Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:23, Sal:2003, Meh:01-06

Li ser wefata Serokê PDK-Bakur Hemreş Reşo - D. Mezlûma
Demokratik Cumhuriyet Kardesligi
Türk devleti topyekun Kürdlere karşı savaşa hazırlanıyor!...
Bu ne ahmaklik?

Rojnamevan - Journalîst ( Roman ) D.Mezlûma
Zamanı iyi bilmek - A.Avize
Nemir Hemresh Resho, di xebata berhevhatinê da - Cankurd
Sorun Saddam mi? - Zakir

Amerika sadece Güneyi mi yoksa Kuzey Kurdistan'i da mi isgal ediyor?
Binxêzikek biçûk di deftera royê da Adonîs - Cankurd
Kürd Gençlerine!.. - M.Nureddin Yekta
Türk devletinin ve milletinin gözü aydin olsun
Türkiye'nin Kürt Düşmanlıĝı had safhaya ulaştı
Son iki ayda Dengê Mezlûma’ya beşinci saldırı!
Acelem yok - M.Nureddin

 
Li ser wefata Serokê PDK-Bakur Hemreş Reşo

Wek tê zanîn, di 27.12.2002 de welatparêzê mezin, Serokê Partiya Demokrata Kurdistan-Bakur Hemreş Reşo wefat kir.
Hemreş Reşo mirovekî heri qenc û di siyaseta kurdan de jî siyasetmedareki heri kevn û aktiv bû, ne bi tenî siyasetmedar bû, her wisa di kultura kurdî de jî gelek xebatê giranbiha kiriye. Mirov dikare bêje ku li Elmanyayê ew yek ji wan kesên ku berdevkiya raya giştî ya kurd di civata elmanî de dikir.

Her wiha di têkoşina Kurdan de xwediyê rolekî mezin bû û jîyana xwe di rêya azadiya Kurdistanê de derbaskir.

Em gelek xemgîn bûn bimirina Birêz Hemreş Reşo. Bi rastî biqetandina însanên wisa qenc, civaka kurd kêmbûna xwe his dike. Lê mixabin ku qanûna jiyanê wiha ye, li pey jiyanê tim mirin e. Ya girîng ewe ku di pey mirovan re jî, navê mirov di civaka mirov de tim bê xwendin. Hemreş Reşo, bi xebatên xwe yên qenc navê xwe di diroka Kurdistanê de, da nivîsandin, her çiqas bi beden ji nava me qetiya be jî, ewê tim di dilê me de û di tekoşîna me de bijî.

Bi vê minasebetê em ji wî re di alema wî ya nû de dilxweşî û rehetî, ji malbata wî re, ji civaka Kurd û ji partiya Demokrata Kurdistan-Bakur re sersaxbûnê dixwazin.

Berpirsiyarê Europiyê
Hereketa Mezlûmên Kurdistan

Demokratik Cumhuriyet Kardesligi

1424 yıl İslam’la tesis edilemeyen kardeşlik, demokratik cumhuriyetle tesis edilemez!

Asırlarca arap, fars ve türkler tarafından sakız gibi ağızda çiğnenen ve hiç bırakılmayan bir sözcük var „biz kardeşiz“ diye!...

Emevilerden tutun son memluk saltanatına kadar ve daha sonrası Osmanlı döneminde bu sözcüğü hep duymuştur kürdler. Araplar asırlarca bu sözcükle kürdleri kandırdılar, onların topraklarına yerleştiler, onları asimileye tabi tuttular, neden? Kardeşiz ya!...

Sonra Osmanlılar ve daha sonra Osmanlı varisi T.C. devleti yine aynı oyunlarla aynı hilelerle kürdleri kandırdılar, uyuttular ve böylelikle sinsi planlarını da rahatça uyguladılar. Uyanan kürdleri de asi, baği ilan ederek katlinin vacip olduğuna dair sahte din adamları Şeyhul-islamlarıyla fetvalar çıkardılar. Ve bu fetva neticesinde yine binler, onbinler hatta milyonlarca kürd katledildi bugüne kadar. Neden?.. Kardesiz diye!..

Aynısını İran da yaptı ve hala yapmaktadır! Gerek Şah döneminde ve gerekse Mollaların devriminden sonra oyun aynen tekrar edildi. Humeyni'nin eliyle Kurdistan bölgesini işaret ederek; „buraya dikkat edin, en büyük tehlike burdan gelir“ demesi, İran rejiminin ta baştan beri kürdlere karşı beslediği iyi niyeti! ortaya koymaktadır. Bugün yine İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi Ortadoğu’nun tek laik devlet sistemine sahip (ki yıllarca Türkiye’ye karşı savaşan örgütlere her türlü yardımı yapıyordu, Türkiye’ye kafir, kemalist, taĝut devleti diyordu, Atatürke hakaret ediyordu, ama kürdler sözkonusu olunca) Türkiye’ye gelip yine Ortadoğu’nun en müslüman halkı olan kürdlere Allah’ın verdiği hakkı engellemek için çalışmalar yürütmektedir. Neden? Kardeşiz ya!....

Sahi biz kürdler, araplar, farslar ve türklerle nerden kardeş oluyoruz? Bu sorunun cevabını bulmak için yıllarca aradım ama ben bulamadım, bulanlar varsa bana da söylesinler!

Şimdi birileri çıkıp „ya biz müslümanız ya, hani dinimizde „innemel mu’minune ihvetun“ ayeti var ya, eeee!.. biz de, kürdler de müslüman, mümin olduğumuza göre bundan daha iyi kardeşlik olur mu“ diyebilirler ama maalesef bu böyle değil!

Önce İslamda kardeşliğe bakalım ve konuyla ilgili iki ayeti misal gösterelim.

Hucurat Suresinin 13 ayetinde Cenabi Allah şöyle buyuruyor: „Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır.“

Demek kökümüz birdir, anne babamız birdir ve biz kardeşiz o zaman kardeş payına sahip olmamız gerekmez mi? Bir kardeş tok diğeri aç, biri asli unsur diğeri dağ türkü, yada muhacir! Birinin dili serbest, kültürü serbest diğerininki yasak! Birinin devleti var hatta 22 devletleri var diğerinin kimliği bile elinden alınmıs! Biri ırkıyla övünürken, diğerinin ırkını inkar etmek zorunda bırakıldığı! Ve hatta ona zorla türk yada arap, fars olduğunu söyletilen ve söylemekten men olanları da yine asi ilan ederek katline cevaz vermek! Böyle kardeşlik olur mu? Bu hangi dine göre kardeşlik oluyor?

Diğer bir ayeti kerime de de: „Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.“ (Rum/22) buyrulmaktadır.

Bu ayetten de anlaşılan, farklı diller ve renkler Allah’ın ayetlerindendir ve her kim Allah’ın ayetlerinden birini inkar ederse, islamla alakası kesilir, ona mümin denilemez!.. o zaman bizi inkar eden araplar, farslar ve türklerle nasıl kardeş olabiliriz? (ben islama göre varlığımızı kabul eden din kardeşlerimizi her zaman tenzih ederim, amacım burda sadece resmi bakışlar ve bu resmiyete inananlar içindir) Bir kardeş Allah’ın ayetlerinden biri olan renkliliği kabul ederken, diğeri inkar ediyorsa! Biri kendi ırkına onlarca devleti meşru görüp 40 milyonu geçen kürdlere dilleri bile yasak ediyorsa bu kardeşliğin islamda yeri yoktur ve aynı zamanda insanlıkla da ilgisi olamaz. O zaman biz kardeş değiliz ve hiçbir zaman da olamadık, belki fertler arasında kardeşlik olabilir ama Allah’ın bahsettiği şekilde idareciler ve onların tabiileriyle Kürd halkı arasında kardeşlikten bahsedilemez. Ayetteki „litearefu“ kelimesi müşareke babındandır ve toplumun toplumu tanımasıdır yoksa fertlerin biribirileriyle tanışması değil! Yani her halk ve ırk diğerini tanımak zorundadır ki; Allah’ın ayetlerinden biri daha yaşamda yerini bulsun.

Kürdler devri saadetten bu yana böyle bir kardeşlik göremediler komşularından, komşu diyorum çünkü bana göre biz arap, fars ve türklerle vatandaş ta değiliz, olmamız da söz konusu olamaz, vatandaşlık, fert veya toplumların kendi rıza ve iradeleriyle sınırları çizilmiş bir devlette birlikte yaşamalarına denir, yoksa toprakları işgal edilmis ve zorla boyun eğdirilmiş, aynı zamanda kimliği inkar edilerek kendi topraklarında işgalcilerle birlikte yaşamak zorunda bırakılmışsa ona vatandaşlık denmez!..

İyilik ve takvada yardımlaşın“ diyen ayeti kerimeye baktığımızda, sadece kürdlerin yok olması için bir araya gelen ve yardımlaşan „sözde müslüman, sosyalist ve demokratlarla“ kardeşliğimiz söz konusu olamaz, ben buna şiddetle karşı çıkarım, reddederim!.

Bu kardeşliğin tesisi için son zamanlarda bazı kürt şahsiyet ve kurumlarından da çağrılar yapılmkta ve buna islam kardeşliği değil de, demokratik cumhuriyt kardeşliği dayatılmaktadır. Bu sadece Türkiye elinde olan parça için söylenmiyor aynı zamanda Güney Kurdistan'daki oluşuma da karşı çıkarak olası bir bağımsız devletin kurulmasına karşı çıkılıyor ve kukla devlet olarak nitelendirlerek "Kürdlerin bir kukla devletine ihtiyaçları yok, demokrasiye ihtiyaçları var denilerek Kurdistan'ın diğer parçalarında bile kürdlere bir hak tanınmaması için komşu devletlerle ağız birliği yapanlar, ne yazikki hala bazı gafil kürdler tarafından kürd kurumları olarak görülmektedir!.. Düşünebiliyor musunuz 80 yıldır sözde demokrasiyle idare edilen bir ülkede demokratik cumhuriyetin kürdlere verdiği sadece katliam, ölüm, açlık, inkar ve asimiledir. Acaba bundan böyle aynı zihniyet aynı rejimle idaresine devam eden bu devletin kürdlere vereceği kardeşlik ne olabilir?.. Dem-cum kardeşliğini istiyenlerin başını kaldırıp bakması gerek! Bugün Güney’de elde edilen kazanımların önüne geçen tek engelin sadece dem-cumla idare edilen ülke değil midir? Bu zihniyete inanan gafiller bilsinlerki 1424 yıldan beri islamla tesis edilemiyen bir kardeşliğin, temeli küfür, zülüm ve kürd kanı üzerine kurulmuş bir sistemle tesis edilmesi mümkün değil, böylesi sistemin kürdlere vereceği hiçbir iyilik yoktur, yine terör, yine katliam, yine inkar politikasından başka!..

Artık uyanın ey Kürdler!.. Gün oyuna gelme günü değil, gün kendini tanıma ve kimliğine sahip çıkma günüdür, hiç kimse hiçbir kardeslik numaralarıyla sizleri aldatmasın! Bu işgalci kuvvetler insanlık namına kirli ayaklarını Kurdistan’dan çeksinler eğer onlarda insanlık duygusu varsa, bizimle iyi komşu olsunlar, biz Kürd halkı olarak onlarla vatandaş ve kardeş olmak istemiyoruz, sadece iyi komşu olalım yeter!

06.04.2003

Dengê Mezlûma
Türk devleti topyekun Kürdlere karşı savaşa hazırlanıyor!...

Kürd peşmergelerin ABD denetiminde kendi toprakları olan Kerkük ve Musul'a girmeleri Türk devletini çileden çıkarttı. 12 Nisan 2003 saat 12:04 tarihiyle Hürriyetin mansetle verdiği habere göre "Halkı savaşa hazırlama tasarısı" adı altında 16-60 yaş arası tüm türklere silah dağıtılacağı ve Hitlerde bile görülmemiş bir ırkçılıkla milyonlarca kürdü temizlemeyi düşünüyor. Sadece Dışardaki kürdler değil, içerdeki kürdleri de iç düşman ilan ederek "Memleket içi Düşmana Karşı Silahlı Müdafaa Mükellefiyeti Yasasıyla içerdeki kürdler düşman ilan ediliyor ve onlara karşı seferberlik ilanı yapılmak ve kürdler topluca katliama tabi tutulmak isteniyor! İşte Hürriyetin haberi!

Halkı savaşa hazırlama tasarısı Meclis'te

Hükümet, "Savaş durumunda 16-60 yaş arasındaki ihtiyaca göre düşmana silahla mukavemet etme" görevi veren ve bunun için vatandaşların eğitime alınmasını öngören yasa tasarısını yeniden Meclis'e gönderdi.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan "Memleket içi Düşmana Karşı Silahlı Müdafaa Mükellefiyeti Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Tasarı", genel veya kısmi seferberlik, devletin bir savaşa girme ihtimali ve Türkiye'yi de ilgilendiren yabancı devletler arasındaki savaş durumlarını kapsıyor.

Bu durumda, "havadan kıta indirmelerine, paraşütçülere, denizden çıkarmalara ve hudutlardan sızmalara karşı, o ilçenin sınırları içinde bulunan 16 ila 60 yaş arasındaki erkekler ile 20 ila 45 yaş arasındaki kadın vatandaşlar ihtiyaca göre düşmana silahla mukavemet etmekle mükellef" tutulacaklar.

Tasarıya göre, mükellefler barış döneminde eğitime tabi tutulacak. Eğitime katılanlardan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların özlük hakları saklı tutulacak, özel sektör çalışanlara ise MSB tarafından asgari ücret oranında ücret ödenecek. Eğitime katılanlar barış döneminde yaptırılacak ders ve talim süresince, iaşe ve iskan edilecek ve bunlara eğitim kıyafeti verilecek.

Yasanın uygulanmasını zorlaştıranlara ve verilen görevi ihmal edenlere, mazereti olmaksızın eğitime katılmayanlara ve eğitimden para cezası verilecek. Para cezaları her yıl "yeniden değerleme oranında" artırılacak.


BARIŞ DÜZENİNDEN SAVAŞ DÜZENİNE GEÇİŞTE HIZLILIK

Tasarının gerekçesinde, "günümüz savaşlarının, topyekün savaş şeklinde ve bütün yurt sathını kapsar bir nitelik gösterdiği, muhaberelerin yalnız sınırlara, ordular ve cephelerine bağlı olmayıp, cephe gerilerinde ve memleket içerilerinde tahribi veya ele geçirilmesi düşman için faydalı olabilecek her nevi askeri, iktisadi ve sinai hedeflere karşı, havadan kıt'a ve paraşütçü indirmek suretiyle baskınlar ve taarruzlar halinde de olabildiğine" dikkat çekildi.

Harp silah ve gereçlerinde meydana gelen teknolojik gelişmeler nedeniyle de "çağımız savaşlarının etkisini belirli alanlarda kalmayacağı, ülke derinliklerinde ve yurt içi bölgelerinde de aynı ölçüde etkisini göstereceğinin değerlendirildiği" belirtildi.

Gerekçede, "Türkiye'nin kıyı ve sınırlarının uzunluğu nedeniyle olabilecek tecavüz ve taarruzlara karşı ülkenin her yerinde yeteri kadar kuvvet bulundurulması dikkate alındığında, düşmanın serbest toplanmasına ve harekete geçmesine engel olmak ve mümkünse düşmanları yok etmek amacıyla askerlik mükellefiyeti dışındaki halktan gereken yerlerde silahlı teşkilat oluşturmak amacıyla" İkinci Dünya Savaşı şartlarının gerektirdiği bir ortamda "Memleket İçi Düşmana Karşı Silahlı Müdafaa Mükellefiyeti Yasası" nın çıkarıldığı anımsatıldı.

Gerekçede, "Önceden, çok iyi hazırlık yapılmamış ve topyekün bir savaşta cephe ve cephe gerisinde herkesin ne yapacağı belirtilmemişse, barış düzeninden savaş düzenine geçilinceye kadar, kazanılma şansı olmadan savaşın bitebileceği şüphesizdir. Bu nedenle 4654 sayılı Yasa kapsamında mükellefiyet verilen vatandaşlar, barış döneminde zaman zaman eğitime tabi tutulmaktadır" denildi.

Sözkonusu yasa tasarısı geçen dönem de TBMM'ye sunulmuş ancak ilgili komisyonlarda kabul edilmesine karşın 3 Kasım seçimleri nedeniyle görüşülemediği için kadük olmuştu. Hükümetin tasarıyı, Irak savaşının sürdüğü sırada yenileyerek TBMM'ye sunması dikkat çekti.

2003-04-12
Bu ne ahmaklik?

Kendimi bildim bileli devletin sistemi ve çoĝu türklerin (bazı istisnalar kaideyi bozmaz) kürdlere düşanlığını bir türlü anlayamadım gitti. Nedir bunca düşmanlık, nedir bunca kin ve nefret, nedir bunca kürdlerden korku?.. Anlaşılır değil inanın anlaşılır gibi değil!..

Seksen yıldır unutulan ve Amerika ile Saddam arasında çıkan savaşta türkmenler ve Kerkük yeniden türklerin aklına geldi, adama sormazlar mı 80 yıl nerdeydiniz? On yıllarca Saddam ve önceki Irak yönetimi kürdleri öldürürken, onları yerlerinden yurtlarından sürerken, diri diri topluca çukurlara gömerken siz nerdeydiniz? Sadece kürdleri mi, aynı zamanda türkmenleri de yani kendisine destek vermeyen türkmenleri de öldürüyor, sürüyordu, o zaman siz nerdeydiniz? Hatta kürdler Kürdistan'ın kurtarılmasi için savaşırken -ki türkmenler de bu bölgede kalıyorlardı o zaman bir kısım türkmenler Türkiye’nin direktifi doğrultusunda Saddam’a koruculuk, milislik yapıyor, Irak ordusunda kürdlere karşı savaşıyorlardı- o zaman aklınız nerdeydi? Kerkük ve Musul aklınıza gelmiyor muydu? Yoksa karşınızda bir diktatör vardı, bir devlet ordusu vardı diye korkuyor muydunuz? Hani mehmetçik dünyanın en büyük kahraman askeriydi?..

Kerkük beş bin yıldır kürd toprağıdır, oraya sonradan bazı türkmenler ve araplar gelmiş olabilirler, ama bu demek değildirki oranın asli unsuru haline geldiler! Bugün Avrupa’da özellikle de Almanya’da bir buçuk milyon türk vardır yoksa oraya da mı sahip çıkılacak?

Unutmayın Kerkük’ün azad edilmesi için kürdler 40 yıldır savaşıyorlar ve bugün oraya tekrar girdiler, oraya girmek Kerkük’ü azad etmek elbetteki kürdlerin hakkıdır. Kürdler kendi haklarını alırken kimseden izin istemek zorunda değiller, artık devletin zihniyeti ve faşist türklerin bunu anlaması lazım, daha ne zamana kadar başınızı kuma sokup uyuyacaksınız?

Bakıyorum kürdler Kerkük’e girer girmez türk medyası hemen manşet üstüne manşet attıyorlar!
Peşmergeler Kerkük’e girdi
Gül gereken yapılacakmış diyor
Eeeeeeee!
Ne yapacaksınız yani?
40 milyon kürdü dünya haritasından silecekmisiniz? Yoksa hala Osmanlı hayaliyle yine Ortadoğuya hakim mi olacaksınız, sizce erken! değil mi?

Yok efendim kürtler Kekrük’e girince „Kentte Peşmergelere direniş gösterilmiyor. Kerkük halkı, Peşmergeleri sevinç gösterileriyle karşılıyormuş“ (NTV) Ne sanıyordunuz ya? Kerkük kürddür ve o halk yıllarca kardeşlerinden zorla koparılmıs, esir edilmişti, bugün kardeşleriyle kucaklamak onların hakkı değil mi? Yoksa Oradaki halk kendi kardeşleriyle savaşacak mıydı?
Onu mu bekliyordunuz?

Türkiye başbakanı müslüman Bay Abdullah Gül de; „Kürdlerin tekrar Kerkük’ten çıkması halinde bir şey olmayacağını aksi halde tüm kürdleri kılıçtan geçireceklerini ima ediyor! Olur şey değil, insan bu kadar mantıksız, bu kadar gözü kör, bu kadar zalim bu kadar gaddar olmaz, olamaz yani!..

Artık Türk devletinin şunu çok iyi anlaması lazım ki; Kerkük Kürd toprağıdır ve ebediyen Kürd toprağı kalacaktır, hiç unutmıyalım dün Saddam da büyük bir zalimdi, bir katildi ama şimdi nerde olduğu bile belli değil!... Birgün sıra size de gelecek zülüm üzerine kurduğunuz o saltanatınız devam etmiyecektir ve işgal altında olan kürd toprakları sizden geri alınacaktır ona da çok az kaldı.

Ey türk idarecileri zaman daha erken, gelin kürd halkından özür dileyin, özür dilemek te bir erdemliliktir, Kürd düşmanlığını bırakın, onlarla iyi komşu olmaya çalışın, onlarla ticari ilişkilerinizi, politik ilişkilerinizi geliştirin bu sizin için en hayırlısıdır!..

Derin devlet ve türk idarecilerinin yaptıkları siyasete bakın? Kerkük’ü kürdlere vermeyin“!

Ne garip dimi? Yani Kerkük kürdlere verilmezse size mi verilecek? Oranın petrolünü siz mi işleteceksiniz? Hayır ama bu fırsat vardı elinizde sizin kürdlere olan düşmanlığınız gözlerinizi köreltmiş hiçbir şeyi göremez olmuşsunuz!

Eğer kürdlere düşmanlık değilde, dostluk elinizi uzatsaydınız, bugün Amerika yerine siz Kürdistan’ın petrolünü işletecektiniz, oranın yollarını, inşaatlarını, köprülerini, barajlarını v.s. siz yapacaktınız! Kurdistan petrolünü Türkiye üzerinden dünyaya sevk eder, milyarlarca dolar kazanacaktınız, Türkiye’deki kürdlerle Güney Kürdistan Kürdlerinin kardeşliğinden siz istifade edecektiniz ama hani sizde o akıl?

Şunu unutmayın ki; Kürdlere olan düşmanlığınız size bir şey kazandırmaz sadece kaybettirir, hem de sadece diğer üç parçadaki kürdleri değil, Türkiye’deki Kurdistan Bölgesini de kaybedeceksiniz? Güney'e olan düşmanlığınız 25-30 milyon Kuzey Kürdleri de etkiliyor, gözümüzde küçülüyorsunuz, size nefretimiz artıyor, artık birgün gelirki sizle aynı devlet çatısı altında yaşamaktan utanır hale geliriz.

Ve yine unutmayınki Genel Kurmayın istatistiklerine göre 2010 yılında Türkiye askerinin
çoğu kürdlerden oluşacak, bu demektirki ilerde Türkiye nüfusunun çoĝu kürdler oluşturacak o zaman yine kürdleri inkar mı edeceksiniz? Unutmayınki kimsenin mumu sabaha kadar yanmaz, yapılan bunca zülmün hesabı da vardır..

Analamadığım bir şey daha var, diyelimki idarecileriniz kör, saĝır, anlamıyor ya bu türk halkı neden gerçekleri göremiyor ve kendi idarecilerine karşı çıkmıyor, mücadele etmiyor?

Şimdi devletin yöneticilerine soruyorum; “kürdlerle dost olup onlarla her türlü ilişkilerinizi geliştirseniz, onlara düşmanlık yapmaktan daha karlı değil midir?

Onlardan istifade etmeniz mümkün ama ya düşmanlık yapsanız nereye kadar?
Ne yapacaksınız yani? Orayı işgal edip kürdleri yoketmeyi düşünüyorsanız artık çok geç bunu yapamazssınız ve kürd de eski kürd değil, size Kurdistan’ı mezar eder!...

Kendi mehmetçiğinize o kadar güvenmeyin, mehmetçik dünyanın hakimi deĝil, hele de başı kuyruğu dışarda türkmenlere asla bel baĝlamayın, yarın geç olabilir. Unutmayınki mehmetçik ordusunun bugün enaz yarısı kürddür!..

10.04.2003
M.Nureddin
Rojnamevan - Journalîst ( Roman )

Nivîskarê romanê : Lokman Polat

Pirtûk behsa rojnemavan Karîn dike ku diçe Lûbnanê ji bo ku li ser Rojhilata Navîn binivîse. Piştre, ew bi tesadufî liqayî / pêrgî kurdekî tê... Hevalê Karîn yê nû tewsîye lê dike ku ew biçe Kurdistanê jî. Rojnamevan ew vedigere Swêdê û piştre diçe Stanbolê, da ku ew xwe ji wir bighîne herema kurdan ya li Tirkîyê.

Destpêka salên 1990 î ye dema ku Karîn diçe Amadê. Gel hewl dide ku sersala nû, Newrozê, pîroz bike, tiştekî ku qedexe ye. Leşker hewl didin ku pîrozkirinê as oteng bikin û çend têne kuştin dema ku ew mudaxele dikin.

Ew rojnamevana bi meraq gelek tesîr lê tê kirin û biryar dide ku gera xwe bidomîne.
Hema bibêje ew li nîvê welêt digere. Ew li her derî dibe şahidê çawsawandinê û belangazîyê û bêrîya gelê kurd ya ji bo azadîyê. Di dawîya romanê de, sampatîyeke mezin ya gel bi Karîn re peyde / çê dibe û ew destpê dike ku bîr û bawerîyên xwe li ser binivîsîne.

Pirtûk bi rêk û pêk hatîye nivîsandin û mirov dikare tewsîya bike yê ku dixwaze di derbarê bûyerên dehsalên dawî yên li Tirkîyê û Kurdistanê hinekî zêde agadar bibe.
Zamanı iyi bilmek
 
Dün Mekkede Ashabi kirama yapılanlar, Filistinde mazlum müslümanlara yapılanlar, Bosnada Çeçenistanda, cezayirde, afganistanda, Irak da, kısacası müslümanlara uygulanan katletme, esaret altına alma hareketlerinin değişik bir boyutu da Anadolu daki müminlere yapılmaktadır.

Şu garip günümüzde, Allah c.c. nIn dinine (Topyekün) savaş açılırken, Hakk din olan İslamin hükümlerinin kaldırılıp, yerine şeytani, tağuti olan nizam sistemler devlet şekline getirilirken, Müslümanlar Anadoluda, bölücü, aşırı dinci, terör suçlusu gibi damgalar vurularak zindanlara tıkılırken, Kuranın emir ve yasaklarını tanımayıp parmak sayılarıyla haram ve helaller belirleyen tağutlar bu ülkede ilahlar rabler edinilirken. Kendimize sormamız gerek, acaba biz islamın neresindeyiz, islamın üzermizdeki bizi bağlayıcılıgını ne ölçüde, yada nasıl bir islama, nasıl bir peygambere iman ediyoruz. Yada yaratıcıya verdiğimiz ahdi misaki hatırlayabiliyormuyuz, Bunun muhasebesi ve muhakemesini yapmak zorundayız. Yoksa sadece mü min olduğumuzu söylemek. Yetmez. Bu sözün amele dönüşmesi, bir alameti gerekmektedir.

Küfür, şirk ve zulümün alenen sergilendigi, fravun, nemrud, ebu cehillerin çeşitli isim ve maskelerle tekrar meydana çiktiklari günümüz dünyasinda Cihad mevzuundaki dini hükümlerin birakilip veya gizlenip, tagutlarin arzusu istikametinde bir hayat sürülmektedir. Cihad ruhuna sahip, bulundugu zamanin fikh ini kavrayan mü minler olma yerine, etrafindan habersiz, zulüm ve tugyanlara göz yuman, ülke devlet millet sloganlari empoze edilmekte Resulullah sav den bu yana, islamin hükümlerine savaş açan, zulüm şirk güçlerine ve bu saftakilere, karşi nasil tavir aldiklarini ve bu yönetim ve idarecileri hakkinda ki alimlerin fetvalarini ne acidir ki bu zamanimizda duyamiyoruz. Cihad hükmü hakkindaki mezheb imamlarinin açiklamalarina baktigimizda, gücün yettigi işi yapmak, ve sözü söylemek diye tarif edildigini görürüz. “Düşman ile muharebe, ilmi kur an ve imanla sözle, fiille mal ve canla bütün kuvvetini sarf etmek. Allah cc yolunda muharebe, din için çalişmak . erkan i imaniye ve esasati diniyeyi muhafaza ve imani takviye için cehd ve gayret etmek. şeriati garranin ahkamini muhafaza ve kelimetullah i i la küfrü mutlakin ve küffarin fitnelerini def ile hakimiyyeti hakki temin eylemek. (Osm.Lugat)
Görüldügü gibi Cihad sadece ele silah alip düşmana karşi kullanmak degil bu Sadece cihadin bazi oluşumlardan sonra gelen bir merhalesidir. O zaman, zamanin müslümanlari zamanlarinin cihadini yaparlarken merhaleleri birbirlerine kariştimamalari çok dikkat isteyen bir konudur. O zaman Bir mekke de yapilan cihadi iyi araştirip incelemek gerekki ,ordaki sabir telaffuzundaki hikmetler kavransin, arkasina medine fikhi ve uygulama aşamasi inceleneki mü minlerin hareket mekanizmalari belirlensin yoksa ne mekkede medine, nede medinede mekke fikhini uygulamamiz bir çok olumsuzluklari beraberinde getirecektir. Mekkede devamli Sabir telkinindeki hikmeti şöyle anliyoruz. Mü minlerin eziyet ve işkencelere, maruz birakilmasi ve, akabinde oluşan Pişmiş, olgunlaşmiş bir cemaat, sabir ve davaya bagliliklari davalarinin hakk ve ilahi odugunu kendi etraflarina isbatlari. Sürekli imtihanlari birtakim içerideki zayiflarin dahada güçlenmesine ve neticede saf temiz gözünü davasi ugruna hiçbir şeye kirpmayan bir cemaat. ve daha nice hikmetleri sayabiliriz. Onun için zamanin mücadelesini vermek zamaninin fikh ini bilmekten geçer. Yoksa cihadin bir bölümünü alip kirmak vurmak tir dersek bu bizim mekkeden habersiz oldugumuzu gösterir. Ozaman medine lerin önünüde kendi ellerimiz le kapamiş oluruz. O zaman evvela zamanimizin tagutlarini iyi tesbit edip, Ashab i kiramin mekke tagutlarina karşi nasil mücadele vermişse hakki nasil haykirmişsa davasina samimyyetini nasil isbat etmişse bu günde yapilmasi gerekenin bu olmasi gerek herhalde. Tanimak, ve gereken islami tavri sergilemek. Zamaninin tagutlarini taniyamayan insan elbetteki bu tavirlardan da uzak olacak Bir yazarimizin da söyledigi gibi “Avcilarin evine yuva yapmiş kuş” gibi bir yaşama katlanmiş olacak.
Zamanimizi tanimamiz içinde bazi Alimlerin teşhislerine bakmamiz yeterlidir sanarim
Said i Nursi rha. Cumhuriyet dönemine Müstevli mürtedlerin istilasi gözü ile baktigini şu sözleri ile ortaya koymaktadir. “Islamiyyete ve hakikati kuraniyeye karşi mürtedane mücadele eden bir dessas zindiktirki bize hücum etmek için istibdat i mutlak a cumhuriyet nami vermekle, irtidat i mutlak i rejim altina almakla safahat i mutlak a medeniyyet adi takmakla, cebr i keyfiye i küfriyeye kanun nami vermekle, bir istibdad i askeriye ve dalalet kurmuştur.” Dolayisi ile TC. Cografyasinda osmanli döneminin tarihe karişmasindan sonra başlayan dönem, bir müstevli mürtedler istilasinin dönemidir.( M.ç. Hürr. Risalesi. 54)
kendi zamanlarinin fikhini bilmeyenler zalimlerin kendilerine lütuf(!) ettikleri harekat tarzlarini gerekli fikh diye algilayip asil gündem ve yapilmasi gerekenden uzaklaşip bu tagutlara itaat eder hale gelmeleride kaçinilmaz bir yanliştir.
Yine yaşadgimiz topraklar üzerinde istilacilar tarafindan sürgüne zorlanan, M.Sabri efendi. Rha. şöyle diyor. “Islam dini ile siyaseti birbirinden ayirarak, “Din sadece fertlere lazimdir. Hükümete-devlete din lazim degildir” diyen mürtedlerin memlekete galip olmalari, yabanci bir devlet tarafindan istila edilmesinden daha tehlikelidir. Çünkü; Mürted digerlerinden daha çok islamdan uzak, ve diger kafirlerden daha şiddetlidir.”
Yine Anadolu Islam Alimlerinden, Iskilipli Atif hoca rha. “Bil ki islam dinini kabul etmiş veya müslüman sulbünden gelmişken. Bilahare kendi arzu ve ihtiyari ile, islami usul ve dini zaruriyyetin hepsini veya islam dininin yalniz vicdani bir işten ibaret olduguna, kail olupta, dünya işlerine dair ihtiva ettigi maddi ve cismani ahkamini.kabul etmemek gibi dini esaslardan bazisini, red inkar tekzip ve tahkir etmek sureti ile küfrü irtikap etmiş olanlar. Mürted ve mürtecidirler. Zamanimizda türeyen (Laik) dinsizler bu zümredendir.” Age.
Bütün peygamberler. Devamli olarak insanlari Allah a kulluga çagirip tagut tan sakinmalarini ve itaat etmemelerini telkin etmiştir. Bu yolda bir çok işkence ve zorluklara maruz kalan peygamberler; Davalarindan vaz geçmemişler, dayak yeme, sürgün edilme, zindana atilma katledilme pahasina ömürleri hep zamanin tagutlariyla mücadele etmekle geçmiştir. Ama bugün bizler bu şuur ve sabirdan çok uzagiz. Davamizin, cesaretimizin önüne, mala baglilik, işkence ve hapis korkusu geçmiş ki artik şehadet, cihad kavramlari unutulmuş, kendi halinde malda sevette, hayati sevmede yariş eder hale gelmişiz. Ve netice;
Peygamberimiz sav. şöyle buyuruyor.; “Yakinda yemek yiyenlerin sofraya toplanmalari gibi, milletler başiniza üşüşecektir. Allah düşmanlarinizin kalplerinden sakinma hissini çikaracaktir, kalplerinize zaafiyet ve zillet sokacaktir.
Bir sahabi; Ey Allahin Resulü o günde azligimizdanmi olacaktir? Diye sorunca.
Resulullah sav. şöyle buyrdu; Hayir, siz o zaman çok olacaksiniz. Fakat selin götürdügü çer çöp gibi olacaksiniz.
Diger bir sahabi; Zayiflik nedir ya resulullah? Diye sorunca,
Peygamberimiz sav. Dünyayi sevmek ve ölümü sevmemek (unutmaktir) buyurdu.”
I. Ahmed-E.Davud.
Bu gün içinde bulundugumuz hastaligin teşhisini ne guzel belirtmiş hadis. Hastaligin kaynaginin, Azimsizlikten, iradesizlikten, yüreksizlikten, açikçasi imanin yükümlülügünü kavrayamamadan, firka firka gurup gurup bölünerek, herkesin kendi firka grubunu, bir put haline getirerek. Avunmasi. Ümmet bilincinden şehadet şuurundan uzak Allah cc in ipi, kur ana sarilma yerine bir takim tagutlarin destekçisi olmanin sonuçlarini bugün görüyoruz.

2003.01.03
A. avize

Nemir Hemresh Resho, di xebata berhevhatinê da

Bi egera koçkirina serakê Partî Demokratî Kurdistan- Bakur, xebatkarê hêja Hemresh Resho (di 27.12.2002 da) , ji teviya basikên tevgera netewî ya kurdistanê shandî û endamên, ku di çavên wan da xemgînî diyar bû, civiyan ser hev. Gelekan bi navêd part û komel û rêxistinên xwe yên ramyarî û çandeyî hezkirina xwe ji rêberê kurd ê mezin ra anîn zimên, dilsotîna xwe diyar kirin û hinek dostên malmezinê me yê koçkirî bi gotinên xwe ra hêstir ji çavan barîn. Gelek dost jî bêdeng man, dibe jî sotîna wan hîn bêtir bû…

Hemresh Resho bi koçkirina xwe ji nav me dilê netewa Kurd xemgîn kir û ez naxwazim di vê gotarê da pesna kesekî wek rehmetî bidim, ji ber ku ew ne pêdiviyê pesindariyê bû, ew kurdekî mezin bû, histobariya xwe ya netewî û civakî bash dizanî û bash pê radibû.

Ez di vir da dikarim li ser hinek bûyeran binivisim, da nivîserên, ku dixwazin li ser jîna wî binivisin, wan bûyeran ji bîr nekin.

-Carekê komikek endam û pishtvanên PKK berî niha bi heftdeh an heshtdeh salan li bajêrê Bonnê / Almaniya ketibûn livbaziyeke birçîbûnê. Yek ji serkêshên wê xebatê M. Özturk bû. Ez çûm serlêdana wan û xanima alman Erler, ku sereka (ai) a almaniya bû, hatibû û bi wan re li ser daxwazên wan dipeyivî, min jî alîkarî di wergerandinê da dikir. Pishtî ew çû M. Özturk ji min ra got: “-Tu dibînî, ku rewsha xortan di birçîbûnê da ne bash e..Ma hinek toxtirên Kurd nînin, bo carekê bên li me bipirsin û piçekî morala xortan xurt bikin?!.” Min telefon bo Dr. B. Suleyman vekir, ku Kurdekî oldar e, ew bi lez hat û bi xwe ra jî dostekî xwe yê Ereb anî. Pishtî serlêdana wan, M. Özturk gote min: “-Bira, ev çi kesin? Ma toxtirekî Kurd ê demoqrat û siysetzan nîne, te evana ji me ra anîne?” Min telefon bo mamhoste Hemresh Resho kir û rewsha birçîbûnê jê ra anî zimên. Di wê demê da jî PKK bi tundî û gelek req hêrish ser mamhoste wî dikir. Got: “-Bashe, ez têm û bi xwe ra toxtirekî kurd tînim.” M. Özturk mamhoste Hemresh Resho ne dinasî, ewan bi hev ra ketin guftegotineke dirêj. Gava ez dîsa çûme ba wan, M. Özturk gote min: “- Cankurd, ev çi kes bû, te anî ba me? Ev mirovekî gelek zana û têgihîshtî ye..Ma ev ne Hemresh Resho ye?” Gava min bersiv dayê, êdî rengê wî hat guhartin, mirûzê wî bervajî bû û ji min xeriya û got: “- Evana kevinperestin, Barzanî ne, te çima ew agahdar kir, ma toxtirêd me qey tune ne?” … Hemresh Resho tevî, ku dizanî ew hatin ji wî ra serêshî ye, dîsa jî bi histobariya xwe ya mirovî û civakî rabû.

-Pishtî wê yekê bi çend salan, êvarekê ez li komeleya Islamiya Kurdistanî (IVK) li bajêrê Kölnê rûnishtî bûm, biraderekî gote min: “- Mamhoste Hemresh Resho li ser xetê ye, dixwaze bi te ra bipeyive.” Berî wê yekê jî ew hatibû serlêdana avakarê PIKê Prof. Dr. Gaborî û bi hev ra ketibûn guftegotineke fireh li ser Kurd û Kurdistanê, li ser Islam û Demokratiyê û li ser mijara bereyeke netewî kurdistanî… Min pirs kir: “- Mamhoste, dengê te zelal nayê, tu li kuyî?“ bersiv da: „- Ez li Shamê me, li ba A. Öcalan.” Min gotê: “- Mamhoste tu li wir çi dikî? “ got: “-Berjewendiya gelê Kurd li kîderê be, ez li wir im.” Pisht ra pirsiya ka (PIK) jî tev li bizava bo bereya netewî kurdistanî dibe an ne. Min gotê: “- Vaye kek Çalak swêlî ji California hatiye û diçe Kurdistanê û endamê serokatiya PIKê ye, bila li gel cenabê te bipeyive.” Mamhoste Hemresh Resho û kek Çalak Swêlî (Xwedê dilovaniya xwe li herduwan bike) bi zarava soranî li gel hev peyivîn û Çalak ji wî ra diyar kir, ku PIK li tev wê xebatê dibe gava civîn ne li welatekî dagirkerê Kurdistanê be.. Pisht ra bi demekê mamhoste Hemresh Resho ji min ra diyar kir, ku tevlêkirina PIKê di wê mijarê da pêshniyaza wî û partiya wî ya demokrat bû.. Ew di wê bîr û baweriyê da bû, ku mafê her hêzeke kurdistanî di endametiya bereya netewî da heye, û gava civînên bereyê li Europa dest pêkirine, têkilî di navbera PIKê û PDK-bakur da hîn xurttir bû.

-Mamhoste Hemresh Resho, ku bêguman kurdistanî diramand, bi hêz pishtvaniya tevgera netewî ya rojavayê Kurdistanê dikir. Ew dihat shevên Newrozê yên Yekîtiya Demokrat a Kurdistana sûrî (DUSK), ku yekemîn komeleya Kurdên Sûrî bû li Almaniya û gelek salan aktîv bû. Mamhoste di wan shevan gotineke pîrozkirinê dixwend û bangewaziya bo yekbûna tevgera kurdî li rojavayê Kurdistanê dikir, li ser demokratiyê, ashtiyê û berhevhatina netewî dipeyivî. Dema ku bihna parçebûnê bi ser Partiya Yekîtiya Demokrat a Kurdî li Sûriye ketiye, ez û birayê hêja endizyar H. Çîçek, ku ji bakurê Kurdistanê ye, bi hev ra çûn ba mamhoste û me ji wî tika kir, ku li ser mijara parçebûn û bi hev ra myînê ligel berpirsên patiya Yekîtî bipeyive. Got, ku ew hinek xebatkarên bilind ên aliyekî dinase, lê ên din nanase, hema ewê bi histobariya xwe ya netewî rabe. Me jî soz dayê, ku em bi hinek biraderên, ku em dinasin ra bipeyivin, da biçin ba wî û di mafê vê mijarê da ji wî ra ser bîr û baweriyên xwe vedin. Pishtî demekê ji wê yekê min ji mamhoste pirs kir, ka çi kir, got: “- Wan birayên we bi navkirine hatin ba min û em pir hûr û kûr bi hev ra peyivîn, ewan jî xebatkarin hêja ne.. Mixabin! Diyar e, ku evana nema dikarin bi hev ra bixebitin, lê ewana li dawiyê wê li xwe hishyar bibin, ku parçebûn tenê ziyanê bo gishan tîne..” Mamhoste ji qewxiyên di navbera herdu aliyan da diltengijî bûbû, ji ber ku rojavayê Kurdistanê wek bakur û bashûr û rojhilatê Kurdistanê li ba wî giring bû. Roja koçkirina wî Kurdên Sûrî ji hemû hêzên nishtimanperwer hatin, ku rêzgirtina xwe li hember mamhoste Hemresh Resho bînin zimên.

Ez li dawiya salixdana van bûyerên biçûk û watemezin dixwazim hêviyeke mamhoste bînim zimên, da heval û hogirên wî vê hêviyê bi cih bînin. Ew carekê ji min pirsiya, ka em dikarin kovara Çiya, ku di navbera 1965-1970ê da derdixist, careke din çap bikin.û di Internetê da bi tevayî belav bikin?! Min ji dostekî niviskar ê bakurê Kurdistanê xwast, ku di vê mijarê da alîkariya min bike, wî camêrî bersiv da, ku pêwîste em berî her tishtekî ji hevalêd mamhoste yên partiyê bipirsin, ka ewana bi xwe amade ne vê xebatê bikin an ne..Gava ne kirin, emê bi vê yekê rabin.

Hemresh Resho, ku di kêsheya kurdî ya ramyarî da û di civata kurdî da xudan sermiyanekî mezin bû, yekbûna gel, berhevhatina hêzên kurd û serkeftina netewa kurd ji xwe ra kiribûn armancên pîroz û giranbiha.

Em tev dizanin, ku ew bêtir bi du hostayên Kurdayetiyê hikar bûbû, bi serakê nemir Mustefa Barzanî yê, ku li ba wî û li ba teviya xebatkarên welatperwerên Kurdistanê bavê kalê têkoshîna welatî ye, û hostayê berxwedana netewî ya zindanan Osman Sebrî (Apo). Ji bo vê yekê jî dema nexweshiya wî giran bûye, kurê Apê Osman Hosheng li gel komeke dostan bir û berê xwe da jêriya Kurdistanê, da çavên xwe bi azadiya parçeyekî welêt têr bike û ji cîhanê tevayî ra diyar bike, ku kesek nikane bakur û bashûrê Kurdistanê ji hevdu cihê bike. Dostên, ku li gel mamhoste çûne Kurdistanê gotin, ku mamhoste li akadêmiyeke leshkerî rawestiya, da bo leshkerê Kurdistanê bipeyive, çavêd wî tijî hêstir bûn, zimanê wî lal bû û dilê wî ji xweshiyariya azadiyê nema rê dida wî.

Bo min rûmetek mezin e, ku min ev mamhosteyê xebata netewî nas dikir û yek ji hevpeyvînên wî yên nivisandî û tê da li ser avakirin û pêvejoya Partiya Demokrat a Kurdistan – Bakur bi firehî rawestiya bû para min..Min ew hevpeyvîn li gel wêneyê wî bi serakê hêja, kek Masûd Barzanî re, di ber alaya PDK da, xistiye nav malpera Kurdayetî: www.kurdayeti.net

Ez dibînim, ku ew hevpeyvîn gelek rohnî davêje ser hinek demên, ku pir giring in ji dûroka tevgera netewî ya bakurê Kurdistanê û avakirin û pêshveçûna Partiya Demokrat a Kurdistan – Bakur.

Ez li ber malbat û partiya Hemresh Resho seriyê xwe bi rêzgirtin diçemînim û ji heval û hogirêd rêya wî ra serkeftineke mezin hêvî dikim, ji Xwedayê gewrebanê dilovan bo Hemresh Resho dilovaniyê dixwazim..Bila seriyê teviya netewa Kurd sax be.
 
Cankurd
2003.01.04

Sorun Saddam mi? - Zakir

Bizleri yoktan vareden Rabimiz (c.c)´e hamdu sena, peygamberlere ve Muhammed (Allah´in selami hepsinin üzerine olsun)´e selat, bütün mustad´aflara selam olsun.

Dünya nereye gidiyor adli yazımızda amerikanın´nin söylem ve icraatlarına baktıĝımızda ortadoĝu´ya yerleşmek istediĝini ve adeta dünyayı yanında yer almaya zorladıĝını söylemiştim. Üzerinden epeyce zaman geçti ve anlaşildı ki Amerika bölgeye yerleşmek planı peşindedir. Sorun saddam olarak gösterilmektedir. Ancak biz kesin olarak biliyoruz ki sorun saddam deĝildir. Sorun petrol, ortadoĝu ya tam olarak hakim olma ve siyonizmin arzê meb´ud planindan başka birşey deĝildir. Kaldı ki şayet sorun saddam olsa bile saddamı bu hale getiren amerika´dan başkası deĝildir. Güçlü silahlarla ırak´ı donatıp iran´nın üzerine salan amerika ve avrupa deĝilmidir? Parali- parasız bu silahları neden saddam´a verdiler. Iran irak savaşı barışla noktalanınca HALEPÇE´yi kan gölüne çeviren zehirli gazları saddam kürtlere kullandıĝında dünyanın kılı kıpırdamamıştı? Birkaç kınama ve demecin ötesi lafugüzaf! Yoksa biz kürtleri insan dan saymıyorlarmıy dı!…

Tabii ki iran-ırak savaşının sebebi abd´nin ortadoĝu planlarını altüst eden islam inqıla bını saddam´ın eliyle boĝmak ve yok etmekti. Biz iran ırak savaşı dediĝimizde rahmetli bir abimiz lütfen arkadaşlar Iran dünya savaşi diye ısrar etmişti. Çünkü dünya ülkeleri var güç leriyle ırak´a taraf oldukları bir savaşa iran ırak savaşi demek doĝru olmaz diye belirtmişti. Gün geçti devran dolaştı abd ve müttefiklerinin güçlü silahlarla donattıkları saddam onları (Bizce israili ve abd´nin planlarını)tehdit eder duruma geldi. Birinci körfez savaşında özellikle amerika ve inglizler var güçleriyle irak´ı bombaladılar. Ne savaş bitti nede saddam devrildi. Unutulmamalı ki saddam´ı Kuveyt´i işgal etmeye yöneltenin de amerika olduĝu anlaşıldı. Hat ta saddam geçenler de bir demecinde bunu ikrar etti. Bu olayları sıraya koyduĝumuzda herhal de amerika´nın planları anlaşilıyor deĝil mi?

Bu gün Kürtler´e dost gibi görünen abd´nin bizim kaş ve gözümüze hayran olmadıĝı nı unutmamalıyız. Ilişkileri, eksi ve artıları güzelce hesaplamamız gerektiĝini ayrıca hatırlatı yorum. Bölge zenginlikleri abd´nin iştahını kabartan en önemli sebepler den biri olduĝu unutul maması gerektiĝinin altını çiziyorum. Mezopotamya´nın yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin işgalci ülkeler(iran,irak, suriye ve turkiye) den sonra amerikan ´ın işgaline girmesine bilmem arzu edermisiniz? Gerçi belki diyeceksiniz ha bunlar ha o. Şahsen ben amerikanın pek diĝer ışgalcilere benzemediĝini düşünüyorum. Hala çikarılmayan yeraltı zenginliklerinin gramına kadar çıkarılıp götürüleceĝinden eminim.

Türkiye cümhüriyeti devleti de söylediklerimizi hatırdan çikarmamalıdır.
Kürtlerle ol an anlaşmazliĝa derhal çözüm getirmelidir. Senelerce sürdürdüĝü şoven ve baĝnaz politika sını terketmelidir. Çünkü eĝer gecikirse fırsatı kacırabilir.

Büyük bir çoĝunluĝun oylarıyla seçilen AKP. Senelerce maĝdur edilen ve adeta cezalandırılan kürdlerin dertlerine egilmeleri belki de kendi hayırlarına olacaktır. Madem ak bir sayfa açmışlar. Demokrat ve insancil olmakla övünüyorlar. Kürd meselesine de eĝilsinlerde görelim. Gerçi Türkiye´deki kemalistler ve asker zihniyeti olduĝu müddetçe kimsenin kürd meselesine eĝilip çözemeyeceĝini biliyoruz. Olsun insancıliklarını kürd meselesinde de gösterip göstermediklerini merak ettiĝimizden kendilerine hatırlatıyoruz.

AKP hükümeti ateşle oynadıĝını ve ırak krizinin kendileri için büyük bir sınav olduĝu kanaatindeyim. Büyük bir oy çoĝunluĝuyla elde ettikleri iktidari (iktidar denirse) bir sonraki seçimde halkın cezalandırmasıyla ödeyebilirler. Unutulmamalı ki savaştan en fazla zarar türkiye nin payına düşecektir. Akp hükümeti bir önceki körfez krizinde türkiye nin kayıplarını galiba unuttu.Amerikanın üs, liman ve asker barındırma isteklerine bakıldıĝında uzun süreli bir planın peşinde olduĝunu göstermiyor mu? Genelde askerlere karşıyım ama bu ırak krizinde askerlerin siyasiler den daha temkinli oldukları göze çarpıyor.Samsun ve trabzon limanlarının istenmesine ilkin karşı çıkan onlar olmuştu. Türkiyeden konuşlandırılacak abd askerlerinin sayısının onbeş bin de olmasını yine askerler israr ediyorlar. Oysa bu çekingelerin savaşa karşı kaygılara akp hükümetinin sahip olması beklenirdi. Gerçi Awrupanın amerika ya BM´nin kararlarına göre hareket etmesini ısrar etmelerinden sonra akp´nin tavrı da deĝişti gibi. Başbakan Gül´ün ortadoĝu ziyaretleri buna yönelikti. Istanbulda toplanan islam ülkerinin dışişleri bakanlarının aldıkları karar her zaman olduĝu gibi geçersiz ve göz boyama? Suriye sadece planlara dikkat çekiyor. Saddam gitse bile amerikanın ırak´a saldıracaĝını belirtip, savaşı önlemek için BM´nin acilen göreve davet edilmesini teklif etmesi manidar. Halbu ki bu tepki iran´dan gelmeliydi deĝil mi? Çünkü iran´nın kıskaca alınması ve siranın ona geleceĝini unutmaması gerekir diye düşünüyorum.

Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok ülkenin barışçı yollardan meselenin çö zülmesi, askeri müdahalenin son seçenek olmasının gerektiĝinin altının çizilmesi amerika nın epeyce keyfini kaçırmışa benziyor.
Ister Birleşmiş Milletler ırak´a müdahale kararı alsın ister se aksi olsun. Görülen oki amerika ırak´a vurmaya kararlı. Dolasısıyla mesele saddam´ın kalıp yada gitmesinin çok öte sindedir. Amerika´nın bölgeye asker yıĝmasının ve oldu bittiye getirip ırak´a saldiracaĝına kesin gözüyle bakilabilir. Dolasısıyla Avrupanın yada Islam ülkelerinin engellemelerinin fayda getireceĝi kanaati bende mevcut deĝildir. Fransa ve Almanya başta olmak üzere bazı ül kelerin planların farkın da oldukları ve destek vermemeleri sevindiricidir. Saddamdan esas katliam gören taraf (kürdlerden biri olarak) savaşa hayir diyoruz. Çünkü savaşın hıç kimseye fayda getirmeyeceĝinı esrarla belirtiyoruz..

Saddam'ın kuyruk acisıyla israil´e saldıracaĝi savaşin bölgeye yayılacaĝı ve boyutların hayale gelmeyecek dereceye ulaşilabileceĝi hatıra getirildiĝinde tablo gerçekten dehşet verici olacaktir. Türkiye ye saldırdıĝı taktirde arada yine biz kürtlerin en fazla zarar göreceĝi unutulmamalıdır.

Bütün engellemere raĝmen amerikanın saldırdıĝında Irak´ın Afganistan gibi olmayacaĝı ve amerikanın büyük kayıplar vereceĝini düşünüyoruz. Çünkü kara savaşina girmeden Saddam´ı deviremeyeceklerini kara savaşına girildiĝi taktirde de uzun yıllar savaşmak zorunda kalacaklarını kendileride dile getiriyorlar. Körfeze ikiyüzelli bin askerin yıĝılması dediklerimizi ispatlamaktadır. Amerika uzun yillar savaşmayı ve aĝır kayiplar dahil her seyi göze almış görünüyor.
Umulur ki yanılan biz oluruz. Amerika saldırganlıktan ve iştah kabartan zenginlikler (petrol....) peşinden koşmaktan vazgeçer ve planlar(siyonizmin arzı meb´du sevdası gibi)ın aksine davranır. Bölge halkları ve dünya rahat bir nefes alır.

Her hak sahibinin hakkına kavuştuĝu ve kimsenin kimseye zulmetmeyip insanca birbirleriyle yaşadıkları bir dünya arzuladıĝımızın altını çizerek yazıma noktayı koyuyorum.

Zakir SÖNMEZ

Amerika sadece Güneyi mi yoksa Kuzey Kurdistan'i da mi isgal ediyor?

Amerika'nin Iraka saldirisi planlanirken, kuze cephesi icin T.C.den tezkereyi gecirmesini emreder gibi istedigi herkesin malumudur, ancak tezkere reddedilmesine ragmen ABD askerleri Kuzey Kurdistan'in tümününe karargah kurmus durumda. Acaba savas önce Irak'ta mi yoksa Kuzey Kurdistan'da mi baslayacak?.. Simdi Kuzey Kurdistan'in 23 ilinde bulunan tüm ABD vatandaslarindan bölgeyi terketmeleri istenmektedir.

Ortadogu ve Asya'ya yeni sekil vermek istiyen ve bunu hemen hemen hergün tekrarlayan ABD, ayni zamanda 25 yil bölgede kalacagini da hic saklamadan söylemektedir ve Türkiye yetkililerinin Türkiye'nin de yeni sekillenmede yerini alip almayacagindan emin midirler? Bana kalirsa Irak savasinin sonucu ne olursa olsun Mersin'den Hakkariye kadar olan topraklar simdiden 25 yil ABD'nin elinde olacagi asikardir! Iste Milliyetin son haberi!..

ABD, Güneydoğu'daki vatandaşlarından ayrılmalarını istedi...

ABD Dışişleri Bakanlığı, bir uyarı yayınlayarak bölgedeki durumun nedeniyle gerilimin artması ve güvenlik kaygılarının yoğunlaşması üzerine Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusundaki 23 ilde bulunan Amerikan vatandaşlarının bölgeden ayrılmalarını istedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yayınlanan uyarıda, başta Türkiye-Irak sınırı olmak üzere, Doğu ve Güneydoğu'da 23 il ile Antakya'da bulunan Amerikan vatandaşlarının bölgeden ayrılmaları tavsiye edildi. Bölgeye yönelik gerekli olmayan yolculukların da ertelenmesi istenen bildiride özellikle Amerikan vatandaşlarının Türk-Irak sınırını geçmemeleri istendi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın ABD'lilerin ayrılmasını ve gitmemesini tavsiye ettiği yerler şöyle sıralandı:

"Şırnak, Diyarbakır, Van, Siirt, Muş, Mardin, Batman, Bingöl, Tunceli, Hakkari, Bitlis, Adana, Adıyaman, Hatay, Elazığ, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, İçel, Mersin, Osmaniye, Şanlıurfa ve Antakya" Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı, Adana Konsolosluğu, Pentagon ise, İncilik üssündeki personelin yakınlarının ayrılmalarına izin verdi.

Ankara Büyükelçiliği ile İstanbul ve İzmir Konsolosluklarının bu önlemlerden etkilenmediği belirtildi.

Öte yandan, yapılan uyarıya karşın bölgeye yolculuk edecek olan Amerikan vatandaşlarının Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul, Adana ve İzmir konsolosluklarına kayıt olmaları önerildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ayrıca Türkiye'deki tüm Amerikan vatandaşlarının güvenliklerini sağlamak için önlem almalarını da istedi.

2003-03-18
M.N.
Binxêzikek biçûk di deftera royê da Adonîs


[ Al-Hayat-Nr. 14522-24.12.2002]
Wergerandina ji Erebî: Cankurd

-1-
Rastî her hovdar e, û ew bi rastîniyê ra her di pevçûneke tehl da ye,
- “Ma bo vê tu evîndarê derewêyî , ey zimanê mirov? “

-2-
Ji dema gêrobûna min bi kêşeyên zimanê Erebî ra, di nav mijûliyên min da bi mijarên zimanê hozanvanî ra, ji min ra bi cih bûye, ku civangehên zimanê Erebî ciyên fêrkirina zimên in li ser pîriyê.

-3-
Bo ramyarîmend bêtir ji zimanekî heye, û dibe jî di vê yekê da çi asteng tune be, lê asteng ew e, ku bo wî bêtir ji du destan heye.

-4-
Gava em bibînin mirov çawa tê mişextkirin, û birçîkirin, û binçavkirin, û kuştin, ev pirs, bi giringî, tê bîra mera:”- Ma rast mirov di mirov da heye?.”

-5-
Gava ez bala xwe didim vê xuliya, ku cîhanê dipeçine, sergêjiyek min digire, ez jê hişyar nabim, tenê gava min pêjinî kir, çawa li çarexê wê agir bi seriyên pêdakaran ketiye, û çawa di ser ra basikên helbestê dipirpirin, ez dihoşim.

-6-
Ji min pirs kir:
“- Ma ne xêr, wek fîlosof dibêjin: Xwedayî ye? Ka bo çi em mirovê ji xêrê pê va tiştekî dî nake, bi gawirbûnê bersûc dikin, tenê ji ber ku ew di olê da bi me ra ne yekraye? “
Pirseke, ku ez jî bi rêya xwe dikim, ji wan kesên vê gawirkirinê dikin.

-7-
Piştî em kûr dakevin, kûr ta bi binî, li yê nenas û veşartokê bigerin, em berçav dikin, ku bo me ji gudandina vê daketinê ra çare nîne.

-8-
Şeva me çû, kuta bû.
Ha ewe yê li pey wê dixulxule,
Çemekî dirêj, çemekî ji rohniyê.
Pêjindarî di helbestê da pire ne, û di evînê de daristan in.

-9-
…………………

-10-
Ha ewe yê piştî dûrketineke dirêj vedigere,
Lê ew ji nişka va lê hişyar bû, ku veger piştî dûriyê, pir caran dibe dûrketineke din.

-11-
Şaşiyên xwe her ji bîr dike –
Ma ji ber ku ew bê bîrane?
An jî ji ber ku ew di lêgerîneke herheyî da li ya rast, dijî?


-12-
Ji rewşa xwe dizehîne:
Tişt ji wî ra tenê gava ji ber wî winda dibin baş dixuyin,
û wan çêtir dibîne, tenê gava venagerin ber çavêd wî.

-13-
Dibêje, ku ew di vê cîhanê da,
nikane yê pê bawer dike ji xwe bide der.
Ew nikane li ser deselatiyê û mêrêd wê û siniçiyêd wê binivîse,
An jî li ser jîna oldarî û mêr û siniçiyêd wê,
An jî li ser gankirin û jin û mêr û siniçiyêd wê yekê, û her weha…
û naxwaze di wê demê bi xwe da,
guh bide ewê ku ev cîhan dibêje:
“Ji te ra çêtir e, ku tu li ser nemana pêdiviyê bo nivîsînê, binivîsî..û her weha…

-14-
“Dibêje, ku tersî hemî meriyan,
Bo wî kêmtir ji jînekê,
û bêtir ji mirinekê, heye.

-15-
Ma ev mirin dawîtirîn wêne ye,
Ku jînê diguhêrînê bo wateyekê?

-16-
Dibe ku baştirîn xwendina vê cîhanê û kûrtirînê wê,
ewa ku em di tariyê da dikine,
an jî ewa ku di wê navê da çavêd xwe digirine.

-17-
Ew bi yê ku bi qewxiyan cîwarkirî ye tê rewşkirinê,
û bersivê dide, dibêje: “- Ev rewştineke rast e.”
û bi vê gotinê teva dike:
“- Ne ji wê ba, minê bizaniya çawa ez maf û nemaf ji ser hev derdixim.”

-18-
Di pirtûka “Guhartinan” a Ovîd da,
Afirende nasnameyên xwe bi hev û din diguhêrin.
Mêr –bo wekanî- dibe zinar, û jin dibe pêlek, û guhartin her wilo digude.
Hingiv, wek tê gotin, dibe the’lî,
Lê – ev car – di herêmekê da, ku bi vê babeta guhartinê taybetmendar e,
Dibêjin ew (jineke) erebî e.
û dûrok zanatir e..

-19-
Bahoz, îro, ewin yên dadikevin
û toz ewe yê, ku dihile (radibe).

-20-
Efsaneya yûnanî dibêje:
“Bêvaciyek heye, ku ew bi asîmanî tê rewştin.
Ma ev rast e, Eflatûno?
Hûn tev li ser wî dibêjin:
“Kes nagihîne toza wî
“Lê, we ev toz, bi rastî, dîtiye?
û di çi qadê da, û çawa?..”

-21-
………………

-22-
Ka wê çi biba, heger ev daristana,
ku em Ereb li ser kaxedê tune dikin, dadkar ba,
Wê her yek ji me bi ser darekî va darvenekira?

-23-
Di serlêdaneke dawî da bo Sîsîliya,
Ku gelek kes ji kurêd wê li xwe mukuriyê dikin,
ku pêşserên wan Ereb in,
Ez gelek caran ji xwe pirsîm;
„- Çi hode tê da heye, ku bo rohniyê bavpîrek û bo bayî pêşser hebin?.“

-24-
Pirsek bo tevan, ne bo kesekî:
“- Em dikarin li gor dilê xwe guhêrînê çêbikin, bê ku li gor ên din bên guhartin.”

-25-
Şev binxêzikek biçûk e di deftera royê da.
 
Cankurd
2003.01.06

Kürd Gençlerine!..
Gün serhildan günüdür, gün birleşme ve kazanma günüdür, zafer mutlaka bizimdir!.

Ey Kürd Gençliği!....

Sen beş bin yıldır şerefle üzerinde yaşadığın Kurdistan evladısın!… Bu güne kadar birçok uygarlığa analık yapan vatanın tamamen yok edilmek istenmektedir!.. Özellikle son süreçte düşmanlarımız Kürd ve Kurdistan hakkında ne yapmak istedikleri bilinmektedir.
Memleketimizi parçalayanlar bu güne kadar 50 milyon civarında kürdlere hiçbir hak tanınmadılar, hep inkar edildi, asimileye tabi tutuldu, katledildi, toplu mezarlara gömüldü, değerleri ve zenginlikleri yağmalandı, insanlık hukukunun gerektirdiği en asgari haklardan dahi yararlandırılmadı.

Onlarca yıldır topraklarımızda yürütülen kirli savaşta yapmadıkları rezalet ve zülüm kalmadı, faili mechul cinayetler adı altında yargısız infazlar yapıldı, 16 yaşındaki çocuklar bile idama mahkum edildi, köyler basıldı, halkımıza bok yedirildi, yaşlılarımızın penisine ip bağlayarak çocukların eline verildi, çekiştirildi, kadınlarımız ve kızlarımıza tecavüz edildi ve bunu devletin en başındakiler bile hoş gördüler.

Gözaltında doktorlar nezaretinde her türlü işkence şekilleri halkımız üzerinde denendi, fiili tecavüzler yapıldı, coplarla tecavüz edildi. İşgalcilere karşı onuruyla şehid olan peşmergelerimizin kulak ve burunları kesilerek tesbih yapıldı, başları kesilerek ölen cesedlerin üzerinde hatıra resimler çektirildi. Çocuklar diri diri ateşin içine atıldı, alileler evleriyle beraber cayır cayır yakıldı, yolcular arabalarının içinde önce tarandı sonra ateşe verilip yakıldı, kürd gençleri topluca çukurlara gömüldü, ama buna da gönülleri razı olmayan düşmanlarımız
 
cenazelerimizi yerlerinden çıkararak köpeklere yedirdiler, işin garip tarafı kendilerine din kardeş dediklerimiz de, sağcısıyla solcusuyla müslümanıyla demokratıyla buna seyirce kalmakla kalmadılar üstelik alkış tuttular!….

Yaşlı genç çoluk çocuk demeden kürd halkına hakaret edildi, onurları çiĝnendi, Günümüzde artık kölelerin dilleri serbest olmasına rağmen, Kürd halkına kendi dillerini özgürce kullanmasına izin vermediler, beş bin yıldır kendi topraklarında yaşayan kürdlere azınlık hakları bile verilmedi!…

Yaptıklarına terör kelimesi yeterli olmadığı halde kürdlere terörün en aşırı biçimini sistematik olarak uyguladılar, köy meydanlarında kadınlar erkekler soyundurularak onlara halay çektirdiler, alay ettiler onlarla. Evleri basarak mallarına, paralarına el konuldu!…

Ormanlarımız yakıldı, sularımız zehirlendi, topraklarımız mayin tarlaları haline getirildi, binlerce yerleşim alanımız yakıldı, yıkıldı, boşaltıldı, milyonlarca insanımız yerinden yurdundan sürgün edildi, metropollerde açlığa, sefalete mahkum edildi. Hapishaneler kapısında insanımız aşağılandı, hakarete uğradı. Kurdistan’ı kürdsüzleştimek gayesiyle boşalttılar. Bu da yetmedi, çeteler kurdurulup kürdler limanlarda 300-400 kişilik kafileler halinde yurtdışına gönderildi, böylece hem kürd halkının sayısını azaltmaya çalıştılar hem de kirli bütçelerine sermaye katmak yolunu buldular.

Kürd halkının sadece yaşayanlarına değil ana karnındaki ceninlere bile hayat hakkı tanımadılar, zoraki kürtajlarla kürd hanımı kısırlaştırılmaya çalışıldı!..

Kendimizi ifade etmeyi engellemek için dilimizi yasakladılar, kürdçe düşünmeyi, ağlamayı, gülmeyi yasakladılar, kültürümüzü mahfettiler, tarihimize sahip çıktılar, türkülerimiz yasaklandı, tarihi yerlerimiz sular altında bırakılarak bizi şanlı tarihimizden uzaklaştırmak istediler!….
 
Bütün bunların yanında hala onlarla dost ve kardeş olmak istiyen zalim gaddar katliamcıların bayrağı altında birlikte yaşamayı onur sanan zavallı beyinsiz kürdlere rastlamak mümkündür, onlar kendi şahsiyetini, kimliğini onurunu satan, zalim ve katillerin kapısında köle olarak yaşamayı onur sayan kürd halkına ve tarihine leke olacak tipten varlıklardır!… O hayinlere karşı da uyanık olun, memleketinizi satmaya kalkan hayinlere, bedbahtlara imkan ve fırsat vermeyin!

Bugün halkımız topyekun katliama, yokedilmeye maruz olduğu bir süreçten geçmektedir, dostumuz düşmanımız meydandadır, artık yetmedi mi bunca kölelik, yetmedi mi bunca sessizlik, yetmedi mi bunca aşağılanmak!…

Kurdistan Güneyi ile, Kuzeyi ile, Doĝusu ile, Batısı ile tek parçadır ve bir karış Özgür Kurdistan hepimizin onurudur, onurunuzu çiğnetmeyin, hep birlikte topyekun birleşin ve işgalcilere gerekli tarihi dersi vermek için ayaklanmaya, serhildanlara hazır olun!...

Ya şerefli bir yaşam veya şerefli bir şehadet, aksini asla kabul etmeyin, köleliğin tarihin çöplüğüne atıldığı günümüzde onurunuza sahip çıkın ve asla köleliĝi kabul etmeyin!

Gün serhildan günüdür, gün birleşme ve kazanma günüdür, zafer mutlaka bizimdir!...

Yaşasın Kürd Ulusu
Yaşasın Kurdistan

30.03.2003
M.Nureddin Yekta

Türk devletinin ve milletinin gözü aydin olsun

Yillardir Kürd halkina olan düsmanliginiz yüzünden politik kayiplarinizin yaninda ekonomik kayiplariniz da hergün artmaktadir. Kürdlerle isbirligi yapmis olsaydiniz bugün Kurdistan petrolü Israil üzeri Hayfa'dan degil Türkiye'den dünya üzerine sevkedilecek ve T.C. devleti de ekonomik yönden gelisecekti ama kürd düsmanligi sizi daha cok zarara sokacaktir sizde bu zihniyet var oldukca! iste size Yeni Safagin haberi.

Irak petrolü Hayfa'dan akacak

Amerikalılar, Irak petrollerini İsrail üzerinden Akdeniz'e aktarmayı hedefleyen yeni proje için çalışmalara hız verdi. Bu projenin hayata geçirilmesi için 1948'de İsrail'in kurulmasıyla kapatılan Kerkük-Hayfa arasındaki boru hattı kullanılacak.


ABD'liler, Irak petrollerini İsrail üzerinden Akdeniz'e aktarmayı hedefleyen yeni proje için çalışmalara hız verdi. Bu projenin hayata geçirilmesi için 1948'de İsrail'in kurulmasıyla kapatılan Kerkük-Hayfa arasındaki boru hattı kullanılacak. Kerkük-Hayfa boru hattının tekrar kullanılmaya başlamasıyla, Kerkük-Yumurtalık hattının devre dışı kalmasından endişe ediliyor.

ABD'nin Irak'a yönelik saldırı ısrarında petrolün birinci derece faktör olduğu da 1948'den bu yana kullanılmayan boru hattının tekrar açılması girişimlerini başlatmasıyla ortaya çıkmıştı. Uluslararası Enerji Ajansı IEA, Ortadoğu-Hazar Bölgeleri petrol kaynaklarının değerinin trilyon dolarlarla ifade edilen bir yekunla ancak anlatılabildiği tespitini yapıyor.

Sadece Irak'ın belirlenmiş petrol rezervinin 100 ile 112 milyar varil civarında olduğu belirtiliyor. Tespiti yapılmış bu rezerv Irak'taki bilinen 73 bölgeye dağılmış durumda. 73 bölgeden ise sadece 15'i geliştirilmiş ve işletilen petrol sahaları. Ayrıca Irak'taki 530 petrol sahasından 416'sında ise halen sondaj yapılmadığı belirtiliyor. Söz konusu sahalarla birlikte Irak'ın petrol rezervinin 280 ile 360 milyar varil civarında olduğu tahmini yapılıyor.

Cheney de ilgileniyor

IEA uzmanlarının hazırladığı rapora göre, dünyanın en büyük devlet ve petrol şirketleri bütün projelerini söz konusu iki bölgeye göre geliştiriyor. Raporda ayrıca bir dönem Halliburton Şirketi'nin Başkanlığı'nı yapan ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin yaptığı bir değerlendirmeye de yer veriliyor. Cheney'nin Ortadoğu ve Hazar Bölgeleri için, "Daha önce hiç bir zaman, Ortadoğu ve Hazar gibi birden bire böylesine stratejik önem kazanan bir bölge olmamıştı" sözlerine dikkat çekiliyor.

Dünyanın en büyük sahaları

Büyük petrol yataklarına sahip olan Irak'ın coğrafi konumu ise verimli bir denize açılan terminal yapımına izin vermemesi ülkenin en büyük dezavantajı. Irak'ın Körfez'e açılan Fao Yarımadası Huveyze bataklıklarının uzantısı. Fırat ve Dicle nehirlerinin getirdiği alüvyonların Körfez'e açılan çıkışları sık sık doldurması, söz konusu bölgede derinleştirme çalışmalarına ihtiyaç duyurmakta. Bu olumsuzluk deniz üzerinde 2 önemli ihraç terminali kurulmasına sebep oldu. Bu terminallerden biri Mina el Bakır, diğeri ise Khor el Amaya. Her 2 terminal de Uzak Doğu'ya yönelik ihracat için kullanılıyordu.

Konunun uzmanları, 1948' den bu yana kullanılmayan Kerkük-Hayfa boru hattının 5-6 ay gibi kısa bir sürede faaliyete geçirilebileceğini ifade ediyorlar. Uzmanlar, ABD'nin elindeki teknolojik imkanların günde 2 kilometre boru hattı inşa edebilecek kadar ileri olduğunu hatırlatarak, boru hattının yeniden inşa edilmesi durumunda bile 5-6 ay gibi kısa bir sürede hattın çalışabilir hale getirileceği kanaatinde olduklarını söylüyorlar. Boru hattı ister tamir edilsin, ister yeniden inşa edilecek olsun, çalışmalar 4 ya da 5 koldan birden sürdürülecek. Bir grup, İsrail topraklarında çalışırken, diğer bir grup Lübnan topraklarında çalışacak, 2 ya da 3 grup da Irak topraklarında çalışacak.

2003-04-11
Türkiye'nin Kürt Düşmanlıĝı had safhaya ulaştı

Kurdistan Peşmerge Ordusuna baĝlı askerlerin çoĝunluĝunu Kürdlerin oluşturduĝu Kerkük ve Musul şehirlerini Saddam rejiminden kurtarmasından sonra Türkiye savurduĝu tehditlerle Kürdlere dünyanın neresinde olursa olsun düşman olduklarını bir kez daha gösterdi. Oysa birinci dünya savaşından sonra Îsmet Înönü, Kerkük ve Musul'un Kürd şehirleri olduĝunu, TBMM'nin hem Kürdleri hemde Türkleri temsil ettiĝini dolayısıyla bu şehirlerin Türkiye’ye verilmesi gerektiĝini ileri sürmüştü. Şimdi ise aynı Türkiye bu şehirlerin gerçek sahiplerine verilmemesi için elinden geleni yapıyor. Uluslararası gözlemciler Otonom yada Baĝımsız bir Kurdistan'da yaşayan Kürdlerle Türkiye’nin esareti altında yaşayan Kürdler arasındaki hayat standartlarının büyüyeceĝini, bu büyük farkın Türk işgali altında yaşayan Kürdleri baĝımsızlıĝa götüreceĝini belirtiyorlar.

2003-04-11

Son iki ayda Dengê Mezlûma’ya beşinci saldırı!

Son iki ayda Dergimiz Dengê Mezlûma’ya beşinci saldırı düzenlendi. Kürd ve İslam düşmanlarının korkulu rüyası haline gelen Dengê Mezlûma’ya sürekli yapılan saldırılardan anlaşılıyorki müslüman ve kürd siteleri arasında ençok raĝbet gören ve düşmanlarını korkutan site bizim sitemizdir. Onun içindir ki; yerli ve yabancı düşmanların hedefi haline gelmiştir.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Hereketa Mezlûmên Kurdistan (Kürdistan Mazlumlar Hareketi) Avrupa sorumlusu Muhammed Seyyîdî; “Baskılar ve saldırılar bizi yıldıramaz, yolumuz doĝrudur, taĝutî sistemlere ve kürd düşmanlarına karşı mücadelemiz devam edecektir, er yada geç hedefimize ulaşacaĝız Allah’ın izniyle” dedi.

Dergimize yapılan bu menfur saldırıları lanetliyor, daha büyük bir aşkla mücadelemize devam edeceĝimizi ilan ediyoruz.
Son olarak 13 Temmuz 2003 saat 05 sularında yapılan saldırıda anasayfadaki tüm haberler silinmiştir, en kısa zamanda tüm yazıları okuyucularımıza tekrar arzedecegiz.

Saygılarımızla
Dengê Mezlûma

Acelem yok

Bayburt'lu Halis İstanbul'dan trenle Erzurum'a geliyordu. Bir posta treni biletini kesmişti ama exprese binmiş gidiyordu. Yolda biletçi kontrol ettiğinde;
-Bey amca sen yanlış trene binmişsin, senin bilet posta treni bileti ama bu tren ise expres!

Halis amca şaşkın şaşkın biletçiye baktı ve;
-Ne fark var? Tren trendir ha posta ha expres?

Biletçi dediki,
Bey amca posta geç gidiyor, expres ise çok hızlıdır, ya bilet farkını vereceksin ya da ineceksin!..

Halis amca pişkin pişkin;
-Evladım benim acelem yok, söyle makiniste yavaş yavaş gitsin.

M.Nureddin

Li ku ye?

Çûm ku xeber jê bistînim,
Hinek derd û xema deynim,
Min pirr bakir wê deng nekir,
Ji bo wî ye îro ez dîn im.

Seet yanzdê beriya nîvro,
Dema xeberdana her roj,
Niza-m îro li ku maye,
Kûçik bavê lê lê Seyro!

Îro çendê me temam bû,
Em bi hev du pirr guman bûn,
Berê me pirr xeber dida,
Du deng ji me ra nîşan bû.

Wê nîşana xwe ji bîr kirî,
Hiş û aqlê-m pê re birî,
Îro roja sihbeta me
Ne li male û çû qata jêrîn.

Min bêrî kirî pirr gelek,
Ez heyrana çavên belek,
Peznê wê ez ji we ra nadim,
Delal e wek horî melek
Matem

Şu çileli ömrüm matem izleri
Düşündürür hep gece ve gündüzleri
Aklımdan gitmez babamın şu sözleri
Rab dert çekmek için yaratamış bizleri

Bir gün bile kalbimin neşesi yoktur .
Acaba bana mutluluk mu çoktur.
Şu fani dünyaya gözümü yummadan.
Tutacak miyim mutlu hayattan..

Kalbin isyan ediyor biran durmayan
Bir yüzüm gülsüm ecel beni bulmadan
Dost girmeyecek nasil olsa kapıdan
Göçüp gideyim durmayan bu dünyadan

Ufkum karanlıktır, umudum karanlık
Hiç rahat yüzü görmedim bir anlık .
Gülümseyiş yüzümde bir noksanlık .
Yaşamımız matem! Boşuna aldandık.

M.Yekta
Dibêjin

Dibêjin li welatekî mîna welatê me
Hebûn mirovên wekî me
Ji sibê heyanî bi êvarî
Diçûn karî

Li nav zeviyan
Li dezgehan
Dikirin xebata ji bo nanî
Lê kesekî bi xwe re tiştek ne dihanî
Ji bo çend berxûtan
Li xwe disotin jiyan...
Zarokên wan
Li kolana diman
Tazî û xwaş
Birçî û nenas
Mîna pisîk û mirîşkan
Mîna mişkan....

Dibêjin, tewata wan mirovan nema
Westan ji ber derd û xema
Bi dizî li çavêd hev nirîn
Çavên tijî hêstir û girîn
Destêd hev û din leqandin
Serî ji hev re hejandin
Seriyên xwe li koletiyê hildan
Çavêd xwe bi xwînê kildan
.... û rabûn ser xwe
bo jîneka nû
jîneka Azadiyê,
Wekheviyê, Mirovatiyê...

Dibêjin suwarekî qehreman
Hebû li pêş wan
Dilê wî bûbû pizot
Diqîrî li wan û digot:
De hilbin, hilbin, hilbin
Nola şêr û piling bin
Bişkînin darê zorê
Nekevin binê lingan
Suwarên qada şer bin
Bi xençer û tivingan
Serî hildin li zorê
Bo rûmeta mirovan...

Dibêjin, gelek ji wan hatin kuştin
Ewên din jî hatin girtin
Li zindanan ji wan sotin
Lê dîrokê negot ewan revîn
Dîroka wan bi tîpên zêrîn
Li her derekê hat nivîsîn
Ji bo bîranîna wan
Hersal çêdibin civîn...
Erê seriyên xwe neçemandin
Tevî, ku ben û zincîr li qirkên wan gerandin
……û zikêd zarokên wan bi tîjkên tivingan çirandin..
Dibêjin: Ewan Kurd bûn,
Berê pir bûn,
Suwarên rojhilat bûn,
Lê wek wan jî pir netewên mezin di tariya dûrokê werbûn..
û winda bûn..winda bûn..

11.10.1995
Gula Mela

Nexweş î min sehkirî, lê dîlberê dîlberê
Wê şevê min xew nekirî, ez heyranê dîlberê
Bese tû xema neke! lê dîlberê dîlberê
Te canê me zer kirî ez heyranê dîlberê

Koçerê xeber da min, lê dîlberê dîlberê
Agir ket hundirê min, ez heyranê dîlberê
Sist bû çok û millê min, lê dîlberê dîlberê
Çi jan bû da dilê min, ez heyranê dîlberê

Ez hatime ber derî, lê dîlberê dîlberê
Min dî li min dinêrî, ez heyranê dîlberê
Şev û rojan em digirîn, lê dîlberê dîlberê
Me xelas ke lê zerî. ez heyranê dîlberê

Ez Ferhat tu Şirînî, lê dîlberê dîlberê
Tu ruh û canê minî, ez heyranê dîlberê
Zanim tû mereq dikî, lê dîlberê dîlberê
Dil bi kull dil birînî. ez heyranê dîlberê

Ez Mecnûn tu Leylayî, lê dîlberê dîlberê
Tu gula dilê Melayî, ez heyranê dîlberê
Çi bixwazî tu hêjayî, lê dîlberê dîlberê
Mela ji te-r can fedayî. ez heyranê dîlberê

M.N.