Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:30, Sal:2004, Meh:11

Türkiye Avrupa Birliĝine girsin mi? - M.Nureddin
Mesut Barzani Ankara’dan ayrıldı -
Birêz Mesud Barzani ji Enqerê dageriya Kurdistanê - 2004.10.11
Metin Kaplan Türkiye’ye iade edildi - 2004.10.13
Metin Kaplan iadeyê Tirkiyê kirin - 2004.10.13
Saddam’ın bir kısım sılahlarının Türkiye’de mi? - 2004.10.14
İsmi bir çok kirli işlere karışan Alaattin Çakıcı Türkiye'de - 2004.10.14
Çekên Seddam li ku ne? - 2004.10.14
Orucun Önemi - 2004.10.15
Mehdi Zana serbest! - 2004.10.16
Alema internetê alemek xerîb e!.. - M.N.Yekta
Zülme rıza zülümdür - Zakir
Bir başkadır internet alemi - M.Nureddin
Di Koçka Kurdistanê de du pirs û du bersiv - 2004.10.20
PKE civiya - 2004.10.23
Ewletîya Nifteyan - Cengawer
Çawa ez dikarim kompiyûterê xwe ji vîrûsan biparizim? - Cakurd
 

Türkiye Avrupa Birliĝine girsin mi?

Türkiye’nin Avrupa Birliĝine girmesi Kurdistan’ın bir kez daha dünya süpergüçleri tarafından resmen ikiye bölünmesi demektir. İlk kez 1639 yılında Osmanlı ve İran İmparatorlukları tarafından Kasrişirin antlaşmasıyla ikiye bölünen Kurdistan 1924 te ise Kuzeyde kalan parça (Osmanlının elinde olan) türkler, fransızlar ve ingilizler tarafından paylaşılarak resmen üçe bölündü. Bir kısmı türk devletine sunulurken diĝer iki parça da Fransız ve İngilizlere ikram edildi. İngilizlerin Irak’tan, Fransızların da Suriye’den çekilmesiyle bu iki parçada kürdler kaderlerine terkedildi. Suriye devleti kürd imha ve asimile politikasında fransızları arartmadı deĝil. Kürdler yerlerinden, yurtlarından sürüldü, kimliklerine el konuldu, vatandaşlıktan çıkarıldı, muhacir sayıldı. Bu da yetmedi zaman zaman katliamlara tabi tutuldu.

Güney’de (Irak) ise yarım asırdır Büyük Lider Kahraman Kürd Generali Mela Mustafa Barzani tarafından başlatılan serhildanlarla bugün bir statüya kavuşmuş durumda. Ancak her ne kadar işgalcı kuvvetler ve yardımcıları Kurdistanı dört parçaya bölmüşlerse de kürdler hiçbir zaman bu sınırlari meşru saymamış ve kabul etmemişlerdir. Kürdler kendi vatanlarını her zaman tek parça olarak görmüş ve görmeye devam edeceklerdir. Her kürdün gönlünde yatan tek bir şey vardır o da „mevcut sahte (suni) sınırların kaldırılıp bütün kürd aleminin tek bir bayrak altında birleşmesidir.“

Ancak kendini satmış bazı beyinsiz (sözde) kürdlerin sanki türk devleti deĝil de Kürdistan Avrupa Birliĝine giriyormuş gibi Türk devletinin tek başına Avrupa Birliĝine girmesi için yeşil ışık yakmakla yetinmeyip, bütün güçleriyle destek vermeleri anlaşılır gibi deĝil!.. Bunlar sureti haktan görünerek sözde büyük bir nüfusa sahip kürdlerin Avrupa Birliĝine girmesiyle bütün haklarını elde edeceklerini yaymaya çalışıyor ve etrafındakilerini kandırmaya devam ediyorlar. Aslında bunu yapanlar çok iyi biliyorlarki Türkiye’nin bu şekilde tek başına Avrupa Birliĝine girmesi Kuzey Kurdistan’ın tamamen inkarı olduĝunu ama yıllardır kandırdıkları kürdlerin gözünü boyamak ve oyalamak için bu taktiklere baş vuruyorlar.

Soruyoruz?
Kürdler bir taraf olarak mı Avrupa Birliĝine giriyorlar?
Bir devlet olaraka mı?
Federal bir devlet olarak mı?
Kürdler ne şekilde ve hangi sıfatla Avrupa Birliĝine giriyorlar?

Ne yazikki bütün bu soruların cevabı çok açık “Kürdler T.C. vatandaşı olarak yani türk kimliĝiyle Avrupa birliĝine girerler eĝer T.C.nin üyeliĝi kabul edilse. Peki o zaman kürdlerin ve Kurdistan’ın statüsü ne olur? Cevabı çok basittir. “Kuzey Kurdistan türk devletinin bir bölgesi olarak Avrupa Birliĝinin bir parça topraĝı haline gelirki bundan sonra orada deĝil baĝımsız bir Kurdistan kurmak, federal bir Kurdistan’dan bahsetmek bile mümkün olmayacaktır. Bu demektirki Kurdistan’ın yarısı Avrupan’ın egemenliĝinde olacak diĝer yarısı da şu an planlandıĝı gibi giderse ileri bir zamanda ABD’nin egemenliĝine geçecek, yani ikinci bir Kasrişirin gibi bir antlaşmayla bu seferde AB ve ABD tarafından iki kısma ayrılmış olur!..

Şimdi birileri çıkıpta « siz ABD dostluĝuna karşı mı çıkıyorsunuz » diyebilirler. Biz dostluĝa karşı deĝiliz ama biz şiddetle sömürgeciliĝe karşıyız, eĝer ABD ve AB kürd halkı konusunda ciddi iseler önce kendileri tarafından çizilen bu suni sınırları kaldırsınlar, kürdlere kendi kaderlerini tayin hakkını versinler ve Kürdler kendi öz iradeleriyle karar versinler Avrupa Birliĝi mi, ABD dostluĝu mu? Ya da üçüncü bir yol mu? Buna kürdler zorlanmamalı bıraksınlar kürdler buna karar versinler, aramıza yeniden bir sınır çizerek kürdlere dostluk olmaz !…

Bunun için Türkiye’nin bu şekilde Avrupa Birliĝine girmesine karşı çıkalım.

Belki Kürdlerin bir kısmının Avrupa Birliĝine girmesi ekonomik yönden bir kısım kürdleri rahatlatsa da ya diĝer kısımlar ne olacak? Amacımız birilerinin boyunduruĝu altında ekonomikmen rahatlamak mı yoksa dünyadaki halklar gibi kendi kaderimizi tayin etmekmiydi?

Biz baĝımsız bir Kurdistan’dan yanayız varsın kendi öz memleketimizde aç kalalım, bu başkalarının egemenliĝinde tok kalmaktan daha iyidir bizim için.
 
02.10.2004
M.Nureddin Yekta

Mesut Barzani Ankara’dan ayrıldı - 2004.10.11

Kurdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Sayın Mesud Barzani Bazı temaslarda bulunmak üzere gittiĝi Almanya’dan Kurdistan’a dönerken Ankara’ya da uĝradı. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoĝan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir araya gelen Barzani Ankara’dan ayrılırken herhangi bir açıklama yapmadı.

Güney Kurdistan durumuyla ilgili olarak temaslarda bulunmak üzere Almanya’ya giden Sayın Mesut Barzani bugün türk yetkililerle görüşmek üzere Ankara’ya geldi. Ankara Esenboĝa Hava Limanına iner inmez basına bir demeç veren Barzani Kerkük’le ilgili sorulan bir soruya şu cevabı verdi. „Kerkük Kurdistan’ın kalbidir, hiçbir konuda onu tartışma konusu yapmayacaĝız.“

Saat 16:00 sularında T.C. Başbakanlık yeni binasına gelen Barzani bir süre Abdullah Gül ile görüştü. Görüşmede Güneyin statüsü, Kerkük ve Kongra Gel’in ele alındıĝı bildiriliyor. Daha sonra T.C. Başbakanı Tayip Erdoĝan’la görüşen Mesud Barzani Türkiye’den ayrıldı.


Ülkücüler Protesto etti
Saat 18.00 sularında Mesud Barzani ve Tayip Erdoĝan görüşmesi sırasında Ankara Ülkü Ocaĝı üyesi bir grup Kızılay’da bir araya gelerek protesto eyleminde bulundular. Eylemciler adına bir konuşma yapan Ankara Ülkü Ocakları İl Başkanı Nuri Alıcı, "Kırmızı halılarla Barzani’yi karşılayanlardan hesap soracaklarını” söyledi.
Dengê Mezlûma
Birêz Mesud Barzani ji Enqerê dageriya Kurdistanê - 2004.10.11

Serokê Partî Demokratî Kurdistan Mesud Barzani ku ji boy têkiliyên siyasî çûbû Elmanya û dema ji wir vegeriya rêya xwe bi Enqerê xist.
Li Enqere bi Serok Wezirê Tirkiya Tayyip Erdoxan û Wezîrê Dervayê Welat Evdilla Gul re hevdîtin çêkir. Barzanî piştî hevdîtinê dema ji Enqere derket tu daxuyaniyek neda.

Serokê Partî Demokratî Kurdistan Mesud Barzanî va çendekî bû li Elmanya bû. Ji bo têkiliyên siyasî û pirsgirêkên li herêmê bi berpirsiyarên Elmanya re hevdîtin çêkir û dema ji Elmanya derket rêya xwe bi Tirkiyê jî xist. Barzanî, dema hat Enqere Balafira Esenboxa daxuyaniyek da çapemeniyê û ji pirsa rojnamevaneki li ser kerkukê jî wiha got. „Kerkuk dilê Kurdistanê ye û em di tu warî de vi bajarî nakin mijara niqaşê’ın.“

Derdorê 16:00 demjimara Tirkiyê bi Serok Wezir û Wezîrê Dervayê Welat yê Tirkiyê re rûnişt. Di hevdîtinê de wek tê diyarkirin mijara statûya Başurê Kurdistanê, bajarê Kerkukê û pirsgirêka Kongra Gel hate niqaş kirin. Erdoxan hessasiyetên xwe li ser Kerkukê anî ziman û Barzanî jî wiha got „Kerkuk bajarê Kurdistanê ye û em jê mesul in, em hemî pirsgirêkên Kerkukê dizanin û hela wan jî em dikin, ihtiyac bi midaxela derva nîne.“ Piştî hevdîtinê Mesud Barzanî terka Tirkiyê kir.

Nijadperestan Barzanî û Hukumeta Tirkiyê Protesto kirin.
Di derdorê 18:00 an de ku dema Barzanî û Erdoxan hevdîtin danîbûn, li meydana Heyvasor hinek nijadperestên tirk ku girêdayî bi komela faşista ya Enqerê ve ye çaleki danîn û Barzanî protesto kirin. Di çalekiyê de serokê komelê Nurî Alici wiha got: „Ew kesên ku bi xaliyên sor biçin pêşiya Mesud Barzanî wê hesabê bidin me.“

Dengê Mezlûma
Metin Kaplan Türkiye’ye iade edildi - 2004.10.13

1995 yılında babası Cemalettin Kaplan’ın ölümünden sonra babasının yerine geçen Anadolu İslam Devleti Cemaatinin lider Metin Kaplan Türkiye’ye iade edildi. Dün saat 19:34 te Almanya polisi tarafından uçaĝa bindirilen Kaplan saat 22:30 da İstanbul’a indi. Gece boyunca gözaltında tutulan Metin Kaplan bu sabah saat 09.30’da Beşiktaş’taki eski Devlet Güvenlik Mahkemesi binasında faaliyet gösteren İstanbul Adliyesi’ne götürüldü. Mahkemeden sonra Kaplan’ın tutuklanması bekleniyor.

1995 yılında vefat eden Anadolu Federe İslam Devleti Cemaati Lideri Cemalettin Kaplan yerine Halifeliĝini ilan eden Metin Kaplan cemaat içerisinde Hilafete aday olduĝunu bildirilen ve daha sonra öldürülen Dr.Yusuf’un infazını azmettirdiĝi gerekçesiyle uzun zaman Almanya’da hapis yatan Metin kaplana, cezasını çekmesi ardından sınırdışı edilme kararı çıkmıştı. Avukatlarının itirazları sonucunda bu karar bir müddet bekletildikten sonra dün ani bir kararla Türkiye’nin uzun zamandır iadesini istediĝi Kaplan’ın evine alman polisi baskın düzenledi. Evinde bulunmayan Kaplan daha sonra Köln’de bir internet kahvesinde yakalanıp Düsseldorf hava Limanına götürüldü. Yanında bir doktorla bindirildiği özel uçak, saat 19.34’te Almanya’dan havalandı.

22:30 da İstanbul Atatürk Havalimanına inen uçak Terörle Mücadele Ekiplerince kuşatıldı. Uçaktan çıkartılan Metin Kaplan önce Atatürk Havalimanı Şube Müdürlüğü’ne götürüldü, daha sonra Adli Tıp Merkezi’nde sağlık kontrolünden geçirildi.

Almanya’nın iade ettiği Metin Kaplan, gece boyunca gözaltında tutulduğu Atatürk Havalimanı Şube Müdürlüğü’nden sabah saatlerinde çıkarıldı. Elleri kelepçeli olarak araçtan çıkartılan Metin Kaplan, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne bağlı polislerin oluşturduğu koridordan binaya alındı. Kaplan’ın avukatı Hüsnü Tuna, müvekkilinin gece boyunca emniyette tutulmasının yasadışı olduğunu söyledi.

Metin Kaplan’ın suçlandıĝı suçlar:
Almanya’da yasaklanan İslami Cemiyet ve Cemaatleri Birliği yöneticisi olmakla suçlanan Kaplan’ın, hakkında gıyabi tutuklama kararı vardı.

Ankara DGM'de de Kaplan tarafından 1997 yılında T.C. milletvekillerine gönderilen ve “Anadolu Federal İslam Devleti'nin kurulduğunu” ilan eden bildirilere ilişkin dava açılmış ve bu kapsamda Kaplan hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarılmıştı.

İstanbul polisinin yaptığı bir operasyonda, 1998 yılında Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında Anıtkabır’e uçakla intihar dalışı yapmak ve Fatih, Beyazıt gibi camileri basıp insanları rehin alarak çatışmaya girmek eylemlerini planlayan Anadolu Federe İslam Devleti adlı örgütün bu eylemleri planladığı ileri sürülen Metin Kaplan hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi gıyabi tutuklama kararı çıkartmıştı.

Kaplan hakkında, “Anadolu Federe İslam Devleti'nin yayın organı ”Ümmedi Muhammed Dergisi”nde 1999 yılında yazdığı yazıda, Türkiye'yi bölmeyi hedef aldığı iddiasıyla açılan davada da gıyabi tutuklama kararı verilmişti.

Metin Kaplan hakkında Ankara, Adana ve Erzurum DGM'lerinde açılan dava ve soruşturma dosyaları, İstanbul DGM'de “silah yoluyla anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan açılan dava dosyasıyla birleştirildiĝi ve böylece, “anayasal düzeni yıkmaya yönelik eylemlerinden” dolayı, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'nde yargılanacaĝı bildiriliyor.

Dengê Mezlûma (13.10.2004)

Metin Kaplan iadeyê Tirkiyê kirin - 2004.10.13

Metin Kaplanê ku di sala 1995’da di pey mirina bavê xwe Cemalettin Kaplan derbasi şuna wî bûbû û bi navê Serokê Dewleta Îslamiya Federe ya Anatoliyê li Almanyayê karên siyasî dikir duh êvarê hate iade kirin ji Tirkiyê re. Dus demjimar 19:34’an da li balafirê hate siwarkirin û di 22:30 de li Stenbolê ji balafirê peyabû. Polêsê dewleta tirk Kaplan girtin û binçavkirin. Îro demjimar 09:30 de ji binçav derxistin û anîn Mehkemê li Beşiktaşê. Wek diyar e ku di pey mehkemê re wê Metin Kaplan bikin zîndanê. Parêzgerê Kaplan Husnu Tuna got; „binçavkirina muwekilê min tiştek bê qanûnî ye“.

2004.10.13
 

Saddam’ın bir kısım sılahlarının Türkiye’de mi? - 2004.10.14

Ingiliz The Guardian gazetesinde çıkan bir habere göre "Saddam'ın kaybolan silahları Türkiye'de."

Habere göre; yasa dışı nükleer bomba programında kullanılabilecek malzemenin bir kısmı, Irak’ta daha önce gözlem altında tutulan tesislerden kaybolduğu ve bu silahların büyük bir ihtimalle Türkiye'de saklandığı iddia ediliyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed El Baradey’in, BM’ye verdiği bilgiye göre, Saddam Hüseyin’in nükleer programında kullanılan malzeme, sistematik olarak sökülüyor ve kaçırılıyordu. Kaçırılan ve ortadan kaybolan bu silahların büyük bir kısmının Türkiye'de olduğu, diğer küçük bir kısmının ise Mısır, Ürdün ve Hollanda’da olduğu iddia ediliyor. Saddam'in özelliklede Kürd konusunda Türkiye ile her zaman işbirliği içerisinde olduğu biliniyor ve ayrıca kerhen destek vermiş olmasına rağmen Türkiye Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'a saldirmasına karşı idi.
İsmi bir çok kirli işlere karışan Alaattin Çakıcı Türkiye'de - 2004.10.14

14 Temmuz 2004 te Avusturya’da yakalandıktan sonra hapse konan ve daha sonra hakkında iade kararı verilen mafya babasi ve yeraltı dünyasının ünlü ismi MHP'li Alaattin Çakıcı dün uçakla Türkiye’ye getirildi.

14.10.2004 - Viyana Eyalet Mahkemesi'nin iadesini kararlaştırmasının ardından önceki gün Avusturya'ya giden Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol Daire Başkanlığı'ndan iki komiser ve bir polis memuru Alaattin Çakıcı'yı teslim aldi. Alaattin Çakıcı’yı Viyana’dan getiren THY’nin tarifeli uçağı, saat 13.30 sularında Atatürk Havalimanı’na indi. Havalimanından çıkarılan Çakıcı, Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne götürüldü. Çakıcı, polis kordonu altında sağlık kontrolünden geçirilmek üzere Adli Tabiplik’e sevkedildi. Sağlık kontrolünden geçirildikten sonra mahkemeye çıkarılan Alaattin Çakıcı hakkındaki gıyabi tutuklama kararının vicahiye çevrildiği yüzüne okunarak tutuklandı.

Çakıcı hakkında 7 dosya bulunuyor.
1- Karagümrük baskını nedeniyle çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek.
2- Karagümrük’te 10 kişinin yaralanmasını azmettirmek
3- Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak” ve ”Türkbank ihalesine fesat karıştırmak.
4- Çakıcı, eski eşi Uğur Kılıç’ın 1995’te Uludağ’da öldürülmesini azmettirmek
5- İşadamı Emin Cankurtaran’a suikast girişimi
6- 1997’de borsacı Adil Öngen’e düzenlenen suikast girişimi
7- 1996’da Bebek’te bir kafede sağ kolu Tevfik Nurullah Ağansoy’un da aralarında bulunduğu 4 kişinin öldürülmesini azmettirmek

Devletle hesaplaşmaya gelmiş
Kırmızı bültenle aranırken Avusturya'da yakalanan ve bugün uçakla İstanbul'a getirilen organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı, Avusturya'da "devletimle hesaplaşmak istiyorum" demişti.
Mahkemede devlet içi mafya örgütü konusunda bir çok konuda bilgi verebileceği kaydedilen Çakıcı bakalım hesaplaşmanın sonucunda neler söyleyecek.
 

Çekên Seddam li ku ne? - 2004.10.14

Bi angorê xeberek di rojname Îngiliz bi navê The Guardian de çêkên Seddam yên veşartî (wendabûyî) li Trikiyê ne.

Bi angorê vê rojnamê hinek materyalên ku bi awakî ne neqanûnî di parograma bombên dendikî (nukliyer) dihatin bikaranîn wendabûne, ku ew materyalan jî di bin çavdêra Yekîtiya Netewan de dihatin paraztin. Dibên ku van çekana bi destê istixbarata Tirkiyê û Seddam ve şandina Tirkiye.

Bi angorê daxuyaniya Muhammed El Baradey daye Yekitiya Netewa, ku serokê ajansa enerjiya atomê ye, Seddam Huseyn bi awaki sistematîk wan çekên ku di programa nukliyer de bikardani jê radikir û wan ji hinek hêlara dişand û wiha dihatin veşartin. Evan çekên ku dihatin revandin û dihatin veşartîn parek herî mezin ji wan Li Tirkiyê ye, parçen din jî wek tê zanîn şandiye Misir, Ordin û Hollanda.

Her çiqas bi zahirî nevbera tirka û Seddam tuneba jî di gelek waran de, bi taybetî di warê pirsgirêka kurd de her tim yek bûn. Her çiqas dewleta tirk ji boy êrîşah Emerika li ser Seddam arikari kirbe jî, lê di heqîqet de tirk tim li hember vê êrîşê bûn, jiber xatirê ku ew Seddam yek bûn di dijminya kurdan de, boy vê yekê jî çima silehên Seddam veneşêrin?
Orucun Önemi - 2004.10.15

İslamın beş esasındna biri oruçtur. Yani islamın beş şartından biri olan oruç sırf Allah rızasını kazanmak için yapılan bir ibadettir. Zaten diĝer amellere riya girse bile oruca riya girmesi mümkün deĝildir, onun içindirki Peygamberimiz bir hadisi kutside şöyle buyruyor. Yüce Allah buyurdu. “İnsanoĝlunun bütün ibadetleri kendisi içindir, ancak oruç benim içindir, onun mükafatını da ancak ben veririm.”

Farziyeti Ayet ile sabittir. "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden evvelkilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı." (Bakara/183)

Her şeyin bir zekatı olduğu gibi bedenin zekatı da oruçtur Allah'ın rızasını kazanmak için ibadet maksadıyla gün boyu yemekten, içmekten, cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen bu ibadet ne güzel bir ibadettir. Onun içindirki Yüce Allah, gönderdiği bütün dinlerde orucu farz kılmıştır. Bu şekilde Adem (a.s.) den günümüze kadar bütün inananlar orucun mükafatından faydalanmışlardır.

Yüce allah insanı yaratırken hem iyilik hem de kötülük yapabilecek bir güçte yaratmıştır, ama insanın ikisinden birini seçmesi tamamen iradesine baĝlıdır. Hepimiz biliyoruz ki; nefsin iyiliğe de kötülüğe de meyli vardır. Eğer insan, ilahi emirlere kulak verir, onları dinler ve o istikamette bir yol alırsa, Allah'ın rızasına ulaşır. Eğer ilahi emirleri bırakıp nefsani arzularına göre bir yol tutarsa, o yol insanı günahlar bataklığına, sefahete, sefalete düşürür. Oruç, nefsin aşaĝılık arzularına karşı bir kalkandır. Onun içindirki dinimiz oruca çok büyük bir ehemmiyet verir.

Sevgili Peygamberimiz, orucun bu hikmetine şöyle işaret buyurmaktadır: " Oruç bir kalkandır. Oruçlu kimse kötü söz söylemesin! Kendisiyle tartışmak, kavga etmek isteyene iki defa: ben oruçluyum desin!. Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur. Cenabı Hak buyurmuştur ki: Madem ki oruçlu kimse benim rızam için, yemesini, içmesini, cinsi arzusunu bırakmıştır.
Onun sayısız ecrini ben veririm. Halbuki başka ibadetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir."

Orucun manevi bir çok faydası vardır.

Oruc, insana sabrın bütün çeşitlerini ögretir.
Oruc rûhu geliştirir ve onu terbiye eder.
Oruç mükemmel toplumun kaynaşmasının ve dayanışmasının temellerinden biridir.
Oruc disiplinli olmayı öğreten bir terbiye metodudur.
Oruc, Allah Teâlâ’nın rızâsını kazanmanın ve gönül dünyasının enginliklerine açılmanın bir ifâdesidir.
Oruç; Allah rızası için tutulduĝu zaman, insanı günahlardan uzaklaştırdığı gibi,
gönüllerde güzel duyguların yeşermesine de vesile olur.
Oruç, fitne, fesat, haset, dedikodu ve yalan gibi kötü huylardan insanı uzaklaştırır, toplumda huzur ve güvenin yerleşmesini sağlar,
Oruç ibâdetinin, ferdin Allah katında ulvî makamlara yükselmesine vesile olur.
Oruc, Allah Teâlâ ile irtibâtı kuvvetlendirir
Dengeli beslenmenin en güzel oruçla gerçekleşir
Oruc, insanın şahsiyetini geliştirip ona fazilet duygusu kazandırır.
Oruç, Yüce Allah'ın bizlere ihsan ettiği sayısız nimetlere karşılık O'na şükranlarımızı arz etmektir.
Oruç, nefsi terbiye eder, günah işleme temayülünü önler;
Oruç, insanı iyiliğe yönlendirir ve güzel ahlaka ulaştırır.

Dengê Mezlûma

Mehdi Zana serbest! - 2004.10.16

Mehdi Zana duh bi hevala xwe Leyla Zana re ji Brükselê zivirî Tirkiyê, lê li Balafira Stenbolê hate girtin û kirin binçav. Îro derxistin mehkema Beşiktaşê û serbest berdan.

Edliya Diyarbekir di derheq Zana de dawe vekiribû ku ew propaganda cudatîyê dike, jiber ku Zana li dervayê welat bû nahatibû mehkemê, bi vê minasebetê jî derheq Zana de emrê girtina wî hatibû derxistin.

------------------------------- ------------------

Dün eşi Leyla Zana ile Brüksel’den Türkiye’ye gelen Mehdi Zana bugün çıkarıldıĝı Başiktaş adliyesi 13. Aĝır Ceza Mahkemesinde ifadesi alındıtan sonra serbest bırakıldı.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi „bölücülük propagandası yapıyor“ gerekçesiyle hakkında dava açılmıştı. Mehdi Zana’nın yurtdışında olması hasebiyle mahkemeye gelmemesi üzerine gıyaben tutuklama emri çıkarılmıştı.
Alema internetê alemek xerîb e!.. - 2004.10.18

Em bixwazin an nexwazin internetê cîhkî xweser girtiye di jiyana me de. Bi taybetî boy xwendevan, rewşenbîr, ronakbîr, nivîskar uwd. girîngiya xwe zêdetir e. Belku gelek mirov wek hoby dikevin internetê û ji xwe re digerin, hinek boy xiraviyê, hinek boy avêtina stresê! Lê ew kesên ku dixwazin ji cîhanê xeberdar bin, bi siyaset, kultur û tiştên rojane re mijûl in ev internet boy wan bûye wek materyalek ji bedena insên.(wan) Ku mirov bizvire û li duh binhêre, boy ku kovarek an rojnamek bidest xwe bixin sûk bi sûk digeriyan xwendevan lê îro? Belê îro bi bihakî gelek kêm mirov dikare demek hindik de gerek li cihanê bike, rojnama xwe bixûne, tv.ya xwe temaşe ke û ku mirov bixwaze bi nivîs an jî bi deng û kamera bi dost û hevalên xwe, hezkiriyên xwe re bikeve suhbetê. An ku mirov namek verêke boy rojên şîn û şahiya dost û hezkiriya.

Bê şibhe di internetê de cihkî xweser boy suhbetê (chat) heye. Bi taybeti di gelek programan da û wek programa paltalkê de ku mirov bixwaze, dikare ji xwe re jorek veke û wê jorê wek medresek, wek dibistanek bikar bîne. Belê yên wisan dikin gelek jî hene. Ji wan yek jî Koçka Evîna Welat e, ku derdorê çar sala ye, ji her çar parçên Kurdistanê beşdar dibin û Koçk ji wan re xizmetek biratî dike. Bi taybeti ji her çar parçan gelek rewşenbîr, ronakbîr, siyasetmedar û gelek xuşk û bira yên birêz tevli sohbetê dibin. Jiber ku zimanê suhbeta koçkê kurdî ye, gelek mirovên ku qet bi kurdî (latinî) nezanîbûn binvîsînin û bixûnin di vir de fêrî zimanê xwe bûn. Ya herî girîng ew e ku ji her çar parça kurd têkiliyê bi zimanê xwe datînin.

Ez ji yek ji birevêbirê Koçkê me û duh jiber hinek karên malbatê gelek dereng hatim internetê, bawer im derdorê 24:00 Ewrûpî bû. Dema min bala xwe day ku di kategoriya internationelê de 451 kanal vebûnelê ya me venebûye, min bixwe bixwe got "wey gelî firara (revoka) ez îro dereng hatim û we koçk venekiriye." Rexnek di dil de ji hevalan re. Lê dema min bala xwe da lista beşdarên koçka min dît ku hejmara beşdarê Koçka Kurdistanê (Koçka dilxwaz û endamê PDK-Başûr) gelek zêde ne, êdî min zanî ku mijarek girîng heye li wir, boy wî ye ku hevala koçka me venekirine. Jixwe em bi çavê ya xwe li vê koçkê jî dinhêrin, ku pewîst be carnan em ya xwe, carnan jî ew ya xwe digrin û em hemi tên cem hev di koçkekî de, ma jixwe em hemî ne birane gelo?..

Uslûba rêvebirina herdu koçka jî yek e, ew jî zimanê kurdî ye. Di internetê de gelek koçkê kurda hene lê mixabin gelek ji wan zimanê dijmin an jî yên biyanî bikar tînin. Belê me got ku herdu koçk jî yên me ne, ferqa wan tune lê ku ferqek hebe ew jî beşdarên Koçka Kurdistanê pirrên wan ji Başûrê ne, lê yên Evîna Welat ji her çar parça ne.

Dema min hejmara beşhadaran dît, hima ketim Koçka Kurdistanê û min silav û rêzê xwe ji civakê re pêşkêşkir. Jixwe pirrên beşdaran nas û heval in, piştî xer hatin û bersiva hevalan min li mijarê nêhêrî ku mijar dîsa liser rojeva cîhanê, ya Kurdistanê û bi taybetî liser çûyina Birêz Mesud Barzanî ya Tirkiyê û Suriyê diaxivîn. Kesên ku dixwestin liser mijarê biaxivin destê xwe rakiribûn û dorbidor li ser mijarê diaxivîn. Pişti ku yê diaxivî gotina xwe qedand Mamosta Piran ku ji rêvebirê kanalê yek e, microfon girt û xwest di derbarê mijarê de ez jî hinek biaxivim. Her çiqas gelek hevalan di vî warî de axivîbûn jî, jiber girîngiya mijarê min xwest ez jî çend bêja bînim ziman. Boy vê yekê min jî destê xwe bilindkir û dema dor hat min Kek Piran dîsa microfonê girt û çend pirs ji min kir, di derbarê mijarê de. Bi rastî gelek xweş e ku mirov bi gelek xuşk û biran re rûnê û derd û xemên xwe parveke.

Boy ku ev nivîs zêde direj nebe, ezê pirs û bersiva bihêlim ji boy nivîsa ku bê inşallah. Lê ez ewqas dikarim bêjim ku ew birayên me yên kurd bi taybetî hevalên rêxistinî ku imkana wan hebe her hefte roja Sêşem, Înî û Şemiya werin Koçka EVÎNA Welat WÊ gellek baş be. Bila kes nebêje alemek xeyalî ye, bi rastî suhbetên di alema xeyalî de gellek ji ya reel baştir û bi hiqûqtir e.

Bi silavên biratî

18.10.2004
M.Nureddin Yekta
 

Zülme rıza zülümdür - 12004.10.18 - Zakir

Allah´u Teala (cc) Kitabında her hakkı izah etmiş, zalim ve zorbalara karşı başkaldırmayı da bizlere emretmiştir.
Zulme karşı sessiz kalmak Allah (cc)´ın emrine karşı gelmek demektir. Âşağıdaki ayeti kerimelerde ifade edildiği gibi mazlumiyet öne sürülerek zulme rıza gösterilemez. Mazlumiyet güçsüz çocuk, yaşlı, sakat ve kadınlara mahsustur.

„Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman, yardımlaşarak kendilerini savunurlar. Kötülüğün cezası, yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükafatı Allah'a aittir. Doğrusu Allah zalimleri sevmez. zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselerin aleyhine bir yol yoktur. İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır.
İşte can yakıcı azap bunlaradır. Fakat kim sabreder kendisine yapılan kötülüğü affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir. "Saldırıya uğrayan mü'minlere savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğramışlardır. Hiç kuşkusuz Allah'ın onlara yardım etmeye gücü yeter."

Buna göre zulme uğradıktan sonra kendini savunarak zulmü bertaraf eden, kötülüğe onun gibi bir kötülükle karşılık veren, ama haksızlık etmeyen kişi hiçbir şeyden sorumlu tutulmayacaktır. Çünkü o yasal hakkını kullanmıştır. Hiç kimse onu sorumlu tutup yargılama yetkisine sahip değildir Aynı zaman da da hiç kimse onun karşısına geçip engelleyemez. Karşılarına dikilip engel olunması gerekenler insanlara zulmedenlerdir. Yeryüzünde haksız yere azgınlaşanlardır. Çünkü, içinde zalimler bulunduğu ve bu zalimler insanların tepkisiyle karşılaşmadıkları, zulümlerinden vazgeçirilmeye çalışılmadıkları sürece yeryüzü ıslah olmaz. Azgınlar diledikleri gibi haksızlık ettikleri ve hiç kimse tarafından engellenmedikleri, direnişle karşılaşmadıkları sürece yeryüzündeki hayat normal akışını sürdüremez. Yüce Allah zalim ve azgın kişileri acıklı bir azapla tehdit ediyor ama, insanların da zulüm ve azgınlığa karşı çıkmaları, yolunu tıkamaları gerekir.

Sapık, bozguncu, işbirlikçi, ve sahte kahraman olan kötü insanlar tarafından ortaya konan, isyankârlık ve zalimlik her toplumda gözlenebilir. Özellikle İslam topraklarında yerleştirilen işbirlikçi zalim yönetimler kötülükleri yaymak için kanun zoruyla ve var güçleriyle çalışmaktadırlar. Fakat iyi bir toplumun karakteri, kötülük ve çirkin şeylerin kendi ülkelerinde hoş karşılanabilen geleneklere dönüşmesine müsade etmemeleridir. Bu kötülüklerin her isteyen kişinin rahatlıkla işleyebileceği normal hareketlere dönüşmesine izin verilmesine toplum karşı çıkmalıdır. Herhangi bir toplumda kötülük yapmak iyilik yapmaktan daha zor duruma gelince, kötülüğün cezası da toplumsal ve yıldırıcı olup toplumun tamamı kötülüğün karşısında yer alınca kötülük siner. Zulme ve kötülüğe iten sebepler kontrol altına alınır. Bu durumda toplum birbiriyle kenetlenir. Toplumsal hastalıkların önü alınır. Bu durumda bozgunculuk ancak toplum tarafından dışlanan bazı fertler ve küçük gruplar tarafından işlenebilir. Bu fert ve gruplar yönetim kadroları da olsalar, toplum içinde hakimiyet kurmaları önlenir. Bu durumda kötülükler yaygınlaşmaz ve toplumun karakterini yansıtacak düzeye ulaşmaz. Toplum kötülüklerden emin bir cemiyet halini alır. Fitne ve zulüm dizginlenmiş olur. Toplum zulüm ve fitnenin yayılmasına sessiz kalması durumunda da tam tersi söz konusu olur. Bu haldeki toplumlarda emniyetten söz etmek zor hale gelir. Tıpkı İstanbul´da günde binlerce „kapkaç terörü ve banka hortumlama“ larının yaşandığı gibi!

Yüce dinimiz bize; Zulmün ve fitnenin her çeşidini genel bir nitelik kazanmadan bertaraf etmesi gerektiğini dile getirmektedir. İslâm toplumunun hakkı savunmada sağlam olmasını emretmektedir. Hakka yöneltilen zulüm karşısında hassas olmasını emretmekle kalmayıp, dini korumakla yükümlü bulunanların yükümlülüklerini yerini getirmelerini istemektedir. Üstlendikleri emaneti gerçek anlamda yerine getirmelerini, kötülüğe, bozgunculuğa, isyankârlığa ve zulme karşı çıkmalarını bu konuda hiç kimsenin kınamasından korkmamalarını istemektedir. Tabii ki kötülüğün idareyi ellerine geçiren iktidardan, malları ellerine geçiren zenginlerden, gücü ellerine geçiren zorbalardan, arzu ve isteklerin peşinden sürüklenen halk kitlelerinden gelmesi arasında fark yoktur. Allah'ın sistemi Allah'ın sistemidir. Ona karşı çıkanlar da ister yüksek tabakadan, ister aşağı tabakadan olsun fark etmez. İsim ve izmlerinin ismi ne olursa olsun değişmez. Allah (cc) bu emanet yani „Hakka sahip çıma ve haksızlığa tahammül etmeme“nin gereğinin yerine getirilmesine önem verir. Emaneti genel olarak cemaatın sırtına yükledikten sonra tek tek her ferde de bu yükümlülüğü dağıtır. Onun içindir ki toplum içinde meydana gelen kötülüklere sessiz kalındığında bütün toplumu cezalandırır. Laik Kemalist yönetimin seksen yıldır ve son zamanlarda daha da hırçınlaştıkları zulümlerine karşı Rabbimiz toplumu uyardı. Depremler, seller vs. doğal afetler topluma birer dersdirler.

"Sadece aranızdaki zalimlerin başlarına gelmekle yetinmeyecek olan belâdan sakınınız. Biliniz ki, Allah'ın azabı ağırdır." Hükmü şerifini iyice idrak edelim. Fitne; imtihan, ya da belâ... İçindeki bir grubun ne şekilde olursa olsun, zulüm işlemesine -ki zulümlerin en büyüğü de Allah'ın şeriatını ve hayat sistemini hayattan uzaklaştırmaktır- hoşgörüyle bakan, zalimlerin karşısına dikilmeyen, bozguncuların yoluna engel olmayan bir toplum, zalimlerin ve bozguncuların cezasını hak eden bir toplumdur. İslâm, birtakım yükümlülükler gerektiren pratik bir hayat sistemidir. zulüm, bozgunculuk ve kötülük yaygınlık kazanırken, insanların hiçbir şey yapmadan yerlerinde oturmalarına hoşgörülü davranmaz. Kaldı ki, Allah'ın dinine uyulmadığını gördüklerinde, daha doğrusu Allah (cc)'ın ilahlığının reddedilip yerine kulların ilahlığının yerleştirildiğini gördüklerinde sessiz kalmalarını, bununla beraber yüce Allah'ın onları belâdan kurtarmasını -kendileri kötülükten uzak (!) iyi yürekli (!) kimselerdir ya- istemelerini kabul etmez. Söz bu hadiseler olduğunda cesur bir şekilde karşı çıkıp canlarını Allah yolunda bağışlayanlara değil; dünya menfaatleri için yönetimlere endeklenen sözde alim ve eşraflaradır.

İslam topraklarında bir asırdır hükümet eden rejimler; Şeytan ve dostları (emperyalist)´nın kurdukları işbirlikçi yönetimlerdir. Bu yönetimler Şeytan, Nemrud ve Firavuni düzenlerin tekrarıdır. Şeytanın İnsanoğlu üzerine hakimiyet kurma sistemidir. Böylece en köklü, en uzun boylu ve en büyük savaşın, bizzat şeytana ve şeytanın dostlarına karşı verilen savaş olduğu ortaya çıkıyor. Buna bağlı olarak müslüman kendi arzularına, ihtiraslarına karşı savaşırken, bir taraftan da şeytanın dostları olan yeryüzündeki tağutlarla, tağutların taraftarları ve kuklalarıyla savaşacaktır. İçinde yaşadıkları ortamda onların körükledikleri kötülük, bozgunculuk ve çözülme ile de savaşacaktır. Müslüman bu savaşların hepsine girerken karşısında ciddi, kesin ve çetin bir tek savaş olduğunun bilincinde olmalıdır. Zira bu savaşta müslüman düşmanın tek olduğunu ve kendi yolunda gitmeye ısrarlı olduğunu bilmektedir... Gerçek manasından uzaklaştırılmaya çalışılan cihad bu nedenle kıyamet gününe kadar sürecektir. Bilindiği gibi işbirlikçi yönetimler ve bel´am takımları „Cihad“ kelimesini tam anlamıyla müslümanların anlayıp uygulamalarını engellemek için var güçleriyle imkanlarını seferber etmektedirler. Sırf „Fi sebilliah“ için olan „şehidlik“ kavramlarını kemaliszm yolunda ölen askerlere kullanmaktan ar duymazlar. Bu bel´am´lara göre içki, kumar, fuhuş irtikap eden bir asker öldüğünde şehid olur. Hatta subay kısımları (geneli) şirk işlediklerinden müşrik oldukları halde yine şehid sayılırlar. Halbuki şehid; Allah rızası için, Allah´ın Din´i uğrunda öldürülen kimseye denir. „Tağuti güçlerin emrinde savaşan kimseler, velev ki müslüman dahi olsalar, asla şehid olamaz. Zira şehadet mertebesi; Allah´u Teala (cc)´nın kendi rızası için ve meşru şartlarda savaşanlara ihsan buyurduğu bir ni´mettir.“ Tağut ´ i idarelerin ve bel´amların İslami kavramları nasıl saptırdıklarını görüyorsunuz. Resmi ideolojinin telkinleri ve bel´amların vaazlarıyla beslenen toplumdan bazı zümreler böyle inanır olmuşlardır. „Kâfirlere dedi ki; "Eğer saldırganlıklarından vazgeçerlerse geçmişteki suçları bağışlanır. Yok eğer eski tutumlarına dönerlerse, daha öncekiler için geçerli olan kurallar onlar için de işler. Fitnenin kökü kazınıp Allah'ın dini kesinlikle egemen oluncaya kadar onlarla savaşınız. Eğer yaptıklarından vazgeçerlerse, hiç şüphesiz Allah onların ne yaptıklarını görür.“

İçinde yaşadıkları küfre, islâm ve müslümanlara karşı savaşmak üzere biraraya gelmeye, insanları Allah yolundan alıkoymak için malı harcamada bulunmaya son vermeleri için karşılarına önemli bir fırsat çıkmıştır. Bütün bunlardan tevbe etmeleri ve Allah'a dönmeleri için önlerindeki yol açıktır. Bu durumda önceki günahları bağışlanır. Çünkü islâm, daha önce işlenenleri siler, götürür. İnsan anasından doğmuş gibi daha önce işlemiş kötülüklerden arınmış olarak islâm´a girer. Ancak onlar tekrar içinde bulundukları küfre ve düşmanlığa dönecek ve devam edecek olurlarsa, onlardan önce gelip geçmiş milletlere ilişkin Allah'ın yasası işlevini yerine getirecektir. Allah'ın yasası, tebliğ ve açıklamadan sonra yalanlayanları azaba çarptırmak, dostlarına da zafer, üstünlük ve galibiyet sağlamak şeklinde işlevini görmüştür. Bu değişmez bir kural ve her zaman için geçerli olan bir yasadır. Buna göre kâfirler, yolların ayrılış noktasında tercihlerini yapmalıdırlar. "Fitnenin kökü kazınıp, Allah'ın dini kesinlikle egemen oluncaya kadar onlarla savaşınız." ayeti süregelen cahiliyenin pratiğine karşı islâmi hareketin her zaman için geçerli olan bir hükmünü belirlemektedir. Müslüanlara zulme ve fitneye karşı başkaldırmayı kesin bir dille emretmektedir.

Türkiye´deki laik ekabirlerin, yerli işbirlikçi kemalistlerin zulümlerine sessiz kalmak müslüman kitlelerin bir açmazıdır. Bu kompleksi yenip zulümlerine karşı çıkmak, Kemalistler tevbe edip Hakka dönmedikleri takdirde; Kaçak gecekondu gibi Türkiye´ye yerleştirilen Kemalizm´i ortadan kaldırmak ve Ülke doğasına uygun Tevhidi bir düzen kurmak yegane çaredir. Şunuda ifade edelim ki son dönemdeki demokratikleşme süreci Türkiye tarihinde ilk defa yaşanmaktadır. Mazlum halk açısından sevindiricidir, lakin bunun Kemalizmin onarımını ve devamını sağlama imkanı çok büyüktür ki, Daha önce yapıldığı gibi bir darbeyle yönetimden uzaklaştırılıp eski tas, eski hamama dönme ihtimali çok yüksek görünmektedir. Bu zorba sistemin onarımı değil, terkedilmesi gerekir. Yerine insan ürünü olmayan İlahi hükümleri icra edecek bir mekanizma yerleştirilmelidir. O vakit insan haklarına müdahale, müslüman bacılarımızın okullara alınmaması, eğitim haklarının engellenmesi, arsızlık, yolsuzluk, … bir dizi haksızlıklar, işkence, sürgün, hapis, din, dil, kültür kısaca bütün zulümlere son verilmiş olabilir. İnsanlar işte o zaman huzur ve saadete kavuşmuş olurlar. Her hak sahibi hakkına kavuşup birbirlerine zulm etmekten kaçınırlar.

6.10.2004

Zakir Sönmez
--------------- --------------------
1- Şura Süresi: 39-43
2- Hacc Suresi, .39
3- Bel´am: Din´i yönetimlerin isteğine peşkeş çeken din adamlarına denir.
Kur´an´da geçen Hz. Musa döneminde Firavun´a ilmini dünya karşılığı satan Bel´am ibni Baura kıssasından almaktadır.
4- Yusuf Kerimoğlu. Kelimeler ve Kavramlar. Sh. 295. inkılâb. y. 1997
5- Allah´ın hükümlerini kaldırıp yerine hüküm icad eden varlığa Tağut denir. Bkz. Y. Kerimoğlu. Age. Sh.317
6- Enfal Süresi: 38-39
7- Makalede geçen ayetlerin geniş manaları için yararlandığımız eser olan Şehid Syyid Kutub´un Fizilal- i Kur´an isimli tefsire bakabilirsiniz.

Bir başkadır internet alemi - 2004.10.19

İstesekte istemezsekte internet hayatımızda önemli bir yeri kapmıştır. Özellikle aydın, yazar, okur v.s. takımı için bu önem daha da artmaktadır. Kimileri için bir hoby olabilir ama dünya ve içindekilerden haberdar olmak istiyenler için internet vazgeçilmez bir materiyal haline gelmiştir. Dün acaba nerede bir gazete alabilir, haberleri okuyabilirim deyip, sokak sokak dolaşan okurlar, bugün evlerinde masa başında çok cuzi bir bedelle dünyanın gazetelerini okur, tv.lerini seyreder ve istediĝi tüm dost ve ahbaplarıyla sesli ya da yazılı sohbetlerini yapabilirler.
Hiç şüphesiz internette önemli bir yer tutan bölüm ise internet sohbetleridir. Özellikle Paltalk’ın caht odaları istenildiĝi zaman bir dershaneye çevrilebilir. Kaldıkı bu şekilde kullananlar da vardır. Bu caht odalarından biri de Paltalkta Koçka Evîna Welat’tır. Dört yılı aşkın yaptıĝı hizmetle Kurdistan’ın dört parçasından deĝerli aydın insanlarımızı bir araya getirmiş, sohbet dili kürdçe olması hasebiyle hiç kürdçe okuma yazma bilmiyen (latince) kürdlerin kendi dillerini öĝrenmesine sebep olmuştur. Konuyla ilgli bazı sohbetleri kaleme alacaĝız, ancak bugün konumuz bu deĝil.

Dün işlerim nedeniyle hayli geç açtım bilgisayarımı, sanırım saat 24:00 civarıydı. İnternete girer girmez paltalka girmeyi de ihmal etmedim. İnternational kanallara bakınca açılmış 451 kanal arasında Koçka Evîna Welat yoktu. „Vay sizi kaçaklar bugün geç geldim diye kimse kanalı açmamış“ dedim kendi kendime. Listede katılımcılar sayısına bakınca gördümki Koçka Kurdistan (Güney Kurdistan KDP’liler kanalıdır) hayli kalabalık, anladımkı bugün orada önemli bir konu var, arkadaşlarımız hep ordalar, zaten bu kanal ile Evîna Welat arasında pek fark görmüyoruz, zira bu kanal da bizim kanalımız, Evîna Welat ile aynı uslupta. Tek farkı burdaki katılımcıların çoĝu Güney Kurdistan’dan, ama Evîna Welat’ta her parçadan katılımcılar vardır.

Kanalı tıklayıp kanaldakilere selamımı arzettim. Çoĝu tanıdık olanların hoşgeldin mesajlarına cevap verdikten sonra, kanalın yukarısına baktım, evet konu yazılmıştı. Konu yine her zamanki gibi siyaset ve dünya gündeminde olan meselelerdi. Katılımcılar bu gece için Sayın Mesud Barzani’nın Türkiye ve Suriye ziyaretlerini konu edinmişlerdi. Konuşmak istiyenler el kaldırmış, sırayla konuyla alakalı olarak görüşlerini dile getiriyorlardı. Konuşmakta olan arakadaşın konuşması bitince, kanal idarecilerinden Mamosta Piran microfonu aldı, ve konuyla iligli benim de bir kaç şey söylememi arzu etti. Her ne kadar birçok kişi konuyu açmış, izah etmişlerse de böyle bir konuyu diĝer kürd kardeşlerle paylaşmanın da mutlaka bir zevki olacaktı. Sıra bana geldiĝinde yine Piran microfonu aldı ve bana bir kaç soru yöneltti.

Yazının uzamaması için soru ve cevapları bir sonraki yazımda ele alacaĝım inşallah.

Şu kadarını söyleyebilirimki imkanı olan kardeşlerimizin hiç olmazsa her hafta Salı, Cuma ve Cumartesi günleri Koçka Evina Welat’a gelmelerini arzu ediyoruz. Sanal deyip geçmesinler, inanın sanal sohbetleri ve tartışmaları reelden daha zevkli ve daha insancıldır.
Saygılarımla

19.10.2004
M.Nureddin Yekta

Di Koçka Kurdistanê de du pirs û du bersiv - 2004.10.20
Min berê jî behskiribû ku wê rojê dema ez çûm Koçka Kurdistanê mijar ku hatina Birêz Mesud Barzanî ya Tirkiyê û Suriyê bû ji min ji pirs hatin kirin.

Piştî ku min Hatina Barzanî bi awakî erênî şirovekir, Mamosta Piran mikrofon girt û du pirs kirin.
 
- Birêz Seyda! Gelo ew mafên ku Hukûmeta herêmê daye turkmena hun çawa dibînin? Heq kirine an ne?

Carek din spas Mamosta Piran boy pirsên we. Her çiqas Mamosta Şukri Berwarî bersiva van pirsa dabûn jî, disa jî ez bi çend bêjaya vê meselê vekim.

Birano!
Carekî ev mafên ku Turkmen gihîştinê îro li Başûrê Kurdistanê, yanî mafên ku Hukûmeta Herêmê daye wan, van mafana ne li Tirkiye û ne jî li cihanê tu dewletekê nedaye kêm netewa. Bi taybetî kurd li Bakûrê Kurdistanê, yani perça di bin destê Tirkiyê de kêm netewe jî nînin. Em xwedan welat in, lê mixabin welatê me di bin bandora dewleta Tirkiyê da ye. Bi tev vî jî, dîsa ev mafên ku kurda dane tirkmena dewleta tirk van mafana nedane me, li welatê me, li ser axa me, ne ku li metropolên xwe!.

Lê pirsa ku gelo tirkmena wan mafan heqkirine an nekirine ku pirsa kek Piran bû, yani kurd vân mafana bidin tirkmena an ne?

Bi min ev mafana mafê turkmena ne, jiber xatirê ku tirkmen jî insan in û insan jî xwedî maf in. Gerek mirov pêşiya mafê insana negire, çawa ku dijminên me pêşî li mafên me digirin, em jî wek wan nekin, dijiminên xwe di warên nebaşiyê de, di warê zilm û zorê de wek mînak negirin, wek wan tevnegerin û li kesî zilmê nekin. Û jixwe kurd jî way wisan dikin, way Hukumeta Herêmê jî heta niha wisan pêkaniye.

Gelo hunê bêjin sedemên wê çiye?

Bi min; Kurd însan in, kurd mirov in, kurda dunya ditiye, kurd heq û neheqîyê, kurd edaletê û zilmê dikarin ji hev biqetînin. Kurd di warê başîyê de minak in, kurd di warê xweşiyê de minak in, ne di warê zilm û zorê de, ne di mafê zeftkirina mafê mirovan da û ne jî di warê zorbetiyê de!. Bi vê minasebetê bi min kurd minakek gelek baş in û gelek qenc in di cîhanê de, ji hemî gelên cîhanê re. Bila her wiha bidomînin!

Lê demek şûnve, ger dewleta tirk wiha dewam bikin, her tim karta tirkmena derxin peşiya Başurê Kurdistanê, her tim bi Başûr midaxele bikin, wê demî pewiste ku Hukûmeta Başur jî hêdî hêdî karta kurdên Bakur derxin pêşiya dewleta tirk. Dema tirk bêjin Kerkuk, pewîst e kurd jî bêjin, Konya, Stenbûl, İzmir û wek wan bajaran ku deh qatê tirkmenên ku li Kurdistanê dijîn li wan dera kurd dijîn. Wê demê hunê bibînin ku tirk çawa bê deng bimînin!

Jixwe Bakurê Kurdistanê meselek bi serê xwe ye, mirov nikare vê herême wek kart bikar bîne, hemî cîhan dizane ku ji Mersinê wê ve, yani alî rojhilat ve hemî Kurdistan e, belku îro jiber hinek astengiyan Başur nikarebe bîne ziman jî, em bawer in demek nêzîk de wê va pirsgirêka, pêşî li Başûr were axaftin. Çawa ku tirk hewl didin xwe ku bibin parçek ji Yektiya Ewrûpa, yani Tirkiyê û YE bikin yek, her wiha pewîst e boy me hemî kurdan jî, em jî boy yekkirina her çar/pênc perça plan û programek daynin.

Pirsa duwemîn, ku we gotibû gelo di navbera dewleta tirka û kurdan de, an jî destek bidin tirkmena ku li hember kurda rabin, di navbera kurd û wan de şerr çêbe an ne?
Ez bixwe ne bawer im, ku tirk cesaretê bikin û carek din berê xwe bidin kurda û bi kurdan re şerr bikin, ez vê boy dewleta tirk dibêjim. Jixwe tirkmen çengekî ne, ka çengekî tirkmen wê çi quweta wan hebe û heta li hember kurda şer bikin. Ew kurdên çil salî li hember dewletek diktator, dewletek zalim û serokê wê zalim wek Seddam Hisên ku 22 dewletên ereba û bi tevî 22 dewletên dostân wan jî hebûn, kurda li hember wan şerdikirin îja wê ji dewletek tirk re serî deynin? Wê çawa ji tirkmenan re serî deynin? Ev mimkin nîne. Vê cesaretê tirkmen nikarin bikin û dewleta Tirkiyê ji nikare bike.

Ez xwe diparêzim efwa we guhdaran jiber ku mînakek belku ne layiqê sohbetê be jî, lê dem hatiyê ezê bêjim. Gotinek pêşa ye, hima hemî gelên rojhilata navîn xwe lê dikin xwedî û her gelek bi awakî dibêje. Tirk dibên „isiran köpek dişini göstermez“ jiber mijar li ser tirkmena bû loma jî min xwest kû vê rêzê jî bi tirkî bêjim. Lê kurd dibên „kûçikên ku bi mirov gezke qîlê xwe dernaxe“ Ger dijminên kurda bi rastî şerreki li hember kurda bidana ber çavê xwe, ewqasa nedigiricîn kurda, ez di wê baweriyê da me, ewqas wan bi gotin tehdit nedikirin. Vaya sirf ji boy xwe mezin bikin û kurda çav tirsiyayî bikin, lê kurd êdî çavtirsiyayî nabin û ji gotin û ewtandina kesî jî natirsin. Dijminên Kurda vêya jî pirr baş dizanin

Dîsa minakek heye pêşê kurda gotine dibên « çû heyfa bavê, nizam çikê dayikê jî da ser û vegeriye ». Ez bawer im ku dijminên me bidin bercavê xwe û bêjîn emê Başurê Kurdistanê jî îşxal bikin û wir jî bixin bin destê xwe, îja wê çaxê em bêjin em jî ditirsin ku ew ji parçên dest xwe jî mehrûm bimînin. Evê en hindik herkes ji me baştir dizane.

Ez di wê baweriyê da me ku tiştek pirr gîring nine ku ez bêjim di behsa tirkmena û tehdidên cîrana da. Lê ez dixwazim liser nuxtekî din bisekinim.

Ev tiştên li Başur Kurdistanê çêdibin ku Kek Mesûd an Mam Celal an jî Hukumeta Herêmî tîne ziman û carnan jî li wir çalekî pêktên, wek meş û wek kampanya îmzayê, an jî tê fikirandin, evan hemiyana li welat tenê nemînin, her wiha dîsa di bin rêveberiya herdu partiyên mezin, yên Başur li Ewrupa jî destek hebe, alîkarî hebe, wek meş, wek xwepêşan, wek semîner, wek konferans u.w.d.

Ez bawer im wê demê reformên an jî karên qencên li welat wê zêdetir li cîhanê bên nasîn, zêdetir alikariyê bigre û kurdên diasporayê jî xwe bi van çalakiyan di welatê xwe de bibînin, bikevin xizmeta welatê xwe, an Ewrûpa mirova zi dihelîne.

Ez Bawer im min bi kurtî bersiva pirsan dan, boy tehemula guhdarikirina we beşdaran zor spas. Boy azadiyê her bijî yekitiya kurd, biratiya kurd bi kurd re.

20.10.2004

PKE civiya - 2004.10.23

23.10.2004 - Îro Platforma Kurdên Ewrûpa boy civînek taybetî lihev civîya.
Wek hat diyarkirin ku Platform li Almanya li bajarê Dortmundê îro civînek derbarê kar û xebata xwe de bikar anî. Di civînê de ci hat niqaskirin û wê ci bê niqaskirin hêj ne kifse ye. Wek nuceyên tên, civîn wê îro êvarê bi dawî bibe û lier encama civînê wê dayuyaniyek were belavkirin.
 

Ewletîya Nifteyan - 2004.10.24

Cengawer dinivîse "
Internet di demên dawî de gelekî pêşket û piranî ji me demên dirêj te de derbast dikin.

Di bikaranîna Internetê de divê mîrov li hinek mijaran muqayet be, yek ji van mijaran jî "nifte"ye. Ji bo bikaranina xizmetên di Internetê de divê mîrov bibe endam û di endamtiyê dê tiştê herî balkêş "nifte" ne.

Hinek agahtarî li ser ewletîya nifteyan:

Dibe ku hinek kesên xirab bixwazin agahdariyên we yen taybetî di emaila we de bixwînin,çalekiya wan ya yekem wê şkendina nifta we be.Ji ber vî zedetir li ser ewletiya nifteyen bisekinin

Tu car van nifteyan bikarneynin:
-Nav, Paşnav
-Cihê ji dayikbuyunê, Dîrok
-Navên zarokan
-Navê jina we
-Navên hayvanên wê
-Numrê telefonan
-Navên kesên naskirî
-Navên filmên hezkirî
-Navên Markeyên hezkirî
-Nifteyên ku zu tên zanîn (123456,777777,asdfg,aaaaaa...)

Di cihê van nifteyen qels de divê hûn nifteyên zortir û yên ku di ferhengada nayên ditîn bikarbînin.Ger hûn naxwazin ku nifta we
ji aliyê kesên din were zanîn divê hûn nifteyên ji hejmar û bêjeyan pêk tê binivisenin û di nivisandinê de tîpên piçuk, herwisa tîpên
mezin jî bikarbînin.
Mînakên nifteyan:
SoruZer55
10NiFtE10
sUra80kEsK
jiyan#165
Em dikarin van nifteyan hêj zortir bikin.
1kE#5aS#*2
Te2#7iK*55*
uZ#h8H*1m
Lê di hişê xwe de girtina van nifteyan hinek zehmet e.

Divê hûn bala xwe bidin van mijaran jî:
-Tu car nifteyen qels hilnebijêrin
-Tu car di çend cîhan de yek nifteki bikarneynin
Çima?
Ger kesekî bibe xwediyê nifteyekî we dikare endamtiyê we yen din jî bidest bixe.Hacker bi vê rengê email an jî malperan bi destdixin.
-Tu car nifteyen xwe ji kesên din re nebêjin.

© Cengawer

Çawa ez dikarim kompiyûterê xwe ji vîrûsan biparizim? - 2004.10.25

Bêguman roj bi roj di nav destêd roşenbîrên me da kompiyûter bêtir pêda dibin, hejmara wan di Kurdistanê dikeve serhev. Eve jî ji wan re alîkariyek mezin e ji ber ku bi rêya kompiyûterê ewan asantir karê xwe yê nivîsandinê dikin, û bi rêya Internêtê têkiliya xwe bi cîhanê re bi zûkî li dar dixînin, berhemên xwe jî di nav sînor û sehedan re derbas dikin û bi hev re dikevin gengaşî û axiftinê, hene jî bi rêya Intêrnêtê hevdu baştir dinasin û hevdu dibînin. Lew re kompiyûterekî baş deriyê têkiliyin baştir vedike.

Mixabin! Bi vê pêşkeftina teknîkî ya nûjen re hinek nexweşiyên giran jî pêda bûne, mirov li ber kompiyûterê bêtir dem derbas dike, ku para zarokên xwe ji hevjîna malê kêmtir dike, piştêş, çavêş û sereş jî li gel bêliviya lingan bi xwe re wêraniyê tînin, lê ji wan nexweşiyan tevan mestir berbadkirina demê ye li ber kompiyûterê bo sîlkirina vîrûsan û paqijkirina hembara (Festplatte) kompiyûterê ji wan hêrişên biyanî, ku herroj çêdibin û jîna mirov tahldikin.
Bi peyketina şîretên wan kovar û malperan, ewên ku çareyên sîlkirina vîrûsan ji me re diyardikin, gelek dem û kat ji temenê mera dicin û mera di nav wan şîretên pir û rengareng da hin caran winda dibe, nizane çi bike. Bo vê yekê pêwîst e em bizanin, ka van vîrûs çine û çi pêwîste, ku em xwe ji hêrişên wan biparizin, ewên bi piranî ji aliyê xêrnexwaz û saziyên neyarî ve tên ser me, bi armanca herifandina her malperek kurdayetiyê û ji nav birina xebata her kurdekî /ê xebatkar bi rêya tijîkirina e-maila wî / wê bi nameyên, ku bi vîrûsan dagirtî?

Vîrûs çiye û çawa kardike?

Berî her tiştekî divê em bizanin, ku bi kar anîna peyva Vîrûs yekemîn car di vî warî da sala 1984 ji dev Fred Cohen di semînarekê da li ser astengên bi vê şêweyê hatiye bihîstin. Vîrûs dikeve nav bernameyekê, xwe bi wê re pirtir û firehtir dike. Lê belê dataya, ku vîrûs di nav da, çi di e-mailê da û çi di hembara kompiyûterê da be, ne ziyankar e, heger ew data neyê vekirin an bi kar anîn, tenê gava ez vîrûsê bihirhitînim (aktîv bikim) an jî datayê vekim, ew wek hovê di qefesê da, ku tê azadkirin, dest bi herifandinê dike û ziyan jê pêda dibe. Wilo pêwîste, ez wan datayên guman li ser heye, ku vêra vîrus hatiye, yekser sîl bikim û ji sepeta gemarê jî sîlbikim. Divê ez wê bê desttêdan ji ortê rakim.

Weku mirov dixwaze û hezdike zar û pişt û neviyên wî pir bibin û dora wî şên bikin, vîrûs jî bîzava xwe dike, ji xwe hinek wek xwe pêda bike, bi wê şêweyê malwêraniyê di kompiyûterê da çêdike, û carina teviya sîstemên fîrm û bank û saziyan tev li hev dixîne an jî dide rawestandin, ku ziyanek diravî ya mezin ji ber wê yekê pêda dibe. Hinek vîrûs jî hene wek bombeyên demkî “Dempîvkî” paş demekê dest bi herifandinê dikin, çiqas ziyanê pêda dikin nexweya ye, ewan davêjin ser bernameyan û gava bername dikeve xebitandinê, vîrûs dest bi nebaşiyê dikin.

Vîrûs bi rêya activX jî bi zûkî derbas dibin nav kompiyûterê. activX pêvaçûyek xebitandinê ye, ji aliyê Microsoft ve hatiye pêdakirin, ku bi rêya wê hinek bername bên xebitandinê, li dera ku ew dixwaze. Lew re activX pir lawaz e bo nûkirina sîstemên bi kar anîna kompiyûterê, lê dîsa jî pêwîstin. Bi activX bernameyên bingehîn (Wek Windows) bi terzekî online tên tazekirin. Bê activX tazekirina online (update) çênabe. Lê bi wê bernameyê jî Microsoft dizane çi sîstem û bername di kijan komiyûterî da kardikin û dikare bi asanî wan nûbike û gelek agahdiyan li ser rewşa wê kompiyûterê li ba xwe bicivîne. Ji ber ku activX her 5 lêdankan (deqeyan) carekê ji aliyê Microsoft ve bi kar tê, lew re deriyên kompiyûteran ji Hespên Trowadî re jî di wê navê da vekirî ye. Ji aliyekî ve sîstem gava tê nûkirin gelek kêmaniyên berê ji ortê radibin û hinek şaşiyên, ku hebûn, tên rêşkirin. Hema dîsa jî baştirîn systemên bi kar anîna kompiyûterê nekanin xwe ji ber hêrişa Hespên trowadî biparizin.

Kurmik (worm) jî vîrûs in, lê ewan bi serê xwe ne, ne pêdiviyê datayekê ne, ku xwe di nav da bipeçinin. Bê hemdê me û bê ku me agahdar bike, kurmik di deriyên jar ên sîstemê re derbas dibe nav bernameyên di kompiyûterê da hembarkirî û bi rêya “Hespên Trowadî”, ku carina bernemeyin navxweşikin, mirov hezdike wan li kompiyûterê xwe barbike, derbas dibin û paşku ciyê xwe di hindirê malê da digirin,bedkariya xwe dikin. Grîkan (Yûnanan) bi rêya Hespê Trowadî, ku ji dar û textan çêkiribûn û komek şervan di zikê wî da veşartibûn, gelê Troya xapandin û gava Troyanan hespê grîkan derbas hindir keleha bajarê xwe kirin û şeva xwe bi kêfxweşî û serxweşî qedandin, wan şervan di tariyê da daketin û dergevanên kelehê kuştin û dergahê bajêr ji leşkerên xwe re vekirin.

Divê mirov baş li e-mailên xwe binêre, ka çi jê ra hatiye. Wan datayên, ku tenê metnên nivisandinê ne (text), an wêne û video ne bê ziyanin, di nav wan da kodên vîrûsan nayin veşartin. Lê wan datayên ku wek EXES, Executables, PIF in û bername ne pir dijwar in û têda vîrûs bi asanî tên pêçandin. Carina jî paşpirtikên wek: EXE ji aliyê Windows ve nayên diyarkirin.

Pêwîste mirov kompiyûterê xwe bi (Scanner) ên Dij-Vîrûs (antivirus) wek (F-Port û Norton) her çend rojan carekê paqij bike. Lê belê F-Port tenê ji bo MS-DOS e, hema Norton an AVG datayan, arşîvan (ZIP-Data), Messenger, e-mailên di Outlook da, dide ber pirskirinê, ka di wan da Vîrûs hene an ne. Pir giring e mera di sepeta gemarê da jî binêre, dibe di wir da datayek sîlkirî, ku têda vîrûs hebin, hîn maye. Ji ber vê yekê paqijkirinek tevayî ne şaş e.
Gava mera bixwaze, mera dikare bi şêweyekî ondine û bê peredayîn jî bi rêya bernameyek Dij-Vîrûs a wek (Microtrend), ku di bin vê Linkê da ye (www.microtrend.com) kompiyûterê xwe bide ber tênêrînek baş.

Pêwîst e mirov ji xwe re e-mailekê li ba hinekan bistîne, ku bernameyên rêgirtinê li Spam (POP-Blocker) û (Spam-Filter) lê hatine siyarkirin. Bo rakirina (Spam) ji nav e-mailê, pêwîst e mera kanibe bi şêweyekî online derbas be nav e-maila xwe. Spam wan name ne, ku mera naxwaze bên lê dîsa jî her roj e-maila me tijîdikin bi name û bangeşîniyên biyanî. Peyva Spam di vî warî da ji skêtşa Monty Python hatiye birin. Li vir bernameya Pegasus Mail a Newseelandî navdar e, ku di sala 1990î da, ji aliyê David Harris ve hatiye pêdakirin û di bin vê Linkê da heye: (http://www.pmail.com) . Hinde kes GMX û UNIX baştir dibînin. Di van bernameyan da jî pêwîste mirov ne her pêvekekê (attachment) binikilîne.

Gelek kes bi rêya Internet-Explorer a Microsoft an Engima-Browser an jî Internet-Firefox derbas dibin nav Interentê, lê ev jî ne bê dijwarî ye. Bêguman gava mirov bêsim (Wireless-lan: Bêtêl) ji kompiyûterê xwe dikeve Internetê, di wan da Hotspots hene, rê piçekî li ser vîrûsan digirin, wek wan jî gava di malekê da bêtir ji kompiyûterekî hebin û bo pevgirêdana wan (Router) hatiye bi kar anîn. Di wê rewşê da bo paristina sîstema Router dîwarekî paristinî wek (Firewall – Dîwarê agirî) heye. Eve jî paristina kompiyûteran baştir dike, lê gava mera sîstemekî nû yê xebitandinê bi kar tîne, ew dîwarê paristinê ji xwe ne pêwîst e.

Histobariya Dîwarê Sotînê (Brunning Wall) ewe, ku hajê hebe kes bi asanî derbas nebe hindirê kompiyûterê. Ji van dîwaran hene bê pere ji Internetê tên daxistin, azad in (freeware) wek (Zone – Alarm). Li ba Norton jî bernameyek taybet bo paristina Internetê “Internet Security” heye, lê pêwîste mera bo daxistina wê pere bide. Ta bi kar anîna “Zone-Alarm” jî ne sedased ciyê baweriyê ye. Carina bi bersîvdayîna pirsên nûkirina Windows (Update) ra gelek qerêj pêda dibe.

Li dawiyê, em dikarin bibêjin, ku barkirina bernemayek Anti-Virus li kompiyûterê gelek giring e, standina e-mailekê, ku hindik Spam dikeviyê baştir e, û venekirina her nameyekê, ku wek Spam hatiye, me ji gelek hêrişên biyanî diparize…

Cankurd
22/10/2004