Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:29, Sal:2004, Meh:10

Şeyh Said'in şehadetinin anısına - D.Mezlûma
Yekîtiya Ewrûpa hem li nal dixe hem li bizmar
Avrupa Birliĝi hem nala hem çiviye vuruyor - Mela Nureddin
Nasname’nin dikkatine! - M.Nureddin Yekta
Baydemir: Diyarbakır'ı haritadan silmek kimsenin haddine değil
Bazı Kürdlerin gündeminde sadece dindar kürdler var!
İftira büyük günahlardan biridir! - M.Nureddin Yekta
Çi bi ezhere hat gelo! - Dahirê Kobanî
El-Ezhere’e ne oldu?! - Dahirê Kobanî
Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım nerde?
Nedir bazı müslüman kurumların kürd düşmanlıĝı?..
Müslüman cemaetler günceli yakalıyorlar mı?

Şeyh Said'in şehadetinin anısına - 2004.07.01

Osmanlı´nın enkazı üzerine kurulan Kemalist Türkiye devleti´nin ümmet anlayışını terkederek yerine ırkçı, milliyetçi bir anlayışı idame ettirmeye çalışmasına büyük bir tepki olarak 13 Şubat 1925 yılında Şeyh Said Kıyamı Piran´dan başlamıştı.

Kısa süren bir üstünlük, bazı şehirlerin alınmasıyla Kıyam bölgeye yayıldı. Fakat her taraftan kuşatılan Diyarbakır´ın bir türlü düşmemesinden sonra, yardımların azalması bazı aşiretlerin ihanetleriyle Kıyam durakladı. Diyarbakır kuşatması kaldırıldı. Mücahidler İran ve Güney Kurdistan´a sevkedildilerr. Şeyh ve Kıyam önderleri de bölgeyi terketmek durumundaydılar ki; Binbaşı Kasım (Kıyam önderlerinden ve şeyh´in bacanağı idi.)´ın ihaneti sonucu 14 Nisan 1925 yılında yakalandılar. (şehadetleri makbul, mekanları cennet olsun). Şeyh Said (Rh.a) ve 49 arkadaşı Güney Kürdistan´a geçebilmek ve kıyamı gayri nizami savaş yoluyla devam ettirmek için gece saklanıp gündüz ilerlerken Muş – Varto´nun güneyinde Çarbuhur köprüsü üzerinde yakalandılar. 10 Mayıs 1925´te Diyarbakır Şark İstiklal (soykırım) Mahkemesine çıkarıldılar. 50 gün civarında süren sorgulamalardan sonra; Diyarbakır Şark İstiklal (soykırım) Mahkemesi:

28 Haziran 1925´te Şeyh Said (Rh.a) ve 47 dava arkadaşı hakkında idam kararı verdi. Diğer iki kişi biri 10, diğeri 15 yıl hapse mahkum edildiler. İdam kararı verilen 26 kişi; 28 haziran´da idam edildiler. 29 Haziran 1925 sabahı Diyarbakır Dağkapı semtinde; meydana kurulan darağacında geriye kalanlar ve Hareket Önderi Şeyh Said (Rh. A)´i Palevi pervasızca idam edildiler. İdam edilenlerin hiçbirinin cesedinin akibeti bilinmemektedir. Dahası idam edilen yerde yakın zamana kadar sinema var idi. 85´ten sonra sinema yıkıldı. Sonra Otopark yapıldı. Değişen bir şey olmadıysa halen bu yer otopark olarak kullanılmaktadır. Vahşete bakın halk önderlerinin idam edildiği yere sinema yapılması kemalistler hariç hangi mantık da karşılaşılabilir. Halk onların şehadetini unutsun diye bunlar yapılmaktadır. (Allah (cc) hepsine rahmet, mekanlarını cennet eylesin)

Bu Kıyam´dan sonra Kuzey Kurdistan; insanı, taşı toprağıyla tecrit, sürgün ve katliamlarla karşı karşıya bırakılmıştır. Zaman zaman zulümlerin dozajı ve kılıfları değişsede tamamen terkedilmemiştir. 80 yıldır mazlum ve mustazaf Kürdistan halkı bütün bunlara sabredip göğüs gerdiler. Lakin dinlerini terk etmediler ve ettirilemeyeceklerdir.
Sene 2004 Mustazaflar (Kürd-. Türk.. Müslüman.ve özzelikle Kürdler açısından zulümler bitmiş değildir. Anadolu Halkları ve mazlum Kürdistan Halkı ; AB. Yolunda ilerleyen Kemalist Türkiye devletinin güya demokratik düzenin de gaspedilmiş haklarına da kavuşmuş değildirler...

Hak ve haklı davalar uğruna şehadete ulaşmış bütün şehidlere; Şeyh Said (rh.a)´e, arkadaşları, tabilerine ve yeryüzü mücahidlerine selam olsun.

Zakir Sönmez
Siyasi Büro Sözcüsü
Partiya Mezlûmên (Gêl) Kurdistan
2004.07.01
Yekîtiya Ewrûpa hem li nal dixe hem li bizmar

Ev cara yekem e ku Komiserê Berpirsiyarê ji Berfirehbûna Yekîtiya Ewrûpa Gunter Verheugen hate Herêma Kurdistanê. Komiser hem bi berpirsiyarê dewleta tirk re hem jî bu gundiyên Herêmê re hevdîtin çêkir.

Verheugen beriya hevdîtinê daxûyaniyek da çapemeniyê û got „va cara yekem e ku ez têm vê herêmê, jiber ku demek dirêj bû di herêmê de şerr hebû, ji boy vê yekê ziyareta vê herêmê ji boy min girîng e.“ Verheugen dûvre Waliyê Amedê Abdulkadir Yazıcıoĝlu û li pey wî jî bi serokê Belediya Amedê Osman Baydemir re hevdîtin çêkir. Osman Baydemir di hevdîtinê de tizbîkî 27 lib diyarê Verheugen kir û got „em hêvî dikin ku mafê muzakerê bidin Tirkiyê û Tirkiya bibe endamê 27. yê Yekîtiya Ewrûpa.“

Verheugen di derbarê pêvajoya reformên Tirkiyê de jî wiha da zanîn. „Reform liser kaxizê temam in lê di pratîkê de kêmasî hene. Pewîst e ku Tirkiye reforma sirf liser kaxizê nehêle, wek weşana bi zimanê dayikê û mesela işkence.“

Her çiqas di programê de tunebû jî, Verheugen bi Leyla Zana re jî hevdîtinek çêkir, lê hevdîtin bi taybetî bû û bilê agahdariya Verheugen û Leylayê kes bi naveroka hevdîtina wan nizane. Lê wek tê zanîn ku Leylayê jî ji boy dayina mafê muzakerê bidin Tirkiyê wek Osman Baydemir Tirkiyê destek kir.

Di daxuyaniya çapemeniyê de Leyla Zana wiha got: „Birêz Verheugen demek dirêj bû ku bi dawa me re eleqedar dibû û hessasiyetên xwe anî ziman. Em liser pêşeroj û pirsgirêkên vî welatî axivîn, em wek hev difikirin û me di derbarê pêvajoya Yekîtiya Ewrûpa’da liser hewldayîna wan û karên ku em bikin bîrû baweriyên hevdu girtin. Hevdîtinek girîng bû û bi erênî derbasbû.“

Verheugen jî wiha got: „Ez modern bûn û demokratîkkirina Tirkiyê destek dikim. Me herduyan jî girîngî da ser di pêşerojê de li Tirkiye demokrasi pêşkeve û huqûq biserkeve, hevdîtin bi fêde bû û ez dilxweş im.“

Wer tê zanîn ku Dewlet, Leyla Zana, Berpirisyarên Dehapê û Berpirsiyarên Yekîtiya Ewrûpa ji boy Kurda tiştek cudahî naxwazin, hemiyan liser demokratîkkirina Tirkiyê gotinên xwe kirine yek, lê mixabin va 80 û çend sal in ku Tirkiye divê ez welatek demokrat im û ta îro tu mafek nedaye Kurda. Jixwe di belga berendamîtiya Tirkiyê de jî navê “Kurd” derbas nebû. Tê zanîn Yekîtiya Ewrûpa demokrasiyê ji boy xwe dixwaze ku dema Tirkiye bikeve Yekîtiyê ew aciz nebîn, an mafê Kurda di bîra kesî de nîne. Her wiha dewleta tirk û hevalbendên wê yên Kurdên kemalist jî ev e.

M.Nureddin - 07.09.2004

Avrupa Birliĝi hem nala hem çiviye vuruyor

Avrupa Birliĝi Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Komiser Gunter Verheugen ilk kez Kuzey Kurdistan’ı ziyaret etti.

Verheugen bu ziyaretinde Ankara’da Türk Devlet Yetkilileri ile, Amed’de de Amed Valisi Abdulkadir Yazıcıoĝlu, Amed Belediye Başkanı Osman Baydemir ve bazı köylülerle görüştü. Valiyle görüşmeden sonra 20’ye yakın sivil toplum örgütleri yetkilileriyle de görüşen Verheugen programda olmamasına raĝmen Leyla zana ile de özel bir görüşme yaptı.

Verheugen görüşmelere başlamadan önce basına verdiĝi demeçte kısaca şunları söyledi: „Bu Diyarbakır’a ilk gelişimdir, uzun zaman burda bir çatışma vardı bu sebeple burayı ziyaret etmek benim için önemlidir.“ Daha sonra Amed Valisi Abdulkadir Yazıcıoĝlu ve sivil toplum örgütleri yetkilileriyle görüşen Verheugen daha sonra Belediye başkanı Osman Baydemir’le görüştü. Görüşmede Verheugen’e 27 taneli bir tesbih hediye eden Osman Baydemir „Umut ederizki Avrupa Birliĝi bir an önce Türkiye’ye müzakere tarihini verir ve Türkiye AB’nin yirmiyedinci üyesi olur. Türkiye’ye müzakere tarihi verilse demokratikleşmede ilerleme kaydolur“ dedi.

Verheugenle birlikte gelen heyetten sızan haberlere göre Verheugen’in kanaatı şöyle: „Türkiye kaĝıt üzerinde Kopenhag kriterlerini yerine getirmiştir, ancak uygulamada eksiklikler vardır ve yine bu kanaata göre Türkiye müzakere tarihini hakketmiş bulunuyor.“ Eksikliklerden maksadın „Ana dilde yayın“ „sorgulama sırasında işkence“ gibi şeylerdir. Kürd Ulusu’nun tanınması, dil ve alfabelerinin resmi olarak kabul edilmesi, bölgesel idare v.s. gibi şeyler yok.

Her ne kadar programda olmazsa da Dep eski milletvekillerinden Leyla Zana ile de görüşen Verheugen görüşmeyi ikili olarak gizli tuttular. Görüşme esnasında içeriye basın mensuplarından kimse alınmadıĝı gibi, görüşmeden sonra da gazetecilerin sorularına cevap verilmedi. Ama basına yaptıkları açıklamadan anlaşılıyorki Leyla Zana da Osman Baydemir gibi Türkiye’ye müzakere tarihinin verilmesinden yana bir tavır takındıĝıdır.

Görüşmeden sonra basına yapılan açıklamada Leyla Zana "Sayın Verheugen uzun zaman davamızla ilgilendi. Bu konuda duyarlılıklarını dile getirdi. AB sürecinde çabalarını ve bu konuda yapmamız gereken konular konusunda ikili görüş alışverişinde bulunduk. Bu ülkenin genel sorunlarını ve geleceğini konuştuk. Farklı düşünmüyoruz. Çok gerekli bir görüşmeydi, olumlu geçti" dedi.

Verheugen ise, "Türkiye'nin demokratikleşmesini ve modernleşmesini destekliyorum. İkimiz de gelecekte demokrasi ve hukukun üstünlüğünün korunmasını çok önemli olduğundan bahsettik. Faydalı bir görüşme oldu, bundan dolayı mutluyum“ diye konuştu.

Öyle anlaşılıyorki Türk Devleti, Leyla Zana, Dehap Yetkilileri ve Avrupa Birliĝi yetkililerinden bazıları Kürd Ulusu için özel bir şey istememektedirler. Hepsi Türkiye’nin sözde demokratikleşmesi konusunda aĝızbirliĝi yapmışlardır. Ne yazıkki 80 kusur yıldır demokratik bir ülke olduĝunu idda eden Türkiye’de bu güne kadar Kürdlere hiçbir hak verilmedi, Kürd Ulusu tanınmadı ve inkar edildi. Türkiyenin A.B. aday adayı olacaĝı sırada yayınlanan A.B. belgesinde tek kelimeyle kürd kelimesi geçmiyor. Anlaşılan A.B.’nin arzusu bazı demokratik haklarla Türkiye’yi kendi çizgisine çekmek ve problemleri azalmış bir üye kazanmaktır yoksa Kürd Ulusu ve hakları umurunda deĝil, hakeza Türk devleti ve yandaşları kemalist kürdlerin de amacı budur!..

07.09.2004
 
M.Nureddin Yekta
Nasname’nin dikkatine!

Demokrasi „sonsuz hürriyete sahip olup peşinden milyarlarca insanın gittiĝi büyük bir Peygambere kaynaksız ve mesnetsiz yalan ve iftira etmekle kendini meşhur etmeye çalışan birilerinin yazılarını yayınlamak mıdır? Kaldıki kürd halkının yüzde 98’i müslümandır.
Eĝer bu halkı seviyorsak onmilyonlarca kürdün inandıĝı, saygı duyduĝu inançlara saygı duymak lazım deĝil midir? Nasname bir müfterinin Hz. Muhammed hakkında yazdıĝı yalanlarını yayınlamakla bizi derinden üzmüştür. Ayrıca internetten aldıkları bir resmi Hz. Muhammed’in resmidir diye ilan etmek o büyük şahyisete ve arkasında giden milyarlarca müslümana büyük hakarettir. Bu münasebetle Nasname’yi kınıyoruz.“

Yazıma Ali Usta takma ismiyle 10 Eylül 2004 tarihinde Nasname’de Peygamberimiz hakkında yazdıĝı yazıdan alıntılarla başlamak istiyorum.
Şöyle yazıyor:

http://www.nasname.com/modules.php?op=modload&name=News&file=article&sid=2473&mode=thread&order=0&thold=0

„Bu şairlerinden en önemli kişi Şair Kaab Ibn Eşref`ti. Bu şair, vaktinde Hz. Muhammed`in şairlerinden ve Kuran yazıcılarındanken Bedir Savaşı`ından sonra, o kadar kardeş (Kureyş) kanı dökülmesine dayanamayıp, Mekke’ye gitmiştir. Ve hatta "Kuran diye çok şeyi ben kendim yazıp, Muhammed’e yutturdum" demiştir.
Ne var ki Kaab, kendi akrabaları Nadiroğulları’na güvenip, Medine’ye geldiğinde süt kardeşi tarafından pusuya düşürülüp kellesi Hz. Muhammed’e getirilicekti.
Aslında bundan önce, o günün "basın"ı çok sert şekilde bastırılmış; Esma bint Mervan adlı şair kadın çocuklarının kucağında uyurken Hz. Muhammed’e, Bedir Baskını’na katılmadığı için yalakalık yapmak isteyen ve böylece kendisine yer edecek olan Ümeyr İbn Adi tarafından kılıç girmedik yer kalmayacasına delik deşip edilip öldürülecekti.
Diğer bir Muhalif "Gazeteci" Yüz yaşına gelmiş olan Ebu Afak’tı. Ebu Afak da yine Bedir Baskını’na katılma cesaretini gösteremeyenlerden Salim İbn Ümeyir tarafından kellesi kesilerek susturulacaktı!
Tarih, süre mi geliyor?
Ali Usta
10.09.2004

usta@nasname.de”


Buna benzer bir yalanı da Turan Dursun yazmıştı aynen şöyle diyor:
"Peygamberin dört halifesinden üçü, Müslüman'ların bıçaklarıyla can vermişti"
Olay öğrenilir. Medine'ye, Peygamber'e haber verilir. Peygamber öfkelenmiştir. Adamların yakalanmaları için buyruk verir. Hepsini yakalattırır. Suçluları, Hz. Muhammed'in huzuruna getirirler. Peygamber'in kararı kesindir: "Elleri, ayakları çapraz olarak kesilsin. Gözleri oyulup çıkarılsın.." Emir uygulanır. Suçluların, elleri, ayakları çapraz olarak kesilir. Gözleri oyulur. Medine dışında, güneşin altında ateş gibi yandığı için "Harre" adı verilen yere götürülürler.
Suçlular su isterler, su verilmez.
"Taşları kemirirler", "ağızlarıyla, dişleriyle toprağı kazarlar." Ölünceye kadar öyle bırakılırlar. “


Tarihten mahrum olanların dışında herkes bilirki bunların tümü yalandır.
Birincisi; kısaca Turan Dursun’un şu yazısına cevap yazayım.
Herkes bilirki Halife Peygamberin vefatından sonra O’nun yerine geçen islam devleti başkanıdır. Nitekim birinci Halife Hz.Ebu Bekir’dir ki Peygamberin vefatından sonra müslümanlar tarafından seçilmiştir, ondan sonra diĝerleri de aynen bir önceki halifenin ölümünden sonra seçilmişlerdir. Şimdi bu yazıya nasıl cevap vereceĝiz? Hangi kaynaklara başvuracaĝız? Aslında cevap vermeye deĝer mi? Bunu okuyucuların anlayışına havale ediyorum ancak, tümünün yalan olduĝu aşikârdır. Bir kere Peygamberin saĝlıĝında halifenin olmadıĝını bütün alem biliyor. Peki olmayan halife nasıl Peygamber zamanında öldürülüyor ve nasıl Peygamber onların katillerini T. Dursun’un dediĝi gibi cezalandırıyor??? Ya Peygemberin vefatından sonraysa Peygamberin dirilip katilleri cezalandırması yine sözkonusu deĝildir. İnsan yalan söylese bile, yazsa bile hiç olmazsa yüzünü kızartacak kadar böyle aşikar yalan bu kadar büyük yalan yazmamalı.

Gelelim Ali Ustanın yazısına.
Bunu da akli selim herkes hemen anlarki tümü yalandır.
1- Bir kere Ka’b ibni Eşref müslüman deĝil yahudidir ve öldürülünceye kadar da yahudi olarak kalmıştır.

2- Müslüman olmayan birinin Vahiy katibi olması mümkün deĝildir. Bu azılı yalancı şair islamın ve Peygamberin azılı bir düşmanıdır, nasil olur da Vahiy katibi olur ve düzmece şeyleri Kur’an diye Peygambere yutturur?

3- Peygamber efendimizin 40 tane Vahiy katibi vardı ve vahiy indiĝi zaman bunlara yazdırırdı. Vahyin dışında kendi sözleri dahil islam adına hiçbir şeyin yazılmasına izin vermezdiki sefihlerden birileri çıkıp o yazılanları vahiy sanmasınlar diye!..


Gelelim Ka’b ibni Eşrefin kim olduĝuna:

İslâm'ın ilk yıllarında Medine'de yaşayan yahudi kabilelerinden biri (Beni Nadr) Nadiroĝullarıdır. Yahudilerin Medine'ye yerleşmeleri tarihinin Milâdî 132'den sonra olduğu tahmin edilir. M. 450- 451'de es-Sebe' sûresinde sözü edilen büyük sel felâketinden sonra şehirde bulunan birçok kabîlenin şehri terkettiği, boşalan yerlere Evs ve Hazrec gibi Arap kabileleri yerleştiĝi ve yahudi kabilelerini (Nadiroĝulları ve Kureyzaoğulları) şehrin dışına yerleşmeye zorladıĝı rivayet edilmektedir.
Yahudilerin üçüncü büyük kabilesi olan Kaynukaoğulları Hazrecliler'e (arap) sığınıp Medine’ye yerleşince Nadiroğulları ve Kureyzaoğulları da Evs (arap) kabilesine sığınarak Medine’ye yerleştiler. Nadiroĝullarını idare edenlerin başında yahudi şair Ka’b bin Eşref vardır.

Hz. Peygamber (s.a.s)'e risalet görevinin verilmesinden önce araplar, danışmak ve onların fikirlerini almak amacıyla yahudi veya hıristiyan olan birisine gider, ondan bazı bilgiler alırlardı. İslâm'ın ortaya çıkışı ve müslümanların Mekke şartlarında İslâm'ı yaşamaya çalışmalarından önce bütün ehl-i kitap yeni bir peygamberin geleceğini biliyor ve onu bekliyorlardı. Hattâ Peygamberimizin amcası Ebu Talip'le yaptığı Şam ticaretinde Rahip Bahira'nın Ebu Talip'e "O çocuğa dikkat edip üzerine titremesini" öğütlemesini buna delil gösterirler.

Yahudilerin bu peygamberi bekledikleri fakat ona tabi olup onun yolundan gitmek için değil de doğar doğmaz ona bir suikast tertipleyip öldürmek için beklediklerine dair bir takım rivayetler de nakledilir (bk. Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, l. s. 595; İbn Hişam, age, s.116, İbn Sad, Tabakat, 1/1, s.21)

Hz. Peygamber ve müslümanların Medineye hicreti sırasında yahudiler şehrin yarısına hâkim durumdaydılar. Peygamberimiz Yahudilerle bir antlaşma yapar.
Burada yahudilerle karşılıklı haklar ele alınmış ve Medine'yi birlikte savunma kararlaştırılmış; onlardan Hz. Peygamber izin vermeden askeri bir harekete girişmeyeceği ve Medine'ye bir saldırı sözkonusu olduğunda şehrin birlikte savunulacağı sözü alınmıştı (Salih Tuğ, İslâm Ülkelerinde Anayasa Hareketleri, İstanbul 1969, s. 34 vd.). Yine araştırmalara göre bu anayasa dünyanın ilk anayasasıdır. Elli iki maddeden oluşan mezkur anayasada 23-35 ve 46. maddeler yahudilerle ilgili olup bu maddeler ayrıca kendi işlerinde alt bölümlere ayrılmıştır (bk. Muhammed Hamidullah, a.g.e., l. s. 211 vd.). Fakat yahudiler tarihen sabit olduğu gibi antlaşmalarına sadık olmadılar.

İslâm'ın Medine'de devletini kurduktan sonra bölgeyi hakimiyetine alması, müslüman olmayan diğer kabileleri olduğu gibi yahudileri de telâşa düşürdü. Zira onlar İslâm'ın yayılışını geçici görüyorlardı. Bu amaçla Kureyş müşrikleriyle yaptıkları bir çok antlaşmada askerî yönden Kureyş müşrikleri, fikri yönden de yahudiler İslâm'a karşı koyacaklarını taahhüt etmişlerdir. Ancak yahudilerin giriştiği bu tür bir yol bir fayda vermedi. Hattâ İslâm'ın son tevhid dini olduğunu öğrenen bazı yahudiler de müslüman oluyorlardı. Yahudilerin önde gelen âlimlerinden Abdullah b. Selâm bunlar arasındaydı.

Bundan sonra yahudiler için tek çıkar yol, İslâm'ı kılıç zoruyla sindirmek, yayılmasını önleyerek ortadan kaldırmaktı. Ancak buna yahudilerin gücü yetmiyordu. Bedir’de yenilgiye uĝrayan Mekkeli müşrikleri tekrar savaşa sokmak ve kendileri de arkadan müslümanlara saldırarak Hz. Muhammed’i ortadan kaldırmayı planlıyorlardı. Elbetteki bu çirkin planın başaktörü de Ka’b idi. Ka’b b. Eşref, kırk süvari ile Mekke’ye gidip müslümanların aleyhine Ebu Süfyan’la ittifak yaptı. Bu tahrikler; Mekkelilere de münhasır kalmadı. Ka’b b. Eşref vasıtasıyla, Medine içinde de fitne ateşi tutuşturulmaya çalışılıyordu. Ka’b b. Eşref, şiirleriyle Müslüman kadınlara iftiralar atan ve mü’minleri birbirine düşüren tipik bir yahudiydi. Hatta o yılan dilini, Allah Resûlü’ne bile uzatmaktan çekinmezdi. Tabii, Müslümanlar bu durumdan çok rahatsız olurlardı ama, her defasında Resûlullah’ın tedbir, temkin ve sabrına takılırlardı.

Peygamber (s.a.) onlarla, aleyhinde hareket etmemek üzere antlaşma yaptığı halde müşriklere silah yardımında bulundular. Sonra, unuttuk, diyerek özür dilediler. Tekrar antlaşma yapıldı, yine bozup Hendek savaşında müşriklerle birleştiler. Muşrikler Medine’yi kuşatmaya aldıkları zaman Ka’b bin Eşref Peygamberimize suikast planlıyordu. Peygamberimizi davet ettiler, ancak yahudi asıllı bir müslüman hanımın haber vermesi üzerine davete icabet edilmedi. Hendek savaşında müşrikler başarılı olamayınca tekrardan müslümanların muhasaraya alınması için Ka’b b. Eşref, Mekke’ye giderek müslümanlar aleyhinde Mekkelilerle ittifak yaptı. Geri dönüşünde kendi süt kardeşi tarafından öldürüldü, çünkü o, büyük bir ihanet şebekesinin başındaydı. Öldürülmesi mutlak bir zaruret haline gelmişti. Muhammed b. Mesleme (süt kardeşi) bu zarûreti yerine getirdi.

Tarih boyunca defalarca söz verip antlaşmalar yaptıĝı halde antlaşmalara uymayan ve gizlice suikast planlarını yapan bir yalancı affedilmemiştir ancak bunu Hz. Muhammed gibi büyük bir zat affetmiştir ama her affından sonra suikast planlarına yine devam etmiştir Ka’b, o Medine’de bir yalancı, iftiracı ve hatta ailesinin yüzkarasıydı, onu ancak temizlemekle yeryüzünde bir fitne önlenecekti ve gereĝi yapıldı. O vazifeyi yapan Muhammed b. Mesleme’ye binlerce defa rahmet eylesin Yüce Rabbim.

Biz „Dinde zorlamanın olmadıĝını“ çok iyi biliyoruz, herkes kendi fikrinde hürdür ancak kendi fikri diye büyük şahsiyetlere, tarihe yalan iftira dizmekle hizmetin yapılmayacaĝını da tüm alem biliyor. Biz her zaman haksızlıĝın, zülmün karşısına çıktık ve çıkmaya devam edeceĝiz. Nasnamenin sahibi Sayın Şükrü Gülmüş’e saldırı yapıldıĝı zaman buna ilk karşı çıkan ve sayfalarında yayınlayan biz olduk. Böyle mesnetsiz bir yazının yayınlamasına nasıl izin verdiĝini hala anlamış deĝiliz. Sayın Gülmüş gibi yurtsever bir insanın onmilyonlarca kürdün inandıĝı ve saygı duyduĝu büyük önder Hz. Muhammed’e saldırının kürd halkına hizmet etmediĝini çok iyi bilmektedir. Yayınlanan (sözde Hz. Muhammed’in) resmin de internet sayfalarından yahudi kılıklı birinin resmidir, Peygamberimizin resmi deĝildir ve Peygamberimiz resim yapılmasına ve çekilmesine izin vermemiştir. Bu resmin kime ait olduĝunu ve nereden alındıĝına dair bir açıklama bekliyoruz.

Muhammed Nureddin Yekta

fotonun alindigi adres: http://www.oreola.org/swya-pisan/ssilki_much.htm

Baydemir: Diyarbakır'ı haritadan silmek kimsenin haddine değil - 2004.09.11

DİYARBAKIR (DİHA) - Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Erman Toroğlu'nun "Diyarbakır'ı haritadan silin" sözlerine tepki göstererek, "Kimsenin haddine değil Diyarbakır'ı haritan silmek.Diyarbakır taçların ve düşlerin kentidir" dedi. Diyarbakırspor'un 1. Ligde kalması için her desteği vermeye hazır olduklarını söyleyen Baydemir, Diyarbakırspor'un galibiyetine 50 milyar lira ödül vereceklerini açıkladı.

Osman Baydemir, Büyükşehir Belediye Konukevi'nde düzenlenen törende, Diskispor'un voleybol ve basketbol takımı oyuncularına başarılarından dolayı plaket verdi. Fenerbahçe-Diyarbakırspor maçında çıkan olayları değerlendiren Baydemir, olayları hiçbir şekilde tasvip etmediklerini söyledi. Fenerbahçe-Diyarbakırspor karşılaşmasından sonra spor yazarları tarafından yapılan yorumlar eleştiren Baydemir, yorumların Diyarbakırspor kulübüne ve halkına bir saldırı olduğunu ifade etti. Spor yazarlarının yaptığı eleştirilerin haddini aştığını söyleyen Baydemir, haksız eleştiriler nedeniyle spor yazarlarının Diyarbakır halkından özür dilemesini istedi. Erman Toroğlu'nun "Diyarbakır'ı haritadan silin" sözlerine de atıfta bulunan Baydemir, şunları ifade etti:

"Diyarbakır taşların ve düşlerin kentidir. Bundan gurur duyuyoruz. Diyarbakır 33 medeniyete şahitlik etmiş bir kenttir. Kimsenin haddine değil Diyarbakır'ı haritan silmek. Her zaman kulübümüzün ve halkımızın yanındayız. Takımımızın 1. Ligde kalması için her şekilde destek vermeye hazırız. Diyarbakırspor'un alacağı galibiyete 50 milyar lira ödül vereceğiz. Takıma yönelik saldırılara karşı halkımızın Diyarbakırspor'a destek vermesini istiyoruz."

Baydemir, Diyarbakırspor'un artık ligin üst sıraları için mücadele etmesi gerektiğini belirterek, belediye olarak imkanlar dahilinde gerekli desteği sunacaklarını dile getirdi. Konyaspor deplasmanına taraftarların katılımı için araç tahsisi önerisini yasalar çerçevesinde değerlendireceklerini ifade eden Baydemir, herkesin Diyarbakırspor'a destek vermesi gerektiğini söyledi.

Baydemir'e teşekkür

Konuşmanın ardından erkek basketbol ve bayan voleybol takımlarının kaptanları Baydemir'e voleybol topu ve çiçek verdi. Diskispor Kulüp Başkanı İhsan Uğur'da çıkan olayları hiçbir şekilde tasvip etmediklerini belirterek, yapılan yorumların hak etmediklerini söyledi. Uğur, desteklerinden dolayı Baydemir'e teşekkür etti.

2004.09.11
Bazı Kürdlerin gündeminde sadece dindar kürdler var!

1639 yılında Osmanlı ile İran İmparatorluĝu arasında resmen ikiye bölünen Kurdistan zaman zaman tarihi fırsatlar ele geçirmiş olmasına raĝmen bazı kendini satmış insanların işgalcı kuvvetlerle yaptıkları işbirliĝi neticesinde bu fırsatları deĝerlendirememiş ve esaret devam etmiştir. Şöyle dönüp maziye baktıĝımız zaman serhildanların sonunda bedelini canlarıyla ödemiş olsalar bile düşmana teslim olmamış ve Kürd Ulusal davasına sadık kalarak kendini ve ülkesini satmayan kahramanların tümü yine dindar kürdler olmuştur. Bunu zaman zaman kerhen de olsa dinsiz kürdler de itiraf etmektedirler ve bunu kendileri! için de medarı iftihar sayarlar!..
Yine tarihe göz atacak olursak tarihe kahramanlık damgasını vuran dindar kürdler olmuştur. Selehaddinê Eyyûbî örneklerden bir tanesidir!.. Ve yine Şeyh Mahmud Berzenciler, Şeyh Saidler, Qazi Muhammedler, Mela Mustafa Barzaniler birer Kürd kahramanıdırlar ve özellikle de müslüman, dindar kürdlerdir ki bugüne kadar hiçbir kürd bunların kahramanlıĝından şüphe etmemiş, aksine onlarla iftihar etmişlerdir, aşırı dinsiz kürdler de buna dahildirler!..
 
Kürd Ulusal mücadelesini diline dolayan şahış, kurum ve örgütler eĝer bu ulusal davaya zarar vermek istemiyorlarsa kürd gerçeĝini iyi bilmeleri lazımdır. Kürd halkı müslümandır ve herşeye raĝmen dinine sadıktır. Eĝer kendimizi kürd kabul ediyorsak bu halkın sevdiĝi şeyleri sevmek, deĝer verdikleri herşeye saygı duymamız gerekir. Aksine halkımızı incitiriz. Bu yüzdendirki yıllardır Kürd yurtseverliĝi adı altında kürd inanç ve deĝelerine saldıran, kişi ve kurumlara ses çıkarmadık, zira PKK ile HİZ’bin arasında çıkan çatışmanın Kürd halkı ve Kurdistan’a verdiĝi zarar hepimizin malumudur. Yüzlerce dindar, yurtsever, aydın, siyasetmedar kürd yaşamını yitirmiş, alanlarında hizmet yaptıkları yerler maalesef hala doldurulamamıştır.

Son otuz yılda yurtseverlik adına İslama düşmanlık yapmak, kürd örf ve adetlerini, kültürünü yoketmek için adeta biribiriyle yarışan kurum ve kişiler halkımız tarafından çok iyi bilinmektedirler. Onların amacı çok aşikardır, Kürd Ulusal Mücadelesi sadece propaganda aracıdır, tek gayeleri varsa o da kürdlerin 1400 senedir tabi oldukları dinini tahrib etmektir ve ne yazıkki bunu da kürdlere hizmet adı altında yapmaktadırlar!..
 
Canlarını seve seve bu halk için feda eden yüzbinlerce dindar kürdü unutarak, yanlış yapan bir dindar kürdü örnek alıp islama saldırmak hizmet midir? Binlerce gerillasıyla Kürdistan hizmetine giren Kürd Müslüman kurumlarını unutarak, dinsiz kürdlerin saldırılarından bıkıp isyan eden bir kürdü örnek göstererek yüzde 98’i müslüman olan kürdlerin dinine saldırmak hizmet midir? Evet belki hizmettir ama kürde deĝil, sadece düşmanlarına bir büyük hizmettir artık bunu dindar kürd de dinsiz kürd de bilmelidir!..

Biz burada kişi veya kurumları teşhir etmek, ya da yaralamak istemiyoruz, amacımız da o deĝil, amacımız dindar kürdlerin kürd ulusal Mücadelesinde hassas oldukları kadar dinsiz kürdlerin de hassas olmasıdır. Gün Kürdlerin birbiriyle uĝraşmaları günü deĝil beyler, gün ikinci Lozanı engelleme günüdür, o zaman gelin birlikte kürd deĝerlerine sahip çıkalım, kürdlerin, inancına, şahsiyetlerine, kurumlarına saygılı olalım!..

Şurası da unutulmamalıdırki 80 yılda laik sistemin inanç, kültür açısından kürdler üzerinde yapamadıĝı tahribatı bazı kürd örgütleri yapmıştır. Bugün kaybolan kürd kültürünün, kürd dilinin, kürd örf ve adetinin tek sorumlusu kürd sosyalistleri ve kemalistleridir. Bugüne kadar yapılan bütün serhildanların başkumandanları dindar kürdlerdir ama hiçbiri dersini, talimini türkçe yapmamıştır. Bu halk türkçeyi son otuz yılda yapılan sözde ulusal mücedeleci örgütlerden öĝrenmiştir. Bugün sözde kürde hizmet adı altında çalışanların, yazanların çoĝu maalesef kürdçe okuma yazmayı bile bilmemektedirler ve aynı zamanda çoĝu kürd kültüründen mahrumdur, örf adetini bilmemektedirler.
Bu şekilde kürde hizmet olmaz!…

Her şeye raĝmen biz kürd Ulusal mücadelesine zarar gelmemesi için sakinliĝimizi bozmayacaĝız. Kürd Ulusal Mücadelesinin tehlikeye girdiĝi bu son zamanlarda bütün kürdleri kardeşliĝe, birliĝe davet ediyor, her kürdün inancına saygı duyduĝumuz gibi herkesin de her kürdün deĝerlerine saygı duymasını bekliyoruz.

12.09.2004
M.Nureddin Yekta
İftira büyük günahlardan biridir! - M.Nureddin Yekta

İFTİRADAN SAKININ!

Allah‘a hamd Resulüne selat ve selam olsun.

Bugün müslümanların en çok mubtela oldukları büyük günâhlardan birisi olan iftira konusunu ele almak istiyorum. Yedi büyük günahtan biri olan iftira fitnesine; müslümanların nasıl düçar olduklarını anlamak mümkün değil. Her duyduğuna inanmak, ağıza gelen herşeyi anlatmak hele hele isbatı mümkün olmayan bazı sıfatlarla müslümanı rencide etmek, artık günümüzde adet haline gelmiştir. Mü’min hilm zamanında da hiddet zamanında da Kur’an ölçüsünü elden bırakmaması lazımdır. Kur’an’ı Kerim diğer konularda olduğu gibi, bu konuda da çok hassastır. Önce ilgili ayetlere bir bakalım.
1 - Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur. (Nisa /112)

2 – Namuslu kadınlara zina istinadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar. Meğer ki bundan sonra tevbe edip islah olalar. Şüphe siz ki Allah Gafur’dur Rahim’dir. (Nisa / 4-5)

3 - Müminler arasında kötülüğün va hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara dünya ve ahirette can yakıcı bir azab vardır. Ve Allah bilir, siz bilemezsiniz. (Nisa /19)

4 – Iffetli ve (kötülükten) habersiz mümin kadınlara iftira atanlar, dünyada da, ahirette de lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır. O gün kendi dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları şeylere şahidlik edecektir. (Nisa /23-24)

5 - Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın.Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz. (Hucurat / 6)
(Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber , Velid b.Ukbe´yi Beni Mustalik kabilesine zekat memuru olarak göndermişti. Velid, bunlarla arasında önceden var olan bir husumetten dolayı, korkuya kapılmış, yoldan dönmüş, üstelik Hz.Peygamber´e gelerek onların irtidad edip, zekat vermediklerini duyurmuştu. Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara öfkelenmiş, savaşmayı bile tasarlamış, aynı zamanda Halid bin Velid´i de, durumu incelemek üzere göndermişti. Halid, incelemeleri sonunda Beni Mustalik´in ezan okuyup, namaz kıldıklarını ve zekatlarını da teslim ettiklerini Hz. Peygamber´e bildirmişti. Ayetin nüzul sebebinin bu olay olduğu değişik rivayetlerde yer almıştır.)

6 – ( Ey Resulüm) Alabildiğine yemin eden, aşagılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan laf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecaviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme! Ona ayetlerimiz okunduğu zaman o „Öncekilerin masalları!“der. Biz yakında onun burnuna damga vuracağız. ( kibrini kırıp rezil edeceğiz) (Kalem 10-16)

7 - Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi adet edinen herkesin vay haline ! (Humeze / 1)

Ayetler gayet açıktır, öyle açıktır ki, izah etmeye bile lüzum yoktur. Müslümanın diline gayet sahib çıkması ve onu sadece hayırda sarfetmesi, eğer hayırı konuşacak durumda değilse bile susması, sukut etmesi lazımdır. Peygamber efendimiz (A.S.) bu konuda şöyle buyurmaktadır : „Kimki Allah‘a ve ahiret gününe inanıyorsa ya doğruyu konuşsun yada sükut etsin“. Her ağıza geleni salıvermek, mümin kardeşleri hakkında ileri geri konuşmak müslümanın sıfatı değildir. „Çamuru at tutmazsa izi kalır“ türden hareket etmek İslamla bağdaşmaz. Müslüman her söylediğini ispat etmek zorundadır. Yoksa hem bu dünya da hemde ahirette azapların en ağırına düçar olacaktır. „Bir Topluma olan kininiz; Sizi adaletsizliğe sürüklemesin!“ emrini hiç unutmamak gerekir. Ayetlere bakılırsa Cenab-ı Allah’in iftira edenler hakkındaki söz ve hükmü çok ağırdır. Şöyleki:

1 – İşlemiş olduğun günahı hiçbir surette başkasına mal edemez, onun üzerine atamazsın.

2 – İffetli kadınlara zina isnadında bulunamazsın!

Aksi takdirde bu iddianı şahitliği kabul olunan ( büyük günah işlemeyen, ibadetini yerine getiren, sahih itikada sahip mürüvetini muhafaza eden) sağlam dört tane şahitle isbat etmek zorundasın, doğru olsa bile ispat edemediğin takdirde sen yalancı duruma düşmüş olursun ve ebediyyen şahitliğin kabul olmaz!

3 – Müslümanlar arasında kötülüğü ve hayasızlığı yapamayacağın gibi bunu arzu bile edemezsin!

4 - İffetli kadınlara iftira ettiğin takdirde Allah’u Teala tarafından lanetlenirsin!

5 – Her duyduğuna inanmayacaksın! Haberin doğruluğunu araştırmak zorundasın yoksa bir müslüman topluma zarar verir, rezil ve pişman olursun!

6 – Yalan yere yemin etmeyecek, alçalmayacak, başkasının kusurlarını araştırmayacak (gerçek mü’min ancak kendi kusurlarını araştırabilir) ve laf götürüp getirmeyeceksin!

7 – İyiliği engellemeyecek, mütecaviz, saldırgan olmayacak ve günaha dadanmayacaksın!

8 - Kaba, haşin ve soysuzlukla damgalanmışlardan olmayacak ve onlara da boyun eğmeyeceksin!

9 – Kibrini kıracak tam bir teslimiyetle Kur’an’a teslim olacaksın! Ayetleri kulak ardı etmeyeceksin!

10 – Hiç kimseyi arkadan çekiştirmeyecek ve yüzüne karşı da alaylı bir şekilde onunla eğlenmeyeceksin! Yoksa Cenabi Allah katında müfteri duruma düşer burnun sürtülecek ve rezil rusvay olacaksın.

İşte yukarıda açıklandığı gibi kendimizi her türlü iftiradan muhafaza etmemiz gerekmektedir. Cenab-ı Allah cümlemizi bu tür kötü ahlaklardan ve bunları kendine ahlak edinenlerden muhafaza eylesin!.... Amin.

01.09.1999

Çi bi ezhere hat gelo! - 2004.09.25

Dest peka avakirina we di jiyane da mizgevt bû ye. Diroka damezrandina wê, vedigere sala 970 e hicrî, qedandina wê di sala 972 ye hicrî da bû ye. El-Ezher; roj bi roj û sal bi sal nav û dengê we li jiyanê belav bû û fireh û bilind bû. Bi taybetî di heyama Selaheddînê Eyûbî de bû weke minara mehrifet û zanebûnê di jiyanê dê.

Di hindire mizgevte da çar mihrabê we hebûn, her mihrabek ji bona mezhebaka ola islamê çêbibo, (Şafiî – Henefî – Henbelî û Malikî). Di van mihraba da feqehan dixwend. Weha fireh bû û peşva çû heta ku gihişte demeke dûr û dirêj feqehe wê pirr bûn, rabûn xandegehek li kêleka wê çekirin, bi nave ezhere ji bona feqehan, hemi beşê xwendinê te da vekirin.

Dest bi xwendina hemî ilm û merifetê dinyayê di wê xandegehê da kirin. Bi vî rengî ezher bû weke qiblake hemî mirovên şeydayê ilm û merivetên dinyayê û olî. Ji ber ve yekê ji her xwendevanê miletekî re, di we demê da, malek çêkirin di hundirê mizgevtê da, ji bo telebe tê da rabin û ronin heta xwendina xwe bi seri bikin, di van wara (mala) da dijiyan. Diroka va mala vedigere beri dewleta Osmaniyan.

Her weha xwendevanê gelek milet di van mala da dijayan û dixwendin heta roja xwendina xwe bi seri dikirin. Bi seda telebe di van malên hindirê mizgevta ezher da dijiyan, gelek ji wan bûn diktor û feylesof û şeyda...

Her malek(warek) bi nave miletekî damezrandibûn di hindire mizgevta ezhere da, mina mala xwendevanê Leybiya hebû, mala xwendevanê kurda, mina mala xwendevanê Endenosiya û mala xwendevanên Mexribî uw...

Weke diyar bû malek bi navê xandevane kurda di Ezhere da hebû, temenê ve male sed sal hebû, lê mixabin ji ber ku miletê kurd bêkes in, berpirsiyarê Ezherê navê mala xwendevanê kurda kirin mala Ebbasiyan, bi vî rengî navê kurda ji mizgefta Ezherê rakirin, çend sal dirêj nekir rabûn ev mala ji dest xwendevanê kurda girtin. Hin ji xwendevanan tevî xwendevanê tirkan kirin, hin jî tev xwendevanê Suryê kirin, va ji alî guhertina nav.

Xwendevanê kurdên li Ezherê xwendî, bi vê yekê baş dizanin û di vê malê da xwendin heta roja xwendina xwe diqedandin di vê malê da dijiyan û bi sedan rewşenbîr û şeydayê me vegeriyan Welat xizmeta miletê xwe kirin. Bi vî rengî rewşê berdewamkir heta sala 1996 an.
Di sala 1996’an da hemî xwendevanên di van malan da dijiyan je derxistin. We demê berpirsiyarên Ezher ji xwendevan ra wiha gotin: “Em dixwazin mizgevta Ezherê nû (tamir) bikin, pewist e hun hemî ji vir derkevin, emê malên nû ji şûna wan va bidine we ji bo hun têda bijîn, heta roja van malana hazir dibin û hune dîsa vegerin van malên di mizgevtê da, ware we yên kevin.

Rabûn malne nû li dervayê Ezherê dane teleban. Wê demê (dema malên nû dane xwendevanan) camernên kurd - ji xwendevana - hebûn doza malên kurdan yên kevn di Ezherê da kirin û cardin mala kurda li wan vegerandin. Di sala 1996’an da hetani roja îro malek bi navê xwendevanê kurda heye, navê wê male xwendevana danîbûn
Mala Şêyx Seîde Nemir.

Weke diyar bû gelek xwendevanên me di vê malê da xwendina xwe bi seri kirin, nihaji gelek ji wan li Welat xizmeta miletê xwe dikin.

Lê wê çi bibe û emê çi bibîsin gelo?. Berpirsiyarên Ezhere hatin, fermaneke wiha danîn û gotin: “Ji niha heta çar rojê din pewist e van malana hemî vala bibin, ji ber van malana hemî wê werin firotinê ji bo ku pewistiya girtina wan jî heye!..

Ew malên di hindire mizgefta Ezherê da di sala 1996 da vala kirin û girtin, ji teleba standin ne telebe vegerandin ware wani kevin ne ji van malên nû di dest wan da hîştin.

Tê gotin ew malên ku temenê wan sed sal hebûn û zêdetir, weqif bûn ji bona xwendevana, roja îro têrne girtin, stêrka wan ji jiyane vedimire û dibe weki xewnên şevan. Van malana taybetek ji taybetên Ezherê bûn hatine girtin û nişanek ji nişane Ezherê kevin bûn.

Em dikarin bêjin çirakî bû ketibû xizmeta ola islamê hate vemirandin bi rengeki sermedi (daimi). Gelo ma çi bi Ezhere hat di van salan da û wê hîn çi bigrin û çi qedexe bikin?..

Ev Ezhera hanû ku mirovên misilman şeydaye wê dibûn ji ber ku minarak ji minarên ilm û merifeta ola islame bû.

Dahirê kobani
25.09.2004
El-Ezhere’e ne oldu?! - 2004.09.25

Başlangıç tarihi cami olarak hizmete açılan Ezher hicri 970 yapımına başlanmış ve yine hicri 972 de bitmişti. El-Ezher güne be gün böylece yıllarca adını dünyaya duyurdu, (çalışma) alanı genişledi ve yükseldi. Özellikle Selahaddinê Eyyûbî döneminde, yaşam alanında bilim ve marifetin bir kulesi haline geldi.

Cami kendi içinde dörde bölünmüş her bir mezhep (Şafiî – Henefî – Henbelî ve Malikî). için birer mihrab ayrılmıştı.
Bu mihraplarda o mezheplere mensup talebeler okurdu. Bu şekilde devam edip giden caminin talebeleri çoĝalınca, caminin hemen yanında talebelerin okuması için Ezher adıyla bir medrese (okul-mektep) inşa edildi. Orada her bölüm için yer ayrıldı.

İşte bu şekilde dünyanın her çeşit ilimleri burada okunmaya başlandı. Bu şekilde Ezher din ve dünya ilimleri konusunda dünyanın emsalsiz ilim ve marifet adamlarının kıblegahı haline geldi. Burada her millet için ayrı bir bölüm tahsis edildi ki burada tahsillerini bitirinceye kadar kalsınlar. Böylece her deĝişik ırktan gelen talebeler ayrı evlere yerleşmiş oldular. Bu evlerin tarihi Osmanlılardan öncesine rastlar.

Böylece ayrı ayrı ıklardan gelen talebeler bu evlerde tahsillerini bitirdiler, onlardan çoĝu doktor, filozof ve emsalsiz birer alim oldular.

Ezher içinde (yatılı) kalan öĝrencilere verilen evler mensup oldukları ırk yada memlekete göre adlandırılmıştı. Mesela Libyalılar yurdu, kürd öĝrenciler yurdu, Endonezyalılar yurdu, Magribliler yurdu v.s... Anlaşıldıĝı üzere kürd öĝrenciler adına da bir yurt vardı Ezher içinde, ömrü yaklaşık yüz yıl vardı. Ne yazıktırkı kürd öĝrencilerin sahipsizliĝinden istifade eden Ezher sorumluları kürd yurdu (Mala kurda) olan ismi Abbasiler yurdu olarak deĝiştirdiler. Bu şekilde kürd ismini Ezher’den kaldırmış oldular. Aradan bir kaç yıl geçmeden kürd öĝrencileri buradan çıkarıp diĝer talebeler arasında daĝıttılar. (Anlaşılan yurdun ismi ne olursa olsun kürdlerin birlikteliĝini önlemek için) onların bir kısmı türk öĝrencilerin, bir kısmı Suriyeli öĝrencilerin v.s. yanına yerleştirildi. Bu olanlar isim deĝişimi ve sonrası olanlardır.

Ezher’de okuyan kürd öĝrenciler çok iyi bilirlerki 1996 yılına kadar durum böyle devam etti. Kürd öĝrenciler burada okur, tahsillerini bitirir, aydın ve üstad olarak daha sonra memlekete döner kendi halkına hizmet ederlerdi.

Ama 1996 yılında bu yurtlar boşaltıldı. O zaman Ezher sorumluları böyle diyorlardı. „Biz Ezher ve yurtları onarımdan geçireceĝiz, onun için hepinizin bu yurtları boşaltmanız gerekir. Oturmanız için size yeni evler tahsis ediyoruz, buranın tamiri bitince yine eski „Ezher“ evlerinize döneceksiniz“

Bu şekilde kürd öĝrenciler hariç bütün talebelere yeni evler verildi. Bunun üzerine kürd talebeler de hiç olmazsa bize de eski yurtlarımızı verin diye bir istekte bulundular. Sorumlular kürd öĝrencilere eski yurtlarını geri verdiler. 1996 yılından bugüne kadar Ezher yurtları içerisinde bir kürd yurdu vardıki ögrenciler buraya
Mala Şêyx Seîde Nemir. adını vermişlerdi.

Bilindiĝi gibi bir çok kürd bu evlerde tahsillerini bitirip memleketlerine döndüler ve şimdi kendi halkına hizmet ediyorlar.

Ama şimdi ne olacak, ne diyeceĝiz! Ezher sorumluları gelip dedilerki: “dört güne kadar bu evleri boşaltacaksınız, bu evlerin tümünü satacaĝız bunun için de kapanmaları gerekir.”

İşte böyle 1996 yılında öĝrencilerden alınan, boşaltılan evler satılıyor, öĝrenciler ortada kaldı, ne yeni evler veriliyor ne de eski evlere izin veriyorlar.

Deniliyorki ömürleri yüz yılı aşkın bu yurtlar aslında talebelere vakıf kılınmıştı, ama bugün ortadan kaldırılmak isteniyor böylece Ezher’in eskiden beri özelliklerinden olan bu güzelim evlerin yaşam yıldızları sönüyor ve rüyalar alemine geçiyor.

Diyebilirizki islami hizmeter için bir aydınlık (mum-çıra) olan bu evlerin ışıĝı, hiç açılmamak üzere ebediyen söndürüldü. Acaba ne oldu Ezher’e bu son yıllarda ve daha neler olacak? Daha nereleri kapatacaklar ve neleri yasaklıyacaklar. Bu Ezher ki müslüman ve kendi ilim adamlarının tabiriyle İslam Dini için “ilim ve marifet kulelerinden biriydi” onu daha neler bekliyordu!…

Dahirê kobani
25.09.2004
Kürdçeden terceme: Dengê Mezlûma

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım nerde? - 2004.09.27

15 yıl Kurdistan cagrafyasinda yürütülen kirli savaşta adı birçok faili mechul cinayetlere karışan, birçok tanınmış kürd şahsiyetinin yargısız infaz zanlısı ve Albay Ahmed Cem Ersever’in arkadaşı Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım nerdedir?

Susurluk olayında adı iyice ortaya çıkan ama Ahmed Cem Ersever’in JITEM tarafından öldürülmesinden sonra kayıplara karışan Mahmut Yıldırım hakkında birçok şey söylendi.

Kısa zaman önce Güney Kurdistan’dan aldıĝımız haberlere göre Yeşil şu an Irak kenti Telafer’dedir. Türkiye'den bir grupla oraya yerleşen Yeşil, Güney’de karışıklık çıkarmak ve oradaki türkmenleri kürdlere karşı örgütlemek için görev başındadır. Son Telafer olaylarında aktif bir rol oynadıĝı bildirilmektedir.

2004.09.27
Nedir bazı müslüman kurumların kürd düşmanlıĝı?..

O kadar çok söylenecek şeyler varki hangisinden başlıyalım inan biz de bilmiyoruz. Her eline kalem alan, Güney Kurdistan için olumsuz şeyler yazıyor. Biz, ateist ve laik kişilerin yazdıklarını pek yadırgamıyoruz ama kendilerine müslümanım diyen bazı cemaatcikler ve uydu kurumların binbir yalan, iftira ve hileyle Güney’de oluşan oluşumu karalamak, Güney Kürdlerinin özgürlüĝünü engellemek için seferberlik ilan etmelerini bir türlü anlayamıyoruz.

Bu yazımda aslında munafık ama müslüman görünen bir dergide çıkan yazıya kısa bir cevap vermek istiyoruz. O Derginin Aĝustos ayında yayınlanan bir makalesi „İsrailin kirli elleri Kuzey Irakta!.. Yanıbaşımızda ikinci bir İsrail’in kurulmasına izin verilmemelidir“ başlıĝıyla yazısına başlamakta ve yazının içeriĝi tamamen kürd düşmanlıĝı yapmaktadır.

Mukaddes islam dinini kirli emellerine alet eden bazı (sözde müslüman) munafıklar, her fırsatta Yüce Allah’ın her kavme verdiĝi gibi Kürd kavmine de verdiĝi hakların, kürdlerin ellerinden alınması için adeta birbiriyle yarışmakta ve bu düşmanlıkta Ebu Cehilleri, süfyanları arartmaktadırlar. Neymiş Kurdistan kurulacaksa ikinci İsrail devleti olacakmış!
Peki neden? Gerekçeleri nedir?
Kürdlerin sözde İsrail devletiyle dostluk kurmaları, İsrail eĝitimcilerinin kürd peşmergeleri eĝitmeleri, İsrail ajanlarının Kuzey Irak’ta oluşları v.s. Yani 14 yıldır kendi kendilerini idare eden kürdlerin bölgesine bazı israil ajanları sızmışsa Kurdistan İsrail devleti mi oluyor? Öylese bir asırdır İsrail ajanları Türkiye’de cirit atıyor, Türk Devleti ikinci İsrail mi oldu? Ayrıca İsrail ajanlarından daha çok türk ajanları, özel eĝitilmiş kontrgerillaları var orada, peki neden ikinci Türkiye olmuyorda ikinci İsrail olsun?

Şurası bir gerçektirki islam cemaatlerin hemen hemen hepsi laik devleti ayakta tutan birer kurumlardır, bazı ihlaslı müslüman türk varsa (ki bize göre vardır) onlar da başı dışarda olan islami cemaatlere baĝlıdırlar, örneĝin Müslüman Kardeşler, Hizbi Tahrir gibi. Eĝer onlar Ümmetçilik anlayışını kavramışlarsa hiç şüphesiz bunu içerdeki cemaatlerden deĝil, baĝlı oldukları international islami cemaatlerden almışlardır.

İsrail’in arzi mev’uzundan tutun Amerika’nın Afganistan ve Irak’ı işgaline kadar herşeyden kürdleri sorumlu tutarlar, sanki kürdler ABD.’yi Ortadoĝu’ya davet etmişler, sanki kürdler yeni Ortadoĝu projelerini çizmişler, sanki kürdler Amerika’ya git dese hemen gidecekler de kürdler durduruyormuş gibi saçma sapan ithamlarla, yalanlarla Kürdleri kötülemeye çalışıyorlar!

Türkiye’de araziyi İsrail’e satan kürdler mi? İsrail ile askeri antlaşmayı yapan kürdler mi? Yoksa sizin sahte mücahidleriniz mi? Türkiye’nin sularını, nehirlerini, ovalarını İsrail’e satan kürdler deĝil.. İsrail’i Endulus’ten Almanya’dan getirirp İslam coĝrafyasına yerleştiren Kürdler deĝil ve bugün Ortadoĝuda İsrail’in tek resmi muttefiki yine kürdler deĝil!.. Ey sözde müslümanlar neden bunlardan hiç bahsetmiyorsunuz?

Ama sizin amacınız başka tabi!.. Bugüne kadar askeri güçle engelleyemediĝiniz kürd oluşumunu şimdi Mukaddes dinimizi kirli emellerinize alet ederek kullanıyorsunuz ve o kadar aptalsınız ki sanıyorsunuz Kürd müslümanı buna kanacaktır! Sanki bizler sizin kimin paralı piyonları olduĝunuzu bilmiyoruz dimi? Kürd müslümanı uyanmıştır, dileriz ki en kısa zamanda türk müslümanı da uyanır, siz ve sizin gibilerini çok iyi tanır işte o zaman maskeniz düşer ne kadar adi bir oyun oynadıĝınız ortaya çıkar. Sizler taĝutun askerlerisiniz öyle olmasaydınız Allah’n Kur’an’da her kavme verdiĝi gibi kürdlere de verdiĝi hakları inkar etmezdiniz, unutmayın Allah’ın bir ayetini inkar etmekte küfürdür, sizler eĝer doĝruysa imanınız Kitab’ın bir kısmına inanıyor, diĝer kısmını inkar ediyorsunuz, tipkı Mekke müşrikleri gibi!… 
 
Biz haşa summe haşa yahudilerle işbirliĝini tasvip etmiyoruz ama eĝer kürdler müşriklerle ehli kitap arasında bir tercih yapmak zorunda kalsalar elbetteki ehli kitabi tercih etmek daha evladır. Tıpkı Peygamberimizin de Mekke’li müşriklere karşı Medineli yahudilerle yaptıĝı antlaşma gibi!..

Sanki Kürdler bir islami devletin sınırlarını parçalıyor, bir yahudi devleti kuruyormuş gibi suçlamayın bizleri, biz yahudi ve hırıstiyanlardan daha çok sözde kardeşlerimizden gördük, eĝer bugün Kürdler kendi baĝımsızlıklarını elde edebiliyorlarsa ve siz de müslümansanız destek verin, unutmayınki kürdlerin baĝımsızlıklarını engellemeyen yahudi ve hiristiyan, kürdleri katliama tabi tutan Saddam gibilerinden bin kat daha iyidirler. Kürd müslümanı bu şuura ermiştir.

Son söz: Biz müslümanız ve Allah’ın Hakimiyetini reddeden herkese karşıyız, bu hangi ırka mensup olursa olsun bizim için farketmez ama, bugün yönetildiĝimiz idare islami idare deĝildir ve bize iki yönlü zülmetmektedir. Biri kürd olduĝumuz için, diĝeri ise müslüman olduĝumuz içindir.
Eĝer gayri islami bir sisteme sahip olsa da olası kurulacak Kurdistan’da biz müslüman kürdlere yapılan zülüm enazından yarıya iner, geri kanal yarısıyla Allah’ın yardımıyla mücadele edecek güçteyiz, diĝer müslümanlar bize yardım etmiyor veya edemiyorlarsa, bari kostek olmasınlar!.

Allah’ın Selamı hidayete tabi olanların üzerine olsun.

24.09.2004
M.Nureddin Yekta
 

Müslüman cemaetler günceli yakalıyorlar mı?

Bismihi Teala
Allah’a Hamd, Resulüne selat ve selam olsun!

Asırlardır müslümanların çoĝu abes şeylerle uĝraşıp dururlar. Dünyada savaşlar olur, katliamlar yapılır, devletler bölünür, yeni dünya coĝrayfyası çizilir, müslümanların mülkü emperyalistler tarafından taksim edilir, her yerde kan oluk oluk akar, sık sık ihtilaller olur, rejimler deĝişir, krallar tahtından tacından olur, yeraltı yer üstü zenginlik kaynaklarımız yerli uşaklar eliyle efendilerine peşkeş çekilir, islam diyarında islami düşünce yasaklanır, İ’layi Kelimetullah için savaşanlar terorist kabul edilir, onları kimyasal silahlarla toplu katliama tabi tutanlar meşru savunmada kalır! Din kardeşlerimiz ırklarından dolayı katledilir, canlı canlı yakılır, başları, kulakları, burunları kesilir, gaz bombalarıyla binlercesi bir kaç saniyede öldürülür, kimi imansızlar İslam ve Kur’an adını kullanarak mazlum insanları katleder… eeee biz ne yapıyoruz? Gazetelerde, dergilerde ve son dönemlerde de web sayfalarında abes şeylerle uĝraşıp duruyoruz.

Küfür kapıya dayanmış demiyorum, içeriye kadar yerleşip imanımız tehlikeye girmek üzereyken bizler kendi aralarımızda neleri tartışıyoruz!.. Bir kaç örnek verecek olursam “hangi sahabe daha çok ibadet ederdi, sahabelerden günah işliyen var mıydı yok muydu? Hangi mezhebe göre ibadet etmek daha iyi, hatta hangi tür toprakla teyemmüm etmek daha evla, hangi tarikata göre zikretmek daha sevablı, vs.” Tabi tartışmanın neticesinde böyle fer’i konularda birbirilerini küfürle itham etmeden de ayrılmak olmuyor!.. Vay sen kim oluyorsun da Şafii mezhebini üste çıkarıyorsun, vay sen kim oluyorsun da sahabeden günah işliyen oldu dersin! Sen kafirsin, yok sen vahhabisin, yok sen din düşmanısın (haşa) gibi sözlerle de müslümana hiçte yakışmayan bir şekilde ayrılıyoruz!..

Derlerki İstanbul’u Bizanslardan alan Osmanlı Padişahı F.Sultan Mehmet gelmiş İstanbul surlarını kuşatmış, toplarla surları döverken “Ayasofya’da papazlar kendi aralarında meleklerin cinsiyetini tartışıyorlarmış “melekler erkek mi dişi mi” diye!.. Ve sonuçta papazlar da, etba’ları da yerlerinden yurtlarından olmuşlardı, hala da geri alamadılar yıl 1453-2004, yani 551 yıldır hala türklerin elinde.

Evet işte sorun gelip kapıya dayanıncya kadar ona bir çözüm bulamazsak vede abes şeylerle uĝraşıp durursak sonuçta maĝlup olan bizler oluruz, tıpkı şu an olduĝumuz gibi!..

Müslüman her soruna zamanında ve en etkili bir şekilde cevap verebilmeli! Yanıbaşımız Irakta kırk seneye aşkın bir kürd mücadelesi var, özgürlük mücadelesi uĝruna mazlum kürd halkından yüzbinlerce insan öldürüldü, müslümanlar ve sözde islami devletler hep seyirci kaldılar, hatta seyirci de kalmadılar kimileri öldürdü, kimleri de alkış tuttu. Hatta islami terimlerle! Örneĝin Saddam’ın Enfal (Suresi) operasyonuyla 182 bin kürdü öldürdü, kimsenin kılı kıpırdamadı. Halabça’da 5 bin insan bir bombayla katledildi bir o kadarda yaralandı, sakat kaldı hiç kimseden ses seda çıkmadı? Neden? Çünkü öldürülenler kürd idi, ne farkederdi müslüman olmuş yada olmamış! Bu Kurdistan’ı işgal eden güçler için önemli bir konu da olmazdı! Oysa dinimizde mazlumun da zalimin de dini sorulmaz, bir müslüman olarak her zaman mazlumun yanında olmamız gerekmekte ve zalime de karşı çıkmamız gerekmiyor muydu? İsterse zalim ırkdaşımız yada kardeşimiz de olsa!,..

Evet bu katliamlara kimimiz seyirci kaldık, kimimiz alkış tuttuk taki müslümanların diline tesbih yaptıkları sözcük “emperyalistler” bölgeye gelip müdahale edinceye kadar! İşte o zaman aklımız başımıza geldi, ama yine de doĝru teşhisi koymaktan mahrum kaldık. Taĝuti sistemlerin uşakları sözde din hocalarının telkinleriyle başladı avaz avaz baĝırmaya “aman Allahım Kuzey Irak’ta ikinci bir İsrail devleti kuruluyor? Orası islam diyarıdır, neden orada islami bir devlet kurulmasın, neden demokrasi yada başka bir beşeri sistem olsun, haydin kürdler ABD’ye karşı çıkın, serhildanlar başlatın! Peki neden?… Bir daha Saddam gibileri çıksın Kürdleri topyekün kılıçtan mı geçirsinler? Peki nerdeydiniz şimdiye kadar beyler? Sizler orada islami bir devletin kurulması için ne kadar çalıştınız? Oradaki islami parti ve kurumlarla ne kadar ilgilendiniz? Ne kadar yardım ettiniz? 40 yıl orada demokratik ve sosyalist kurumlar mücadele verdi, bizler post üzerinde hangi tarikatın zikriyle zikredelim de cennette 72 horiyi alalım düşüncelerindeydik. İçgüdülerimiz cenneti ve ordaki horilerin ancak İ’layi Kelimetullah için şehid olduĝun zaman ulaşabileceĝimizi unutturdu, varsa yoska nefsani duygularımız hakim oldu, küfür evin başköşesine yerleşip oturuken, islam alemi başsız (çobansız bir sürü halinde) başkaları tarafından idare edilirken biz kaç tane hori alacaĝız hesabını yapıyorduk (ki bana gör öyle cennette kimseye 72 hori falan verileceĝi de yok kimse kendini kandırmasın, korkarımki bu dünyada helalimiz diye aldıĝımız hanımları bile orada zor buluruz) şimdi de kalkmış yine evlerimizde ahkam kesiyoruz, yok şu böyle olsun yok bu böyle kalsın!… Birakın laf gevezeliĝini Allah aşkına!

Zamanında meselelere müdahele edip sorunları çözmezseniz, atı alan Üsküdarı geçtikten sonra çıkıp sarhoşlar gibi nara atmayın! Güney Kurdistan’ı bu hale getiren kurumlar neyse idare de onların istediĝi gibi olur, kimse kendini kandırmasın ve kimseyi de kandırmaya çalışmasın! Uĝruna ayaklarının tozlanmadıĝı mekanlarda idareye talip olmak sadeec cehalettir, ahmaklıktır, hiç kimse eline geçirdiĝi imkanları bir kaç borazana verecek deĝildir.

Şimdi bazıları çıkar derki “ya demek sen de mi orada demokrasiyi istiyorsun” Haşa summe haşa ben bütün taĝuti sistemleri lanetlemiş bir tek islam sistemine inanmış biriyim ama bu sistem de sloganlarla gelmez, bari bu müslümanlar da bunun farkında olsunlar!
 
Sene 1988 baharı, din kardeşim bacım Emine Şenlikoĝlu ve ekibi bir dergi çıkarıyorlardı, Mektup Dergisi.. Onlara yazmıştım, Kurdistan’da kan gövdeyi götürüyor, daha düne kadar islamın teminatı olan kürd toprakları bugün yerini yavaş yavaş sosyalizme bırakıyor, siz müslüman kardeşlerim kürd sorununa da islami bir çözüm sunun, derginizde bu konuya da yer ayırın. Ama bacımız adına yazılan mektupta “bizim sorunlarımız başımızdan aşkındır, bizim şimdi kürt mürt sorunuyla uĝaraşacak zamanımız yok (1) demişlerdi. Ne yazıkki aradan 20 yıl geçtikten sonra bacımız daha yeni meselenin mahiyetini anlamış olacakki Güney Kurdistan’a gidip geziler düzenliyor, kitaplar yazıyor ve Kürd sorununu anlayabiliyor!..

Yine Halabça katliamı meselesinde bir tek islam cemaati sesi duyulmamıştı, hiç kimse meydanlara çıkıp protesto bile etmemişti? Hatta bazıları alkış tutuyordu? Neymiş kürdler devlete karşı başkaldırmışlardı!… Ama kimse çıkıpta kürdlerin yüzyıldır toprakları işgal altında, kimlikleri bile inkar ediliyor, onlar haklı demedi, diyemedi.

Bu güne kadar müslümanlar Kuzey Irak (Güney Kurdistan) sorununa hep seyirci kaldılar, taki bizden olmayan başkaları kendi menfaatları icabı el attı, hiç şüphesiz ki sorunu da kendi menfaatleri icabı çözerler, burda da kürd veya bir başka ulusun menfaatı sözkonusu deĝil ama olası çözümlerinde kürd menfaati de eskiye nisbeten daha çok olabilir, o zaman bizim görevimiz mazlum halka karşı çıkmak olmamalı, başkaları el attı diye, eĝer samimiysek geçte olsa biz de sorunlara el atalımki yarın başka Güney Kurdistanlar da başkalarının eliyle çözülmesin, işte Kuzey Kurdistan bir örnektir.

Dilerim akli selim müslümanlar ne demek istediĝimi anlamışlardır.
Saygılarımla
 
26.09.2004
M.Nureddin Yekta
------------------- ------------------------------
(1) 1988 yılı Mektup Dergisi arşivlerinde vardır.