Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:25, Sal:2004, Meh:01-02

Irak'ın işgal planı ne zaman hazırlandI? - Zakir
Milliyetçiliktan vazgeçelim, islam devletini kuralım! - Saliha
Emri Maruf Nehyi Münker - M.Nureddin Yekta
Vahiyle tanışmak zorundayız - Zakir
Mirac kana bulanmıştır - M.N.Yekta
İnancın temel taşları - Kevser
Türkiye'de son aylarda neler oldu? - Zakir
Büyük adamın yalanı da büyük olurmuş! - M.Nureddin
Oruç bize neyi ifade ediyor? - Zakir
Ramazan ayınız mübarek olsun - M.Nureddin Yekta
Kadir geceniz mübarek olsun! - M.Nureddin
Yekta
İstanbul patlamaları kime yaradı? - Zakir
Roj roja serhildanê ye, roj roja yekîtiyê ye, roj roja serkeftinê ye!
Bayramınız mübarek olsun, iyi amelleriniz devam etsin - M.N.Yekta
Kürdler niçin ve neyi bekliyorlar? - M.Nureddin Yekta

Abdullah Gül Kürdleri uyarıyor - Dengê Mezlûma
Yılbaşını neden kutluyoruz? - M.Nureddin Yekta

 
Irak'ın işgal planı ne zaman hazırlandI? - 2003.09.05

Bütün dünya´nın özellikle başta Fransa ve Almanya´nin karşı çıkmasına rağmen ABD. Irak´a saldırmaktan vazgeçmedi ve saldırdı. Neden? Çünkü bu saldırı aslında bir planın gereği idi. “ Dünya nereye gidiyor?” isimli makalemizde hatırlarsanız Amerika´nın bütün karşı çıkmalara rağmen Irak´a kesin olarak saldıracağını belirtmiştik. İlk günlerde Amerika ve müttefiki İnglizlerin lehine durum göründü isede gün geçtikçe durum aleyhlerine dönüşmeye başladı. Irak bir bataklığa dönüşmektedir adeta Amerika ve ingliz askerleri için.

Irak´ın Afganistan´a benzemeyeceğinin de altını çizmiştik. Her gün bombalı saldırılara ve ani kurşunlara hedef olan amerika ve ingliz askerlerinin psikolojisini düşünebiliyormusunuz. Kameraman´ın omuzunundaki kamerayı füze sanıp kafasına ateş edebiliyor. Yürüyen ve uçan herşeyden şüphe edip ateş eder hale gelmişlerdir. Vietnam dramını hatırlarsınız elbet. Gün geçtikçe Irak amerika için adeta Vietnam gibi olmaktadır. İşin içinden çıkamayacağını anlayan Amerika Nato ve BM´yi devreye sokmak istiyor. Başından beri karşı çıkan Almanya ve Fransa ise haklı olarak asker gönderemeyeceklerini ve destek veremeyeceklerini söylüyor. Türkiye Cumhuriyeti ise Güney Kurdistan´da devletleşmeye adım adım giden gelişmeyi önlemek için asker gönderecektir. Kaos´un başka bir sendromunda ise Türk ve Kürtlerin birbirine kırdırılması ve bu kavganın başlatılması yatmaktadır. Malumunuz olduğu üzere Kurdistan toprakları yani Türkiye ´nin bir parçası siyonistlerin uğruna dünyayı fesada verdikleri topraklar dahilindedir.

Sorarım size Amerika neden Ortadoğu halklarını kendisine düşman etsin. Onlarla savaşsın? Saddam Amerikanın en güvendiği kalesi değilmiydi? Silahlar ve füzelerle donattıkları Saddam´a birden neden düşman kesildiler ki? Israil´in tehdidinden başka ne sebep olabilir? Siyonizmin planı gereğinin dışında bir sebep göstermek bir hayli gerçekçilikten uzaktır. Savaşmadan da Irak petrollerini Amerika alabilirdi. Nitekim sattıkları silahlar karşılığında milyarca dolar elde ediyorlardı. Verdikleri silahların dozaĵı çok yükselmişti. Ayrıca Irak; Avrupa, Çin ve Rusya´dan da silah alıyordu. Ya silahlar bir gün Îsrail´e dönseydi ne olurdu. Nitekim 36 adet Scud füzesini İsraile gelişi güzel sallayan Saddam bu korkuyu doğrulatmıştı. Irakta İslamcı bir yönetimin bu silahlara sahip olduğunu düşünsenize! O zaman Irak İran´dan çok daha tehlikeli olabilirdi. Irak´ın parçalanması ve halkların bir birleriyle uğraşması bu tehlikeyi kısmen ortadan kaldırabilirdi. Yahudiler nasıl vaad edilmiş toprakların hayalini devam ettirebilirdi. Bunun için Saddam´ın elâşağı edilmesi gerekiyordu. Birinci Körfez savaşında pençeleri söküldü.
Son darbe de şimdi vuruldu. Dünya kamuoyu bu zaman zarfında hazırlanmaya çalışıldı. Nitekim başarılı da olundu.

Irak´ın işgalinin amacı gizli perdelerin arkasında yatmaktadır. Bunlara kulak tıkamak için deli olmak gereklidir. Akli melekeleri çalışan her insaf sahibi planların arkasında siyonizmin olduğunu pekala görebilir. Sakın Saddam devrildi diye üzüldüğümüzü sanmayın. Diktatör Saddam´ın devrilmesi elbette biz mazlum Kürtlerin gönlüne su serpti. Darısı diğer zulmedenlerin (Kürt celladlarının) başına! Ancak bölgeyi kaosa çevirip hedeflerine ulaşmaya çalışan israil´i hesapladığımızda Saddam´ın gitmesinin bir şey çözmediğini söyleyebiliriz. Topraklarımızda kaos eksilmedi ve bu gidişle bitmeyecektir. Bunları hatırlatmaya çalışıyoruz. Irak ´ın işgal planı 1982 yılında yapılan Dünya siyonist kongresinde alınmıştı. Iran- Irak savaşı, Irak´ın Kuveyt´i işgali akabinde birinci Körfez savaşı ve son işgal hareketi planların birer basamaklarıdır. Gizli Dünya egemenliği planını hayata geçirmeye çalışan İsrail Amerika´yı bu hususta kullanmaktadır. Teksas kovboyu Bush´un iktidara gelmesi ve 11Eylül 2001 saldırısı; planların yürümesi için paha biçilmez birer durum arzettiler. Israil açısından savaşı Amerika ve inglizlere yaptırmak çok avantajlı bir işti. Gördüğünüz gibi Irak işgal edildi ve İsrail işin dışında imiş gibi kendisini göstermeyi başardı. Kurnazca bir tutum değil mi?

Irak´ın vurulması Saddam´ın ortadan kaldırılması sanıldığı gibi 11 Eylül ´le bir bağlantısı yoktur. Bundan çok önce Saddam´ın devrilmesi ve Irak´ın işgal edilmesi Amerika Kongresi önüne getirilmişti. Irak´ın zengin petrol yatakları bu iş için bir kaftandı. Ama aslında Almanya yahudillerinden olan Savunma Bakanı Donald Ramsfeld , Başkan yardımcısı Dick Cheney ve Bush´un sol kolu Dışişleri Bakanı Powel bu işin senaristleridir.
Bush´da perde önündeki baş aktördür. Lakin perde gerisindekiler dünyayı fesada verme pahasına hedeflerine ulaşmaya çalışan siyonist liderlerdir. Yahudi lobisi yani sizin anlayacağınız! Bundan sonraki hedefleri İran, Suriye, Mısır, Lübnan, Filistin ve S. Arabistan´dır. Bunların bahanelerini oluşturmak ve kamuoyunu yönlendirebilmek için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Siyonizmin harıl harıl uğraşlarını görmemek için kör ve sağır olmak gerekir! Dünyanın dört bir yanında amerikan hedeflerine saldırı yapılması belkide bu kızıştırmanın bir gereğidir. Özgürlük aşıklarının bir gün bu planları alt üst edip dünyayı fesad´dan kurtarmaları belkide pek uzak değildir. Halkların uyanışıyla bu zemin hazırlanıyor. Kimbilir siyonizmin bu hevesi Amerikan´ ın da sonunu hazırlayabilir. Pusulalar o istikameti gösteriyor. Her yokuşun ve yükselişin bir inişi vardır. Altın devrelerini tamamlayan Amerika´nın Yahudilerin sevdaları uğruna yıkılma çanlarını duyar gibiyiz.

Hür dünya ya ve dünya halklarına bu heveslere hizmet etmekten uzak durmalarını öneriyoruz. Halkların birbirleriyle insanca yaşamaları ve biribirlerinin kanlarına girmelerini önlemek istiyorsak siyonistlerin Ortadoğuyu ve dünyayı kana bulama planlarına destek vermeyelim. Allah (cc) bütün cihan insanlarına gönderdiği Kitab´ı Mübin´inde şöyle söylüyor:” Fitne katilden beterdir” 2/191. Siyonistler fitneyle dünyayı fesada vermek istemektedirler. Fitneyle birbirlerine düşürdükleri halkların topraklarını bir bir işgal etmektedirler.
Yaşasın İlahi adalet
Kahrolsun fitne ve zulüm!

Zakir
2003.09.05
Milliyetçiliktan vazgeçelim, islam devletini kuralım! - 2003.09.06

Selamun aleykum!
Öncelikle nasıl yazayım, nasıl başlıyayım bilemiyorum, tekrar tekrar yazdıklarınızı okumam lazım, ama bugün tekrar aynı konulara deĝinmeden hemen konuya geçmek istiyorum. Öncelikle müslüman türkler anlamaz diye yazmayınız!.. Türkler anlamazlar doĝrudur ama ben türk deĝilim ben müslümanım!

Her nedense ayette geçen ırkların, bu manada olduĝunu bir türlü anlayamıyorum, acaba Güzel Allah’ım türkler, kürtler, araplar diye mi ırka ayırdı bilemiyorum bu konuda beni aydınlatırsanız sevinirim. Nedense buna bir türlü inanamıyorum, bence Allah insanları ırka göre deĝil inanca göre ayırmıstır, falan filan ırk deĝil de inanan ve inanmayanlar diye! Günaha girmiyeyim sonra, ne bileyim acaba Allah bunu başka bir yönlümü mu açıkladı da biz mi anlayamadık? Sonuçta Allah bütün insan oĝluna hitap ediyor, ırka göre deĝil, bilmem anlatabiliyor muyum?

Davanın ne derece ciddi olduĝunun, kimileri için de ne derece tehlikeli olduĝunun farkındayım, zaten bütün kafirlerin korkusunu da biliyorum, heran müslümanları nasıl bu davadan, islamdan uzaklaştırmak için, yada islami yanlış anlamaları için, neler yaptıklarının farkındayım. Dünyada her beş kişiden birinin casus olduĝunu düşünüyorum, buna güleceksiniz biliyorum, inanki islamin ne denli güçlü bir ideoloji olduĝunu tüm kafirler çok iyi biliyor ama maalesef bunu bizim bazı müslümanlar bilemiyor, anlayamıyor ve sahip çıkmıyorlar, yada samimi deĝiller, bunun şuan güdülmesinin farzı ayın olduĝuna inanmıyorlar, diye düşünüyorum, neyse siz yine de bunu benden daha iyi biliyorsunuz.

„Başımızı kuma sokarak siyaset yapıyoruz“ diyorsunuz bir yazınızda, haklı olabilirsiniz ''ama ben öyle düsünmiyorum, gerçekten ciddi çalışmalar yapan kardeşlerimize haksızlık yaparız o zaman, sizi doĝru anladıysamki bazı zamanlarda anlamaktan zorluk çekiyorum, başarısızlıĝın sebebini yanlıs siyasete baĝlıyorsunuz, doĝru siyaset yapamamanın! doĝru mu? Ben ise gerçekten samimi ve dürüst müslümanların olmamasına baĝlıyorum, yoksa çalışan çok ama ne kadar samimi onu Allah bilir. Bir yazınızda siyasi çalışmanım 3 aşamada olduĝunu yazmıştınız, haklısınız öyle, bir de „hala şu Mekke dönemini atlatamadık, Medine dönemi ne olacak demiştiniz“ hatırladıĝıma göre.

Ben, peygamberimizin hayatına baktıĝımızda onun önce iman konusunda çok durduĝunu görüyoruz, zaten insan iman konusunu iyice çözüp anladıktan sonra diĝer bütün hükümlere ,,duyduk ve itaat ettik“ der, demeli degil mi? Tabiki Rasullüllah (a.s) bununla kalmadı büyük aşiretlere, kabile başlarına, krallara tebliĝi gönderdi, onları islama davet etti yerine göre onlardan nusret talep etti, (Habeşistana mühacirleri gönderdiĝi gibi) ve onların ona inanması icin onlara davet gönderdi, onların bulunduĝu yerde Allah’ım hükümleriyle hükmedilmesini istedi, buna kaç kişi razı olduki?
Hatta kimisi elçileri bile öldürdü!.. Ama sonra Allah’ın yardımı ulaştı ve Medine’den haber geldi ve orada islam devletinin temeli atıldı, orada hakimiyeti kurdular ve ondan sonra silahli mücadeleye yani cihada başladılar. Şimdi diyeceksiniz ki ne güzel basit bir şekilde bir yol çizdin, oldu bitti diyeceksin! Biliyorum bu konu daha da cok açılabilir ve irdelenmasi gereken konulardan biridir, ama ben size kısaca yazayım dedim. Benim size anlatmak istediĝim konu şu idi, biz halk olarak bu davetin sadece bu ilk aşamasını yerine getirebiliyoruz, yani iman bölümünü insanlara götürebiliriz, tebliĝ görevini yapabiliriz yani, onu da yapamıyoruz ya gerci. Tabiki başımızda olan liderler! Yani cemaat ve hareket liderleri! onlar tabiki bizim gibi iman konusuyla uĝraşmıyorlar, ciddi çalışan insanlar var, tabiki benim işte en nefret ettiĝim konu, neden birlik olunmıyor, olunamıyor? Kafirler müslümanlara zarar vermek için, onları yok etmek icin, hatta Allah’ın Nurunu söndürmek için birlesiyorlar da neden biz müslümanar birlesemiyoruz ona cok üzülüyorum, bundan dolayı ben bırakalım milliyetçiliĝi diyorum, nede olsa bu milliyetçilik ruhunu iyice işlemişler beynimize, benliĝimize, bunu herkes için diyorum özellikle de müslüman türklere diyorum, yoksa amacım siz deĝilsiniz!

Bir de mazlum abilerim, ablalarım, deĝerli kardeşlerim neye yarar ülkemin olduĝuna, topramın olduĝuna, bunu siz diyorsunuz, illada Kurdistan diyorsunuz! Ben diyorumki bunlar yok, benim ülkem islam devleti, başka kabul edemiyorum!... Devam edeyim neye yarar türkçe konuşmam, yada neye yarar Türkiye’ye gitmemin yada neye yarar orada rahat olmamın, neye yarar benim türk kimliĝine sahip olmamın, neye yarar söyleyin? Uyguladıkları siyaset beni mutlu ediyor mu?
Adaletli mi? beni tatmin ediyor mu? yok hayır bin defa hayır!... O zaman neyleyim o topraĝı o yurduki üzerinde tevhid bayraĝi dalgalanmıyorsa!
Neyleyim o devletiki Halifesiz idare ediliyorsa! Neyleyim o vatanı ki ben orada fikirlerimle esir isem! Neyleyim o vatanı ki ben orada fikirlerimle hapse mahkumsam! Ney eyleyim o devletiki münkerin bizzat devlet eliyle teşhir, tesis ediliyorsa! Ne eyleyeyimki taĝuti sistemle, Firavuni sistemle, nemruti sistemle idare edilen vatanı, ülkeyi? Alsınlar başlarına çalsınlar!!!..

İnanki simdi yine diyeceksin kardeşim sen bilemessin, anlamayamazsın rahatsın, devletin var diyeceksin ama hayır asla, rahat deĝilim bu devlet benim isteklerime cevap veremez, istemiyorum sadece yakınlarımın orda olması bazen bana hatırlatıyor orayı arzuluyorum, yoksa benim için burası da aynı, mülk Allahın’dır, benim arzum şuan insanları sadece tekrardan kendi akidelerine sarılmaları ve siyasi uyanmayı saĝlamak, gayem bu, bakın şuan aklıma ne geldi, şöyle olabilir mi?? Ben şuan sadece bu konularla ilgilendiĝim icin yani ilk aşama, sadece dille tebliĝ, ondan mı size anlatamıyorum, nasıl bir çalışma olması gerektiĝini? bilmiyorum anlatamıyorum sanki, ama şuna inanıyorumki her müslüman her ne kadar ayrı cemaatler içinde yer alsada hem birbirilerine yardımcı olmali, hem de o cemaatı iyice araştırmalı öĝrenmelidir, aynı zamanda başka cemaatleri de öĝrenmeli tanımalıdır metodları nedir, çalışma usulleri nedir diye. Kendi kabuĝunun içinde durmaması gerek. Gerekirse onları yani kendi cemaatını da eleştirebilmeli, öyle esir gibi tabi olmamalı, öyle degil mi?? Benim şu an bazı arkadaşlarla emri bilmaruf nehyi anilmunker konusunda bazı çalışmalarımız var, arkadaşlarıma inanıyor ve güveniyorum, onlardan eminim ama yine de araştırmaya devam etmenin gereĝini de biliyorum, o yüzden de sizin cemaatı da tanımak istedim, size yazmamın sebebi de budur.

Birde su var abilerim ,“islam devleti kurmakla mukallef deĝiliz bu sinsice planlanmış bir siyasettir“ deyip bazı müslümanları eleştiriyorsunuz, bundan ne demek istiyorsunuz? Olur mu, bakın bu konuda anlaşamıyacaĝız. Allah nustretini tanamlayıncaya kadar tebliĝ etmek gerekir, ancak onun yardımıyla olacak, devlet kurulabilir diyorum, tabiki çalışma aşamaları da çok önemli, şu an iyiliĝi emretmekle kötülüĝü de nehyetmekle sorumluyuz diye düşünüyorum, tabiki siz ne diyeceksiniz bu konuda bilmek isterim, bana cevap yazarsanız çok sevinirim, hatta mailime yazarsanız daha iyi olur benim için, kusura bakmazsanız deĝerli vaktinizi almazsam, çünki ben samimi bir müslümanım, herşeyi bilmek ĝrenmek ve amel etmek tek arzumdur!

Sizi üzdüysem af ola, ben islam devleti fikrimi anlatmaya ve sizden de bilgi almaya çalıştım, siz benden daha tecrübelisiniz, içinizde alimler var yazarlar var, beni anlayacaĝınızı umarım. T.C.den çok çektiniz belki halada çekiyorsunuz biraz da ben kardeşinizin kahrını çekin, beni bu konuda bilgilendirin.
Allahin selamı üzerinize olsun

Saliha
Belcika'dan bir kardeşiniz
Emri Maruf Nehyi Münker

Maruf: aklı selimin ve dinin iyi, güzel olduĝuna hükmettiĝi, Kitap ve Sünnet’e uygun olan hayır, fazilet, hak ve adalet gibi şeylerdir.
Münker ise; aklı selimin ve dinin çirkin ve kötü gördüĝü, saydıĝı, Kitap ve Sünnet’e aykırı olan şeylerdir. Bir başka tabirle münker; her çeşit şerr, rezalet, batıl ve zülümdür.
 
Bunu misallerle açıklamak istersek diyebilirzki bir kimseye namaz kılmayı, oruç tutmayı, doĝru olmayı, herkese iyilik etmeyi, kimseye zarar vermemeyi telkin etmek, yüce dinimizin yapılmasını emir ve tavsiye ettiĝi hareketleri öĝretmek „emri bilmaruf“, zülmetmekten, zülme boyun eĝmekten kan dökmek, tefrika çıkarmak, taĝuti sisteme boyun eĝmek, zalim idarecilere itaat etmek, hırsızlık yapmak, yalan yere şehadet etmek, zina yapmak, içki içmek v.s. gibi Cenab-i Allah’ın yasakladıĝı, haram kıldıĝı ve kötü gördüĝü Allah’a isyana götüren hareketlerden vazgeçirmek te „Nehyi anilmunker“dir.

Eĝer çok kısa bir şekilde tarif edecek olursak; Emri bilmaruf iyiliĝi emretmek ilka etmek tavsiye etme, Nehyi anilmunker ise insanlıĝı kötülükten alıkoymak, vazgeçirmektir.

Bilindiĝi gibi yeryüzüne gönderilen insanoĝlunun bir yaratılış sebebi vardır, o da „Biz cinleri ve insanları ancak bize kulluk etsiner diye yarattık“ diyen ayette açıkça belirtilmiştir. O zaman insanın yaratılış gayesi belli ve kendisine verilen bunca nimetin karşılıĝında da istenen şeyler bellidir. Bir bakımdan insan oĝlunun yeryüzüne imtihan için geldiĝini de diyebiliriz. Yani dünya bir imtihan salonudur bir başka tabirle. O zaman yaptıklarına göre de ceza veya mükafat görmesi de kaçınılmazdır. Bunun içindirki Yüce Allah insana; aklı selim, vicdan ve insaf gibi, onu daima iyiye, güzele, hayra, adalete ve doĝruluĝa sevkeden duygular vermiştir. Bununla beraber insanda, kötüye, çirkine, zülme ve batıla sevkeden duygular da vardır. Bu zıt duygulara sahip olan insan daima eĝitilmeye muhtaçtır. İnsan bu ihtiyacı sebebiyledir ki; Cenab-i Allah ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Adem’den (a.s), son Peygamber Hz. Muhammed’e (a.s.) gelinceye kadar insanları irşad etmek üzere kitaplar ve Peygamberler göndermiştir. Peygamberlerin ümmetlerini ve hatta insanlıĝı uyarmaları, onları doĝru yola çaĝırmaları, bu yolda akıllara durgunluk verecek kadar eza ve cefalara katlanmalarının tek sebebi, onlara Hakk yolunu göstermek ve onları eĝitmekti, layık oldukları dereceye getirmekti!...

Bütün bunlar insanoĝlunun aklı ile doĝruyu bulabilecek, doĝruyu düşünebilecek fıtratta yaratılmış olması ile birlikte, telkinden etkilenmeye de daima müsait olduĝunu gösterir. Zira Cenab-i Allah Yüce Kitabında: „Habibim, vaazu nasihat et, hatırlat, şüphesizki öĝüt, müminlere fayda verir“ buyurmuş, Resuli Zişan (a.s.) da „Din nasihattır“ buyurmakla bu hakikate işaret etmişlerdir.

Deĝerli okuyucularım!
Emri bilmaruf ve Nehyi anilmunker, İslam Dininin genel esaslarından biri olup, cihad gibi, cenaze namazı gibi farzı kiyafedir. Bu konuda Kur’an’dan şu ayeti kerimeyi örnek gösterebiliriz. „İçinizde insanları hayra çaĝıracak, iyiliĝi emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar felaha (kurtuluşa) erenlerin ta kendileridir“
Ayeti Kerime’de „bir topluluk bulunsun“ ibaresinden anlıyoruzki bir bölgede bu vazifeyi yapanlar felah bulmakla beraber, diĝerlerini de mesuliyetten kurtarırlar, aksine bu vazifeyi kimse yapmadıĝı takdirde, o bölgedeki bütün müslümanlar günahkar olurlar, zira farzı kifaye derecesinde olan bu mübarek görev bütün müslümanlara farzı ayn derecesine inmektdir.

Bu husuta her müslüman işe evvela kendi nefsinden başlamalı, önce kendisi farzlara devam etmeli ve haramdan kaçınmalı, nefsini terbiye etmelidir. Her insanın yapabileceĝi bu görevin, hayrın, iyiliĝin devamına ve yayılmasına sebep olacaktır. Bu husuta Peygamber efendimiz (a.s.) „Ademoĝlunun konuştuĝu her söz lehine deĝil belki aleyhinedir. Ancak emri bilmaruf ve nehyi anilmunker yaparken konuştuĝu sözler ile Allah’ı zikrettiĝi için lehinedir“, buyurmaktadır.

Yukarda da bahsettiĝimiz gibi insanları doĝru yola davet etmek, onları her türlü cismi ve manevi munkerden korumak farzdır, bir toplulukta yapanlar varsa görev yerine gelmiştir yapanlar yoksa bu görevden dolayı tüm müslümanlar sorumludur. Derecesi, durumu ne olursa olsun bütün müslümanların mükellef olduĝu bu görevi mutlaka yapmalıyız. Bugün bu görevi sözde yapan kuruluşlar olabilir, ancak bu kurumların Nassa göre görevi yapıp yapmadıklarına bakmalıyz. Mevcut sözde islam ülkelerini idare eden taĝuti sistemlerin güdümünde olan dini kurumlar bu görevlerini yerine getirmiyorlar, zaten onlardan bu görevi hakkıyla beklemek te saflıktır. Hakeza taĝuti sistemleri tasvip eden bazı kurumların da yönettiĝi islami cemaat, hizip ve örgütlerin de bu görevi tamamen yerine getirmeleri düşünülemez, çünkü bu tür kurumlar İslami deĝil küfrü ayakta tutan güçlerin birer uzantısıdırlar, o yüzden bu görev salih, muhlis müminlere düşmektedir.

Peygamberler insanlıĝa sadece getirdikleri mesajlarıyla algılanmamalı, onların bu meajı yayarken çektikleri eza ve cefaları gözönünde bulundurarak, bu yüce görevde aynen onları örnek alarak yürümeliyiz. Bilirsinizki Tevhidi yayma uĝrunda birçok peygamber sürülmüs, kimi şehid edilmis kimisine olmadık iftiralarla eziyet edilmiştir. Günümüzün müslümanı hiç rahatsız olmadan bu görevin ifa edileceĝini mi sanıyor!.. Allah’ın düşmanlarının hileleriyle parça parça olmuş bu ümmetin biran önce uyanması gerek, kendine gelmesi gerek!... Yüce Allah’tan gelen mesajı bir daha okuması ve hangi görevlerle görevlendirildiĝini bilmesi gerek! Unutmayalımki bu mesajla bir yaşam, (islami hayat) bütün insanlıĝa hizmettir, aksi takdirde toplum hiçbir zaman bunalımdan kurtulamıyacak, zülüm munker alabildiĝine devam edecektir, sonuçta tüm müslümanlar bundan sorumludur!..

Irki ve fikri ayrılıkları bir tarafa bırakarak Yüce Allah’tan gelen bu mesaja kulak verelim, emri bilmarufu yaşayıp yaşatalım ve insanlıĝı içine düşmüş olduĝu bu munker hayattan kurtarmaya çalışalım, görev çok büyüktür biliyorum ancak yapılan amel ve ibadet ne kadar büyükse karşılıĝında mükafat ta o kadar büyüktür, o zaman haydin hep birlikte görev başına!...
Saygılarımla
2003.09.06
 
Vahiyle tanışmak zorundayız - 2003.09.23

Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)´ın ismiyle başlıyorum.

Hayatını devam ettirmek durumunda olan insanların meselerine çözüm bulmaları için başvuracakları yegane kaynak vahiy olmalıdır. İnsan ürünü olan ve vahye dayanmayan nizamların meselelere çözüm bulma noktasında yetersiz kaldıklarını söyleyebiliriz. Ezilen bir birimin hakkını elde edelim derken bir başkasına haksızlık yapma durumunda kalıyorlar. İnsanlara çözüm kaynağı olarak sunulan Kominizm, amcazadesi Sosyalizm, kemalizm.. hatta demokrasi´nin bile çözümsüzlükler meydana getirdiği dünya gerçeği olarak önümüzde maalesef durmaktadır. İnsanlara haklar getireceği söylenen Demokrasi, yığın yığın bombalarla halkların üzerine yağıyor. Tabii bu halkların müslüman oldukları ununtulmamalı! Afganistan ve Irakta demokrasi´nin bombalarla nasıl getirilmeye çalışıldığını hepimiz gördük. Amaç halkların boyunduruk altına sokulması ve ezilmesidir. Yer altı-petrol- ve yer üstü zenginlik kaynaklarının götürülmesi asıl hedeftir. Amerikalı bir asker kameralara bunu böyle söylüyor. Petrol dışında başka bir sebepten dolayı getirildiğimizi sanmıyorum diyor. “Ekliyor, kaç ay geçti kimyasal silah falan bulamadıklarını. “Ülkesine, ailesine dönmek istediğinin altını da çiziyor”. Petrol uğruna canından olmak istemediğini anlıyoruz. Demek ki kimyasal silah aranması, demokrasi´nin getirilmesi falan hikayeymiş. Özgür olduğunu savunan dünyaya ve dünya halklarına duyurulur.

Başlıkta geçen asıl meseleye dönecek olursak; İnsan düşüncesinin ürünü olup vahye dayanmayan yönetim şekillerinin adil olmalarını bekleyemiyiz. % 51 hatta bazen daha düşük rakamların % 49´a tahakküm ettiği yönetim biçimi ne kadar adil olabilir sizce? Hurafelerin ve bid´atlerin karışmadığı vahiy kültürüne insanların ve özelikle müslüman halkların ne kadar da ihtiyacı var değil mi? İnsanlar adil bir şekilde yönetilmeye muhtaçtır. Halkı müslüman olan ülkelerin durumuna bir göz attığımızda kendi gelenek, örf ve hurafelerini vahyin önüne geçirdikleri ortadadır. İslam diye insanlara anlatılan hurafelerin halbuki hakikatten çok uzak olduğunu söylemek durumundayız. Eski Yunan mistisizmi ile karıştırılmış tasafufi bir İslam yada laiklik ile karıştırılmış bir anlayış ne derece İslami ve vahyi olabilir. Asla böyle bir vahiy anlayışı olamaz. Vahiy; şirk, hurafe sonradan değiştirilmelerden uzaktır. Tevhid; sadece Allah´a inamayı ve O´nun gönderdiği hükümlerin istenildiği biçimde yaşamayı gerektirir. Müslüman ise bu hükümleri yerine getirenlere Allah tarafından verilmiş esas isimdir. İnandığı gibi yaşamayan müslüman halklar yaşadıkları gibi inanmaya sevkedilmişlerdir. Vahiy ile insan ürünü düşüncelerin yönetimde dahi karıştırıldığı Türkiye´deki durumu ele alalım. Doğu ve Güney Doğu ( K. Kürdistan)´da medreselerin kapatılmasından sonra bütün zorluk ve dayatmalara rağmen vahyin anlaşılması için hizmete devam eden şahsiyet ve kurumlar unutulmamalıdır. Gerek ferdi gerekse organisazyonlar halinde bu hizmetler kıyamete kadar devam edecektir inşaAllah! Allah bunların ecirlerini verecektir. Diğer tarafta Vahyin anlaşılmasına engel olan şeyh, hoca ve dergahların rant aracı kıldıkları İslamı nasıl kullanmaya çalıştıkları aşikardır. Bunlar devlete yaranmak için her hileden de geri durmazlar. Ayrıca bu zümrelerin vahyin kitlere ulaşmasına hizmet etmek gibi bir amaçlarıda yoktur. Hatta Kominizme, Kemalizme dini pêskeş çekmekten utanmazlar. Batıda durum farksız değildir. Kültür emperyalizminden ciddi darbeler alan batı, doğudan daha kötü haldedir. Dini rant aracı kılan irili ufaklı grup, cemaat dernek ve şahsiyetleri sıraladığımızda durum bir hayli karışıklık arzeder. Vahyin insanlara ulaştırılmasına hizmet etmesi gereken grup ve cemaatlarin vahyi kendi hizmetlerine kullandıkları ortadadır. Din ve devlet işleri bir birinden ayrıdır diye hile yapan lakin devletin dine herhalükarda müdahale ettiği Türkiye Cumhuriyetinde inanç özgürlüğünden de bahsetmek imkansızdır. Din devletin işlerine karıştırılmaz ama Dıyanet teşkilatı sayesinde devlet Din´in ensesinden hiçbir zaman inmez. Devamlı kontrol altında tutmaya çalışır. Hani devlet ve din işleri birbirine karıştırılmayacaktı.
Bu palavralara inanmayın! Kominist ve sosyalistler cephesinde de durum aynıdır. Bizim dinle işimiz yok. Biz dine karşı değiliz diyenlerin tıpkı dıyanet teşkilatı gibi dindarlar birlikleri kurup dini kendi emellerinde kullandıklarını biliyorsunuzdur. Bu zümreler vahiy ile haşrolmak, yaşamak istememektedirler. Mesellerinin çözümlerini sırtlarını daydıkları izm´lerinden sorarlar. Evlenirler sormazlar, boşanırlar sormazlar, yaparlar- bozarlar sormazlar, ne zaman sorarlar biliyormusunuz? Cenazeleri musalla taşına gelince sorarlar. Çünkü kıyameti hatırlatan ölüyü yıkamak onları çok korkutur. Yaşama sevinçlerini kursaklarında bırakır. O´nun için cenazeyi hocaya camiye getirirler. Yani hayatlarında hiç tanışmadıkları vahiyle ölürken tanışırlar. Lakin iş iş geçmiştir artık. Bir tabutun içinde ve kendisini toprağın derinliğine gömecek elerin üzerine taşınmaktadır. Eyvahlar ediyor. Keşke daha öncesinde vahiyle tanışsaydım diyor, ama çok geç artık. Dünya hayatının geçiçi olduğunu bir gün mutlaka ilahi gerçek ölümle karşılacağı vurgusundan kaçtıkça kaçıyordu. Birazdan hesap melekleri gelip vahiyle tanışıp tanışmadıklarını sorusunu kendisine yöneltince vallahi kampta bunları bize söylemediler diyecek! Mao, Lenin ve Apo´nun doktorinlerini bize ezberlettiler. Bize vahyin fasa fiso olduğunu söylediler. Vallah bizim suçumuz yok. Bu işin başı imralıdaki Apo´dur. Gidin O´nun yakasına yapışın. Meleklere yalvarma, dalavere sökmeyecek ve cevaben bunları dünyada düşünseydin. Sana akıl verilmemiş miy di? Aklını kullanıp ölümü unutmasaydın denilecek!. Hani memleket işgal altında olduğundan ibadetlerden hesaba çekilmeyektik diyor kabirdeki zat. Ancak yalan söylenmiş olduğunu bilecek. Memleket işgal altında da olsa refah içinde de olsa kişi Rabbine karşı sorumludur.

Karşı mezarlıkta bir kuru kalabalık tekbirlerle bir ölü daha gömüyorlar. Kalabalık çok öfkeli, terorist kurşununa kurban gitti diyorlar. Dıyanetin zorunlu hocası üzülmeyin diyor, şehitler ölmez! Kalabalıktan bir yaşlı, hoca ya ne şehididir diye soruyor? Hoca geveleyip Vatan savunması, Atatürk ve demokrasi şehidi diyor. Bu mezarlıktaki Kemalizm ve demokrasi şehidi diğer mezarlıktaki de özgürlük ve kominizm şehidiydi! Vahyi ve dini hesablarına geldiği yerde ne çirkince kullanmaya çalışıyorlar değil mi?
Hani işler birbirinden ayrıydı! Sizi gidi ikiyüzlüler sizi!.. Hesap melekleri demokrasi şehidini sorgulamaya geliyorlar nihayet. Vahiyle ilişkisini ve dini soruyorlar. Zat, hocalar bize ülke savunmasının her şeyden üstün olduğunu ve bu uğurda ölürsek hesapsız cennete girileceğini söylüyorlardı. Melekler bir birlerine bakıp bu bahsettiğin sırf “ Fi sebi lillah “ için olandır. Kaldıki vahiyle tanışmadan amel ve takva olmadan da bu olmaz.
Hocalar sizi kandırmışlar. Sizin aklınız yokmuy du? Akıl size boşuna mı verildi! Adam abi vallah benim suçum yok, suç hepsi hocaların! Melekler bunları size söyleyen hoca ve liderlerinizi de sizi de çok kötü bir akibet “ cehennem azabı “ beklemektedir. O da anlamıştı yanıldığını ama maalesef çok geçti artık!.. Kaldıki kişi sevdikleri ile beraber haşrolunup aynı yerlere gideceklerdir. Yani Atatürk´ü sevenler Atatürk´ün, Apo´yu sevenlerde Apo´nun yanına gideceklerdir!..

Şimdi can dostlarım keyif sizin, hayat, ölüm ve karar sizin? İster vahiyle tanışıp hayatınıza çeki düzen verirsiniz. İsterseniz akibetinizin ne olacağını öğrenmek için bir tabutda taşınmayı beklersiniz. Siz bilirsiniz. Ne mutlu o insanlara ki verilen akıl nimetimini tabuta koyulup taşınmadan kullanabilenlere!..

Zakir
23.09.2003
Mirac kana bulanmıştır - M.N.Yekta

Hey müslüman Miracın mübarek olsun

Bir Mirac gecesini daha idrak ettik. Mirac Peygamber Efendimizin Allah’ın huzuruna çıkışıdır, bunun şekli beni hiç enteresan etmez, ruhuyla mı, bedeniyle mi, rüyada mı yada uyanıkken!. Asırlardır bu gecede müslümanlara sadece Peygamberin Miraca yükseliş tarzı anlatıldı.
 

Camilerde sarhoş mevlidhanlara mevlid, kızlara ilahiler okutuldu, Qur’an’ın hükmünü kabul etmeyen kemalist kurralara Kur’an okutuldu ve başta İslam’ın hükmünü kaldıran taĝutun başkumandanları olmak üzere getirdikleri rejimde katkısı olan tüm Ebu Cehil askerlerine dualar yapıldı, laik ve dinsiz sistemin ayakta kalması için zavallı müslümanıma dualar yaptırıldı. Mirac bu şekilde anlatıldı ve kabul ettirildi, ama aslında Mirac bu deĝildir. Mirac gecesi Allah Peygamber vasıtasıyla müminlerle bir antlaşma yapmıştır. Onlara başta namaz olmak üzere görevler vermiştir. Allah’tan başka ilah tanımıyacaklarına ve sadece O’na kulluk edeceklerine dair söz aldı. “Yalnız sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz” sözüyle insanların sadece Allaha kulluk edeceklerine dair söz aldI. Asırlardı Miracin bu manası anlatılmadı.

Bugün yine camiler dolsu taştı, mevlidler okundu, dualar yapıldı, kefere sistemlerin dalkavuk hocaları diliyle mücahidler terörsit, zalim, emperyalsit, gaddar, işgalcı Ebu Cehil güçlerini de meşru idare ilan edilerek onlara destek sunuldu. İşte beni ilgilendiren taraf ta bu!..

Eĝer biz bugün içinde bulunduğumuz şartları değerlendirirsek, böylesi gecelerde kendimizi avutmaktan başka bir şey yapmadıĝımızı anlarız. Mirac gecesinde Allah’a verdiĝimiz sözün tam aksine O’nun düşmanlarına hizmet ediyoruz. Bir başka tabirle Allah’a kulluĝu bırakıp kula kulluk ettiĝimizi anlarız.

Samimiyetsizliĝimiz, tembelliĝimiz, vurdumduymazlıĝımızın bizi küfrün eşiĝine getirdiĝinin farkında bile deĝiliz. Bugün dünyada zülüm altında inim inim inleyen müslüman kardeşlerimiz varken, Filistin’de, Çeçenistan’da, Kurdistan’da, Afganistan’da emperyalistler ve yerli uşakları tarafından katledilen müslümanların durumuna bakmadan, birgün oruç tutup akşam mevlid dinlemekle İslami görevlerimizi yaptıĝımızı zannediyor kendimizi avutuyoruz. Özellikle Türkiye’deki müslümanların görevlerini ihmal ettiklerini bilmeleri lazım. Birinci dünya savaşında kadınlarının kollarındaki bileziklerini, boynundaki gerdanlıkları ve altınlarını çıkarıp Türkiye’de yaşayan halklara hibbe eden Afgan halkının bugün maruz kaldıĝı zalimce saldırılara ve katliamlara Türkiye hükumeti adeta kına yakmaktadır. İşin en acıklı tarafı da Türkiye’deki müslümanların tüm bu olup bitenleren seyirci kalmalarıdır!… Birkaç rekat namaz kılmakla kurtuluşa ereceklerini sanıyorlar.

Cenabı Hakk'ın "etrafını mübarek kıldık" diye buyurduğu topraklar, bugün yine Cenabı Hakk'ın Kur'anı Kerim'de lanetlediği bir milletin işgalinde. Hangi sebeple olursa olsun Allah’ın farz kıldıĝı cihadı terk ederek mübarek toprakların mel'un milletin elinde olmasından rahatsızlık duymayan müslümanların nasıl hesap vereceklerini bilmeleri lazım.

Son olarak Amerika istihbaratı ve Mossad tarafından hazırlanan bir planla Pentagon’a yapılan saldırıyı müslümanlara saldırmak için bir firsat bilen ve sözde islam devletleri hükumetlerini de yanına alarak başta Afganistan olmak üzere dünyadaki tüm müslümanları yoketmek üzere Haçlı seferleri ilan edildi. Haçlı ruhuyla Bin Ladin bahane edilerek esasen Ilayi Kelimetullah için cihad eden tüm müslümanları yoketme savaşı başlatıldı. Cihad edenleri müslüman kabul ediyoruz zira diĝerlerinin müslüman olmadıklarını hem kendileri, hem Amerika ve işbirlikçileri ve hem de Amerika ve işbirlikçilerine dalkavukluk, köpeklik yapan yerli kefereler, sözde islam devletleri yöneticileri bilmektedir.

Bin Ladin bu saldırıyı yapmadıĝını israrla söylüyor, dünyanın birçok yerinden müslümanlar ABD’nin kanıt vermesini istiyor, Taliban varsa ellerinde bir kanıt bize göstersinler diyor ama yinede günlerdir Afgan halkı bombalanıyor, yüzlerce ve hatta binlerce insan katlediliyor, milyonlarca müslüman yollara düşüp açlıkla, sefaletle başbaşa kalıyor. Ve biz camide mevlid dinlemekle kardeşlik görevimizi yaptıĝımızı sanıyoruz!…

Bu da yetmiyormuş gibi, bizimle yani tüm müslümanlarla alay ediyorlar.

Pentagon dün yaptıĝı açıklamada “Cuma günü müslümanlar için kutsal olduğundan operasyonlara ara verdik" diyor. Sanki diĝer günlerde müslümanın katli caizmişcesine.

Özbekistan, Afgan halkının katliamı için, ABD birliklerinin, ''insani amaçlı olmak üzere'' bir hava üssünü kullanmasına izin verdiĝinıi açıklıyor.

Türkiye müslümanları katletmek için müslüman çocuĝunu yolluyor Afganista’a. Amaç insanlıkmış!…

ABD, Afganistan’da uyguladıkları katliamları gizlemek için, bu savaşa karşı olanların ses ve görüntülerinin dünya kamuoyuna ulaşmasını engellemek için gayri insani bir sansür uygulamasını bütün dünyada uyguluyor. Körfez Savaşı'nda operasyonla ilgili bütün bilgileri dünya ile paylaşan Amerikan yönetimi, ilan ettiği yeni küresel savaşın boyutlarını, hedefini ve içeriğini gizliyor ve bu konularda yapılan analizlerin ve bilgilerin dünya kamuoyuna ulaşmasını da engelliyor. Böylece savaşın arkasındaki trajediyi gizlemeye, gerçek amacını saklamaya çalışıyor ve İslam dünyasını kirli bir savaşın içine sürüklüyor.

Özellikle Türkiye Müslümanları ise sadece seyrediyorlar.

Dünyanın her tarafında gerçek müslümanların inandıĝı dava uĝruna bu savaşın son bulması için caĝrılar yapılırken Türkiye Hükumeti de Amerika’ya, Batı emperyalizmine biat etmeyenleri “terörist” ilan ediliyor!

Dünya müslümanları sokaklara çıkıp katliamların son bulması için ayaklanırken, Türkiye’de „Müslümanlık” üstünden siyaset yapan parti liderleri, “türban” tacirleri, parti büyükleri, din adamı sıfatıyla tv.lerde boy gösteren dalkavuklar demokrasi dedikleri ve kendilerinin de nel olduĝunu bilmedikleri emperyalizme alkış tutuyor. Adeta müslümanların katliamına destek sunuyorlar. Daha bir yıl evvel T.C. Diyanet reisi „Demokrasi Ortaduĝu’ya hakim olacak ama kanlı mı kansız mı olacak“ açıklamalarıyla adeta bugünkü katliamlardan haberdar olduĝunu ifade ediyor.

Resulullah bir gün eshabına „gelecek bir zamanda müslümanların üzerine kafirler tarafından leş kargaları gibi saldırılar yapılacağından“ bahseder. Eshab, müslümanların sayısının az mı olduğunu sorar. O da hayır der, müslümanların sayıca çok ama su üzerine çıkmış çer çöp gibi olacaklarını söyler. Sahte müslüman liderler, cahil (sözde) alimler peşinden giden bugünkü müslümanlar kurtlar sofrasında yemek, sarhoşlar sofrasında meze olmuşlar.

Dilsiz şeytan gibi susmayı tercih eden ve laimlerin levmesinden korkanların da „kendilerine bir zarar gelmesin diye munafıkların içine koştuklarını görüyoruz. Yada terörist ilan edilmekten mi korkuyorlar?

Bugün sadece Afganistan’da degil, dünyanın birçok yerine yüzbinlerce insanın hayatı tehlikededir. ABD’nin daha evvel Hiroşima ve Nagazaki’de kullandıĝı nükleer bombanın kullanılması halinde, yüzbinlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açacağı belirtiliyor, ortaya çıkacak radyasyonun da bölgede onlarca yıl sakat çocukların doğmasına yol açacağı biliniyor.

Afganistan topraklarını yeni silahların deneme tahtası yapmayı amaçlayan ABD’nin kullanacağı bir çok füzeye kimyasal ve biyolojik başlık taktığı iddia ediliyor. Türkiye hava sahasını kullanma izni de alan ABD’nin, nükleer başlıklarla her an büyük bir katliam gerçekleştirmesinden endişe ediliyor.

Hani amaç sadece terörsitlerdi!?…

Bugün Afganistan’da sadece bombalar değil; “uygarlık”, “insanlık”, “terörizm” adlı günlerdir şişirilen “balonlar” da patlamıştır.

Günlerdir Amerika’ya saldıranları teröristler, insanlık düşmanları olarak suçlayanların da aslında çok daha kanlı teröristler olduğunu dünya alem görmüştür.
 
İşte bu yıl bu mübarek üçaylarda Mübarek Mirac gecesini bu şekilde kutluyoruz, kutladık. Ne diyelim? Mevlidhanları dinlemekle, dalkavuk islam düşmanı hocalarin dualarına amin demekle müslümanlık görevini yaptıklarını zanneden müslümanların miracı mübarek olsun diyelim!

Mirac kana bulanmıştır, Mirac gecesi müslümanlar katledilmiştir! Dileriz ki böylesi gecelerin müslümanların uyanmalarına ve birleşmesine vesile olsun.

Saygılarımla.

01.11.2001
İnancın temel taşları - Kevser

Bizleri yoktan var eden Allah ( c.c)´a hamd, peygamber efendimiz( S.a.v)´e selat, ehli beytine, sahabelerine, inanmış tüm mümin erkek ve kadınlara selam olsun.
Biz müslümanlara rehber olarak Rabbimiz tarafından gönderilen Kur´an´ı Kerimi´in bir çok ayetlerinde inancımızın temel taşları bize öğretilmektedir. Birazdan üzerinde duracağımız ilgili ayetlere bir göz atalım. Rabbimiz bize inancımızı Hud Süresi´nin 1- 5 ayetlerinde nasıl açıklamaktadır.

1- Elif, Lâm, Ra. Bu Kur'an, her işi yerinde ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından muhkem, uyumlu cümlelerle örülen, sonra ayrıntılı biçimde açıklanan ayetlerden oluşmuş bir kitaptır.


2- (İçeriğinin özü şudur): Allah'dan başkasına kulluk sunmayınız. Ben, O'nun size gönderdiği bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.

3- Rabbinizden af dileyiniz, pişmanlık duygusu ile O'na yöneliniz ki, belirli bir sürenin sonuna kadar sizi mutlu yaşatsın ve her erdemli kişiye erdemli davranışlarının ödülünü versin. Eğer O'na sırt dönerseniz, sizin hesabınıza "büyük gün "ün azabından korkarım.

4- Dönüş veriniz Allah'ın huzurudur.
O'nun gücü her şeye yeter.
Bu ayetlerde aşağıdaki inanca ilişkin temel gerçekler bir çırpıda dile getiriliyor:
İlk ayette Vahiy ve peygamberlik gerçeği vurgulanıyor. Muhkem olarak eksiksiz indirilen kitabın temel kaynak olduğu ve başvurulacak yegane merci olduğu belirtilmektedir.
İkinci ayeti kerimede, kulluğun ortaksız, tek Allah (c.c)'a sunulması gerektiği belirtiliyor.
Üçüncü ayette ise Yüce Allah'ın ilettiği yola koyulanların, O'nun hayat sistemine tam olarak uyanların, hem dünyada ve hem de ahirette bu olumlu tercihlerinin mükafatını fazlasıyla alacakları ifade ediliyor.

Dördüncü ayeti kerime´de Yüce Allah'ın, Peygamberimizi yalanlayanları ahirette cezaya çarptıracağı belirtiliyor. Zalim yada itaatkâr olsun, bütün insanların yüce Allah (c.c)'ın huzuruna dönecekleri vurgulanıyor.

Beşinci ayeti kerimede ise Yüce Allah'ın mutlak gücü ve sınırsız egemenliği vurgulanıyor.
Ayetlerin biraz daha anlaşılması için Şehid Seyyid Kutup (Allah mekanını cennet kılsın)´un yorumuna bakalım. Şehid Seyyid kutup ayetleri Fi´zilal´inde şu şekilde yorumluyor.
"Elif, lâm, Ra" harfleri, surenin ilk ayetinin öznesini oluştururlar. "Bu Kur'an, her işi yerinde ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından muhkem, uyumlu cümlelerle örülen sonra ayrıntılı biçimde açıklanan ayetlerden oluşmuş bir kitaptır" cümlesi ise, bu ana cümlenin yüklemidir. Yani müşriklerin yalanladıkları Kur'an, işte bu harflerden oluşmuş bir kitaptır. Oysa onlar aynı harfleri kullanarak onun herhangi bir bölümünün benzerini meydana getirmekten acizdirler.

Bu kitabın ayetleri "muhkem" cümlelerle örülmüştür. Yani bu cümlelerin kuruluşları sağlamdır; kelimeler ile anlamları arasındaki ilişki son derece sıkıdır; bu cümlelerdeki her kelime, her ifade yerli yerindedir; her anlamı ve her direktifi özel bir amaç taşır; her iması ve her işareti belirli bir hedefle çakışıktır. Cümlelerinin yapısı uyumludur, öğeleri arasında çatışma ve çelişki yoktur; cümlelerini oluşturan kelimeler aynı düzenliliği yansıtan bir ahenk içindedirler. Sonra "Bu ayetler ayrıntılı biçimde açıklanmışlardır." Yani amaçlarına göre çeşitli bölümlere, çeşitli kategorilere ayrılmışlardır. Her bölüme gerektirdiği oranda yer verilmiştir.

Peki bu ayetleri "muhkem" biçimde ören, sonra da onları böylesine özenli biçimde detaylandıran kimdir? Bu işi yapan, doğrudan doğruya yüce Allah'ın kendisidir, Peygamberimizin bu düzenlemede hiçbir katkısı yoktur. Yani;

"Bu Kur'an, her işi yerinde ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından düzenlenmiştir."
Yüce Allah, bu kitabı "hikmet" ilkesine dayalı olarak "muhkem"leştirmiş; sınırsız bir "bilge"liğe dayalı olarak detaylandırmıştır. O'nun katından bu biçimi ile gelmiştir bu kitap.
Yani onu Peygamberimize indirildiği biçimi ile. Hiçbir değişikliğe, hiçbir başkalaşıma uğramış değildir.
Peki, bu kitabın içeriği nedir? O'nun ayetleri inanç sistemine ilişkin temel ilkeleri, ana prensipleri anlatır bize. Bu ana ilkeleri şöyle sıralayabiliriz:

1- "Allah'dan başkasına kulluk sunmayınız." Bu cümlede egemenliğin, kulluğun, bağlılığın ve itaatin tek kaynağa yöneltilmesi gerektiği dile getirilir.

2- "Ben O'nun size gönderdiği bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim." Bu cümlede peygamberlik misyonu ve bu misyonun gereği olan "uyarıcılık" ve "müjdeleyicilik" fonksiyonları ifade edilir.

3- "Rabbinizden 'af dileyiniz, pişmanlık duygusu içinde O'na yöneliniz. Bu cümlede müşrikliği ve isyankârlığı bırakarak yüce Allah'a dönme ilkesi, Allah'ın birliği ve egemenliğinin ortaksızlığı prensibi vurgulanıyor.

4- "...ki, belirli bir sürenin sonuna kadar sizi mutlu yaşatsın ve her erdemli kişiye erdemli davranışlarının ödülünü versin." Ayetin bu bölümünde eğri yoldan dönerek yüce Allah'dan af dileyenlere yönelik ödül açıklanıyor.

5- "Eğer O'na sırt dönerseniz, sizin hesabınıza `büyük gün'ün azabından korkarım." Bu cümlede ilahi mesaja sırt çevirenlere yönelik tehdit ifade ediliyor.

6- "Dönüş yeriniz Allah'ın huzurudur." Bu cümlede dünyada ve ahirette Allah'ın huzurundan başka başvurulacak veya dönülecek bir yerin olmadığı vurgulanıyor.
7- "O'nun gücü her şeye yeter." Bu son cümlede ise yüce Allah'ın mutlak gücü ve her şeyi kapsamına alan egemenliği dile getiriliyor.

İşte sözkonusu kitap ya da bu "Kitab"ın ayetleri bunlardır. İşte bu "Kitab"ın açıklamak üzere geldiği ve açıkladıktan sonra yapısını üzerlerine kuracağı önemli ilkeler bunlardır.
Hiçbir din bu kuralları oturtmadıkça ne yeryüzünde yer tutabilir ve ne de insanlığa dönük bir sosyal düzen kurabilir.

Meselâ egemenliği yüce Allah'ın ortaksız tekeline verme ilkesi inanç alanında, tek başına anarşi ile düzen arasındaki yolayırımıdır. Bu ilke benimsenmedikçe insanlığı saplantıların, hurafelerin, sahte egemenliklerin boyunduruğundan kurtarmak mümkün değildir. Böyle durumlarda insanlar çok sayıda sahte ilahlara, bu sahte ilahların ihtiraslarına, yüce Allah ile kul arasına giren simsarlara, ilahlığın "kendine özgü" özelliklerinin gaspedicileri olarak ortaya çıkan krallara, padişahlara, cumhurbaşkanlarına ve diktatörlere kul-köle olmaya mahkûmdurlar. Tamamı ile yüce Allah'ın kendine özgü yetkileri olan Rabblığı, egemenliği, kayıtsız-şartsız otoriteyi ve ortaksız yönlendirmeyi kendilerine yakıştıran bu sahte ilahlar ve diktatörler, insanları, sahte ve "çalınmış" otoriteleri önünde boyun eğdirirler.

Herhangi bir sosyal, politik, ekonomik, ahlaki ya da devletlerarası sistem, eğer belirgin, net ve istikrarlı bir prensipler bütünü üzerine oturmak istiyorsa, kişisel arzulara ve kötü amaçlı saptırmalara karşı varlığını garantiye almaya özen gösteriyorsa, mutlaka böylesine yalın ve böylesine net bir biçimde "Allah'ın birliği" ilkesine dayanmak, öncelikle bu ilkeyi oturtmak zorundadır.

Eğer amaç insanlığı ezilmişlikten, yılgınlıktan ve yaygın endişeden kurtararak onu yüce Allah'ın bağışı olan gerçek "onur"la donatmak ise mutlaka egemenliği, rabblığı, kayıtsız-şartsız otorite ve ortaksız yönlendiriciliği yüce Allah'ın tekeline vererek kulların hiçbir şekilde bu yetkiye ortak olmaya yeltenmemelerini teminat altına almak gerekir.

İslâm ile cahiliye arasında, hak ile zorbalık arasında tarih boyunca süregelen amansız savaşın konusu yüce Allah'ın evrenin ilahı olup olmadığıdır, yoksa yüce Allah'ın sebepler ve evrensel kanunlara egemen olup olmadığı meselesi değildir. Bu iki kutup arasındaki temel çatışma ve amansız savaş konusu, insanların rabbi kim olacak, yani insanlar üzerinde kimin yasaları egemen olacak, onların hayatına kim yön verecek, "itaat" kime yöneltilecek meselesidir.
Allah (cc) Şehid Seyyid Kutub´a rahmet etsin. Yaptığı can alıcı açıklama ve inancımızın temel taşlarını yorumlamalarından dersler çıkarıp inancımızı sağlam temeller üzerine bina etmeliyiz. Kadın, erkek bütün müslümanların inançlarının temel taşlarını Kur´an´a ve peygamber´in sahih sünnetine dayandırma mecburiyetimiz vardır. Yoksa inançlarımızı Bel´amlardan ve hurafelerden öğrenip ve Allah muhafaza bu şekilde yaşamak kendi elimizle kendimizi ateşe atmak demektir.
Vay o zaman halimize! Allah ( cc)´ın bize verdiği akıl nimetini güzelce kullanıp inancımızı sağlam temeller üzerine bina etmeliyiz.

Kevser
Türkiye'de son aylarda neler oldu? - 2003.10.04

Rahman, Rahim ve Şedi´dul Îqab olan Allah (c. c)´ın adıyla:

İşgal edilen Irak topraklarına asker gönderilmenin alt yapısını AKP hükümeti hazırlamaya çalıştı.
Kamuoyuna aktarıldığı gibi asker gönderilme istemi Amerika´dan değil bizzat Türk hükümetinden gitmiştir. Gazeteci Cüneyt Arcayürek bir televizyon programında üstüne basa basa bu hususu açıkladı.Başka gazeteciler hatta Amerikalı yetkililer dahi bunu doğruladılar. Ayıp olmasın diye herhalde sonra toparladılar. Tabii biz de Türk askerinin gelmesini istiyoruz dediler. Ayrıca Türk ve diğer ülkelerin askerleri giderse Amerika askerleri evlerine dönüceklerdir. Resmen halka yalan söylüyorlar. Irak´a özellikle Güney Kurdistan´ı kontrol altına alabilmek için başından beri gitmek arzusundalar. Her fırsatta bunu kullanmaya çalışacaklardır. Üzerine soğuk su içsinler. ” Atı alan üsküdarı geçti” beyler. Güney Kürdistan´dan uzak durmanızı öneriyoruz. Girmek işgal etmek kolaydır. Bu da zor ya artık! Ama çıkmak hiç de kolay olmayacaktır. Yani siz belki Güney Kürdistan ´a girebilirsiniz, ama çıkamazsınız. Bunu Türk Hükümet Güçleri ve yetkilileri kulaklarına küpe yapsınlar.

Eve dönüş yasası adı altında bir yasa çıkartıldı. AKP hükümetinin ısrarla çıkartığı bu yasa da tıpkı öncekiler gibi fiyaskoyla neticelendi. Çünkü Kürd ve Kürdistanlıların yapay aldatmacalara ihtiyacı yoktur. Köklü barışçıl çözüm ve Türk Hükümet güçlerinin K. Kürdistan´ı boşaltması ancak netice verebilir. Yoksa devlet hiç suçu yokmuş gibi tavır takınıp palavralarla Kürd meselesini ötrbas etmeye çalışması çözüm değil asıl bu çözümsüzlüktür. Bir önceki makalemizde bu yasanın içyüzünü ortaya koymuştuk!.İsteyenler Eve dönüş yasasının iç yüzü isimli makalemizi Dengê Mazluma (www.mezlum.com) ´dan inceleyebilirler.

KADEK´in bitirilmesi ve militanlarının G. Kürdistan´dan çıkarılması için Amerika ile bir dizi görüşmeler yapıldığı söyleniyor. Dostlar kimseyi kandırmasınlar.
PKK ve KADEK Genelkurmay direktiflidir. Herkes bunu biliyor artık. Böyle palavralar atmaya ne gerek var. Amerika zalim ancak aptal bir ülke değildir. Istihbaratları herşeyi gayet iyi biliyorlar. Ama biz PKK´nın G. Kurdistan´a kurnazca saldırtılmasından endişe ediyoruz. Türkmenler ve PKK militanlarının koz olarak TC. Tarafından kullanılmaya çalışılabileceği ihtimali uzak değildir. Ama TC. Artık kendi işini kendi görmek istiyor. PKK´ya da güvenmiyor. En nihayetinde Güneyliler ile aynı ırktan! Parti içinde de herkes ihanetçi değil elbet! Militanların ve kadroların Apo ve ekibinin ihanetlerini anlamaları TC´nin planlarını altüst edebilir. TC. palazlandırıp ülkeler arası örgüt haline getirdiği PKK´dan artık kurtulamaz. Siyasalaştırmak için bu kadar çabaları neden sizce?..

Almanya'da düzenlenen 11. Kürt Kültür Festivali'ne katıldıkları gerekçesiyle Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınan DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Özgür Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet Turan Demir ile sanatçı Haluk Levent ve gitarist arkadaşları, yoğun tepki üzerine serbest bırakıldılar. Avrupa Birliği´nin kapısını aşındıran ve bu birliğe katılmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Devleti diğer ırk ve kültürlere ne kadar da tahamüllü olduğu apaçık ortadadır. Kültür festavilinde söylenen şarkılara ve yapılan konuşmalara tahamül edemeyen bir devlet; Kürd Halkının ve diğer ezilen halklara haklarını nasıl verebilir? Avrupa Birliğine üye ülkelere sesleniyoruz. Türkiye´yi hükümetler değil “Derin devlet” yönetmektedir. Bunu pekala icraatlardan anlayabilirsiniz. Gerçi sizlerde biliyor sunuz ya!
Herşey apaçık ortadadır. Görünen köy kılavuz istemez. Biliyoruz (AB) sizin işiniz de çok zor; haksızlıkları gidermek ve işleri rayına koymak istiyorsunuz. Türkiye´yi demokratikleştirme çabası içerisindesiniz. Ancak Türkiye´de Derin devlet işin başinda olduğu müddetçe işiniz bir hayli zor görünmektedir. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Derin devletin işlevini çözüp kadrolardan uzaklaştırmadıktan sonra bu kafayla TC. Avrupa Birliğine girse dahi Türkiye´de hiçbir şey düzelmez.

Eylem yapan işçiler, maaşlarına zam yapılamayan çalışan kesimin memnuniyetsizlikleri gün be gün artıyor. Eylemlerde gözaltılar eksik olmuyor. İntihar eden yada arkadâşlarını vuran ve yahut vatandaşları öldüren polislerin sayısında epeyce bir artış olmaktadır. Rüşvet, haksız kazançlar kanun ve yönetmeliklerin çıkarılmasına ve önlenmeye çalışılmasına rağmen diz boyu!. Uzan Grubunun yolsuzluklarına karşı açılan soruşturmanın ağı büyüdükçe büyüyor. Çorap ipliği gibi söküldükçe arkası geliyor! Soygun, kapkaç terörü sadece İstanbul´da günde binlerce oluyor! Dedikya olumsuzluklar ülkesi. Merceğimizi bir kaç ay içinde olumlu bir şeyler oldumu diye gezdiriyoruz? Lakin beyhude! Nerde ? O bahsettiğiniz adaletle yönetilen insanların hak ve özgürlüklerine saygı duyulan ülkeler de olur.

Ülkenin gündemini meşgul eden bir başka önemli konu “YÖK” yasa değişikliği tartışmalarıdır. Hükümet ile Askerler ve Kemalist kadrolar arasında zaman zaman düzelmeler göründü gibiyse de bu yasa´nın gündeme gelmesiyle tansiyon tekrar yükseldi. Yasa başörtüsüne serbestlik getiriyor. Senelerdir yasaklanan başörtüsünün serbest bırakılması kemalistlerin korkulu rüyası tabii. Kemalist kadroların değiştirilmesi laikliğin tehlikeye girmesi manasına geliyor. Eğitim yuvalarında üniversitelerde İslamcı kesimden rektörler olursa ne olur? Ülke batar! Laiklik gider, Kemalizm gider. Keşke!.. Yahu ne kadar aptalca düşünüyorlar. Yasaklandıkça zarar edeceklerini yaptıklarıyla insanları uyandıracaklarını düşünemiyorlar. Düşünemesinler daha iyi. Halklar uyanıp onların dişlerini söküp geldikleri yere göndermeleri daha iyi değilmidir? Demokratik olamayan her fırsatta hükümete müdahale eden Genel Kurmay bu yasa ´nın çıkartılmasını önlemek için kolları sıvadı. Bildiri ve dayatmalarla önlemeye çalıcaklardır. Yahu Demokratik bir ülkede (Çünkü TC.´nin Demokratik olduğu söyleniyor) Asker´in herşeye müdahele etmesi ne manaya geliyor? Asker ülke güvenliğinden sorumlu değilmiydi? Bu TC. İçin geçerli değil! Asker herşeyden sorumludur. Yani Ülkeyi askerler yönetiyor. Tek fark Askerler gelip mecliste oturmuyorlar. Ne gerek varki Milli Güvenlik Kurulunde verilen direktifler ve Çankaya´dan açıklamalar yeterlidir. Cumhur Başkanı da onlarsız bir iş yapamaz tabii. Yani sizin anlaycağınız Askeri yönetim ve 28 Şubat süreci başka versiyonuyla TC.
´de devam etmektedir.

Kimi Dalkavuk medya grupları ve gazeteciler bu gerginliklerin hükümeti götüreceği korkusunu dile getirirler. Bunlara sorsanız çok mu istiyorsunuz Hükümet´in gitmesini? Yok canım kendilerine çeki düzen versinler. Askerlerle takışmasınlar diye söylüyoruz derler.
Neden sizler bu kadar askerden korkuyorsunuz? Ya askerlerin gelip herşeye el koymasından korkuyorlar. Yada onların paralı köpekleri tabii!. Yoksa gazetecilerin hür düşüncelerini askerlerin istediği biçimde kullanmaları neyle yorumlanabilir?

Hülasa olumsuzluklar ülkesi olan Türkiye´de son bir aç ayda da düzelen pek bir şey yok! Ekonomi ibresi pozitife doğru yükseldi gibi görünüyor. Euro ve Dolar düşüş gösteriyor. Türk lirası değer kazanıyor. Şayet Irak´a asker gönderilse iyiye gidişat gösteren ekonomi de yine dibe vurur. Eğer Kürd Türk çatışması yine baş gösterirse ki asker gitse bu kesin olur!.. Ülke hatta bölge kargaşaya boğulabilir. Halkları uyanık olmaya Irak´a asker gönderilmesini engellemeye davet ediyoruz. Milletvekillerinin önüne böyle bir tezkere getirildiğinde onay vermemelerini öneriyoruz.
Özellikle Kürt kökenli Milletvekillerinden istirham ediyoruz. Askerler Irak´a değil G. Kürdistan ı´işgal etmeye gitmek istemektedirler. Kavga ve çatışma her kesime zarar verir. Bu da böyle bilinmelidir. Yinede umudumuzu kaybetmiyor belki sonraki aylarda olumlu şeyler olur diye kendimizi avutuyoruz.

Zakir
Büyük adamın yalanı da büyük olurmuş!

Zalimler Kurdistan'ı işgal edebilirler ama o toprakları hiçbir zaman kendilerine vatan edinemiyeceklerdir”

Söylendiĝine göre güya savaştan önce Saddam Hüseyn Türkiye’ye bir talepte bulunmuş ve Türklerle ortak bir operasyon düzenleyip bütün kürdleri öldüreceklermiş!
Vah vaaaaaah!...
Sonra da Devletin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün insanlık tarafı aĝır basmışta bu teklifi reddetmişler!..
Vay be dünyada insanlık ölmemiş deniyordu da inanmıyorduk!.. Abdullah Gül’ün bu açıklamasıyla ne kadar duygulandım bilemezsiniz, gözlerim yaşardı. Aman Allah’ım ne kadar da yanılmışız Türk idarecileri hakkında! Aman ya Rabbi ne kadar hicap duydum müslüman! Başbakanın dişişleri bakanı Gül hakkında düşündüklerimden dolayı!...

Eh ne demişler büyük adamın yalanı da büyük olur! Bir bakan kalkıpta Saddam; „gelin birlikte kürdlere kültürel haklarını verelim kurtulalım“ dedi diyecek deĝildi ya!...

Bu haberi bu sabah türk medyasında okuyunca, bir de baktımki bazı zavallı türkler yorum ilave etmişler ve Dışişleri bakanına veryansın ediyorlar „neden kabul etmedin bakan!“ „Neden tarihi bir fırsatı kaçırdın“ diye hayıflananların sayısı az deĝildi!... Onlar bilmiyorlarki Türkiye’de başbakan ve bakan olmanın kolay olmadıĝını ve başbakan veya bakan olmadan önce sosyalist yada dinci olduĝunu iddia edenlerin başbakan veya bakan olduktan sonra derin devletin emriyle birden çark ettiklerini ve inançlarını bırakarak derin devletin emriyle saçmaladıklarını, kuluçka makinesi misali yalan ürettiklerini!
Ecevitin1974 yılında başbakan olduktan sonra Kontrgerilla hakkında malumatı oluĝunu ve gözü kapalı örtülü ödeneklere imza attıĝını, 20 yıl sonra yine kendi itirafıyla öĝrenebildik. Şimdi bir yirmi yıl daha beklememiz gerekecekki Abdullah Gül’ün de itiraflarını okumamız için!...

Bir kere yalan söylemek bazı devlet idarecilerinin ahlakı haline geliyor. Hatta kendi iradeleriyle olmaszsa bile o hale getiriliyorlar. Biz dışardan başbakanların, bakanların devleti idare ettiĝine inanıyoruz, halbuki içerde tamamen tersinedir, onların her sözüne inanarak veryansın etmeye de gerek yok, onlar papaĝanlar gibi konuşturuluyorlar! Hepsi bu!..

Şimdi gelelim sayın! Gül’ün yalanına!...

Malezyada yapılan islam Konferansı Örgütünün toplantısına katılmadan önce gazeteclerin sorularını yanıtlayan Gül şöyle dedi. „Kürdlerin, Türkiye’nin Irak’a asker göndermesine karşı çıkmalarında haksızlık yaptıklarını „Saddam Hüseyn'in, savaş öncesinde Türkiye'ye, "Gelin Kürtleri birlikte yok edelim" teklifinde bulunduğunu ileri süren Gül, Türkiye'nin bu teklifi reddettiğini, aksine Kürtleri koruduğunu“ söyledi!

Vay nankör kürdler vayyy, vay tarihini bilmiyen kürdler vayy!.. Vay türklerin asırlardır kürdlere yaptıkları iyilikleri anlayaman kürdler vay da vayyy!...

Sen kalk Saddam gibi bir celladın katliamından kürdleri koru, şimdi de sadece kürdlerin hayatı icin Amerika ve israilin emriyle kürdleri korumaya git!.. Ve kürdler de yok gelme deyip nankörlük yapsınlar iyi mi!...

Ya güldürmeyin insanı sayın bakan!.. Ayıp oluyor ama! Bir bakan böyle basit yalanlarla siyaset yapmaz, yapamaz ayıptır hem de çok ayıp!...

Kürdler; öyle Sadadam’ın “gelin kürdleri yok edelim” demesiyle yok olsalardı, şimdi yer yüzünde Kürd olmazdı. Kürdler birçok defa katliama tabi tutuldular. Şeyh Said serhıldanında otuz binleri, Zilan serhıldanında onbeş binleri, Dersim serhıldanında elli binleri, son savaşta kırkbinleri öldüler de ne oldu? Kürdler bitirildi mi? Turgut Özal’ın da dediĝi gibi „eskiden onbeş bin insanı canlı canlı bir derede (1) öldürüyordunuz kimsenin ruhu duymazdı, ama şimdi daĝ başında bir sinek öldürseniz bütün dünya ayaĝa kalkar.“
Hem şunu unutmayın kürdler öyle eskisi gibi sadece mavizerle savaşmıyorlar artık, onların da ellerinde çok modern ve aĝır silahlar var ve kendilerini çok iyi koruyacak askeri güçleri de var, ayrıca Ordadoĝu’da ve hatta dünyada söz sahibidirler, artık onların sözü olmadan dünya haritasını deĝiştiremezsiniz, siz de Saddam da ve ne kadar yandaşlarınız varsa hepiniz bir araya toplansanız kürdleri artık esir edemezsiniz, o devir kapandı artık açın gözlerinizi!... Çıkarın başınızı kumun altından!..

Şimdi Saddam’la yapamadıĝınız katliamları kendi başınıza yapmak için Irak’a asker göndermeye hevesleniyorsanız, kendi kendinize gelin güvey oluyorsunuz ama çok kısa zamanda Türkiye’ye cenazeleriniz gelmeye başladıĝı zaman yanıldıĝınızı anlayacaksınız!.. Kürdler kurbanlık koyun degildir öyle boyunlarını uzatıp siz kesesiniz diye!...

Sayın Abdullah Gül! Bir zamanlar ümmetçilikten, islami kardeşlikten bahsediyordunuz? Genel Başkanın Siirt’te „bir türk ne kadar ne mutlu türküm diyene“ demeye hakkı varsa „bir kürdün de ne mutlu kürdüm diyene demeye hakkı vardır“ diyordu, ne çabuk unuttunuz sözlerinizi? Unutmayın hiç kimsenin mumu sabah dek yanmaz! Ama merak etmeyin gece bitmek üzere ve sizin de mumunuz sönecek yakında, o zaman hem bu dünyada hem de ahirette yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz, Saddam size örnek olmalıydı ama ne yazıkkı siz görmüyorsunuz! Allah size şuur versin!.

Bir sözümle yazıma son veriyorum. Zalimler Kurdistan'ı işgal edebilirler ama o toprakları hiçbir zaman kendilerine vatan edinemiyeceklerdir”
Yaşasın Kürd
Yaşasın Kurdistan
2003-10-14

M.Nureddin Yekta

--------- --------------
(1) Zilan deresinde bir günde onbeş bin kürd canlı canlı topraĝa gömüldü, kürd dengbêjlerinin bu katliamdaki aĝıtları hergün kulaklarımızdan eksik olmuyor.

Oruç bize neyi ifade ediyor? - 2003.11.19

Rahman, Rahim ve Şedi´dul Îqab olan Allah (c. c)´ın adıyla:
Oruç, İslam´ın temel ibadetlerinden biridir. Arapça "savm" veya "sıyam"dır. Savm kelimesinin lügat manası; yeyip-içmekten kendini tutmak, imsak, hareketsiz kalmak ve herşeyden el, etek çekmektir. Kur'an-ı Kerim'de bazan "susmak" manasına kullanılmıştır (Meryem, 19/26). ıstılahta, "İkinci fecirden (fecr-i sadık'tan)" itibaren, güneşin batımına kadar yemekten, içmekten, cinsel ilişkiden ve orucu bozan diğer şeylerden, Allahü Teala (c.c)'ya kulluk niyetiyle nefsi alıkoymaya verilen isimdir. Bilindiği gibi oruç, yalnız bedenle yapılan ibadetlerden biridir. Dolayısiyle, her mükellefin kendi nefsi için oruç tutması farzdır. "Bir kimse, başka bir kimsenin yerine oruç tutamaz. Tıpkı bir kimsenin bir başkasının yerine namaz kılamadığı gibi!

Hilal´in görülmesiyle tutulmaya başlanan Ramazan orucu hilal´in tekrar görülmesiyle bayram edilir.
„ Ey müminler,sizden önceki ümmetlere olduğu gibi, günahlardan arınasınız diye, sayılı günler olarak oruç tutmak size de farz kılındı“ Bakara:183
„İçinizden kim hasta ya da yolcu olursa tutmadığı günler sayısınca sonraki günlerde oruç tutar. Oruca dayanamayanların bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir. Kim gönüllü olarak bundan daha fazlasını verirse, bu onun için daha hayırlıdır. Ayrıca, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.“Bakara:184
„Ramazan ayı ki, o ayda Kur'an, insanlara yol gösterici, doğru yola iletici, eğri ile doğruyu birbirinden ayredici olarak indirildi. İçinizden kim bu aya yetişirse onu oruçla geçirsin. Kim hasta ya da yolcu olursa tutmadığı günler sayısınca sonraki günlerde oruç tutsun.
Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bu sayılı günleri tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdi diye kendisini tekbir etmenizi (ululuğunu dile getirmenizi) ister, ola ki, O'na şükredersiniz.“ Bakara :185
Yüce Allah(c.c.) her yükümlülüğün insan nefsi tarafından benimsenip yerine getirilebilmesi için O'nun itici ve coşturucu desteğine gerek olduğunu, sözkonusu yükümlülük ne kadar hikmet ve yarar içerirse içersin onun insan psikolojisi tarafından hoşnutlukla ve yüksünmesiz bir onayla karşılanabilmesi için bu ilâhî özendirmenin ne kadar gerekli olduğunu kuşkusuz herkesten iyi bilir.
Bundan dolayı oruç yükümlülüğü konusuna müminlere yönelik bu sevimli kendilerine aslî niteliklerini hatırlatıcı hitaplar giriyor. Bu müşfik seslenişten sonra, Allah'ın indirdiği bütün eski dinlerde de orucun farz kılındığı, bu farzın ilk ve asıl amacının mü'min kalpleri takvaya, duyarlılığa, Allah'tan korkmaya ve arınmışlığa hazırlamak olduğu anlatılıyor:
Resul-u Ekrem (s.a.s)'in: "Oruç insanı Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır. Tıpkı sizi harpte ölüme karşı muhafaza eden bir kalkan gibi" (Nesâî, Savm, IV, 167) buyurmaktadır. Oruç, mükellefi her türlü şehvetten alıkoyan ve ihlâsı artıran bir ibadettir. Açlığa, susuzluğa ve nefsin diğer arzularına karşı direnmek oldukça önemlidir. Allahu Teâlâ (c.c)'ya iman eden ve O'nun dini uğruna cihada karar veren müminler; oruç ibadeti ile kuvvetli bir iradeye sahip olurlar. Hicrî takvim ayın hareketlerine göre değiştiği için, her yıl diğerine nisbetle on veya on bir gün önce gelir. Dolayısıyle insan bazen kışın (20) derecede, bazen yazın (+ 40) derecede oruç tutar. Bu bir anlamda mükellefin "Dondurucu bir soğukta ve kavurucu bir sıcakta dahi; Allahu Teâlâ'nın emirlerini eda etmeye hazırım" taahhüdünde bulunmasıdır. Ayrıca bir ay süre ile Allah Teâlâ (c.c)'nın rızasını kazanmak için, nefsinin bütün şehvetlerini terk etmesi oldukça önemli bir hadisedir.
Kimi insanların iddia ettiği gibi oruç sadece kendini aç bırakmaktan ibaret değildir.

"Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü (kem) söz söylemesin. Kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene iki defa "Ben oruçluyum"desin ve uymasın. Ruhum yed-i kudretinde olan Allahu Teâlâ (c.c)'ya yemin ederim ki; oruçlu ağzın (açlık) kokusu, Allah indinde misk kokusundan daha temizdir. Cenab-ı Hak buyurmuştur ki: "Oruçlu kimse benim rızam için yemesini, içmesini ve cinsi arzularını bırakmıştır. Oruç doğrudan doğruya bana edilen (riya karışmayan) bir ibadettir. Onun sayısız sevabını da, doğrudan doğruya ben veririm. Halbuki başka ibadetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir" (Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi, VI, 248, Hadis no: 897).


Kuran´ı Kerim'de "Amellerinizi iptal etmeyiniz" (Muhammed, 47/33) hükmü beyan buyurulmuştur. Farz olan Ramazan-ı Şerif orucunu kasden ve taammüden bozmak büyük bir cinayettir. İhlâsla niyet ettiği bir ameli meşrû bir sebep yokken bozmak "Ameli iptal etmek" hükmündedir. Fukaha, Resulullah (s.a.s)'ın "Kim Ramazan ayında orucunu bozarsa; onun üzerine zıhar yapan kimsenin üzerine lâzım gelen şey (keffaret) gerekir" Kefaretin nasıl olacağı noktasında ihtilaf vardır. Mezheplere göre değişiklik arzeder.

Orucu bozan ve sadece kazayı gerektiren hususlara gelince; Mükellefin herhangi bir kasdı olmadan, zorlama ve hata sonucu orucu bozulursa, gününe gün kaza etmesi gerekir. Meselâ Ramazan ayında oruca niyyet eden bir mümin, unutarak yeyip-içer veya cima eder, daha sonra da sırf cehaleti sebebiyle orucunun bozulduğu zannına kapılarak iftar ederse; günü gününe kaza eder. Zorla iftar ettirilmiş olan kimsenin veya hataen orucunu bozmuş olan mükellefin de sadece kaza etmesi gerekir. Bu durumlarda şu kaide uygulanır: Kasden ve kendi ihtiyarîyle herhangi bir meşru özrü bulunmadan Ramazan orucunu bozan mükellefe hem kaza, hem keffâret gerekir. Bunun dışında, kendi ihtiyarı olmaksızın ve meşru bir özür sebebiyle orucunu bozan kimseye, sadece gününe gün kaza gerekir.

Oruç Tutmamayı Mübah Kılan Özürler:

I) Hasta Olmak:
2) Sefere çıkmak (Yolculuk):
3) İhtiyar Olmak:
4) Hayız ve Nifas Hali:
5) Hamilelik ve Çocuk Emzirmek:

Ya da mazaret sayılabilecek başka hususlar. oruç tutulmaması için meşru bir mazaretin olması gereklidir. Mazaretsiz olarak oruç terkedilmez.


Yararlanılan eserler: Fizilal ê Qur´an, Emanet ve Ehliyet

Zakir
Ramazan ayınız mübarek olsun

“Ey iman edenler sizden evvel geçen ümmetlere farz kılındıĝı gibi size de oruç farz kılındı. Taki oruç sayesinde fenalıklardan korunasınız.“ (1)

“Adem oĝlunun işlediĝi her hayır ve sevabın ecri on mislinden yediyüz misline kadar artırılır. Fakat Oruç böyle deĝildir. Oruç sırf benim rızam için yapılan ibadettir. Onun mükafatını ancak ben veririm. Çünkü kulum yemesini içmesini ve bütün arzularını rızam için terketmiştir.“ (2)

İnsanı cahili sapıklıktan, batıli karanlıktan, kulun kula kulluk yapmasından kurtaran, ilme medeniyete, gerçeĝe, Hakk’a götüren Kur’an’ın indiĝi, içinde bin aydan daha hayırlı kabul edilen Kadir gecesinin bulunduĝu mübarek Ramazan ayına kavuşmuş bulunuyoruz. Tüm islam alemine mübarek olsun.

İşlerimiz, içinde bulunduĝumuz cemiyetteki sıkıntılar, dünya malına hırs, yada dünya zevklerine aşırı derecede sarılmak, kısaca dünya ve dünyalık meşguliyeterimiz zaman zaman bizi ibadetten alıkyomuş yada gevşeklik yaratmış olabilirler, ama bu huzurlu olduĝumuz manasında algılanmamalıdır. İnsan maddi yönden ne kadar rahat olsa da, onu tamamlayan manevi taraf ta tatmin olmadıkça, huzuru tam bulması mümkün deĝildir. Bu yüzden manevi olarak huzura kavuşmak ihtiyacını hissederiz, işte ibadet insana huzur verir, gönül rahatlıĝını bahşeder! Ramazan toplu ibadetten bir kısımdır. Bize saadet asrının aydınlıĝını getirir, bu ruh okyanusunda ruhumuz arınır, kendimizi bir çocuk kadar mutlu ve sevinçli hissederiz, zira Ramazan ayı bir fetihtir, varlıĝımızı saran nefsi emmareye karşı, şeytanlara karşı, şerr güçlerine karşı bir fetihtir.

Malumdurki her türlü dünya işlerimizin bir hazırlık safhası vardır, ebedi hayatımızın da ibadetlerimizin de bu şekilde bir hazırlık safhası vardır ve olmalıdır. Ramazan ayı girerken bu hazırlıĝı sadece evde, sofrada, mutfakta düşünmemek gerekir, elbetteki akşama kadar aç kalan oruçlunun iftarını açması icin hazırlık yapması gerekir ama esas hazırlık ibadette olmalı!.. İbadet için hazırlıklı olmak, ramazan boyunca hatim okumak, geceleri teravih namazını kılmak, dini sohbetlerde bulunmak ve bir yılın muhasebesini yapmaktır. Evet gerçek hazırlık; iç dünyamızı zenginleştiren, imani, ahlaki, ruhi ve ictimai hasletlerimizi artırıcı hazırlıklardır.

Oruç ferdi bir ibadet olduĝu gibi aynı zamanda toplumsal bir ibaadettir de, oruc yüz milyonlara hitap eden, yer küresinin en ucra bölgelerine kadar yayılan ve milyarlara ulaşan manevi bir güç kaynaĝıdır, onun içindirki; oruç sadece müslümanlara farz kılınmamış, aynı zamanda bizden önceki ümmetlere de farz kılınmıştır, Bir başka ifadeyle, bugün yeryüzünde yaşayan tüm insanlık oruçla şereflendirilmiştir, ancak bir kısmı daha sonraları bu ilahi emirleri ya kendi nefislerinin istediĝi şekilde deĝiştirmiş, yada tamamen ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Oysa orucun insana hem bedeni hem de manevi çok faydası vardır. Manevi olarak insanı kötü alışkanlıklardan alıkoyar, melekleştirir, bedeni olarakta, yer yüzünde adaleti saĝlar, zenginle fakiri eşleştirir, zengin fakirin halinden anlar, açlıĝı fakirliĝi anlar.

Bir mümin için en önemli şey Yüce Allah’tan gelen emirleri aynen kabul etmektir, yukarda saydıĝımız ve daha sayamadıĝımız bir çok sebepten dolayı deĝil de, bana göre sırf Allah emretti diye bu ibadeti yerine getirmeliyiz, ben öyle her şeyin illada faydalarını, her yasaĝın illada zararını öĝrendikten sonra boyun eĝmenin uygun olamıyacaĝını düşünüyorum. Yaparsam bu ibadeti sevap alırım, cennete giderim, yapmazsam cehenneme giderim düşüncesinden daha ziyade, bu Allah’ımın bir emridir, ondan dolayı da yaparım seve seve yerine getiririm“ demek daha iyidir, siz varın Allah rızası için yapın ibadetinizi sevap ve ceza meselesi onun bildiĝi bir iştir. Yeterki O’nu razı etmeye çalışalım..

Oruç tutmaktan maksat dini bir vazifeyi ifa ederek Allah’ın emrini yerine getirmektir, Bununla beraber orucun sıhhi, ahlaki, ve ictimai bir takım faziletleri ve hikmetleri de vardır.

Bedeni bir ibadet olan orucun maddi manevi faydaları çoktur. Oruç şehveti kırar, vücuda saĝlık getirir, ihtirasları dizginler, iradeyi güçlendirir, insani duygu ve düşüncelerini inceltir, sabırlı va dayanıklı olmayı saĝlar, insanı şefkatlı ve merhametli yapar. Oruçlu açlıĝın ne demek olduĝunu anlar. Oruç maddi arzuları zayıflatırken manevi duygulara güç verir. Müminin gönül gözünü açar, şehvet peşinde koşmayı engeller, güzel sıfatların kazanılmasına vesile olur.

Oruç sadece aç kalmaktan ibaret deĝildir, oruçlu insan dilini yalandan, dolandan, gıybetten, dedikodudan alıkoymalı, kulaĝını kötü söz dinlemekten, gözünü harama bakmaktan sakınmalı, kalbini vesveselerden uzak tutmalıdır. İşte böylesi bir durumda insan tuttuĝu orucun manevi deĝerini daha iyi idrak eder. Ramazana ayının deĝerini belirten bir kaç hadisle yazıma son vermek istiyorum.

Oruç riya karışmayan bir ibadettir, bunun için Kudsi hadis Allah teala „Oruç benim içindir, onun mükafatını ben vereceĝim,“ buyurmuş (Buhari)

„Oruç tutunuzki sıhhat bulasınız“ (3)

“Her şeyin bir zekatı vardır, vücudun zekatı da oruçtur, oruç sabrın yarısıdır“ (4)

“Bir kimse oruçlu olduĝu halde yalanı, dedikoduyu, yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah’ın onun yemesini içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.“ (5)

“Oruç kötülüklere ve cehenneme karşı bir kalkan ve bir siperdir.“ (6)

Yüce allah cümlemizin oruçlarını kabul etsin. Bu mübarek ayın müslümanlar arasında birlikteliĝe, kardeşliĝe islamı şuura vesile olmasını diliyorum.
-------------- -------------------------
1) Bakara/183
2) Tecridi Sarih 6/300
3) Tergip Terhim 11/232
4) Tergip Terhim 11/208
5) Tac 6/253
6) Fethul Kebir 2/206

M.Nureddin Yekta

Mezlum.Com’a saldırı

19.11.2003 saat 00:00 sularinda sitemize saldiri düzenlendi. Dergimizde bazi yazilarin silindigini gördük, bu ne ilk nede son saldiri olacaktir biliyoruz ama düsmanlarimiz bilsinlerki biz saldirlarla pes etmeyiz, yolumuz haktir Hak yolda devam edecegiz.

Surasi cok dikkat cekicidirki gerek islami siteler gerekse de kürd siteleri arasinda en cok saldiriya maruz kalan Dengê mezlûma, demekki bir cok taguti sistemlerin usakalrinin kalbine korku salmis olacakki bütün gücleriyle üzerimize geliyorlar, bu bir savastir Hak ile batilin savasi elbetteki biz galip cikacagiz cünkü biz Hak yoldayiz!... Allah Nurunu tamamlayacaktir kafirler mustekbirler ve zalimler istemezlersede!...
Bu münasebetle dergimize yapilan saldiriyi lanetliyor, cihadimiz mübarek olsun diyoruz.

Dengê Mezlûma

Kadir geceniz mübarek olsun! - M.Nureddin Yekta

Yüce Allah; en büyük mucize olan Kur’an-ı Kerim’i, Peygamber Efendimize mubârek Kadir gecesinde indirmiştir. Bütün insanlığa huzur ve saadet yollarını gösteren Kur’an-ı Kerim’dir. Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), bütün insanlığı Kur’an-ı Kerim ile aydınlatmıştır. Yüce Allah Kadir sûresinde şöyle buyurmaktadır:
 

“Doğrusu, Biz, Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrail, o gece Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”(1)

Kadir gecesi, azamet ve şeref gecesi demektir. Bu geceye Kadir gecesi denilmesinin sebebi de; bu gece içinde kadri yüce bir kitabın Cibril-i Emin vasıtasıyla, Sevgili Peygamberimize gönderilmiş olmasıdır. Nitekim Bakara suresinde Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır .”(2)

Bu ayetten anlaşılıyor ki, Kur’an-ı Kerim, Ramazanı şerifte ve Kadir gecesinde indirilmiştir. Peygamber Efendimizin en büyük mucizesi Kur’an’dır. Sevgili peygamberimiz, kalpleri onunla fethetti, gönülleri onunla nurlandırdı, insanlığı onunla hidayete ulaştırdı. Bu bakımdan Kadir gecesi, şerefli ve nurlu bir gecedir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde:

“Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve mükafatını da Cenab-ı Haktan bekleyerek, ihya ederse, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır”(4) buyurmuşlardır.
 
Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Yani onun feyiz ve bereketi, bin aylık ibadetle elde edilecek sevap ve mükâfat ile eş değerdedir. Bu geceyi hakkıyla değerlendirmek, ibadet, dua ve istiğfar ile ihya etmek, ebedi alemde bin ay kadar bakî ve bereketli bir ömür kazandırır. Aslında, bu gecenin değeri günle, ayla ölçülemeyecek derecede büyüktür. Bunun için, Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğu Kur’an-ı Kerim’de beyan edilmiştir.

Rasul-i Ekrem Efendimiz, Ramazan-ı şerifin son on gününün gecelerinde, kendilerini daha çok ibadete verirlerdi. Bu gecelerde, aile fertlerini de uyandırırlardı. Hz. Ayşe validemiz, bir gün kendilerine şöyle bir soru sormuşlardı:

“Ya Resûlellah! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilir ve o geceyi idrak edersem, Cenab-ı Hakka nasıl duada bulunayım?"

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“De ki; ya Rab! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.”(5)

Bin aydan hayırlı olan bu geceyi ihya etmek, insan için ne büyük bir mazhariyettir, ne büyük mutluluktur.
O gece; mü’minler için baştan sona kadar selâmdır, hayırdır, berekettir. Ne mutlu bu geceye kavuşup ihya edebilenlere!
------------------------------------------------------
1 Kadir Sûresi,97/1-5.
2 Bakara,2/185.
4 Tecrid-i sarih c.1, s. 45.
5 Sünen-i Tirmizi terc. C.2, s.78 H.No:792.
 
M.Nureddin Yekta
İstanbul patlamaları kime yaradı? - Zakir

Rahman, Rahim ve Şedi´dül İqab olan (c.c)´ın adıyla:

Müslümanların ramazan bayramını tebrik eder, bütün mazlum ve mağdurların kurtuluşuna vesile olmasını Cenabı Mevla´dan dilerim.

Bilindiği üzere İstanbul´da üst üste bir hafta arayla iki bombalı saldırı yapıldı. Sinagoglara yapılan saldırılarda 27 ölü ve 300 küsur yaralı, ikinci patlamada ise ölü ve yaralı sayısı katlandı. Peşinen söyleyelimki Cami, Kilise ve Havra (Sinagog)´ların saldırı mekanları seçilmesi kim tarafından yapılırsa yapılsın tek kelimeyle çirkeftir. Savunmasız sokak insanına saldırı yapılması asla kabul edilemez. Çocuk, kadın ve yaşlılara hakeza! Lakin haksızlıklar ve karşılıklı haksız saldırı ve zulümler medeniyetleri tehdit eşiĝine getirmiştir. Maalesef!..

Patlamalardan sonra çok şeyler söylendi, tartışıldı. El kaide´nin parmağı var, ingiltere´deki El- Kuds gazetesini arayan birinin olayı El- Kaide adına üstlendiği söylendi. Bahsi geçen örgütün Türkiye bağlantısı Hizbullah, Kuzey Irak´lı Ensarul İslam yaptılar dendi. Söylendi de söylendi. Netice olarak ne El Kaide kesin olarak üstlendi, nede başka bir grup! Sinagog saldırılarında Kamyon´da ölen iki Kürd gencinin DNA testlerinden çıkması El Kaide bağlantısı ihtimalini kuvvetlendirdiği belirtildi. İstanbul polis müdürü patlamaların İBDA_C tarafından gerçekletirildiĝi şeklinde açıkladı. Dış baĝlantıların aratırıldıĝı notu düşülmesi unutulmadı. Yani işin uzmanları münasip sebepler aramaya çalışıyorlar şeklinde algılanabilir!

Kimin yaptığı ve neden yaptığı kesin olmayan bu saldırıların Avrupa birliği karşısında (Kıbrıs konusunda ) köşeye sıkışan Türkiye Cumhuriyetinin ilk başta işine yaradığı söylenebilir. Eski MIT. Müsteşarı Mehmet Eymür´ün Arena programında söyledikleri üzerinde düşünüldüğünde ve Türkiye´deki derin devlet hikayesi hatırlandığında patlamaların bizzatihi derin devlet tarafından yapılmış olabileceği ihtimali insanın aklına gelmiyor deĝil doĝrusu. Olay; adı çıkmış olan el kaide ye bağlanır ve onlarda emellerine kavuşurlar olur biter.
Onlar yani TC. Emellerine kavuştu mu bilinmez? Bilinen o ki AB´den TC. ´nin üyeliĝinin terör nedeniyle askıya alınabileceĝi açıklamaları Türkiye´nin emellerini kursaĝında bıraktı gibi görünüyor! Bir atasözümüz var bilmem bilirmisiniz? Neye niyet neye kısmet? Şayet patlamalar TC. Derin devleti tarfından işlenmişse. Yok şayet denildiĝi gibi İbdac tarafından işlenmişse yada dış baĝlantıları varsa onlarda emellerine kavuşmuşlardır herhalde bir amaç güdüyor idiyseler. Herkesin sorması gerekir ne amaçla savunmasız sokak insanına va ibadethanelere saldırdınız diye? Yok eĝer Mossad yada Cıa gibi şebekeler yapmış ya da yaptırmışlarsa onların izini sürmek bir hayli zordur.

Nitekim bilindiği gibi Türkiyede 30 bine yakın ´faili meçhul cinayetler `aydınlanmadı. Derin devlet tarafından bu cinayetlerin işlenmiş olduĝu herkesçe bilinmektedir. İstanbul patlamaları derin devlet tarafından işlenmiş olamaz mı?
Günah keçisi de hazır! El Kaide. Hangi taşı kaldırsanız bu örgüt çıkar altından. Hiç de inandırıcı görünmememektedir. Irak´daki saldırıları anlamak mümkün. Çünkü amerika orayı işgal etmiştir. Gerek yerli halk gereksede dışardan gidenler işgalci durumun da olan ABD ve müttefik güçlerini atabilmek için saldırılar düzenlemektedirler. Ancak yüzlerce müslümanın ölümüne sebep olacak sokak ve sinagog´lara saldırılar neden yapılmış olsun ki? Amerika´nın yanında yer almasından dense olabilir desek bile?
Neden sinagoglar ve sokaklar! Başka bir ihtimal insanın aklına geliyor. İsrail yapmış olamaz mı? Dikkatleri kendi mazlumiyetlerine (mazlum olmadıkları halde) çekme noktasında istihbaratları üzerinde yoktur. Bu da bilinmektedir. Ayrıca Türkiye açısından, kaldı ki bu tür olaylar bahane edilerek yüzlerce müslüman tutuklanıp sorgulanması olayların perde arkasına ışık tutmaktadır. Derin devlet tarafından öldürülen “Uĝur Mumcu” bahanesiyle yüzlerce müslümanın tutsak edilmesi hafızalardan ne çabuk da silindi. Buna benzer bir sürü cinayetler ve maĝdur müslümanlar!

Suriye bu patlamalar bahanesiyle 22 kişiyi aileleriyle beraber TC.´ye teslim etmiştir. Apo´yu 20 yıl boyunca savaşın eşine gelene dek koruyan Suriye Müslümanlar söz konusu olduĝunda ne kadar da aceleci davranıyor. (Teslim etmek için) Buda ayrı bir püf noktası! Teslim edilenler de daha önce o ülkeye sıĝınmış olan TC. Rejimiyle sorunlu olan insanlar yada oraya okumaya giden gençlerdir.

Welhasıl kimin yaptıĝı belli olmayan bu saldırılar yüzlerce masum insanın ölümüne ve yaralanmasına sebep olmuştur. Türkiye ve komşu ülkeler (özellikle Türkiye ) olayı işine geldiĝi gibi kullanacaktır. Nitekim olaydan sonra 150 kişi gözaltına alınmış güya olaylarla baĝlantıları var diye onlarca müslüman zindana atılmışlardır. Bazıları bayanlardan oluşturmaktadır. Bahane hazır yardım ve yataklık!.. Yani anlayacaĝınız yine müslümanım diyen insanları TC. ´de zulüm ve haksızlıklar beklemektedir!..

Zakir
2003.12.09

Roj roja serhildanê ye, roj roja yekîtiyê ye, roj roja serkeftinê ye!

Gelî xuşk û birayên Kurd! Va pênc hezar sal e ku hun bi şeref û namûsa xwe li ser erdê dayika xwe ya Kurdistan dijîn! Ew axa te ya ku ta îro bêşîga şareztiyên cihanê bû, lê mixabin îro dijminên me dixwazin ev welatê birûmet tune bikin!..

Dijminên me karibûne ku welatê me dager bikin lê tu demî nikaribûne ji xwe re bikin welat û dîsa tu demî bi çavên welatî lê nenhêrine! Ji ber wî ye ku va bi sed sala ne her çiqas Kurdistan’a me di bin dest dijiminan da be jî, wan nexwestine ku vî welatî ava bikin, her çûye xirav kirine, talan kirine, çima? Ji ber ku pirr baş dizanin ku ev axa ji wan re nabe welat!

Ji boy wî ku va bi sed sala ne ta îro, tu mafekî mirovane ji boy kurda nahat naskirin, kurd her tim hatin kuştin, hatin asîmîlekirin, hatin înkarkirin, bi komkujiya hatin binerd kirin, xêrê ser erdê û bin erdê yên me hatin talankirin. Kurd ji mafên xweyên mirovane hatin mehrum kirin.

Bi navê failê mechul gelek kurd bê mehkeme û bê îfade hatin infazkirin, zarokên me jî wek mezinan mehkûmê idamê kirin, di ser gundên me de girtin, jin û zarok û mezin û biçûkên me li meydanên gunda civandin, wan tazî kirin, li hember jin û zarokên me rezîlkiirin, bi me henekên xwe kirin û kêfa xwe bi me anîn, tecawizê namûsa me kurdan kirin, leşkeran bi namûsa kurd dilîst mezinên wan jî ev rezaletên wan baş didîtin û erê dikirin.

Di bin çav de û di nezareta doktorên xwe de hemî şeklên şkencên xwe li ser me kurda bikar anîn, sîlehên xwe li ser me ceribandin, poz û guhên şehîden kurdan jêkirin ji xwe re kirin tizbî û bi me dilîstin, serê şehîdan jêkirin danîn ber laşên wan û lingê xwe danîn ser laşê şehîdan wêneyên xwe kişandin û ji malbatên xwe re wek bîranîneki dişandin, çapemeniya wan bi vî awahî me teşhîr dikirin û digotin emê hemî kurda bi vî awahî tunebikin. Bi vî jî dilê wan rehet nedibû, trampêlan bi tev rêwiyan ve dişewitandin, malên me dişewitandin û jin û zarokên me bi zîndîtî davêtin nava agir, ciwanên kurda bi komkujiyê di çalan de vedişartin, dîsa jî têra wan nedikir! Laşên mi ji çalan derdixistin û bi kûçikên xwe didan xwarin! Hukûmetên dagirkera wiha li me zilim dikirin û gelên wan ku me kurda ji wan re bi mislimanî, an demokratî, an jî sosyalistî bira digotin wan jî lê temaşe dikir û çepik digirtin.

Daristanên me şewitandin, avên me jarî kirin, erdên me kirin zeviyên mayina, zêdeyî deh hezar gund û mezrên me xiravkirin, şewitandin, valakirin, bi milyonan kurdan ji warên wan derxistin, di metropolên xwe de mehkûmê birçîbûn û feqiriyê kirin, bi sed hezaran mirovên me di zîndanan de rizandin, jin û zarokên me li derê zîndana rezîl û ruswa kirin, bi destê çete û mafyayên xwe kom bi kom ciwanên me şandin dervayê welat, bi vî awahî hem xwestin Kurdistanê bê kurd bihêlin hem jî bi awakî qirêj aboriya xwe dewlemend bikin.

Îro li cihanê zimanê benda jî ne qedexe ye, lê dijminên me zimanê vî gelî ku pênc hezar sale li ser erda xwe dijî qedexe kirin, ji me re mafê hindika jî zêdê dîtin û nedan me!

Zimanê me qedexe kirin û nehîştin em bi zimanê xwe bifikirin, bigirîn, bikenin, çanda me xiravkirin, stranên me hatin qedexe kirin, li dîrok û cejnên me bûne xwedî, warên me yên dîrokî di bin avê de hîştin daku dîroka me wunda bikin.

Kurda her çiqas ji boy mafên xwe yên mirovane serhildan çêkirin jî, her tim bi awakî ne mirovane û barbar hatin qetliamkirin, ne mezin û pêşmergên me, ta zarokên di zikê dayika xwe da bûn jî bi serê singûya hatin kuştin, di oparasyon û enfalên xwe bi sed hezaran kurd kuştin, bi Mehabad û Zilan û Halabçe û Dersim û Agirê yê dîsan bi sed hezaran kurd bi komkujîyê hatin wenda kirin. Lê dijminan bi tu awahî nikaribûn pêşî li azadiya kurdan bigirin. Her çiqas îro jî dixwazin hemî Kurdan wenda bikin, Welatê me ji dest me bistînin lê ne mimkin e! Îro gelê Kurd li ser piya ye û ta azadiyek serbixwe li doza xwe xwedî derdikeve.

Van bûyerên dawîn sinor ji navbera her çar parçê Kurdistanê rakirine, îro Kurd yek parçe ne, yek dil in, yek ruh in yek laş in!

Îro roj roja yekîtiyê ye, îro roj roja, biratiyê ye, îro roj  roja serhildanê ye!

Haydî gelî xuşk û bira boy azadiyek serbixwe em hemî dest bidin hev, azadi pirr nêzîk e!

Bijî Kurd, bijî biratî, bijî yekîtî!

Bijî Kurdistan
Hereketa mezlûmên Kurdistan

Bayramınız mübarek olsun, iyi amelleriniz devam etsin

Kalpte incelik, vicdanda duyarlılık meydana getiren, bu sayede fakirlerin, yoksulların hallerini düşündürecek insanda yardımlaşma hissini uyandıran, böylelikle müslümanlar arasında sosyal dengenin sağlanmasına yardım eden, kin nefret, düşmanlık ve bencillik gibi bayağı, kötü duyguları kaldıran, mutluluk içinde yaşamalarına vesila olan, farziyeti Kur’an, Sünnet ve icma ile sabit olup, hicretin ikinci yılında farz olan islam binasının ana direklerinden biri olan mübarek Ramazanı Şerif ayını geride bırakarak Ramazan bayramına kavuşmuş bulunuyoruz.

Kandil geceleriyla başlayıp, üçaylarla devam eden ve mübarek Ramazanı Şerif ayı ile her tarafı kuşatan bu mübarek ve rahmeti bol mevsim içinde kazandığımız ibadet, ahlak, temizlik ve güzel alışkanlıklarımızı Ramazanın bitimiyle terketmiyelim. Nefislerimize zor gelmiş olsa bile elde ettiğimiz bu güzel hasletlerin devamı için azmimizi kırmayalım. Unutmayalımki insanı mutlu eden en önemli duygulardan biri de, başladığı, plan ve programa aldığı bir işi bitirmek ve sonunda da semeresini görmesidir.

Bir muallimin toplum için yetiştirdiği talebelerinin topluma olan katkısını seyretmesi, bir usta veya sanatkarın yaptığı iyi bir eser ve işi faydalı şekilde çalışır durumda görmesi, bir bahçevanın emek verip, alın teri dökerek, diktiği fidanların meyve verdiğini görmesi ne kadar sevindirici bir olaysa, bir insanın da kötü ahlaklarını bırakıp, kirli maziyi terkederek yeniden elde ettiği güzel ahlak ve hasletlerin semeresini de görmesi o kadar sevindiricidir. İşte bu sevgi, haz ve mutluluğun kaynağı devamlılık, sabır ve azimdir.

Ramazanın bitmesiyle bu güzel ahlak ve alışkanlıklarımızı bırakmayalım. Unutmayalımki; maddi hayatımızın devamı için, nasıl günün muayyen saatlerinde beslenmeye muhtaç isek, aynen o şekilde ruhi hayatımızın saadetinin devamı için de, Allah’ın emrine imtisal ederek elde ettiğimiz güzel hasletleri devam ettirmek gerek, Yüce Allah’ın emirlerini sürekli olarak nefsimizde tatbik etmeliyiz. Allah’a olan kulluk borcumuzu unutmamalıyız, çünkü ibadetler insanın manevi yapısını besler ve kuvvetlendirir, insan maneviyattan uzaklaştıkça bunalımlardan kurtulamazlar, asrımızdaki bunalımların, çılgınlıkların, vahşiliklerin temelinde maneviyatsızlık yatmaktadır.

İbadet insanın manevi hayatını parlatır, nurlandırır, huzur verir, refah verir, mutluluk verir. Gerek aile içinde gerekse de toplumda esenlik verir. Ramazanda kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı Ramazandan sonra da devam ettirelim. Bu güzelliklerin şahsımızda, ailemizde, neslimizde, çevremizde, toplumumuzda hatta dünyamızda yerleşmesine çalışalım, nefsine yenik düşen zayıf iradeli insanlara yardımcı olalım. Aksi takdirde iyi amellerimizi, hayırlı işlerimizi ve ibadetlerimizi terketmek, yeniden ruhumuzu açlık ve dertlere, sıkıntılara bırakmaktır. Bol ve bereketli yağmurdan sonra kuraklığa duçar olmuş topraklar gibi, manevi ve ruhi hayatımızın yeniden aç ve sussuzluğa terkedilmesi demektir. Bu da nefis ve şeytan, kötü ahlak ve alışkanlıklarına karşı kazanılan zaferden geriye adım atmaktır.

İleriye, başarıya ve yükselmeye giden yol, elde edilen bunca manevi servetin yeniden heder edilmemesidir, Zira hizmette devamlılık başarının altın anahtarıdır.

İnsan yaratılışı itibariyle alışmıs olduğu huy ve alışkanlıkları takip etmek, onları tekrarlamak ister. Çünkü hayatını alışkanlıklarının akışı içerisinde sürdürmek insana kolay gelmektedir. Bir başka ifadeyle, kişi alışkanlıklarının adeta esiridir. Yoğun olarak çevrenin tesiri altında kalan insan, dikkat edilmediğinde kendisini yenileyip tazeleme ihtiyacını hissederken, farkına varmadan kötü alışkanlıklar kazanabilmekte, bu da onu önce kendisine, sonra da çevresine zararlı bir mahluk haline getirmekte, zaman zaman vicdan azabına sürüklenmekte ve onun mutsuzluğuna sebep olmaktadır.

İnsan, iyiliğe de kötülüğe de yönelebilen karekter ve kabiliyette yaratılmıştır. Nitekim “Kişiye ve onu şekillendirene, sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene andolsun” ayetlerinde, insanın iyilik ve kötülükten her birini yapabilir durumda yaratıldığını, “….Dilediğinizi işleyin…” ayetinde, insanın seçme ve beğenme hürriyetine sahip olduğunu, “Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görür, kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür” ayetlerinde, insanın yaptığı iyiliklerin karşılığını iyilik olarak, kötülüklerin karşılığını da kötülük olarak göreceğini, “iyilik yapın” ayetinde de, insanın iradesini iyilik yönüne çevirip hayır yapmasının emredildiğini göstermektedir. Hak Teala’nın emir ve yasaklarında insan için hep iyilik, hikmet ve fayda vardır. Her insan da, emir ve yasakların altından kalkabilme gücüne sahiptir. Yüce Allah, altından kalkılmayacak emirler vermemiştir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de; “Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yük yüklemiştir…” şeklinde buyurulmuştur. Ramazan ayı bu hakikatın en güzel ve bariz misalıdır.

O halde bu mübarek ayda kazandıklarımızı kaybetmek bir yana, onları daha da güçlendirmek, çoğaltmak ve korumak en başta gelen görevlerimizden olduğunu unutmayalım.
Bu vesileyle hepinizin Ramazan Bayramınızı candan tebrik eder, her iki dünyada saadetler diler, selam sevgi ve saygılarımı sunarım sevgili okuyucularım.

M.Nureddin Yekta
 
Kürdler niçin ve neyi bekliyorlar?

Amerika'nın Irak'a saldırması ve Saddam'ın o meşhur kuvvetlerinin kısa zamanda dağılmasıyla Irak bir kördüğüme dönüştü, bir çok yerde zaman zaman ABD askerlerine karşı saldırılar düzenleniyor ve "savaş bitti" sözünden sonra günden güne ABD askerlerinin kaybı daha da artıyor, ancak Güney Kurdistan'da sakin bir hayat sürüyor. 13 yıldan beridir kendi idarelerini sağlayan ve günden güne tüm dünya gözünde pozitif not alan Güneyli Kürdlerin hala neden Federal Kurdistan'ı ilan etmediklerini ve hala iki ayrı parlemento halinde Güneyi idare ettikleri merak konusu. Oysa yıllardır edindikleri tecrübeden dolayı tek bir hükümeti kurarak bu sorunu çözmeleri gerekirdi. Kanaatimizce Güney’de bir federal devletin ilan edilmesi çok geciktirilmiştir.

1992’de seçimler yapıldı ve yapılan genel seçim sonucunda bir hükümet kurulmuştu, ancak daha sonra KDP ve YNK arasında çıkan kardeşler arası çatışmasında iki ayrı hükümet kuruldu ve o günden bu yana hala iki hükümet tarafından idare ediliyor. Oysa bu seçimlerin sonsuza dek sürmemesi ve Güney Kürdistan'da yeniden seçime gidilmesi bir zarurettir.

Irak'ın ABD'nin eline geçmesinden sonra malum Irak ordusu dağılmış, arap bölgeleri genelde aşiretlerin eline bırakılmıştır, eğer bugün Kürdler kendi aralarında seçimle bir hükümeti kurarak devletlerini idare etmezlerse, arap aşiretlerinden farkları kalmaz. Kürdlerin hem Irak'a, hem komşu ülkelere hem de dünyaya karşı kendi pozisyonlarını güçlü kılabilmak için, acilen seçim kararı alması ve Irak’ın istikrarını veya Irak genel seçimlerini beklememeleri gerekir, çünkü Irak'ta istikrarın daha uzun zaman sağlanamayacağı biliniyor.

Bugün açıkça biliniyorki Güney Kurdistan ile Irak'ın arap bölgesi arasında çok fark var, Kurdistan hem sükunet bakımından hem de idare bakımından arap bölgesinden hatta bazı komşularından bile daha ilerdedir. Kürd toplumu kendi aralarında çok iyi bir şekilde organize olmuştur, 13 yıldan beridir kendi kendilerini idare ediyorlar. Ayrıca kürdlerin Irak Hükümet Konseyinde arapların sahip oldukları nüfustan daha fazla bir etkiye sahiptirler. Denilerbilirki bugün her ne kadar Irak konseyinde 5 kişilik bir heyetle temsil ediliyorlarsa da konseyin Kürdler tarafından idare edildiği de bilinen bir gerçektir, çünkü mevcut konseyde bulunan arapların çoğu siyasi tecrübeden uzaktır.

Federasyonun gerek kürdler gerekse de araplar tarafından kabul edildiğini biliyoruz, ancak kürdler ve arapların federayosyonun şekli konusunda hem fikir olduklarına inanmıyoruz. Bunun için bir an önce Güney Kurdistan'da seçime gidilmesi, tek bir hükümetin kurulması ve tüm tarihi toprakları (Kerkuk-Musul dahil) ulusal sınırlar içerisine alarak Federal Kurdistan'ın ilan edilmesi gerekiyor.

Kürd halkı, her iki Kürd lider Sayın Mesud Barzani ve Sayın Celal Talabani'den bunu bekliyor, bu liderlerin tarihi görevlerini yerine getireceklerini ümit ediyorum. Kendilerine ve orada emeği geçmiş tüm kürd halkına başarılar diliyorum.

28.11.2003
 
M.Nureddin Yekta
 
Abdullah Gül Kürdleri uyarıyor

Derin devletin kuklası sözde Başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı bay Abdullah Gül dün yine arslan kesilerek herkese tehdit yaĝdırmaya başladı. Kendini dev aynasında gören bakan Donkişot misalı nerdeyse yel deĝirmenleriyle savaşa duracak!.. Kürdlerin asırlardır işgalcilerin zülmü altında inim inim inlediĝini göremeyen sözde müslüman bakanın, dün nerdeyse bütün dünyaya meydan okurcasına “herkesi uyardık” diyor, sanki yeryüzünün tek hakimi onlarmış gibi!..

Sanki uyarsalar da bütün dünya esas duruşa geçecekmiş gibi!… Yerine göre kemalist, yerine göre demokrat ve laik, yerine göre de müslüman kesilen bakanın dünkü sözleri çok garipti!.. Bir zamanlar ümmetçilikten bahseden ama eline iktidar nimeti geçince “Kitabın bir kısmına inanır diĝer kısmını inkar edercesine” Yüce Allah’ın kürdlere verdiĝi hakkı görmemezlikten gelen bakanın, Allah’ın lanetlediĝi zülmü kürdlere reva görmeye başladı. Oysa Yüce Allah “bizleri ayrı ayrı kavim ve milletlere ayırdıĝını ve türklerin kürdlerden üstünlüĝünün olmadıĝını” (Hucurat/13) da çok iyi bilen bakan, her nedense Allah’ın kürdlere verdiĝi hakkı biraz fazla bulmaya başladı.

“Allah dileseydi elbette (insanların) hepsini bir tek ümmet de yapardı. Fakat dilediğini rahmetinin içine koyuyor.
Zalimlere gelince onlara ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (Şura/8)

Malum bakan dün; “özellikle Barzani ve Talabani başta olmak üzere ABD’ye önemli uyarılar yaparak şöyle konuştu: “Eğer yanlış adımlar atılırsa ve Irak’ın toprak bütünlüğünü, siyasi bütünlüğünü tehlikeye sokacak adımlar atılırsa, bu Irak’ta yeni bir tehlikenin başlangıcı olacaktır. Yeniden acıların ve gözyaşının başlangıcı demektir. Herkesi uyarıyoruz. Barışçı bir şekilde herkes kendi toprağına sahip çıksın, herkes kendi halkı ile birlikte, kendi tabii kaynakları ile birlikte refah içinde demokratik ve huzurlu bir Irak’ı oluşturmaya uğraşsın. İnanıyorum ki bu çerçevede adımlar atılacaktır. Irak’ın, özellikle Kerkük’ün demokratik yapısını değiştirmeye uğraşmak çok tehlikeli bir adımdır.”

Behey akıllım zaten kürdler kendi topraklarına sahip çıkıyorlar, fazladan istedikleri birşey yokki!.. Doĝrunun ve yanlışın ne olduĝunun idrakınde olamayan bakana göre doĝru „Türk menfaatlerini koruyan herşey“, yanlış ise „türk menfaatlerine zarar veren herşey“ dir. Bakana göre, bir devlette birkaç bin türk varsa onların devlet kurma hakkı vardır, ama öte yandan sayıları onmilyonları geçen kürdlerin ebediyen başkalarının esiri olarak yaşamak zorunda olduĝunu, bunu da doĝru olarak ilka ediyor, bakın nasıl da tehdit ediyor bay bakan, „yanlıs bir adım atılırsa yani kürdler federasyondan yada baĝımsızlıktan bahsederlerse yanlış adım atmış olurlar bu da eskiden olduĝu gibi yine onbinlerce kürdün kanını dökmeye sebep olacaktır diyor, kann, ölüm, katliam vs.den başka bir şey düyünemiyorlar türk devleti idarecileri, zaten onyıllardır kürdlere verdikleri kardeş payı da budur. Zilan’da, Mutki’de, Dersim’de Şeyh Said serhıldanında, Aĝrı serhıldanında yaptıklarını bize hatırlatıyorlar. Kerkük’teki türkmenler yeni akıllarına geldi, 80 yıldır arap rejimi ve Baas katliamıyla başbaşa kalan türkmenlere hiç sahip çıkılmadı, 40 yıldır ordaki zülme karşı savaşan kürdlere yardımcı olunmadı, hatta türkmenler Saddam’a koruculuk va ajanlık yapıyorlardı, oysa 13 yıldır Kurdistan bölgesinde kalan türkmenler hayatlarının altın çaĝını yaşıyorlar, peki neden arap bölgesinde kalan türkmenler hakkında bir şey söylenmiyor? Kurdistan’daki azınlık türkmenleri kürdlere karşı kullanmak istiyorlar, oysa türkmenler hayatlarından çok memnunlar, zira onlar zülmeden deĝil zülme uĝrayan bir milletin egemenliĝi altındadırlar, elbetteki kendilerine her türlü hak verilecektir ve verilmiştirde!..

Bay Gül, Kur’an’ı okuduĝunu ve anladıĝını da biliyoruz, ancak okumak anlamak yeterli deĝildir dostum! İnanmak ve yerine getirmek esastır dinimizde, yoska okuyup tersini yapanların durumu Kur’an’da açıkça ifade edilmiştir

„Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin haline benzer. Allah'ın ayetlerini yalanlayan topluluğun durumu ne çirkin! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola çıkarmaz.” (Cuma/5)

Bay Gül, sana fazla bir şey yazmak istemiyoruz ancak, yaptıklarınızla bir kaç ayetin şümulüne girdiĝinizi hatırlatmak istiyorum:

”Her kimi de Allah şaşırtırsa artık bundan sonra ona hiçbir dost yoktur. O zalimleri azabı gördükleri vakit: "Geri dönmeye bir yol var mı?" derken göreceksin.” (Şura/44)

”Allah'a karşı yalan söyleyen ve doğruyu da kendisine geldiği vakit yalanlayan kimseden daha zalim (haksız) kim olabilir? Kafirlerin yeri cehennemde değil midir? “(Zumer/32)

Saddam sizin için bir örnek olmalıydı, bilmelisinizki zülmün sonu yoktur, bugün tahtınız varsa yarın olmayabilir. Daha düne kadar Saddam’ın Irak’ın her şehrinde muhteşem birer köşkü vardı, ama gel gelelim sonunda başı bitlerden temizlenecek duruma geldi!... Bunu unutmayın, sizin de başınız bitlenmeden kendinize gelin ve hakkı inkar etmeyin, yoksa aĝır cezaya çarpılırsınız, bir gün sizin de başınıza biri musallat olur, kaçacak delik arıyacaksınız bu çok uzak deĝildir, artık başınızı kumdan çıkarın, Hakka dönün, bugün özür dileyip hakka teslim olursanız belki Allah ta sizi affeder, ama zamanı geçince ne kürdler nede Allah sizi affetmiyecektir bunu unutmayın!…

“O gün ki, zalimlere, özür dilemeleri fayda vermez. Onlara lanet vardır ve onlara yurdun kötüsü vardır.“ (Mümin/52)

Şunu da açıkça ifade edeyimki; artık ne yaparsanız yapın, ne kadar tehditleriniz varsa yapın, ne kadar gücünüz varsa hazırlayın, kürdlerin önüne geçemezsiniz bunu artık anlayın yahu „ne akletmez bir milletsiniz siz“ Unutmayınki türkleri ve özellikle türk devletinin bekası kürdlerle olası kardeşlikten geçer, aksini düşünmek cahilliktir, bilmemezliktir, siyasettetn anlamamazlıktır!.. Bu günden sonra artık kürdleri esir almanız mümkün deĝil, bırakın Güneydeki kürdleri Kuzeydeki kürdlerden de olursunuz!

Siz bildiĝinizi yapın, kürdler de bildiklerini yaparlar, sonucu hep birlikte göreceĝiz inşallah, unutmayınki „Küfür devam eder ama zülüm devam etmez“ Hadisi gereĝince zülmünüzün sonu geliyor, sözde müslüman devlet olmanıza raĝme hala okullarınızda başını örten kızlarımızın okumasına bile müsaade etmiyorsanız, bir halkı kendi anadilini kullanmasına izin vermiyorsanız demektirki artık zülmünüz doruĝa ulaşmıştır ve unutmayın hiç kimsenin mumu sabaha dek yanmaz ve sabah çok yakındır bay Gül, mumunuz sönmeye mahkumdur, hakkın baki , batılın ise sönmeye mahkum olduĝunu siz de biliyorsunz! Haydi son pismanlık gelmeden artık hakka dönün yoksa “Bir de o yaklaşan felaket gününü onlara haber ver ki, o zaman yürekleri gırtlaklara dayanmış yutkunur da yutkunurlar. Zalimler için ne ısınacak bir hısım (ne sıcak bir yakın) vardır, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi!“ (Mümin/18)

23.12.2003

Dengê Mezlûma

Yılbaşını neden kutluyoruz?

Sevgili okuyucular!
Miladi tarihi ile 2002 yılını da geride bıraktık. Maddi ve manevi kazanç, yada kayıplarla dolu olan koskoca bir yıl daha ömür takvimimizden yaprak yaprak kopup gitti. Ömrümüzden kopup giden koskoca bir yılın muhasebesini yapmak mecburiyetinde olduĝumuz bir haftada bulunmaktayız.
İnsan, bilhassa inanmış birer müslüman olarak, geçirmiş olduĝumuz bir senenin deĝil, her günün akşamında “bugün ne yaptım, yapmış olduĝum işlerimde dünya ve ahirete yararlı olanları var mıdır” diye düşünmemiz başta gelen görevlerimizden biridir. Bu hususta Yüce Rabbimiz bir Ayeti Kerime’de mealen şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarın (kıyamet günü) için önden ne göndermiş olduĝuna baksın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.”

Muhterem okuyucular!
Samimiyetle itiraf edelim ve kabul edelim ki; bizler, günlük, aylık yada yıllık yapmış olduĝumuz işlerin muhasebesini yaparken, işin hep maddi cephesini düşünüyor, bugün para ve mal olarak ne kazandım” diye bunun hesabını inceden inceye yapıyoruz. Ama, Allah’ın rızasına uygun olarak hangi işi yaptım, ahiret hayatim için ayeti celilenin ifadesi ile “önceden ne gönderdim” sorusunu kendimize bir türlü sormuyoruz, soramıyoruz!... Bu konuda kendimizi hesaba çekmiyoruz. Halbuki Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Hakiki mümin, dunyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını terketmeyen (kişi) dir. Diĝer bir hadiste de: “Hiç ölmeyekmişsin gibi dunyan için, yarın ölecekmişsin gibi de ahiretin için çalış” buyurarak, dünya için çalışırken ahireti de unutmamak gerektiĝini ifade etmektedir.

Koca bir yılı geride bırakarak, dünya ve ahiret işlerimizin muhasebesini yapacaĝımız bir yılın son günlerine geldik, bu günlerde ömrümüzden kopup giden 365 günün hesabını vermek mecburiyetindeyiz. Hani Efndimiz buyuruyor: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz…” Bizler bu hesabı vermeyi aklımıza getirmezsek elbetteki bir gün bu hesap bizden sorulacaktır. Bunu düşünmemiz gerekirken, ne yazıkki bazı müslümanlar aslında bizim dinimizle örf adetimizle, ananelerimizle uzaktan yakından hiçmi hiç ilgisi, alakası olmayan “yılbaşı rezaletleri, kervan ve karnavalına katılmak için bütçe hesabını yapmaktadırlar. Oysa cahiliyyeden sonra Dini mübini kabul edip tekrar cahiliyye adetlerine dönmenin Yüce Rabbimize isyan bayraĝını açıp savaş açmak manasına geldigini unutmamak gerekir. Zira Allah’a isyan etmek demek Allah’a harb ilan etmek demektir.”

Evet kardeşim!
İçinde bulunduĝumuz hafta, hiristiyan ve hiristiyanlara özenenlerce hazırlanan yılbaşı gecesi için hazırlanan radyo ve televizyon programlari, büyük şehirleri adeta istila eden hindi sürüleri, lokanta ve gazinolarda ayırtılan içki sofraları, lokal ve kahvehanelerde yenilenen kumar aletleri, bir katliam haline dönüşen kesilip evlere getirilen ve daireleri süsleyen çam aĝaçları altına kurulan içki sofraları, acaip ve şeytani kılık-kıyafetle girip evleri dolaşacak Noel Baba sürüleri, milli piyango biletleri… Bunlar evet bütün bunların hazırlıklarının yapıldıĝı haftaya girerken, bütün bunların müslüman gençlerimizin kötü yola saptırılmasına, sıcak aile yuvalarımızın manevi bakımdan söndürülmesine, bizi dinimiz ve kültürümüzden uzaklaştırmak için hazırlanan planın bir parçası olduĝunun farkında bile olmayanlarımız var. Evet dinimizden uzaklaştırılmak için kurulan birer “şeytani tuzaklardır”!..

Bildiĝiniz gibi miladi takvime göre ömrümüzden bir yılı daha kaybetmiş bulunuyoruz, yani ölüme bir yıl daha yaklaşmışız. Şöyle bir etrafımıza bir göz atıyor ve görüyoruz ki; geçen 365 günün muhasebesini yapan, ömründen koca bir yılın koptuĝuna hiçte aldıran yok gibidir. Ama çarşı-pazara baktıĝımızda bazı hazırlıkların yapıldıĝını hemen farkediyoruz. Bu hazırlıklar neyin nesi? Bu hazırlıklar hiristiyan bayramı olan yılbaşı hazırlıklarıdır Hiristiyanlar, yandaşları ve onlara özenenler bayramlarını istedikleri gibi kutlayabilirler. Ya bizler! Biz kimiz, neyiz? Hiristiyan mıyız? Neden kutluyoruz bu bayramı? Onlar bizim bayramlarımızı kutluyorlar mı? Onları Ramazan veya Kurban bayramlarında hiç camide namaz kılarken, tekbir getirirken gördünüz mü? Hayır hayırrr! Ama başta büyükbaşlardan bazıları olmak üzere kendilerini aydın sanan bazıları bu bayramı milli bayram gibi göstermek isterler ve kutlamanın ne zararı var diyorlar!.. Halbuki bu bayram milli bir bayram deĝil bir dini bayramdır ve her dinin kendisine mahsus dini bayramları vardır. Bunları milli bayramlarla karıştırmamak lazım. Kaldıki Yüce dinimiz islamla çelişen milli bayramları da yasaklamaktadır.

Müslüman olmayanların kendi dini ve milli bayramlarını kutlamalarına karışmayız. Ya biz neden odamızı, televizyon ekranlarımızı onlara açıyoruz? Niçin onlara benzemek istiyoruz? Uyan ey müslüman !.. Seni hiristiyan yapmak istiyorlar!. Seni dinsiz yapmak istiyorlar!.. Aç gözlerini uykudan!.. Bunları ne zaman öĝreneceksin!.. Ne zaman dinine sahip çıkacaksın?.. Ne zaman!…. Yılbaşının bayramlarımızla, mübarek gecelerimizle alakası var mıdır. Aralık ayının son haftası hiristiyan aleminin Noel yortusu deĝil midir?

Evet kardeşlerim!
Yılbaşı hurafesi biz müslümanlarla ilgili deĝildir. Yılbaşı hiristiyanların kutlayageldikleri bir gecedir. Çam aĝacının evlere konması onların işidir. Onlara göre baltık denizi etrafında yaşayan totenlerin bir orman ilahları vardır. Totenler de ormandan çamı kesip evlerine getirerek onun etrafında toplanıp tapınmalarının bir kalıntısıdır. Bu hurafenin bizimle alakası yoktur. Noel yortusu da Aya Nikola isimli Noel babanın çocuklara hediye daĝıtması da yine bir hiristiyan adetidir. Yılbaşına mahsus olarak hediye alıp vermek hiç şüphesiz hırıstiyanlara benzemektir.

Deĝerli kardeşlerim!
Madde hırsına kapılarak memleketlerine sıĝmayan istilacı millet ve devletler, başka devletleri baskı altına almayı adet haline getirmişlerdir. Onlar, bu istilalarını çeşitli usul ve yollarla yapmaktadırlar. İşte onların bu yollarından birisi de, başka milletlerin inançlarını sarsmaktır. Yılbaşı eĝlenceleri, çam kesip evlere koymaları, yılbaşı hediyeleri hep bu cümleden olan oyunlarındandır.

Haçlı seferleriyle başlayıp bugüne kadar devam eden istila emelleri hala sürmektedir. Bunu daha evvel savaşla, zorla, fiili istila yollarıyla denediler. Bunun başarılması mümkün olmayınca bir araya gelip dedilerki; “müslümanları” dinlerinden uzaklaştırmak adeta imkansız denecek kadar zor bir iştir. O halde biz onları mutlaka islamdan etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Peki ne yapmalı?… İslam memleketlerinde girişeceĝimiz faaliyetlerde onlara hiristiyan örflerini, adetlerini, bayramlarını, kültürünü, ahlakını aşılayalım. Akıl ve hisleriyle tamamen bir hiristiyana benzesinler, hiristiyanlar gibi yaşasınlar, gerisi çok kolaydır. Onlar zamanla islam kültürünü ahlakını yaşantısını unuturlar, tamamen bizim gibi yaşarlar.” Evet kardeşim böyle dediler ve bu metodu uygulamaya başladılar.

Bu fikirlerin ileri sürüldüĝü 1911 yılından beri acaba hiristiyan misyonerleri yukardaki planlarını gerçekleştirdiler mi? Uzun düşünmemize gerek yok sanırım. İslam alemine toplu bir bakış karar vermemize kafidir. Kumar, içki, fuhuş, çıplaklık, iffet ve haya anlayışından tutunda Noel yortuları kutlamaya kadar hiristiyan kültür ve yaşayısı birçok müslümanın hayatına girmiştir. Biçok müslüman adeta hiristiyan gibi yaşamaktadır. Öyleki müslüman dedikleri halde hiristiyan kültürüyle yetişmiş, islamın emir ve hayatından, imanın lezzetinden mahrum kalmış, dili ile müslüman ameliyle de hiristiyanlaşan bazı müstekbirler baĝıra baĝıra bu hiristiyan adetlerinin islamda da olduĝunu açıklamaya kadar cesaret bile ediyorlar. Adeta hiristiyan gibi Noel babalarını zevkle eĝlenceyle kutluyorlar.

Evet müslüman, kısaca söylemek gerekirse misyonerler planlarının ilk kısmını gerçekleştirmişlerdir. Yukardaki sözler misyonerlerin sinsi çalışma usullerini kavramak bakımından çok önemlidir. Onlar müslümanları hiristiyan yapamayınca dolambaçlı, çarpaşık yollara baş vururlar. Kendi örf ve adetlerini tek kelimeyle hiristiyan kültürünü müslümanlar arasında yaymaya çalıştılar. Batıcılık, modacılık, moderncilik, çaĝdaşcılık, ilericilik, demokratcılık, cumhuriyetcilik adı altında toplumumuzda yerleşmiş olan birçok adette hiristiyan kültürünün izleri ve eserleri maalesef mevcuttur.

Evet esefle görüyoruz ki; İslam aleminin en ucra köşelerine kadar yılbaşı hurafesi girmiştir. Bazı müslüman kardeşlerimiz de yılbaşı hazırlıklarını görmektedirler. Onların bu davranışları yanlıştır bu tür hareketlerden vazgeçsinler.

Peygamber efendimiz buyuruyorki; „ Bir zaman gelecekki sizler kendinizden evvel yaşamış insanları taklit ve takip edeceksiniz. Onları karış karış – kulaç kulaç takip edeceksiniz. Hatta onlar bir kelerin deliĝine girseler siz de o delikten içeri gireceksiniz.
Ashab: „Ya Resulüllah, takip edeceĝimiz o kimseler yahudi ve hiristiyanlar mı olacak? diye sorduklarında, Peygamber efendimiz:

„Ya kim olacaktı?“ buyurmuş.

Evet ne yazıki bugün adete bu yapılmaktadır. Unutmamalıyız ki; islama uymayan her türlü kutlamalar günahtır, müslümanların bundan mutlaka kaçınması lazımdır. Özellikle müslüman görünüpte misyonerlerin uşaĝı olan bazı devlet erkanı, siyasi inasanları sözde aydın insanların propagandalarına kanmayalım, birakın onlar kutlasınlar ve „herkes sevdiĝi ile haşrolunur“ hadisi gereĝince beraber haşrolsunlar. Unutmayalım onlara uymak en büyük günahlardandır hatta bazen insanı küfre götürür.

Peygamber Efendimiz buyuruyor:
“Kim kendini bir kavme, bir millete benzetse o da onlardandır. Kimki bir kavmin bir milletin toplumunu karartısını, kalabalıĝını çoĝaltırsa (onların içine girip toplumuna karışırsa) o da onlardandır.

Cenab-ı Allah buyurdularki:
“Ey inananlar! Yahudileri ve hiristiyanlari sakın ha veli (dost-kendisine tabi olunacak) edinmeyin. Çünkü onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim yahudi ve hisristiyanları dost edinirse o da onlardandır.”
30.12.2002
 
M.Nureddin Yekta