Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:22, Sal:2002, Meh:11-12

Dünya nereye gidiyor? - Zakir
Kudurmak köpeklere mahsus bir hastalıktır - Bavê Azad
Apo û piştî girtina wî
- Dilbirînê Swedê
Tarih tekerrür mü ediyor? - Ali

Kadir geceniz mübarek olsun! - M.Nureddin Yekta
Bayramınız mübarek olsun, iyi amelleriniz devam etsin - M.N.Yekta
Bo Partiya Demokrata Kurdistan - Bakur
Yılbaşını neden kutluyoruz?
Pkk (Kadek) ve Kürdler
Xwezî dunya - Mehmûd Merwan
Qeriyeke bêdeng - Selwa Gulî

Dünya nereye gidiyor?

Müslümanlara çaĝrımız; kullara kulluktan ve boş emeller peşin de koşmaya son verelim. Rabbimizin kulluĝuna dönelim. Mal, mülk geçici dünya menfaatleri bizleri kurtaramaz. Bizleri kurtaracak olan saĝlam bir iman, salih ameller ve islam üzere sebat etme mizdir.
Insanoĝluna ve dünya ya çaĝrımız; inansanız da inanmasanız da kıyametiniz kopacak ve hasr meydanına toplanacaksınız. Zerre kadar ışlediklerinizin hesabını mutlak olarak vereceksiniz. Gelin vazgeçin , eşrefı mahlukat olma şerefini esfeli safiline terketmeyin. Sizler de sizi yaratan rabbinize dönün, yaptıklarinizı O’na havale edip tevhidde birleşelim gecici dünyadan göçmeden önce!...

Insanların yaratıcısı olan Rabbul Alemine hamdu senalar, Peygamberlere, hatemül enbiya olan Muhammed (s.a.v.)’e selat, bütün mustad’af’lara selam olsun. Allah (c.c.)insanları yaratıp dünyaya imtihan etmek üzere göndermiştir. Imtihanı kazanmak inanan insanların yegane amacıcıdır. Çünkü imtihan edilmek için dünyaya geldiĝinin bilincindedir inananlar! Müslüman ismini; Allah’in emir ve yasaklarina teslimiyetten almıştır. Imtihan gereĝi dünya da kaldıĝı müddetçe insanları koyu karanlıklardan aydınlıklara çikarmaya çalışırlar. Adil davranmaya, imar etmeye, zülme yanaşmamaya çalışmalıdırlar Zalim velev, babası yada kavmi de olsa karşısında olmalıdır. Bu teslim olmanin gereĝidir. Yoksa zülme rıza gösterenin zalimden farkı kalmaz. Ancak sözde yada kimlikte teslim olanlar için aynı şeyleri söylemek ne mümkün! Söz de müslüman bir-buçuk milyarin haline bakılırsa anlaşılılır zanederim. Sözüm onlara sözde islam ülkelerinde müslümanlara nelerin reva görüldüĝü ortadadır...! Tarihin karanlık devirlerin de, nemrud ve firavun dönemlerin de inananlara yapılanlar bügün sözde müslüman yönetimler tarafından daha çirkef, zalimane inananlara reva görülmektedir.bakınız o ülkelerin meclislerine ve zindandanlarina? Şerefsizler meclislerde şerefliller isa topraĝın altınta yada zindanlardadırlar. Ehli küfrün cephesine baktıĝımızda müslümanlara dünyayı daraltmak için vargüçleri ile çalıştıklarını görmekteyiz. Bilimsel ve teknolojik imkanlarını seferber etmiş durumdalar.

Bütün ülkeleri ayni kefeye koymak haksızlık olur kanaatindeyim. Lakin ipin başını çeken abd ve ingilizlerin hristiyan ülkeleri mecbur tuttuklarını görmekteyiz. Nitekim irak’a saldırı konu sunda çoĝu ülkenin zorla iknaya çalısildıgı herkesce bilinmektedir. Hatta türkiye ve iran’in iknasi için yoĝun çabaların sarfedildiĝi anlaşılmaktadır. Gerçi normalde türkiyeden izin bile almaya gerek duymuyorlardı. Ancak bu defa kuzey irak’ta kurulacak kürt devleti ve t.c.’nin Musul Kerkuk hayali böyle gerektiriyor. Amerika Irak’a saldırırsa güya türkiye de Kuzey irak (kurdistan)’a girecek kürt devletinin kurulmasını engelleyecek ve musul kerkuk’u da alacakmiş!... Devir deĝişti bunun pek kolay olmadıĝını pekala anlayacaklardır. Iran ise sira kendisine geldiĝini çembere alınmak istendiĝinigayet net farketmiş durumdadır. Afgan operasyonunda abd `ye yeşil ışık yakan iran´nın sıra kendisine geleceĝini unutmuştu galiba? Nitekim geçenler de amerikalı dış işlerinden sorumlu biri biz; İran`daki mollallar rejiminin yıkılmasını beklemekteyiz dedi.Abd`ye baĝlı olmadan yaşayan tek devlet iran olmasından gayet rejiminin yıkilmasını dört gözle bekliyorlardır. Çünkü iran israilìn arzê meb’ûd planının önünde büyük bir engeldir. Lübnan dan israil’i çekilmek mecburiyetinde bırakan islami cepheye iran’ın desteĝi bilinmektedir. Onun için iranda ki rejim deĝiştirilmelidir onlarca!

Filistin, keşmir, çeçenya , kurdistan, filipin, moro...adeta cikmazı yaşıyor. Taraflar birbirlerini anlamaktan uzak, birinin ak dediĝine diĝeri beyaz diyor. Zülimler diz boyu, hergün insanlar katlediliyorlar dünyanın gözü önünde! Ortadoĝu bir barut fıçısı,filistin ve ceçenya kızışıyor. Bölge ayni zamanda dünya bir kaosa sürüklenmektedir. Hemde büyük bir kaos?
Kimse dur demiyor adeta diyemiyor? Çünkü ABD. Ya bizim yanımız da ya da karşımiz da yer alırsınız diyerek dünya yı zorlamaktadır! Amerikanın yanın da yer almak istemeyenler bir bir ikna ediliyorlar. Kimisinin aĝzina bal çalınarak (t.c. gibi), kimisi zorlanarak (islam alemi... avrupa gibi) Aklıma takılan s.arabistan muhtemel irak operasyonun da üslerini kullandırtmayacacaĝı? Terörle mücadele de amerika ka ya tam destek vermemesi? Mesela iran´nin kendisine teslim ettiĝi el- kaide elemanlarını abd.ıe vermemesi çok düşündürücü deĝil mı? Acaba ne oldu bu kadar sıkı müttefiklere? Yoksa tahtının sarsılmasından yani müslümanların korkusundan mı böyle davranıyor dersiniz? Kimbilir belki artık emperyalizme uşaklık yapmak istemiyordur (!)

Israilin arzê meb’ud rüyalarını hatırlarsak dünya nereye gidiyor zanedersiniz?Tihniyeti bozuk siyonizm dünyayı fesada sürüklemektedirler.Ihtirasları uĝruna yapmayacakları şey yoktur.Ama unutmasınlar kanlarını emdıkleri müslümanların gazab gününde onları cezalandırmaları uzak degildir. Firat nehrinin hazinelerini disari atması , afgan topraklarında yıllar sürecek kardeş kavgasının yaşanmaşı, büyük capli müslüman kafir savasınin çıkması, hatta müslümanlar arasinda çıkacak savaşlar size birşeyler hatırlatıyor mu? Evet bana cok şeyler hatırlatıyor.

Resul (a.s.) mın ‘Öyle bir vakit gelecek ki iman’a sahip çıkmak elde ateş kozunu tutmak gibi olacak tır’ haberinin yaklastıgini, yewmul ĝezab gününün yaklaştıĝını, adım adim insan oĝlunun kıyametını hazırladıĝını anlamaktayız. Gerçi kesin vaktini Allah (c.c)’ın dışın da kimse bilemez. Ancak alametleri bir bir ortaya çıkmaktadır. Şayet büyük alametleri çıkar yani gün batıdan doĝarsa artık tevbe ve dönüş fayda vermeyecektir. Son dönemlerde olan seller, depremler, volkan patlamaları bu alalmetlerin birer parçasıdır.

Müslümanlara çaĝrımız; kullara kulluktan ve boş emeller peşin de koşmaya son verelim. Rabbimizin kulluĝuna dönelim. Mal, mülk geçici dünya menfaatleri bizleri kurtaramaz. Bizleri kurtaracak olan saĝlam bir iman, salih ameller ve islam üzere sebat etme mizdir.

Insanoĝluna ve dünya ya çaĝrımız; inansanız da inanmasanız da kıyametiniz kopacak ve hasr meydanına toplanacaksınız. Zerre kadar ışlediklerinizin hesabını mutlak olarak vereceksiniz. Gelin vazgeçin , eşrefı mahlukat olma şerefini esfeli safiline terketmeyin. Sizler de sizi yaratan rabbinize dönün, yaptıklarinizı O’na havale edip tevhidde birleşelim gecici dünyadan göçmeden önce!...

Zakir SÖNMEZ
Kudurmak köpeklere mahsus bir hastalıktır

Son dönemlerde türk medyası ve sözde gazete yazarları kudurmuşçasına Kürdler ve Kürd siyasetçilerine saldırmaktadırlar. Hani derler ya köpek kudurunca hiç kimseyi tanımaz, önüne gelene saldırır, hatta sahibini bile ısırır diye, işte o misal bunlar da saldırıyı Kürd liderlerine kadar götürdüler, şunu unutuyorlar; eğer kendileri başka halkın liderlerine saygı göstermiyorlarsa, başkalarının da onların sözde büyüklerine saygı göstermelerini beklememeleri gerekir, onların bizim büyük şahsiyetlerimize saldırmaları halinde, elbetteki cevap hakkımız mahfuzdur. Biliyorum bir taş atsanız ona değer vermiş olursunuz ama, ne yazıkki başka şekil anlamaları mümkün değildir.

Kendini bilmez Baki adında biri Kürd Lider Sayın Mola Mustafa Barzaniye saldırmakta ve onun şahsında kürd halkına ve Kurdistan’a hakaret etmektedir. Şu mahlukun sözlerine göre Molla Mustafa Barzani Saddam’a karşı başkaldırmış, İran’a kaçmak zorunda kalmış sonra da Amerika’da ölmüş ve mezarı da belli değilmiş!...

Kürdistan Devletini kurmak sevdasıyla yanıp tutuşan Büyük Barzani gibi oğlu Sayın Mesut Barzani’nin de bu sevdada olduğunun farkında olan bu herif, „Kurdistan türk askerine mezar olacak“mış dediği için Sayın Mesut Barzani’ye de saldırmakta onu uçuk türk siyasetçilerine benzetmektedir. Guya Atatürkün ilkelerine uygun olmayan bir tarzda T.C.’ye başkaldırarak „Aslında „Gelin başımı ezin“ diyormuş.

Allah Allah yav bu türk yazarları da siyasetçileri gibi uçuk, yav Mesut Barzani türk müdür? Türk vatandaşı mıdır ki sizin gibi Atatürk ilkelerine sadık kalsın!... Yok böyle kafalar ezilmeliymiş diyor herif, sanki eğer bazı türklerin elinden gelse dünyada başka halkın yaşamasına izin verirmiş gibi insanı görünmeye çalışıyorlar, herkes biliyorki Osmanlı devleti güçlü olduğu dönemde tüm dünyaya yayılmak istiyordu hatta bir ara Viyana sınırlarına kadar gittiler, ama ya şimdi? Evet ya şimdi?.. Nerdeler?.. Hani Osmanlı Devleti? Hani egemenliklerine almak için gittikleri Viyana?.. Geçenlerde ben Viyana’daydım inanmazsınız ama temizlik işlerinde çalışan kadınların çoĝu türk kadınlarıydı, Viyana’yı ele geçirmek istiyen Osmanlı torunları şimdi Viyana’daki halkın temizlikçileri ve uşaklarıdırlar. Yine Libya gibi, Arabistan gibi ülkelerdeki işçiler ve hizmetçiler yine kendilerine osmanlı torunları diyenlerdir.

Beyler zülmün sonu yoktur. Bir zamanlar onbinlerce kürdü canlı canlı toprağa gömerdiniz, (Zilanda, Hatta Turgut Özal televizyanda söyledi bir zamanlar 15 bin insani bir derede öldürürdünüz kimsenin haberi olmazdı ama şimdi bir sinek öldürseniz dünyanın haberi olur). Dersimde 48 saatte 50 bin Kürd öldürdünüz, (N.F.K. Son Devrin Din Mazlumları kitabına bakın) onyıllarca kürd katliamını uygulayarak kürdleri dünya tarihinden silmeye çalıştınız ama ne oldu, bugün yine Genel Kurmayın istatistiklerine göre türk askerinin yüzde altmışı kürttür, bu demektirki Türkiye nüfusunun yine %60 Kürttür. İnsanları katletmekle, zülüm üzerine iktidarı kurmakla baki kalacaksınız sanmayın, sizin gibi nice zalimler vardı ve şu anda dünyada eserlerine rastlıyamazsınız. Nice imparatorluklar kuruldu, hani nerdeler? Osmanlı diye övündüğünüz imparatorluğunuz nerde? O sınırları hala hayal ediyorsunuz ama, buyrun alın o zaman neden alamıyorsunuz? Artık başınızı kumdan çıkarın, devir değişti, dünya değişti, bir siz değişmediniz ama yakında pek yakında sizde yokolup gideceksiniz, o zaman yaptıklarınızın karşılığını bulmuş olursunuz!...

Musul ve Kerkük ezeldenden beri Kürd toprağıdır ve yine ebediyen Kürd toprağı kalacaktır, madem sizin misaki milli hudutlarınız dahilindeydi simdiye kadar Saddam’ın elindeydi neden birgün adlarını ağzınıza almadınız? Korktunuz mu Saddam gibi cani, katil ve zalim birinden? Ama Kürdler korkmadılar ve korkmazlar, gördüğünüz gibi hiçbir zaman haklarından vazgeçmiyorlar? Aklınızca kürdleri zayıf görüyorsunuz Kerkük ve Musul aklınıza geliyor, size soruyorum ya Kerkük ve Musul Kürdlere değilde yine Saddam’a bırakılsa o zaman ne yapacaktınız Saddam’dan alacakmısınız? Unutmayın siz nasıl Kerkük ve Musul bize kalmıyorsa Kürdlere de kalmasın diyorsanız, Kürdlerde eğer o iki şehri alamazlarsa yine Saddam’a kalır ama size zırnık yok!...

Savaş hali bazen galip bazen mağlup olunabilir ama, kürdler her ne kadar bazen savaşta mağlup olmuşlarsa da hiçbir zaman esareti kabul etmemişlerdir, gücünüzle övünüp kürdleri korkutamazsınız!... 30 milyon Kuzeydeki Kürdlerin gözüne baka baka Kürd halkına düşmanlığınızı, kinizi kusuyorsunuz? Unutmayın Güneyde bir Kürd Devletinin kurulması aslında türklerin de lehinedir ama hani sizde o iz’an? Bir kere hamurunuz kürd düşmanlığıyla yoğrulmuş, kürd kanı emmezseniz yaşıyamazsınız, ama kürd halkı artık uyanmıştır, asırlarca kardeşlik yalancıklarıyla sizlere kanacak değildir, elinizden geleni ardınıza koymayın, buyrun meydan sizin!.. Apoyu asmamayı türk iktidarı için zaaf sayıyorsunuz elbetteki asamazsınız, varsa cesaretiniz buyrun asın! Erkekçe mertçe asın da görelim, yok beyler yok geçti artık, eğer sizde biraz akıl varsa bu kürd düşmanlığını birakırsınız, unutmayın bir kaç yıl sonra hayatta adınızın devamı Kürd Kalkı sayesinde olacaktır, bunu unutmayın çok az kaldı. Nasıl ki zülüm üzerine yayılan Osmanlı Devletinin adını bugün dünya haritasında göremiyorsanız, birgün şu anda zülüm ve işgalıyla iftihar ettiğiniz Devletinizin de ssizin gibi faşistlerin yüzünden adını bulamayacaksınız dünya haritasında.
S. Demierlin Arnavutluk’ta „Binaenaleyh Adriyatik denizinden Çin seddine kadar türktür“ sözünden bir hafta sonra Karabağ’ın tamamen ermenilerin eline geçtiğini unutmayın!... O zamanlar da böyle atıp tutuyordunuz, varsa cesaretiniz gidin alın, bakın ermenilerin elinde, siz ancak o haritayı tv.lerinizde Azerbeycan haritasında gösterebilirsiniz!.. Ve biraz da atıp tutmak, başka da yok!....

Sayın Molla Mustafa Barzani asil bir ailedendir bunu herkes biliyor, anası belli babası belli soyu sopu belli ve her kürdün kalbinde yer tutan büyük bir şahsiyettir, başkalarının liderleri gibi Selanik belgeli değildir. Bugün hangi kürde sorsanız Molla Mustafa Barzani’nin yedi ceddini sayar ama ya sizinkinin esas babası kimdir? Dedesi kimdir sahi? Liderlerimize saldırmakla bir şey kazanamazsınız, dolayısıyla kendi liderlerinize küfredersiniz? Ne demişler Güneş Balçıkla sıvanmaz ve deniz köpeğin su içmesiyle necis olmaz, istediğiniz kadar söyleyin kendi yalan ve iftiralarınıza siz bile inanmazsınız.

Degerli okuyucular!
Yine bu baki (abaki@internethaber.com) denen herif gibi biri daha var Fatih Cekirge, (fcekirge@stargazete.com.tr) o da sürekli kürdlere kan kusuyor, sanki kürd kanını icmezse yaşıyamaz gibi!... Yazdığı tüm yazılarında sadece kürd düşmanlığı vardır, kürdlerin katlini caiz değil hatta vacip görüyor, utanmadan da Kuzey Kürdlerine vatandaslarımız diyor, vatandaşlarınızsa neden soydaşlarına karşı bu kadar kin ve düşmanlık besliyorsunuz?.. Hayır beyler kürdler Türkiye’nin vatandaşı değiller, onlar toprakları işgal edilmiş bir halktır, birgün mutlaka o topraklarda Ala Rengin dalgalanacaktır, bunda hiç kuşkum yok, bunu en kısa zamanda göreceğiz inşallah.

Bavê Azad
17.11.2002
Apo û piştî girtina wî
 
Listikên mezin li ser gelê Kurd û pêşeroja Kurdan tên listinê, lê mixabin Kurd bixwe hay ji van listik û dek û dalabên genî tune!.. tune!.. ji ber ku binavê Kurda û bi destê Kurdan tên kirinê. Her carê PKK bona serê Apociyan gêj bike û hedefa Apociyan ya esasi bi de wendakirin û Apoci nikaribe bi rihtî bifikire, carê li defa kampanyaki bêesl û bêesas dixe. Osman Öcaln carna herbê îlan dike û carnan jî gulê demokirasiyê belav dike û apoci jî nizane ew çi dixwazin!..

Dewleta tirk ji bona tikeve yekîtîya Ewrupa, Xwedêgiravî hin guherîn di qanunê komara leşkerîya tirk de çêkirin û eva hana jî weki reformek mezin da nişandanê, danişandan!..ê lê bixwejî ji xwe bawernekirin. Em vê yekê ji dewleta tirk re gelekî ecêb nabinin, ji ber ku ew guherinên bi navê reformê, ji dewleta tirk re derewa heri piçûk e. Lê ya herî eceb ewe ku ew hêza binavê Kurdan tevdigere û xwe demekî birpisyarê herçar perçê Kurdistanê diditin, li defa hewarê xistin û gotin: ev inqilabek mezine.. haylo hewar!… komara demokiratik sazbû!…û demokirasî hate tirkiyê.

Tew hinek kurumên bi wê hêzê ve girê dayîbun weki KNK û hinekê din, gotin: ev xebata serok ya sê salane û bi awaki vekirî heqaretek mezin li şehêdan, li malbatên wan, li wan kesên ku hemi hebuna xwe û malên xwe dabun, gundê şewutin û kesên kocber bubun kirin!.. kirin!.. lê tu rewsenbîrî ev yeka ha negirt qelemê û negotin: başe heger ev xebata Apo ya sê salabe, ka xabata 100 hezar ensanin? Ka berhema xwina 30 hezar şehidi? Yê ceb eve! Gelo çima kesî pirs nekirin? Ez jî nizanim!…

Piştî rakirina hukmê êxdamê li tirkiye, Evdilah demec da û got: min zanibû ez nayêm xeniqandinê!.. weki merivek bawerneke ji darda kirinê xilasbe, lê dema xilasbû jî xew wek niv qehreman nîşan dide. Bi gorî baweriya min ev ne raste, hegr rastba, çima hetanî niha qet wî camêr demec nedida? Heger rastba çim her tişt bijîyana Evdilah ve hate girêdan?.. heger rastba çima Evdilah hê di teyarê de bû got: firsendê bide min da ez di baqiya emrê xwe yê mayê de, ji deleta tirk re xizmetê bikm?… heger zanibe çima ala tirk ya bi xwina kurdan sor bûbû maçkir?.. çima ji dayêkê leşkerê tirkan lêborina xwe xwest?…
cima?… cima?… cima?…
 
Na! heger Apo zanibû wî naxeniqine, wêdemê rewşe bi awakî dine, îjar Apo divi hevkarê dewleta tirke û emrê serleşkeriya tirk yeko yek pêktine!.. dema em van rexna dikin bona çi miridên Apo me tehdit dikin? ma hun difikirin bitehdit û zirtan hevkariya xwe bi dewleta tirk re veşrin?… Gelo ji dest pêka sazkirina PKKê heta roja îro, karên PKKê heta çi dereceyê li gor berjewendîyê kurdan buyte? Eger em bêjin li gorî berjewendîyê Kurdan bûye, lê ev rewşa PKKê ya iro têde çîye?

Dema Apo hate girtinê, Med. TV bûbû wek bîroya parezerên dewleta Yunan. Hinek Rtewsenbîr di medya TV de digotin: eman ha!.. aman!.. dijatî dewleta yunan nekin!.. gelê Yunan dostê meye, lê yê bi me re xîyanet kiriye hukumeta serok Wwezîr (Kostas Simitis- ) û wezirê karê derve (Pangalos- ) e. Her di wê salê de li Yunanistan hilbijartina giştî çêbû vêcarê partiya Simitis ji % 55 zêdetir deng birin û bûn ixtidar. Di 13 meha cotmehê-ekim de Apo demecek da rojnama Özgûr Politikayê û dibêje dewleta yunun dixwest gelê Kurd û Tirk bi hevdu bidin qirkirin û PKK kiribun wek çete!… başe!.. ka dewleta yunan dost bu?.. ka dewleta yunan ji bona azadiya kurdistanê bi hemî imkanê xwe alikariya Kurdan dikir? ka.?.. ka?..ka?…

Berê Apo were girtinê, ji dijmin zêdetir PKKê şerê kurdan dikir, bi hemi hêzên kurdan re şerkiriye. Bi hinek daxwazên nedicihde wekî Kurdistana mezin, doza kurd ya herî realist û aktuel bi daxwazin bêesa dan temirindinê. Şivanên li serê çîyan jî dizanîbûn ku kurdistana mezin bona kurdan felaketek mezine û ne mimkune, lê ev daxwaza han bi zanîn hate kirinê. Piştî apo hate girtin îjar bona ku Kurd ji mesala xwe ya heri realist dur bikeve bi destê serleşkeriya tirk pîlanê Komara Demokirat hate avîtinê û Apo ji hemî bir û bawerê xweyê bêesl û bêesas daket ser pîlanê dewleta nedîyar. Piştî demeki perwerda bizimanê dayîkê ijar berê Kurdan da zemîneki ne zexim û gelekî xwendekar ji dibistana hatin avêtin û ceza girtin ketin hebsa, vêcarê Apo rabû got: bila kes bona zimanê dakyîkê dewletê aciz neke!…

Dema hilbijartinê li tirkiyê dest pêkir, îjar Apo got: pêwîst nine HADEP têkeve hilbijartinan! bila here bi hin kesin tirk ku di kolanên tirkiyê de rizyane, bêhin û pixar ketine wana û marijinalin tu potansiyela wana tune, weki Mihri belê û du sê kesin din ku ne eslin wan û ne jî nesla wan beline, bila HADEP bi wana re yekitiyê çêke!:.. bila bi kurdan re cêneke!.. DEHAP û PKKê baş dizanîbun bendê ji %10 derbaz nakin û nakevin Miclisa Tirk, lê digel vîya jî nehîştin Namzetên ser bixwe têkevîn hilbijartinê û ev çarcare PKK dengê Kurdan dike torbê xelkê û dişîne meclisa tirk.

Li tirkiyê hin şirketan Anket çêkirin, lê netîca Anketan ji raya giştî re nedihate weşandinê, ji ber ku qedexebû. Hemî partiyan netîca wan Ankêtan dikirin ku bi zanbe ke ji % cen deng tînin û hemi partîyan dizanîbûn bendê ji % 10 derbaz dikin yan na. Her wusan DEHPê ji bas dizanibu ku benda ji % 10 an derbaz neke û nakevin Melisê, digel vî yaka jî qire qîra rêvebirên DEHPê û KADKê bun digotin pirobleme me ya benda barajê tune!.. tune!.. ji ber ku bizanin digotin: tune, ji bo ku Namzetên ser bixwe nekeve Meclisê tirk.

Bona ku Kurd netica neserkeftina hilbijartine guftûgo nekin, îjar kampanyaki din avêtin ortê. Vêcarê Apo nikare Abukatên xwe bibine!… Di Medya TV û demu desgehên PKK li defa hewrê xistin û rê li pêşîya Apociyan wendakirin ku ji hedefa xwe ya esasî durkevin û serê wan gijbin û nikaribin bi riheti li neticê hilbijartine bifikirin. Apo ji dibêje; komlaya navnetewîye li diji min bikartinin ku nahêlin ez Abukateên xwe bibinim!… Hemi listikin!.. dek û dolabin!.. li ser kurdan tên listinê!.. tên listine û bi destên Kurdan û binavê kurdan tên kirin!…

Digel silavên germ
Dilbirin
2002 11 19
Tarih tekerrür mü ediyor?

Kasıp kavuruyordu ülkemi bir zülüm, bir tugyan kasırgası. Temeli yaklaşık yüz yıla dayanan ve silsilelerle gelen bazan hafif bir rüzgar, bazan durgun ve bulutlu bir hava, bazan da kasırga şeklini alıyor, önüne geleni silip süpürüyor, toprağına kök salmış kalın ağaçların meyvelerini daha yetmeden döküyor ve köklerini toprağından söküyordu. Bazan durgun ve bulutlu bir hava şekline giriyor sanki yağmur damlaları dökülüyorcasına suya hasret kalmış insanların üzerine, çatlamış topraklara.

Ne hikmetse bu sudan içenler, farkında olsalarda olmasalarda o su sahiplerine kulluk edip, ayrı bir atmosfere giriveriyorlardı. Çatlamış toprakların üzerine düşen bu şey bitkilerin şeklini değiştirip, doğanın tabiatını bozuveriyordu. İşte bizimde derdimiz o diyarın sakinleri.

Partiler kuruluş itibari ile demokrasinin vazgeçilmez unsurlardır. Demokrasinin temelini oluşturan partiler, faaliyet gösterebilmesi, seçimlere girebilmesi için bir takım tüzük ve talimatların altına imza atıp, o talimat ve kurallara uyacağını fiili ve sözlü kabul etmesi gerekmektedir. Partiler Demokrasinin devamı ve işlevlerini yerine getirebilmesi için, talip olduğu yada idaresini üstlendiği grup yada toplulukların, hareket ve fiillerini denetleyip her parti kendi grup, topluluğunu o parti tarafından, demokrasiye itaat ettirmek ve rejim için tehlike arz edenlerin uysal koyun haline getirilip onlarında etkisiz hale getirilmesi sağlanır. Her parti kendi üstlendiği ROL ler çerçevesinde kalıp politik mücadelesini seneryoya uygun olarak yapması şarttır.

Komunist gurupları kontrol altına alıp onların denetlenmesini sağlamak vede onlardan rejime gelebilecek tehlikeleri bertaraf edebilmek, o gurupların rejime itaatını sağlamak için o gurupların başına, ileri gelen kadrolarına onlar gibi düşünen ve aynı ideolojiyi paylaşanların getirilmesi, yada zamanla bu kominist grup ve tebaasının demokrasi oyunları ile eritilmeleri sağlanır. Aynı şey müslüman kimliği taşıyan politik parti içinde geçerlidir. Mesela RP_DYP hükumetinde bunlar açık şekilde yaşandı ve gördük. Daha önce her cuma çıkışı dünyada zulüm görenlerin mazlumiyetlerini dile getirip eylemler düzenlenirken, zalimler lanetlenirken, RP hükümetinde hepsi yasaklandı eylem yapanlar ya tutuklandı yada yıllarca cezaya mahkum edildi, RP nin selameti iktidardan daha çok nimetlenebilmesi uğruna hiç ses çıkmadı. Her yerde oluk oluk kan akerken hiç ses çıkmıyordu hep mazaret RP nin iktidarda kalabilmesi Rejimin nimetlerinden biraz daha faydalanmasi idi. Zulümlere, akan göz yaşlarına, saçlarından tutulup sürüklenen kızlara hiç aldırış eden yoktu. Neden?

Müslümanların önüne güzel bir takoz koymuşlar!.. Vampirler o takozla insanları durdurup içlerinden kurbanlarını seçiyor. Mideleri hükmündeki zindanlarına indiriyorlardı. Dikkat edilirse Anadolu’da müslümanlar en ağır darbeleri, en vahşi zulümleri RP hükümeti döneminde yaşamıştır son elli yıldır. Bu partinin seçim öncesi propagandalarının başında gelenler, İmam-hatip ve başörtüsü sorunu idi. Hatta Şevki Yılmaz seçim öncesi konuşmalarında şöyle diyordu; “ Eğer milli görüşü önümüzdeki seçimde iktidar yapmazsanız bunlar imam-hatip okullarının önünü kesmek için ilkokulları sekiz yıla çıkartacaklar, Kur’an kurslarını kapatacaklar.” Dikkat edilirse ilkokullar sekiz yıla RP iktidarında çıkartıldı bu kanunun altınada RP imzasını koydu. Kur’an kursları yine bu hükümet döneminde kıyıma uğradı, sayısız kur’an kursu kapatıldı ve sayısız vakıfların mal varlıklarına el konuldu, Dönem RP iktidar dönemi yine TC israil arasında Hava sahası ortak kullanımı antlaşmasının altındaki imza yine aynı. Yani Anadolu insanı yeni bir istiklal mahkemelerinin hışmına uğradı hemde RP iktidar döneminde!...

Şairin söylediği gibi; Tarih tekerrürden ibarettir diyorlar. Hiç tekerrür edermi idi alınsa idi ibret. Bu gün yine tarih tekerrürün ilk belirtilerini verip yeni bir fetret dönemine daha giriyor. Dikkat edin yine gelişen olaylar çok bir farklı olmayacak. Demokrasi adındaki beşeri dinin bu parti tarafından reklamı yapılacak, faziletleri (!) anlatılacak müslümanlar bu beşeri dine davet edilip sindirilmeleri, uyutulmaları sağlanıp değişik bir islam modelinin tasarımı yapılacak.

Önceki nutuklarında Zalim, kafir ve büyük şeytan diye anlattıkları bundan sonra adil ve iyi olarak lugatlarına eklenecek, Büyük şeytanın davasında haklı oduğu vurgulanıp destek bile vereceklerini beyan edip emirlerini görev telakki edeceklerdir. Siyonistlerin katliamlarına ya dolaylı destek verilecek yada mazaretler sunulacak yada sükut edilerek dikkatlerin başka tarafe çekilmesini sağlayacaklardır. Dün Irak bombalanırken Amerika karşıtı olanlar bugün Irak’ın bombalanmasına destek verecekler, “”Irak’ın silahsızlandırılmasi” mazeretini sunarak Amerika’nın emirlerine uyup bombalar yağdırılacak, bunada mazeretler uyduracaklar.

Yine Anadoluda, Rejimin nimetlerinden daha uzun faydalanma adına nice insanların yukarı böyle istedi bahanesi ile tutuklanmaları, hayatları karartılmaları sağlanacak. Kimbilir bu iktidarda da islamın kaç tuğlası sökülüp sökülen tuğlaların yerine neleri montaj etmeye kalkışılacak!... Yada islamın beşeri dinlerle, ideolojilerle kaynaşması, yada reformunun yapılması için uğraşılacak. Düşünmek bile istemiyorum. Daha ötelere gitmeden bir Özal dönemi yine aynı oyunun değişik perdesi laik-müslüman birleşimi bir toplum hayali. İşte neticesi!..

Unutmayinki her şey fani, muhakkakki Allah’a döndürülecek ve zerreden hesaba çekileceksiniz. Onun içindir ki az bir dünya metaına karşılık dünyanızı rezil ahiretinizi hüsran etmeyiniz. Dosdoğru olun. Ya demokrat, ya müslüman, ya laik, ya muvahhid olun, ikisini bir arada götüremezsiniz!... Şayet böyle yaparsanız, hükmünüz en hafifi olarak münafıklıktır. Önce islamın hakimiyetini kendinizde, ailenizde, etrafınızda ve toplumda oluşturup kalpleri Allah’la tanıştın. Küfrün ve şirkin tasallutundan kurtulup, Hakkı ile İslamı anlayın, anlamak içinde ölçünüz devamlı Kur’an ve Sünnet olsun. Bedellere her zaman hazır olun, her zaman bulunduğunuz çizgiyi, islami nassları ölçü alarak kontrol edin. Ölçüsü Kur’an Sünnet olmayanların, ayaklarının kayması şeytanın amellerini kendisine süslü göstermesi, kendisini müslüman sandığı halde, başka beşeri dinlerin içinde bulması hiçte zor değildir. Yarın tebaanızla hesaba çekilecek, belki onlar sizi sizde onları suçlayacaksınız. Eger o günün dehşetinden gerçekten korkuyosanız, Koltuklarınızda daha uzun oturabilme uğruna, zalime boyun eğme ve zulüme sessiz kalma yerine, Hakk’ın haklının müdafiileri olun. Allah’a emanet olun.

Ebu Ridvan
aliavize@virgilio.it
Kadir geceniz mübarek olsun!

Yüce Allah; en büyük mucize olan Kur’an-ı Kerim’i, Peygamber Efendimize mubârek Kadir gecesinde indirmiştir. Bütün insanlığa huzur ve saadet yollarını gösteren Kur’an-ı Kerim’dir. Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), bütün insanlığı Kur’an-ı Kerim ile aydınlatmıştır. Yüce Allah Kadir sûresinde şöyle buyurmaktadır:
 
“Doğrusu, Biz, Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrail, o gece Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”(1)

Kadir gecesi, azamet ve şeref gecesi demektir. Bu geceye Kadir gecesi denilmesinin sebebi de; bu gece içinde kadri yüce bir kitabın Cibril-i Emin vasıtasıyla, Sevgili Peygamberimize gönderilmiş olmasıdır. Nitekim Bakara suresinde Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır .”(2)

Bu ayetten anlaşılıyor ki, Kur’an-ı Kerim, Ramazanı şerifte ve Kadir gecesinde indirilmiştir. Peygamber Efendimizin en büyük mucizesi Kur’an’dır. Sevgili peygamberimiz, kalpleri onunla fethetti, gönülleri onunla nurlandırdı, insanlığı onunla hidayete ulaştırdı. Bu bakımdan Kadir gecesi, şerefli ve nurlu bir gecedir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde:

“Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve mükafatını da Cenab-ı Haktan bekleyerek, ihya ederse, o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır”(4) buyurmuşlardır.

Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Yani onun feyiz ve bereketi, bin aylık ibadetle elde edilecek sevap ve mükâfat ile eş değerdedir. Bu geceyi hakkıyla değerlendirmek, ibadet, dua ve istiğfar ile ihya etmek, ebedi alemde bin ay kadar bakî ve bereketli bir ömür kazandırır. Aslında, bu gecenin değeri günle, ayla ölçülemeyecek derecede büyüktür. Bunun için, Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğu Kur’an-ı Kerim’de beyan edilmiştir.

Rasul-i Ekrem Efendimiz, Ramazan-ı şerifin son on gününün gecelerinde, kendilerini daha çok ibadete verirlerdi. Bu gecelerde, aile fertlerini de uyandırırlardı. Hz. Ayşe validemiz, bir gün kendilerine şöyle bir soru sormuşlardı:

“Ya Resûlellah! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilir ve o geceyi idrak edersem, Cenab-ı Hakka nasıl duada bulunayım?"

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“De ki; ya Rab! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.”(5)

Bin aydan hayırlı olan bu geceyi ihya etmek, insan için ne büyük bir mazhariyettir, ne büyük mutluluktur.
O gece; mü’minler için baştan sona kadar selâmdır, hayırdır, berekettir. Ne mutlu bu geceye kavuşup ihya edebilenlere!
------------------------------------------------------
1 Kadir Sûresi,97/1-5.
2 Bakara,2/185.
4 Tecrid-i sarih c.1, s. 45.
5 Sünen-i Tirmizi terc. C.2, s.78 H.No:792.
 
Bayramınız mübarek olsun, iyi amelleriniz devam etsin

Kalpte incelik, vicdanda duyarlılık meydana getiren, bu sayede fakirlerin, yoksulların hallerini düşündürecek insanda yardımlaşma hissini uyandıran, böylelikle müslümanlar arasında sosyal dengenin sağlanmasına yardım eden, kin nefret, düşmanlık ve bencillik gibi bayağı, kötü duyguları kaldıran, mutluluk içinde yaşamalarına vesila olan, farziyeti Kur’an, Sünnet ve icma ile sabit olup, hicretin ikinci yılında farz olan islam binasının ana direklerinden biri olan mübarek Ramazanı Şerif ayını geride bırakarak Ramazan bayramına kavuşmuş bulunuyoruz.
 
Kandil geceleriyla başlayıp, üçaylarla devam eden ve mübarek Ramazanı Şerif ayı ile her tarafı kuşatan bu mübarek ve rahmeti bol mevsim içinde kazandığımız ibadet, ahlak, temizlik ve güzel alışkanlıklarımızı Ramazanın bitimiyle terketmiyelim. Nefislerimize zor gelmiş olsa bile elde ettiğimiz bu güzel hasletlerin devamı için azmimizi kırmayalım. Unutmayalımki insanı mutlu eden en önemli duygulardan biri de, başladığı, plan ve programa aldığı bir işi bitirmek ve sonunda da semeresini görmesidir.

Bir muallimin toplum için yetiştirdiği talebelerinin topluma olan katkısını seyretmesi, bir usta veya sanatkarın yaptığı iyi bir eser ve işi faydalı şekilde çalışır durumda görmesi, bir bahçevanın emek verip, alın teri dökerek, diktiği fidanların meyve verdiğini görmesi ne kadar sevindirici bir olaysa, bir insanın da kötü ahlaklarını bırakıp, kirli maziyi terkederek yeniden elde ettiği güzel ahlak ve hasletlerin semeresini de görmesi o kadar sevindiricidir. İşte bu sevgi, haz ve mutluluğun kaynağı devamlılık, sabır ve azimdir.

Ramazanın bitmesiyle bu güzel ahlak ve alışkanlıklarımızı bırakmayalım. Unutmayalımki; maddi hayatımızın devamı için, nasıl günün muayyen saatlerinde beslenmeye muhtaç isek, aynen o şekilde ruhi hayatımızın saadetinin devamı için de, Allah’ın emrine imtisal ederek elde ettiğimiz güzel hasletleri devam ettirmek gerek, Yüce Allah’ın emirlerini sürekli olarak nefsimizde tatbik etmeliyiz. Allah’a olan kulluk borcumuzu unutmamalıyız, çünkü ibadetler insanın manevi yapısını besler ve kuvvetlendirir, insan maneviyattan uzaklaştıkça bunalımlardan kurtulamazlar, asrımızdaki bunalımların, çılgınlıkların, vahşiliklerin temelinde maneviyatsızlık yatmaktadır.

İbadet insanın manevi hayatını parlatır, nurlandırır, huzur verir, refah verir, mutluluk verir. Gerek aile içinde gerekse de toplumda esenlik verir. Ramazanda kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı Ramazandan sonra da devam ettirelim. Bu güzelliklerin şahsımızda, ailemizde, neslimizde, çevremizde, toplumumuzda hatta dünyamızda yerleşmesine çalışalım, nefsine yenik düşen zayıf iradeli insanlara yardımcı olalım. Aksi takdirde iyi amellerimizi, hayırlı işlerimizi ve ibadetlerimizi terketmek, yeniden ruhumuzu açlık ve dertlere, sıkıntılara bırakmaktır. Bol ve bereketli yağmurdan sonra kuraklığa duçar olmuş topraklar gibi, manevi ve ruhi hayatımızın yeniden aç ve sussuzluğa terkedilmesi demektir. Bu da nefis ve şeytan, kötü ahlak ve alışkanlıklarına karşı kazanılan zaferden geriye adım atmaktır.

İleriye, başarıya ve yükselmeye giden yol, elde edilen bunca manevi servetin yeniden heder edilmemesidir, Zira hizmette devamlılık başarının altın anahtarıdır.

İnsan yaratılışı itibariyle alışmıs olduğu huy ve alışkanlıkları takip etmek, onları tekrarlamak ister. Çünkü hayatını alışkanlıklarının akışı içerisinde sürdürmek insana kolay gelmektedir. Bir başka ifadeyle, kişi alışkanlıklarının adeta esiridir. Yoğun olarak çevrenin tesiri altında kalan insan, dikkat edilmediğinde kendisini yenileyip tazeleme ihtiyacını hissederken, farkına varmadan kötü alışkanlıklar kazanabilmekte, bu da onu önce kendisine, sonra da çevresine zararlı bir mahluk haline getirmekte, zaman zaman vicdan azabına sürüklenmekte ve onun mutsuzluğuna sebep olmaktadır.

İnsan, iyiliğe de kötülüğe de yönelebilen karekter ve kabiliyette yaratılmıştır. Nitekim “Kişiye ve onu şekillendirene, sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene andolsun” ayetlerinde, insanın iyilik ve kötülükten her birini yapabilir durumda yaratıldığını, “….Dilediğinizi işleyin…” ayetinde, insanın seçme ve beğenme hürriyetine sahip olduğunu, “Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görür, kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür” ayetlerinde, insanın yaptığı iyiliklerin karşılığını iyilik olarak, kötülüklerin karşılığını da kötülük olarak göreceğini, “iyilik yapın” ayetinde de, insanın iradesini iyilik yönüne çevirip hayır yapmasının emredildiğini göstermektedir. Hak Teala’nın emir ve yasaklarında insan için hep iyilik, hikmet ve fayda vardır. Her insan da, emir ve yasakların altından kalkabilme gücüne sahiptir. Yüce Allah, altından kalkılmayacak emirler vermemiştir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de; “Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yük yüklemiştir…” şeklinde buyurulmuştur. Ramazan ayı bu hakikatın en güzel ve bariz misalıdır.

O halde bu mübarek ayda kazandıklarımızı kaybetmek bir yana, onları daha da güçlendirmek, çoğaltmak ve korumak en başta gelen görevlerimizden olduğunu unutmayalım.
Bu vesileyle hepinizin Ramazan Bayramınızı candan tebrik eder, her iki dünyada saadetler diler, selam sevgi ve saygılarımı sunarım sevgili okuyucularım.

M.Nureddin Yekta
Bo Partiya Demokrata Kurdistan - Bakur

Wek tê zanîn, di 27.12.2002 de welatparêzê mezin, Serokê Partiya Demokrata Kurdistan-Bakur Hemreş Reşo wefat kir.
Hemreş Reşo mirovekî heri qenc û di siyaseta kurdan de jî siyasetmedareki heri kevn û aktiv bû, ne bi tenî siyasetmedar bû, her wisa di kultura kurdî de jî gelek xebatê giranbiha kiriye. Mirov dikare bêje ku li Elmanyayê ew yek ji wan kesên ku berdevkiya raya giştî ya kurd di civata elmanî de dikir.
Her wiha di têkoşina Kurdan de xwediyê rolekî mezin bû û jîyana xwe di rêya azadiya Kurdistanê de derbaskir.

Em gelek xemgîn bûn bimirina Birêz Hemreş Reşo. Bi rastî biqetandina însanên wisa qenc, civaka kurd kêmbûna xwe his dike. Lê mixabin ku qanûna jiyanê wiha ye, li pey jiyanê tim mirin e. Ya girîng ewe ku di pey mirovan re jî, navê mirov di civaka mirov de tim bê xwendin. Hemreş Reşo, bi xebatên xwe yên qenc navê xwe di diroka Kurdistanê de, da nivîsandin, her çiqas bi beden ji nava me qetiya be jî, ewê tim di dilê me de û di tekoşîna me de bijî.

Bi vê minasebetê em ji wî re di alema wî ya nû de dilxweşî û rehetî, ji malbata wî re, ji civaka Kurd û ji partiya Demokrata Kurdistan-Bakur re sersaxbûnê dixwazin.

M. N.
Berpirsiyarê Europiyê
Hereketa Mezlûmên Kurdistan
Yılbaşını neden kutluyoruz?

Sevgili okuyucular!
Miladi tarihi ile 2002 yılını da geride bıraktık. Maddi ve manevi kazanç, yada kayıplarla dolu olan koskoca bir yıl daha ömür takvimimizden yaprak yaprak kopup gitti. Ömrümüzden kopup giden koskoca bir yılın muhasebesini yapmak mecburiyetinde olduĝumuz bir haftada bulunmaktayız.
İnsan, bilhassa inanmış birer müslüman olarak, geçirmiş olduĝumuz bir senenin deĝil, her günün akşamında “bugün ne yaptım, yapmış olduĝum işlerimde dünya ve ahirete yararlı olanları var mıdır” diye düşünmemiz başta gelen görevlerimizden biridir. Bu hususta Yüce Rabbimiz bir Ayeti Kerime’de mealen şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarın (kıyamet günü) için önden ne göndermiş olduĝuna baksın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.”

Muhterem okuyucular!
Samimiyetle itiraf edelim ve kabul edelim ki; bizler, günlük, aylık yada yıllık yapmış olduĝumuz işlerin muhasebesini yaparken, işin hep maddi cephesini düşünüyor, bugün para ve mal olarak ne kazandım” diye bunun hesabını inceden inceye yapıyoruz. Ama, Allah’ın rızasına uygun olarak hangi işi yaptım, ahiret hayatim için ayeti celilenin ifadesi ile “önceden ne gönderdim” sorusunu kendimize bir türlü sormuyoruz, soramıyoruz!... Bu konuda kendimizi hesaba çekmiyoruz. Halbuki Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Hakiki mümin, dunyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını terketmeyen (kişi) dir. Diĝer bir hadiste de: “Hiç ölmeyekmişsin gibi dunyan için, yarın ölecekmişsin gibi de ahiretin için çalış” buyurarak, dünya için çalışırken ahireti de unutmamak gerektiĝini ifade etmektedir.

Koca bir yılı geride bırakarak, dünya ve ahiret işlerimizin muhasebesini yapacaĝımız bir yılın son günlerine geldik, bu günlerde ömrümüzden kopup giden 365 günün hesabını vermek mecburiyetindeyiz. Hani Efndimiz buyuruyor: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz…” Bizler bu hesabı vermeyi aklımıza getirmezsek elbetteki bir gün bu hesap bizden sorulacaktır. Bunu düşünmemiz gerekirken, ne yazıkki bazı müslümanlar aslında bizim dinimizle örf adetimizle, ananelerimizle uzaktan yakından hiçmi hiç ilgisi, alakası olmayan “yılbaşı rezaletleri, kervan ve karnavalına katılmak için bütçe hesabını yapmaktadırlar. Oysa cahiliyyeden sonra Dini mübini kabul edip tekrar cahiliyye adetlerine dönmenin Yüce Rabbimize isyan bayraĝını açıp savaş açmak manasına geldigini unutmamak gerekir. Zira Allah’a isyan etmek demek Allah’a harb ilan etmek demektir.”

Evet kardeşim!
İçinde bulunduĝumuz hafta, hiristiyan ve hiristiyanlara özenenlerce hazırlanan yılbaşı gecesi için hazırlanan radyo ve televizyon programlari, büyük şehirleri adeta istila eden hindi sürüleri, lokanta ve gazinolarda ayırtılan içki sofraları, lokal ve kahvehanelerde yenilenen kumar aletleri, bir katliam haline dönüşen kesilip evlere getirilen ve daireleri süsleyen çam aĝaçları altına kurulan içki sofraları, acaip ve şeytani kılık-kıyafetle girip evleri dolaşacak Noel Baba sürüleri, milli piyango biletleri… Bunlar evet bütün bunların hazırlıklarının yapıldıĝı haftaya girerken, bütün bunların müslüman gençlerimizin kötü yola saptırılmasına, sıcak aile yuvalarımızın manevi bakımdan söndürülmesine, bizi dinimiz ve kültürümüzden uzaklaştırmak için hazırlanan planın bir parçası olduĝunun farkında bile olmayanlarımız var. Evet dinimizden uzaklaştırılmak için kurulan birer “şeytani tuzaklardır”!..

Bildiĝiniz gibi miladi takvime göre ömrümüzden bir yılı daha kaybetmiş bulunuyoruz, yani ölüme bir yıl daha yaklaşmışız. Şöyle bir etrafımıza bir göz atıyor ve görüyoruz ki; geçen 365 günün muhasebesini yapan, ömründen koca bir yılın koptuĝuna hiçte aldıran yok gibidir. Ama çarşı-pazara baktıĝımızda bazı hazırlıkların yapıldıĝını hemen farkediyoruz. Bu hazırlıklar neyin nesi? Bu hazırlıklar hiristiyan bayramı olan yılbaşı hazırlıklarıdır Hiristiyanlar, yandaşları ve onlara özenenler bayramlarını istedikleri gibi kutlayabilirler. Ya bizler! Biz kimiz, neyiz? Hiristiyan mıyız? Neden kutluyoruz bu bayramı? Onlar bizim bayramlarımızı kutluyorlar mı? Onları Ramazan veya Kurban bayramlarında hiç camide namaz kılarken, tekbir getirirken gördünüz mü? Hayır hayırrr! Ama başta büyükbaşlardan bazıları olmak üzere kendilerini aydın sanan bazıları bu bayramı milli bayram gibi göstermek isterler ve kutlamanın ne zararı var diyorlar!.. Halbuki bu bayram milli bir bayram deĝil bir dini bayramdır ve her dinin kendisine mahsus dini bayramları vardır. Bunları milli bayramlarla karıştırmamak lazım. Kaldıki Yüce dinimiz islamla çelişen milli bayramları da yasaklamaktadır.

Müslüman olmayanların kendi dini ve milli bayramlarını kutlamalarına karışmayız. Ya biz neden odamızı, televizyon ekranlarımızı onlara açıyoruz? Niçin onlara benzemek istiyoruz? Uyan ey müslüman !.. Seni hiristiyan yapmak istiyorlar!. Seni dinsiz yapmak istiyorlar!.. Aç gözlerini uykudan!.. Bunları ne zaman öĝreneceksin!.. Ne zaman dinine sahip çıkacaksın?.. Ne zaman!…. Yılbaşının bayramlarımızla, mübarek gecelerimizle alakası var mıdır. Aralık ayının son haftası hiristiyan aleminin Noel yortusu deĝil midir?

Evet kardeşlerim!
Yılbaşı hurafesi biz müslümanlarla ilgili deĝildir. Yılbaşı hiristiyanların kutlayageldikleri bir gecedir. Çam aĝacının evlere konması onların işidir. Onlara göre baltık denizi etrafında yaşayan totenlerin bir orman ilahları vardır. Totenler de ormandan çamı kesip evlerine getirerek onun etrafında toplanıp tapınmalarının bir kalıntısıdır. Bu hurafenin bizimle alakası yoktur. Noel yortusu da Aya Nikola isimli Noel babanın çocuklara hediye daĝıtması da yine bir hiristiyan adetidir. Yılbaşına mahsus olarak hediye alıp vermek hiç şüphesiz hırıstiyanlara benzemektir.

Deĝerli kardeşlerim!
Madde hırsına kapılarak memleketlerine sıĝmayan istilacı millet ve devletler, başka devletleri baskı altına almayı adet haline getirmişlerdir. Onlar, bu istilalarını çeşitli usul ve yollarla yapmaktadırlar. İşte onların bu yollarından birisi de, başka milletlerin inançlarını sarsmaktır. Yılbaşı eĝlenceleri, çam kesip evlere koymaları, yılbaşı hediyeleri hep bu cümleden olan oyunlarındandır.

Haçlı seferleriyle başlayıp bugüne kadar devam eden istila emelleri hala sürmektedir. Bunu daha evvel savaşla, zorla, fiili istila yollarıyla denediler. Bunun başarılması mümkün olmayınca bir araya gelip dedilerki; “müslümanları” dinlerinden uzaklaştırmak adeta imkansız denecek kadar zor bir iştir. O halde biz onları mutlaka islamdan etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Peki ne yapmalı?… İslam memleketlerinde girişeceĝimiz faaliyetlerde onlara hiristiyan örflerini, adetlerini, bayramlarını, kültürünü, ahlakını aşılayalım. Akıl ve hisleriyle tamamen bir hiristiyana benzesinler, hiristiyanlar gibi yaşasınlar, gerisi çok kolaydır. Onlar zamanla islam kültürünü ahlakını yaşantısını unuturlar, tamamen bizim gibi yaşarlar.” Evet kardeşim böyle dediler ve bu metodu uygulamaya başladılar.

Bu fikirlerin ileri sürüldüĝü 1911 yılından beri acaba hiristiyan misyonerleri yukardaki planlarını gerçekleştirdiler mi? Uzun düşünmemize gerek yok sanırım. İslam alemine toplu bir bakış karar vermemize kafidir. Kumar, içki, fuhuş, çıplaklık, iffet ve haya anlayışından tutunda Noel yortuları kutlamaya kadar hiristiyan kültür ve yaşayısı birçok müslümanın hayatına girmiştir. Biçok müslüman adeta hiristiyan gibi yaşamaktadır. Öyleki müslüman dedikleri halde hiristiyan kültürüyle yetişmiş, islamın emir ve hayatından, imanın lezzetinden mahrum kalmış, dili ile müslüman ameliyle de hiristiyanlaşan bazı müstekbirler baĝıra baĝıra bu hiristiyan adetlerinin islamda da olduĝunu açıklamaya kadar cesaret bile ediyorlar. Adeta hiristiyan gibi Noel babalarını zevkle eĝlenceyle kutluyorlar.

Evet müslüman, kısaca söylemek gerekirse misyonerler planlarının ilk kısmını gerçekleştirmişlerdir. Yukardaki sözler misyonerlerin sinsi çalışma usullerini kavramak bakımından çok önemlidir. Onlar müslümanları hiristiyan yapamayınca dolambaçlı, çarpaşık yollara baş vururlar. Kendi örf ve adetlerini tek kelimeyle hiristiyan kültürünü müslümanlar arasında yaymaya çalıştılar. Batıcılık, modacılık, moderncilik, çaĝdaşcılık, ilericilik, demokratcılık, cumhuriyetcilik adı altında toplumumuzda yerleşmiş olan birçok adette hiristiyan kültürünün izleri ve eserleri maalesef mevcuttur.

Evet esefle görüyoruz ki; İslam aleminin en ucra köşelerine kadar yılbaşı hurafesi girmiştir. Bazı müslüman kardeşlerimiz de yılbaşı hazırlıklarını görmektedirler. Onların bu davranışları yanlıştır bu tür hareketlerden vazgeçsinler.

Peygamber efendimiz buyuruyorki; „ Bir zaman gelecekki sizler kendinizden evvel yaşamış insanları taklit ve takip edeceksiniz. Onları karış karış – kulaç kulaç takip edeceksiniz. Hatta onlar bir kelerin deliĝine girseler siz de o delikten içeri gireceksiniz.
Ashab: „Ya Resulüllah, takip edeceĝimiz o kimseler yahudi ve hiristiyanlar mı olacak? diye sorduklarında, Peygamber efendimiz:

„Ya kim olacaktı?“ buyurmuş.

Evet ne yazıki bugün adete bu yapılmaktadır. Unutmamalıyız ki; islama uymayan her türlü kutlamalar günahtır, müslümanların bundan mutlaka kaçınması lazımdır. Özellikle müslüman görünüpte misyonerlerin uşaĝı olan bazı devlet erkanı, siyasi inasanları sözde aydın insanların propagandalarına kanmayalım, birakın onlar kutlasınlar ve „herkes sevdiĝi ile haşrolunur“ hadisi gereĝince beraber haşrolsunlar. Unutmayalım onlara uymak en büyük günahlardandır hatta bazen insanı küfre götürür.

Peygamber Efendimiz buyuruyor:
“Kim kendini bir kavme, bir millete benzetse o da onlardandır. Kimki bir kavmin bir milletin toplumunu karartısını, kalabalıĝını çoĝaltırsa (onların içine girip toplumuna karışırsa) o da onlardandır.

Cenab-ı Allah buyurdularki:
“Ey inananlar! Yahudileri ve hiristiyanlari sakın ha veli (dost-kendisine tabi olunacak) edinmeyin. Çünkü onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim yahudi ve hisristiyanları dost edinirse o da onlardandır.”

30.12.2002
M.Nureddin Yekta
 
Pkk (Kadek) ve Kürdler

REHMAN VE REHİM OLAN ALLAH'IN İSMİ İLE:

Bilindiği üzere 11 Eylül 2001 tarihinden sonra Dünya ikiye ayrıldı. İslamlar ve gayri müslimler. Bu kutuplaşamayı İslamlar değil gayri müslimler yaptı. Bu ayrışma belkide Rabbimizin vaadi için gerekliydi. Yani hak ve batıl sınırları birbirinden iyice ayrılarak belli olması için gerekliydi.

Bilindiği gibi Şéx Seid'in kıyamından sonra kemalist rejim Kürdistan’da din önderlerini kendi kontrolüne almış ve onların şahsında dini Kürt halkının gözünde karalama çabası içerisine girmiştir. Yarım asırlık bir çalışmadan sonra ki bu bir neslin değişmesi demekti.

Dünyadaki gelişmelerden yavaş yavaş habardar olmaya başlayan kürtler de elbete ki küçük çabalar da olsa boş durmuyordu. Belki kıyam 50 sene önceydi ama halen anıları taptaze idi. Bu kürteleri harekete geçirmeye yetecek kadar yeterli dinamik gücü sağlıyordu. Tabii güneydeki Barzani hareketi de katkısını sunuyordu. (Moral değer açısından) Geç 1970 lerde başta Türk solundan genelde Dünya solundan etkilenen ve kendilerine daha sonra PKK adını verecek olan bir hareket ortaya çıktı. Zaten Kürtlerin kendilerini ifade etmekte en fazla beklenti içinde olduğu bir dönemde ortaya çıkan bu hareket (Gelişme şekli şüphelerle doluda olsa - Uğur Mumcu bunu biraz açıklamaya çalışmış ama bedelini ağır ödemişti.) kısa sürede gelişerek halkın desteğini kazandı. Marksist bir çizgiyi benimseyen ve ideolojik-politik esaslarını bu çizgiye göre belirleyen hareket Kürt halkının ezilen sesi olduğunu iddia ediyor ve yarım asırdan uzun bir süredir Kürtelerin Türklere hizmet etmek zorunda bırakıldıklarını Türkler tarafından sömürüldüklerini çıkış amaçlarının buna son vererk Özgür, Bağımsız ve Demokratik (Sosyalist) bir Kürdistan yaratmak olduğunu belli bir süreye kadar dille getirdiler.

Asıl ilginç? gelişmeler ise 90'lı ylardan sonra yaşanmaya başlandı. Milyonların desteğini sağlayan hareket bir türlü vaad ettiği bağımsızlığı getirmiyordu?. Sonrasını ise çoğumuz biliyoruz. 1993 yılının ortlarından itibaren milyonlarca insan önce köy ve kasabalarından göç ettirilirken sonra köyde kalanların çoğu koruculaştırılarak halk birbirine düşman edildi. Köyden kante göç ettirilen halk şehirde de boş bırakılmadı. Tarihin en çirkef oyunu (senaryo dışta oyuncular - maalesef oyuncuların çoğu hangi oynu oynadıklarını bilmiyordu.-içte) Kürt halkının dininden uzaklaştırılması oyunu benzeri görülmemeiş cinayetlerle sahnelendi.

Savaşın her iki tarafı da (PKK ve T.C.) oyunu isterlercesine hiç müdahele etmediler. (Zaten oyun ortak yazılmıştı.) Binlerce insan ya arkadan vurularak ya da kaçırılarak din adına katledildi ki aralarında namaz kılmaktan alnı şişenler de vardı. 1991 baskılı ve 1992 yeni baskılı Din soruna devrimci yaklaşım isimli kitabında hareketin önderi Abdullah Öcalan kendilerine Hizbullah adını veren ve masum insanları katleden din düşmanları için şöyle diyordu: „Üzerimize gelmesinler gelmek isterlerse onları üfürerek bitiririz.“ Acaba neden üfürülerek bitirilebilinecek bir oluşumun bu kadar katliam yapılmasına izin verildi. Yoksa bugün itibari ile düşündüğümüz zaman onbinlerce insanın hayatını kaybettiği bu savaşta-3/4 ü Kürt idi- Kürt halkı dinini kaybetmekten başka ne gibi bir sonuçla karşı karşıya.

Kürt halkını Türk halkına hizmet etmekten kurtarmak amacıyla yolla çıkan bir hareket acaba onların başkalarına hizmet etmesi için mi uğraşmıştı. Komplo adı verilen bir teoriyi gündemleştirip işin altından kalkacaklarını sanmışlarsa onlara kalmış bir şey ama herkes iyi bilmeliki Kürt halkının yavaş yavaş gözü açılıyor ve bu teorilerin ne kadar mantıklı olduğunu akıl süzgeçlerinden geçiriyor.

Emperyalistlerin amacının kan dökmek olduğunu iddia ediyorlar -ki bu doğrudur.- ama unuttukları bir şey varsa o da eğer isteselerdi bunu yapabilirlerdi.(Örneğin: Kenya'dayken öldürebilir Kazakistan’dayken uçağı düşürebilirlerdi ya da esir düştükten sonra idam etmek v.s...) Çünkü herkes çok iyi biliyorki Türkiye’yi Emperyalistlerin yönettiğini. (Küçük askeri ve siyasi dengeleri geçersek) Bu çok iyi gösteriyorki amaç O'nu öldürüp kan dökmek değil Kürt halkının yıllarca kanıyla oluşturduğu değerleri kullanmak gibi bir çaba var ortada. Örneğin gerilla gücünü. Özellikle gelişmeler ve söylemler dikkatle takip edildiğinde çok iyi görülüyorki konu komplo teorisnin çok ötesinde ve bir o kadar da farklı.

Tahminimizce (Not: Bu sadace bir tahmin) bu ilerde bir kullanma halini alacak özellikle de şerr imparatorluğu ABD'nin 11 Eylül'den sonraki çabaları, Müslümanları bir numaralı düşman ilan etmesi, Afganistan saldırısı ve nihayet asıl hedef olan İran'a saldırının arefesinde Irak'a saldırısı gündemdedir.

İnanmayanlar ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar ama onlar istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.
Allah bütün ümmete yardım ederek hain ve kafirleri bozguna uğratsın.
İnşallah Kürtler Sellaheddin'inin torunları olduklarını gösterecektir.
RAB'binin bağış ve rahmetini dileyen.

BİR MÜSLÜMAN
Xwezî dunya

Xwezî dinya, tim bihar ba
Mirov ne pîr û ne kal ba

Gazinc ji me durketana
Jiyan biba derya gulan
Bihata dengê bilbilan

Dengê ba û cem û kanî
Bi xişexiş û xwuşexwuş

Xwezî dinya, tim bihar ba
Mirov ne pîr û ne kal ba

Min serê xwe bida ser coka yarê
Guhdar bikira dengê civîkên biharê

Şireşira kaniyên sar
Bi hev şad in çem û robar

Xwezî dinya tim bihar ba
Bi hezkirin û xweşgînî,

Bi deramet û hebûn
Xezî dinya tev bihar ba

Mehmûd Merwan

Qeriyeke bêdeng

Çipkek ji cergê min mişext dibê
mişext dibê.
Pêngva li gel bayê Zivistanê tavêjê.
Xwe bi şîşiltokên sivanda ve digirê.
Wê bikekevê,
bi nav havîna dilê min de,
kulîna dilê min, tûk lê dixwînê.
Aşîfkên çavên min
li gel çipkên sor ji cergê min,
şeva min dileyîzînê/,
dixapînê.
Li gel xwe derbas dikê.
Spêdeyek melûl,
belgên gulên çirmisî,
axîna min vedimalê,
girnijîna min..
ji kevalê xwe hişktir,
li nav herzêla jiyanê,
pêkolê dikê.
Ji bo çipkek xwîna mişextbûyî,
marê xwînmiji,
kevlankê xwe diguherê,
li deodora kevnaran dizivirê.
Li deodora êsîlan vedilîsê.
Çi hêviye,
ceng ji bîr kiriye!
Çipkên sor ji cergê min vexwar.
Li çarçewa sîbera kevnar î,
li çarçewa şeva tarî,
li çarçewa şopa mişextiyê xwe.
Dê pîjanê çînim,
li gel axînkên xwe, dê destar kim,
li bêjingeke bê binî kim.
Dê kim konekî reş,
li çarçewa kevnarê xwe werkim.
Çipka sor ji cergê min.
Şova şevbêriya min,
bi rondikan vedihûnim.
-hawar dikim..
mişextîîî

Selwa Gulî