman kanı akıyormuş!...

Kürd sessiz kaldıĝı için suçludur!.. Bir buçuk milyara sahip islam aleminden, Iraklı diĝer müslümanlardan ses seda çıkmıyor, kimse suçlu olmaz, olamaz ama kürd suçludur her zaman olduĝu gibi!., İster kimileriyle dost olsun, ister düşman olsun, ister boyun eĝsin, ister serhildanlar yapsın, kısacası eĝer yeryüzünde adı dört harfle yazılan ve kendilerine KÜRD denen bir millet varsa mutlaka suçludur!...

Son zamanlarda Irak’ta yaşananlardan kürdler sorumlu tutuluyor ve Kürd peşmergelerinin Kerkük ve Musul’a kaydırılmasından rahatsız olan muslim gayri muslim birçok çevre vardır. Hele de ABD ile dostluklarından herkes rahatsız ve müttefiktir. Başkalarının ABD ile ittifaklarından iftihar edilirken sözkonusu kürd olunca işbirlikçi, ABD askeri v.s. oluyor, neden? Çünkü bu sefer sözkonusu kürdlerdir!

Soruyorum ey araplar, türkler farslar! Sizler Kürdlere ABD ve İsrail dostluĝundan başka bir yol bıraktınız mı? Eĝer bugün kürdler sizin yerinizde ABD ile dostluk kurmuşlarsa ve bunu suç sayıyorsanız bu suç sizindir kürdlerin deĝil! Kürdlere insanca yaşama hakkını vermediniz! Ve eĝer bugün fırsat elinize geçse tüm kürdleri yine katliamdan geçirecksiniz? Gelin isnanca anlaşalım, “Sahip olduĝunuz her hakkı kürdlere de verin, bakın kürd o zaman kimleri dost tutar!” Ama sizler kürdere dostlk, kardeşlik deĝil, sadece düşman olma yolunu bırakıyorsunuz? Kürdlere de düşen ya katınızda köle olarak yaşamak, ya katliamlarınızla yok olmak ya da Kendi ulusal çıkarlarını korumaktır! Siz olsaydınız hangi şıkkı tercih ederdiniz? Elbetteki kendi ulusal çıkarlarını! Kürdler de bunu yapıyor, sizler de elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz!…

23.11.2004

M.Nureddin Yekta
Siyaset ve Politika - 2004.11.24

Türk devletinin siyaseti „kürdleri yok sayma“ siyasetidir!..
Siyaset ve Politika kelimeleri eş anlamlı mıdır, yoksa deĝişik anlamları var mıdır onu bir tarafa bırakırsak, Türk Devleti’nin siyaseti sadece kürdler üzerine kurlmuştur, eĝer kürdler olmasaydı acaba ne gibi bir siyasetleri olacaktı onu merak ediyoruz!..

Türk Devleti’nin idaresinden, resmi dilinden, iç ve dış siyasetinden tutun AB’ye üye olmaya kadar, hatta islam devletleriyle olan kardeşlik! baĝına kadar her icraatları, sadece kürdlere bir hak verilmesin siyasetidir. „Yurtta sulh cihanda sulh“ „Kimsenin içişlerine karışmama“ gibi sözlerle kendilerini öven türk idarecileri, deĝil bir devlette kürd varsa oraya parmaklarını sokmamak, eĝer uzayda da kürd varsa türk devleti mutlaka oranın da içişlerine karışır!..

Politika ve siyaset aslında eş anlamlı olmasa da bugün özelliklede sözde islami ülkelerde ve özellikle Türkiye’de eş anlamda kullanılır. Aslında Politika Avrupa menşeli bir kelimedir ve siyaset ise islami bir terimdir. Bizzat Peygamberimizin kullandıĝı „siyaset“ kelimesi „idare etme“ manasında kullanılmıştır. Osmanlı döneminde de sıkça kullanılan bu kelime son dönemlerde türklerin dünyaya ayak uydurma ve çaĝdaş! kelimeleri kullanma açısından siyaset yerine politika kullanılmaktadır. Belki politika kelimesi yalan, hile üzerine kurulan siyasetlerde daha da bir önem kazanmaktadır.

Son dönemlerde AB’ye girme hevesinden bazı kriterleri kısmen uygulamaya koymadan önce Türkiye’de olup biten bir işe birileri mudahale ettiĝi zaman „içişlerimize karışmayın“ der o menfur icraatlarına devam ederlerdi. Örneĝin ABD veya AB „Türkiye’de yaşayan halkların dilini serbest edin“ dediĝi zaman „bizim hassasiyetlerimiz var, durumumuz çok nazik, o bizim iç meselemiz, bizim içişlerimize karışmayın“ derlerdi. Halen bir çok konuda aynı nakaratlar tekrarlanmaktadır. Peki ya Türkiye? Acaba başkalarının içişlerine karışır mı? Mesela Irak’ta?

Belediye seçimi olur T.C.’nin parmaĝı içerde, meclis seçilir T.C.’nin parmaĝı içerde, muhtar seçilir yine parmaĝı içerde. Özelliklede son dönemlerde her hafta bir veya bir kaç defa Irak içişlerine ve özellikle Kurdistan’a müdahale etmezse rahat etmez Türkiye. Sadece müdahale olsa yine neyse, bunun yanında Kürdleri tehdit var, orayı işgal etme planları var! Ne kadar ayıp! İnsan birlikte yaşadıĝı 25-30 milyon kürd vatandaşının yüzüne bakar yav! Güney’deki Kürdleri tehdit ederken Kuzey’deki kürdlerin yüzüne bakıp yüzü kızarır insanın, ama nerde türk yöneticlerinde kızaran yüz !…

Yıllardır aĝızlarında bir sakız gibi çiĝneyip dururlar Kerkük Musul mselesini ! Kerkük türkmenlerini! Hani kimsenin içişlerine müdahale etmezdik! Orada bir devlet var bre ne istiyorsunuz ? Yok Kerkük seçimiymiş, yok Kerkük nüfusuymuş size ne? Kaç defadır T.C.’nin Başbakan yardımcısı muridlerin zikri gibi tekrarlayıp duruyor „aman ha Kerkük nüfus yapısıyla kimse oynamasın” Ya brader sen Kurdistan’da uyguladıĝın ekonomik programlar yüzünden, estirdiĝin terör yüzünden Kurdistan’dan 5 milyon insan İstanbul’a göçetti, neden sen Kurdistan’ın nüfus yapısyla oynuyorsun? Bunun cevabını versene?

Irak’ta seçimler daha önceden belirlendiĝ tarihte yapılmalıymış sana ne be brader? Sen oranın Başbakanı mısın? Yok Kerkük’te kürdler çoĝunluĝa geçerse kabul etmiyeceklermiş! Ne yapacaksın söyler misin? Irak’ı mı işgal edeceksin ? Yoksa Kurdistan’ı mı?
Varsa cesaretin buyur git elinden tutan yok !.. Yoksa Kerkük’te arap-türkmen sayısı kürdlerden fazla olsa orayı türkmen cumhuriyeti mi ilan edeceksin? Petroller Türkiye’ye mi akacak? Diyelimki Kerkük araplara verildi (zaten türkmenlere verilmesi hayal bile olamaz) ya diĝer şehirlerde yaşayan türkmenleri ne yapacaksın? Bırakında Kurdistan’da yaşayan bütün türkmenler bir arada bulunsunlar. Eĝer türkmenler için hayırlı bir şey düşünüyorsanız bu onlar için daha iyi, çünkü Türkmenler Kurdistan’da sahip oldukları hakları arap bölgesinde alamazlar, çünkü kürdler hak hukuk konusunda sizden de araplardan da daha iyidirler, bunu siz de biliyorsunuz? 14 yıldır icraatta görülmüştür, Kurdistan’daki yüzbin civarındaki türkmenlere verilen haklar Türkiye’de ve T.C. işgalindeki Kurdistan’da yaşayan 30 milyon kürde verilmiş deĝil!..

Mısır'ın Şarm el Şeyh kentinde düzenlenen Irak Konferansı'nda bir konuşma yapan Türkiye Başbakan yardımcısı Abdullah Gül, “Irak'taki bazı grupların, bazı bölge ve şehirlerde gerek sindirme, gerekse nüfus yapısı ile oynama yoluyla bazı çabalarda bulunduğuna dikkat çekerek, bu maceraperest çabaların özgür ve birleşmiş bir Irak'ın kurulması projesini tehlikeye attığını ve bu nedenle bu çabaların güçlü bir şekilde engellenmesi gerektiğini söyledi.”

Alla, alla… Yani adamcaĝız diyorki Saddam’ın zoruyla yerinden yurdundan sürülen kürdler yerlerine geri gelmesin, onların kendi evlerine dönmelerini bir maceraperestlik olarak görüyor ve elaltından tehdit ediyor. Orası tehlikeye girermiş! Ne olacak? Irak bölünecekmiş? Ya bölünse sen mi birleştireceksin? Kim sana neyi soruyor? Kim sana neyi danışıyor? Boşu boşuna kendinizi yormayın sayın Bakan!.. Eninde sonunda Irak bölünecek, bunu sen herkesten daha iyi bilirsin! Çekin elinizi ayaĝınızı oradan, bakın kimse sizi istemiyor her gün türk şöförleri öldürülüyor, bunun sebebi sizin siyasetiniz deĝil mi? Bundan bir ders alamıyor musnuz? Bırakın başka devletlerin içişlerine karışmayı kendi develtinize bakın, kendi vatandaşlarınızın huzurlu yaşamını saĝlamaya çalışın! Kendi insanınıza eziyet etmeyin. Baksanıza daha okullarınızda başörtülü kızlarımız okuyamamktadır. Irak, Kerkük, Musul için yorduĝunuz kafanızı kendi devletinizin içişlerine yorsaydınız sanırız her şey daha iyi olacaktı? Önderiniz ve atanızın sözde söylediĝi „yurtta sulh cihanda sulh“ sözüne önce siz inanın ve uygulayın, yoksa atanızın kemikleri sızlar mezarda valla!...

24.11.2004
Diya Mixtar û Melayê Gund - 2004.11.25

Bi angorê dînê îslamê ji gunehên mezin yek jî îftira ye. Berê bi taybetî di gunda da zêdetir îftirayê dizî, qabî û wek wan dihatkirin, lê li bajara dewlemenda û siyasetmedaran pirr lihev îftira dikirin. Dema feodalî li welat pirr xwirt bû wê demê kesên pirr mehkûmê îftirayê dibûn Melayê gunda bûn. Şeyx wan dişand gundeki dikir mela, dema wek şeyx neaxivîna şeyx bi yek gotinek wan ji gund davêt û kesî nikaribû xwe biparazta jî. Îja vê dawîyê mirîdê şeyxan gellek bûbûn û dema li mela îftira dikirin mela jî xwe di paraztin.

Sal 1984 bû, meha Sibatê surr, serma û seqema Serhedê. Mela Evdirrehmanê reben cara 54'a bû ku sirgûn dibû. Vêcarê ji Patnosê şandibûn Milazgirê. temenê wî jî derdorê 50/60 hebû. Bixwe mirovek gelek zana û ronekbîr bû. Welatparêzekî gellek qenc bû, lê mixabin wan sala welatparêzî li gellek ciyan belayên mezin danên pêşiya mirov.

Rojek şeyxê mezin yê cinar tê serxweşiya camêrek. Behsa îsqata mirî tê holê. Şeyx dibê

-Ka pera û genim bînin em îsqata wî bigerînin.

Mela dibêje

-Baş e, lê ka feqîr tunene, îsqat mafê feqîra ye. Şeyx dewlemend e îsqat lê naçe , ez jî memur im, miaşê min têra min dike. Gazî deh feqîra bikin em îsqatê li wan parvekin.

Hinek dibên lê heta niha şeyx tim îsqat digerand û nîvî jî dixwar, va çiye?

Mela dibê bawer bin ew îsqata qebûl nebûye û şeyx jî heram xwariye!..

Şeyx dixeyide û diçe, Mehek şûnve muftî gazî mela dike.

Mela gundiyê te dibên tu her meh du cara diçî Erzirumê û dîçê kerxanê. Ez zanim derew e, lê mixabin du heb jî şahid hene, em mecbûr in te bidin mehkemê. Duh mixtar bi tev du gundiya li vir bûn.

Mela dibê baş e, ji kerema xwe re roja mehkema min gazî hersiyan jî bikin, ka bila li ruyê min bêjin.

Roja mehkemê mixtar dibêje, melayê me mirovek nebaş e, miaşê dewlet didê hemi li rêya kerxana serfdike û li pêşiya me jî nimêj dike, em dixwazin hun vî melayî ji vir sirgûn bikin. Aha vay du heb şahid jî hene, wan bi çavên xwe mela li wir dîtine.

Muftî ji şahidan dipirse. Dibên belê me bi çavên xwe li wir dît. Muftî dikene, dibê lê karê we li wir çi bû?
Şahid hinek soro moro dibin, dibên em cahil bûn, lê mela!..

Muftî dibê mela ka xwe biparêze.

Mela dibê mufti efendî ka ji kerema xwe pirske, madem ku ewana wir nasdikin bila bêjin, gelo mehê du cara mirov ji Patnosê biçe Erzirumê, şevek ji li wir bimîne, bi çiqasî li mirov dibe mal.

Dema muftî, mixtar û herdu şahid hesab dikin ku miaşê mela têre du car çûyîna Erzirum û karên li wir nake. Mela dipirse gelo 28 rojên din ez çawa bi çi idare dikim, ka bila bersiva vê jî bidin.

Mixtar û şahid li çav hev dinhêrin, mela dikene, dibe:

"Miftî efendî, bawerbî diya mixtar bî ye û di gunda navê wê pirr derketiye, hemî cîran dibên ku diya mixtar carekê bi duhezar û pênsidî (2500) dide. Way şahid û mixtar dibên li Erzirumê 40 hezar e. Ger dilê min tiştek wisan bixwaze ezê çima biçim Erzirumê, vay diya mixtar bi nan û ava xwe hazir e. Heta du cara biçim Erzirume ezê 40 carî biçim cem diya mixtar. De ka telaqê mixtar û van herdu şahidan bidin dest wan bila sondbixun, mesela diya mixtar rast e an ne.

Mixtar sondixwe dibê ez hay jê nînim, min nû sehkir, lê şahid bê deng dimînin. Miftî xwe hêrs dike û dibê bicehimin biçin, carek din we li vir nebînim.

Mela dibê mixtar tu hatî heyfa şeyx lê te q. diya xwe jî da ser!..

Bi tev derewa mixtar û şeyx disa jî mela sirgûn dikin. Bawerim niha miriye Xwedê rehma xwe lêke.

(Jiyana Sosret - Ji biranînên M.Nureddîn)
Bîranîna Şewata Sînema Amûdê - 2004.11.

Xwendevanên Hêja

Birêz Dildar Îsmail liser şewata sinema Amûdê helbestek nivîsandiye, di sala 1999 an de. Bi minasebeta biranîna şewata sinemayê ji xwendevanên Dengê mezlûma re ev helbesta şandiye ku em biweşînin û xwendevan jî agirê di dil Dildarê Ezîz de parvekin.
Ji Dildar Îsmail re serkeftin


ĴI BÎR NABE

Agir dileyzê dibrêjê
Goştê zarokan………?
Deriyên kilîtkirî pencerên girtî
Roĵa alîkariyê miletekî dûr
Cûdeyî hev ziman û her tîşt
Zarokên bindest û alîkarî
Çidibêĵe zarokên dilovan
Dayikên dil şewat
Vebû birîn ..girî û zare zar
Ĵi destê kê kê amzekir
Roĵek tarî tev dûman
Wiĵdan li kû ma zare zara zarokan
Bê mirad çûn bê ronî
Destê giran çawa biramîsim
Bere qeder bê dûman û leylan
Roĵ wê xwevegerîne roĵekê
Sînema baĵarê amûda delal
Agirê diĵwar dibrêĵe goştê zarokan
Gulê buharek xemgîn
Bê ol bê wiĵdan …zarok û kîn
Hebûn û nebûn ne bi vî rengî
Hisret û hêviya dayikan
Hestiyên teraf…winda nabin
Ĵi bîr nabe tucar
Bere bileyizê …….
Agirê sînema amudꅅ…1960
Agirê zindana hisîça…1993
Çawa emê ĵibîrkin
Ĵibîr nabe hezar sal bibhure
Şewata mirovan û zarokên bê guneh
Rêĵîmên terorist dem wiha namîne
Piştî şevê roĵ tê der
Ĵi roĵê hêvî
1.11.1999
Dildat Îsmail
dildarismail@hotmail.com
We pirtûka Kamran Simo Hedilî xwend gelo? - 2004.11.26

Kamran Simo Hedilî helbestvaneki ciwan û gelek qenc e! Evîna xwe, agirê dilê xwe bi helbestan aniye ziman. Di pêşgotina pirtûka xwe de bi rengekî wisan xweşik şirovekiriye ku em nikarın tiştek lê kêm û zêde bikin. Em bi vî helbestvanê ciwan û delal gellek dilxweş bûn, me xwest ku em vê dilxweşiya xwe bi xendevanên xwe re jî parvekin. Emê hemî helbestên wî pêşkêşi xwendevanan bikin inşallah. Em hem ji vî delalî re, hem jî ji xwendevanan re di hemî karên wan de serkeftinê dixwazin. Fermo hu û Kamran Simo !..

Bablîsoka jîyanê

Berî ez werime vê jîyanê, min di xewnên dayîka xwe de, ”reşikê tirsê didît”. Di nav tirsa xewnan de bûm. Destên pîrika bûyûnê yên sar li kamaxên min ketin. Bi lêdana destên pîrîkê re ez vecinîqîm, min qirî - girî kir. Ez digirîm lê pîrîk û yên dî dikenîn. Ji bo ku ez kur hatibûme dinyayê, herkes şa bûn. Gelo wan dizanîbû ku ez tawanbar hatibûme dinyaye. Ez bê îradeya xwe tawanbar çêbûbûm. Ji bo ku gelê ez ê bibima endamê wî, di çavên reşikê tirsê de tawanbar bû. Û her endamê nû tawanbar dihat dinyayê. Ji xewna reşikê tirsê, bi şeqama pîrikê di tarîreşa seqema şevekê meha sibat a 1955 de min bi girî çavên xwe vekir.

Nav li min kirin, lê wateya wî wan jî nizanîbû.
Navê min kirin Faruk. Divê ku ez wijdana xwe xirab nekim. Paşnav ne wan li min kir. Berî ku ez werime dinyayê reşikê tirsê paşnavên bi zimanê xwe wetadar li herêmê belavkiribûn. Destûra paşnav hilbijartinê ji kesî re tune bû. Pêwîst bû ku herkes ji van paşnavan yekî li xwe bike .Ji paşnavên ku reşikê tirsê belav kirin Aslan bûbû para malbata min. Vêca navê min bûbû Faruk û paşnavê min jî bûbû Aslan. Min ne ji navê xwe û ne jî ji paşnavê xwe hez dikir. Navê min mîna şalwarekî ku li mirovan teng bê, min ji xwe re teng didît.

Paşnavê min jî mîna kirasê gurîyan bê çawan laşên wan di xwerênê û qet naxwazin li xwe bikin. Paşnavê min jî bi gezan dihate min û ez gez dikirim. Roja min hêza hilbijartina nav û paşnavekî bi zimanê xwe di xwe de dît, şalwarê teng derxist û avêt. Kirasê ku ez gurî dikirim jî min bi şalwarê teng re qet qet kir û ew ji avêt.

Li meydanê min şûrê xwe kişand, bi nav û paşnavê xwe yê nû Kamran Simo Hedilî li hemberê reşikê tirsê ketim nav bizavê. Reşikê tirsê peşî nedixwest navê min yê nû bêjê. Her navê min xirab dikir û cure curê navên xirab li min dikir. Paşî mecbûr ma navê min yê nû bi navê xwe re bejê. li meydana cengê carna min ew ditirsand, carna wî ez bêzar dikirim.

Dema ku ez lewaz dibûm, evîn digirî. Ji girî û gazinên evînê kursiyên bin yêzdanan dihejîyan.

Bêrîkirirna dayê û yarê ez di nav pêlên hesreta xwe de difetisandim. Bablîsoka jîyanê gerdûn bi min dida pîvan.

Desmala destên bûka hêvîyê, ez ji bêzariyê rizgar dikirim û hêza berdewam kirina pêşbirkê dida min.

Ez dibûme dayîka xwe û min dilê xwe dikire rêzanê xwe. Ez li parçê dilê xwe yê min windakirî digerîyam.

Dostên virek, yanî dost xwiyayên ne dost, di vê berxwedanê de rojekê ji min re li çepikan ne didan û di navbirka bêhinberdanê de baş ne şervanîya min rexne dikirin.

Bi tirsonekiyê ez tewanbar dikirim. Lê ez bi van gotinên qalaw û qura dikenîm. Min tahilîya şerbata şer, bi devê bapîrê xwe vexweribû. Ji bo wê bû ku min, kulîlkên aştîyê pêşkêşî xweşika xwe dikir. Û hêza bizavê min xurtir dikir.

Di nav vê kefte lefta min û dagîrkerê çavsor de di xeyalê de bi tenê dimam. Çûna te, ez dikirime bîra tarî ya bêbinî. Vê tirsê ramanên min dixwarin lê feriştên ku hêvîyan dimeşênin li hawara min dihatin. Û bayê azadiyê bi ser lalenên lingên min de direşandin. Ew azadiya ku min tehma xweşiya wê, ji xewnên tarîreşê şevên dagîrkeran dizanî.
Min ew ne dîbû. Lê min xweşiya wê ji bindestiyê nas dikir. Di vê bizava bêhampa de dilbera min, bi wan maçên xwe ji gezoyê şêrîntir ez li ser baskên stêran difirandim.

Îro 2003 ye, hê ev pêşbirk didome û şêrîniya maçê dilberê li ser lêvên min diherikin.

Lê yên min li ser pîyan digrin êşên min in!
Yên ramanên min di kenînin, pirpirîkên bihara dilê min difirinin, li ser kulîlkan digerînin, stêran didoşin û şîrên wan dimeyînin evînên min in!