Malper/Site
Rêbaz/Tüzük
Belavok/Bildiri
Program

Dengê Mezlûma

Hejmar - 36 - 30.07.2005
Hejmar - 35 - 30.06.2005
Hejmar - 34 - 30.05.2005
Hejmar - 33 - 30.03.2005
Hejmar - 32 - 28.01.2005
Hejmar - 31 - 31.12.2004
Hejmar - 30 - 30.11.2004
Hejmar - 29 - 30.10.2004
Hejmar - 28 - 30.09.2004
Hejmar - 27 - 30.06.2004
Hejmar - 26 - 30.03.2004
Hejmar - 25 - 30.02.2004
Hejmar - 24 - 30.12.2004
Hejmar - 23 - 30.06.2003
Hejmar - 22 - 30.12.2002
Hejmar - 21 - 30.10.2002
Hejmar - 20 - 30.06.2002
Hejmar - 19 - 30.05.2002
Hejmar - 18 - 30,04.2002
Hejmar - 17 - 30.03.2002
Hejmar - 16 - 28.02.2002
Hejmar - 15 - 30.01.2002
Hejmar - 14 - 30.12.2001
Hejmar - 13 - 30.11.2001
Hejmar - 12 - 30.10.2001
Hejmar - 11 - 30.09.2001
Hejmar - 10 - 30.08.2001
Hejmar - 09 - 30.07.2001
Hejmar - 08 - 30.06.2001
Hejmar - 07 - 30.05.2001
Hejmar - 06 - 30.04.2001
Hejmar - 05 - 30.03.2001
Hejmar - 04 - 28.02.2001
Hejmar - 03 - 30.01.2001
Hejmar   02   30.10.2000
Hejmar   01   30.06.2000
 

Hejmar:15, Sal:2002, Meh:01

Yılbaşını neden kutluyoruz? - M.N.Yekta
Ji Xwedê bitirsin û Wî jibîr nekin!  M.N.Yekta
Hereket Tüzügü madde: 4 - Dengê Mezlûma
Rola Mislimanan di siyaseta dunê da! - Dilbirînê Swedê
Edebiyat û Tiyatro - Lokman Polat
Namaz - Cihad Eri
Kur'anın indiriliş gayesi - Keiser
Allah'a teslim ol!- Metin
Kiyamet Günü ve alametleri - Zakir

Ebu Zer'e mektup - Can Îslam
Türk Yetkililerine - Solaxî
İbrahim'in Kuşları  - Metin
Cennet ve Cehennem - Lokman Polat
Bavêje Agir - Mehmûd Merwan
Ez Kurdaxim - Cankurd
Çêjikên Guran - Mehmûd Merwan
Yitik sevdamın örtülü çiçeklerine - Can

Mektuplar eleştiriler - Dengê Mezlûma

Yılbaşını neden kutluyoruz? - M.Nureddin Yekta

Sevgili okuyucular!
Miladi tarihi ile 2002 yılını da geride bıraktık. Maddi ve manevi kazanç, yada kayıplarla dolu olan koskoca bir yıl daha ömür takvimimizden yaprak yaprak kopup gitti. Ömrümüzden kopup giden koskoca bir yılın muhasebesini yapmak mecburiyetinde olduĝumuz bir haftada bulunmaktayız.
İnsan, bilhassa inanmış birer müslüman olarak, geçirmiş olduĝumuz bir senenin deĝil, her günün akşamında “bugün ne yaptım, yapmış olduĝum işlerimde dünya ve ahirete yararlı olanları var mıdır” diye düşünmemiz başta gelen görevlerimizden biridir. Bu hususta Yüce Rabbimiz bir Ayeti Kerime’de mealen şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarın (kıyamet günü) için önden ne göndermiş olduĝuna baksın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.”

Muhterem okuyucular!
Samimiyetle itiraf edelim ve kabul edelim ki; bizler, günlük, aylık yada yıllık yapmış olduĝumuz işlerin muhasebesini yaparken, işin hep maddi cephesini düşünüyor, bugün para ve mal olarak ne kazandım” diye bunun hesabını inceden inceye yapıyoruz. Ama, Allah’ın rızasına uygun olarak hangi işi yaptım, ahiret hayatim için ayeti celilenin ifadesi ile “önceden ne gönderdim” sorusunu kendimize bir türlü sormuyoruz, soramıyoruz!... Bu konuda kendimizi hesaba çekmiyoruz. Halbuki Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Hakiki mümin, dunyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını terketmeyen (kişi) dir. Diĝer bir hadiste de: “Hiç ölmeyekmişsin gibi dunyan için, yarın ölecekmişsin gibi de ahiretin için çalış” buyurarak, dünya için çalışırken ahireti de unutmamak gerektiĝini ifade etmektedir.

Koca bir yılı geride bırakarak, dünya ve ahiret işlerimizin muhasebesini yapacaĝımız bir yılın son günlerine geldik, bu günlerde ömrümüzden kopup giden 365 günün hesabını vermek mecburiyetindeyiz. Hani Efndimiz buyuruyor: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz…” Bizler bu hesabı vermeyi aklımıza getirmezsek elbetteki bir gün bu hesap bizden sorulacaktır. Bunu düşünmemiz gerekirken, ne yazıkki bazı müslümanlar aslında bizim dinimizle örf adetimizle, ananelerimizle uzaktan yakından hiçmi hiç ilgisi, alakası olmayan “yılbaşı rezaletleri, kervan ve karnavalına katılmak için bütçe hesabını yapmaktadırlar. Oysa cahiliyyeden sonra Dini mübini kabul edip tekrar cahiliyye adetlerine dönmenin Yüce Rabbimize isyan bayraĝını açıp savaş açmak manasına geldigini unutmamak gerekir. Zira Allah’a isyan etmek demek Allah’a harb ilan etmek demektir.”

Evet kardeşim!
İçinde bulunduĝumuz hafta, hiristiyan ve hiristiyanlara özenenlerce hazırlanan yılbaşı gecesi için hazırlanan radyo ve televizyon programlari, büyük şehirleri adeta istila eden hindi sürüleri, lokanta ve gazinolarda ayırtılan içki sofraları, lokal ve kahvehanelerde yenilenen kumar aletleri, bir katliam haline dönüşen kesilip evlere getirilen ve daireleri süsleyen çam aĝaçları altına kurulan içki sofraları, acaip ve şeytani kılık-kıyafetle girip evleri dolaşacak Noel Baba sürüleri, milli piyango biletleri… Bunlar evet bütün bunların hazırlıklarının yapıldıĝı haftaya girerken, bütün bunların müslüman gençlerimizin kötü yola saptırılmasına, sıcak aile yuvalarımızın manevi bakımdan söndürülmesine, bizi dinimiz ve kültürümüzden uzaklaştırmak için hazırlanan planın bir parçası olduĝunun farkında bile olmayanlarımız var. Evet dinimizden uzaklaştırılmak için kurulan birer “şeytani tuzaklardır”!..

Bildiĝiniz gibi miladi takvime göre ömrümüzden bir yılı daha kaybetmiş bulunuyoruz, yani ölüme bir yıl daha yaklaşmışız. Şöyle bir etrafımıza bir göz atıyor ve görüyoruz ki; geçen 365 günün muhasebesini yapan, ömründen koca bir yılın koptuĝuna hiçte aldıran yok gibidir. Ama çarşı-pazara baktıĝımızda bazı hazırlıkların yapıldıĝını hemen farkediyoruz. Bu hazırlıklar neyin nesi? Bu hazırlıklar hiristiyan bayramı olan yılbaşı hazırlıklarıdır Hiristiyanlar, yandaşları ve onlara özenenler bayramlarını istedikleri gibi kutlayabilirler. Ya bizler! Biz kimiz, neyiz? Hiristiyan mıyız? Neden kutluyoruz bu bayramı? Onlar bizim bayramlarımızı kutluyorlar mı? Onları Ramazan veya Kurban bayramlarında hiç camide namaz kılarken, tekbir getirirken gördünüz mü? Hayır hayırrr! Ama başta büyükbaşlardan bazıları olmak üzere kendilerini aydın sanan bazıları bu bayramı milli bayram gibi göstermek isterler ve kutlamanın ne zararı var diyorlar!.. Halbuki bu bayram milli bir bayram deĝil bir dini bayramdır ve her dinin kendisine mahsus dini bayramları vardır. Bunları milli bayramlarla karıştırmamak lazım. Kaldıki Yüce dinimiz islamla çelişen milli bayramları da yasaklamaktadır.

Müslüman olmayanların kendi dini ve milli bayramlarını kutlamalarına karışmayız. Ya biz neden odamızı, televizyon ekranlarımızı onlara açıyoruz? Niçin onlara benzemek istiyoruz? Uyan ey müslüman !.. Seni hiristiyan yapmak istiyorlar!. Seni dinsiz yapmak istiyorlar!.. Aç gözlerini uykudan!.. Bunları ne zaman öĝreneceksin!.. Ne zaman dinine sahip çıkacaksın?.. Ne zaman!…. Yılbaşının bayramlarımızla, mübarek gecelerimizle alakası var mıdır. Aralık ayının son haftası hiristiyan aleminin Noel yortusu deĝil midir?

Evet kardeşlerim!
Yılbaşı hurafesi biz müslümanlarla ilgili deĝildir. Yılbaşı hiristiyanların kutlayageldikleri bir gecedir. Çam aĝacının evlere konması onların işidir. Onlara göre baltık denizi etrafında yaşayan totenlerin bir orman ilahları vardır. Totenler de ormandan çamı kesip evlerine getirerek onun etrafında toplanıp tapınmalarının bir kalıntısıdır. Bu hurafenin bizimle alakası yoktur. Noel yortusu da Aya Nikola isimli Noel babanın çocuklara hediye daĝıtması da yine bir hiristiyan adetidir. Yılbaşına mahsus olarak hediye alıp vermek hiç şüphesiz hırıstiyanlara benzemektir.

Deĝerli kardeşlerim!
Madde hırsına kapılarak memleketlerine sıĝmayan istilacı millet ve devletler, başka devletleri baskı altına almayı adet haline getirmişlerdir. Onlar, bu istilalarını çeşitli usul ve yollarla yapmaktadırlar. İşte onların bu yollarından birisi de, başka milletlerin inançlarını sarsmaktır. Yılbaşı eĝlenceleri, çam kesip evlere koymaları, yılbaşı hediyeleri hep bu cümleden olan oyunlarındandır.

Haçlı seferleriyle başlayıp bugüne kadar devam eden istila emelleri hala sürmektedir. Bunu daha evvel savaşla, zorla, fiili istila yollarıyla denediler. Bunun başarılması mümkün olmayınca bir araya gelip dedilerki; “müslümanları” dinlerinden uzaklaştırmak adeta imkansız denecek kadar zor bir iştir. O halde biz onları mutlaka islamdan etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Peki ne yapmalı?… İslam memleketlerinde girişeceĝimiz faaliyetlerde onlara hiristiyan örflerini, adetlerini, bayramlarını, kültürünü, ahlakını aşılayalım. Akıl ve hisleriyle tamamen bir hiristiyana benzesinler, hiristiyanlar gibi yaşasınlar, gerisi çok kolaydır. Onlar zamanla islam kültürünü ahlakını yaşantısını unuturlar, tamamen bizim gibi yaşarlar.” Evet kardeşim böyle dediler ve bu metodu uygulamaya başladılar.

Bu fikirlerin ileri sürüldüĝü 1911 yılından beri acaba hiristiyan misyonerleri yukardaki planlarını gerçekleştirdiler mi? Uzun düşünmemize gerek yok sanırım. İslam alemine toplu bir bakış karar vermemize kafidir. Kumar, içki, fuhuş, çıplaklık, iffet ve haya anlayışından tutunda Noel yortuları kutlamaya kadar hiristiyan kültür ve yaşayısı birçok müslümanın hayatına girmiştir. Biçok müslüman adeta hiristiyan gibi yaşamaktadır. Öyleki müslüman dedikleri halde hiristiyan kültürüyle yetişmiş, islamın emir ve hayatından, imanın lezzetinden mahrum kalmış, dili ile müslüman ameliyle de hiristiyanlaşan bazı müstekbirler baĝıra baĝıra bu hiristiyan adetlerinin islamda da olduĝunu açıklamaya kadar cesaret bile ediyorlar. Adeta hiristiyan gibi Noel babalarını zevkle eĝlenceyle kutluyorlar.

Evet müslüman, kısaca söylemek gerekirse misyonerler planlarının ilk kısmını gerçekleştirmişlerdir. Yukardaki sözler misyonerlerin sinsi çalışma usullerini kavramak bakımından çok önemlidir. Onlar müslümanları hiristiyan yapamayınca dolambaçlı, çarpaşık yollara baş vururlar. Kendi örf ve adetlerini tek kelimeyle hiristiyan kültürünü müslümanlar arasında yaymaya çalıştılar. Batıcılık, modacılık, moderncilik, çaĝdaşcılık, ilericilik, demokratcılık, cumhuriyetcilik adı altında toplumumuzda yerleşmiş olan birçok adette hiristiyan kültürünün izleri ve eserleri maalesef mevcuttur.

Evet esefle görüyoruz ki; İslam aleminin en ucra köşelerine kadar yılbaşı hurafesi girmiştir. Bazı müslüman kardeşlerimiz de yılbaşı hazırlıklarını görmektedirler. Onların bu davranışları yanlıştır bu tür hareketlerden vazgeçsinler.

Peygamber efendimiz buyuruyorki; „ Bir zaman gelecekki sizler kendinizden evvel yaşamış insanları taklit ve takip edeceksiniz. Onları karış karış – kulaç kulaç takip edeceksiniz. Hatta onlar bir kelerin deliĝine girseler siz de o delikten içeri gireceksiniz.
Ashab: „Ya Resulüllah, takip edeceĝimiz o kimseler yahudi ve hiristiyanlar mı olacak? diye sorduklarında, Peygamber efendimiz:

„Ya kim olacaktı?“ buyurmuş.

Evet ne yazıki bugün adete bu yapılmaktadır. Unutmamalıyız ki; islama uymayan her türlü kutlamalar günahtır, müslümanların bundan mutlaka kaçınması lazımdır. Özellikle müslüman görünüpte misyonerlerin uşaĝı olan bazı devlet erkanı, siyasi inasanları sözde aydın insanların propagandalarına kanmayalım, birakın onlar kutlasınlar ve „herkes sevdiĝi ile haşrolunur“ hadisi gereĝince beraber haşrolsunlar. Unutmayalım onlara uymak en büyük günahlardandır hatta bazen insanı küfre götürür.

Peygamber Efendimiz buyuruyor:
“Kim kendini bir kavme, bir millete benzetse o da onlardandır. Kimki bir kavmin bir milletin toplumunu karartısını, kalabalıĝını çoĝaltırsa (onların içine girip toplumuna karışırsa) o da onlardandır.

Cenab-ı Allah buyurdularki:
“Ey inananlar! Yahudileri ve hiristiyanlari sakın ha veli (dost-kendisine tabi olunacak) edinmeyin. Çünkü onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim yahudi ve hisristiyanları dost edinirse o da onlardandır.”
30.12.2002
M.Nureddin Yekta
 

Ji Xwedê bitirsin û Wî jibîr nekin!  M.N.Yekta

Erd û esman, roj û şev, çiyayê hatîne çikkirin, rengo rengo mexlûqatên rûyê erdê, bayê ku ewrê ji baranê tijekirî digerîne, hêşînaya ruyê erdê, çemê roj û şeve nasekine û dikişe, darên bihara bi belgan dixemilin û pahîza rût dibin.... Hemî tiştên di hundir û dervayê me de hene, hemî belê hemî hebûna Xweda yê Teala tînin ziman... Hebûnek bê hemta!.. Xwedan quwwet û qudretek bêhed, bêmîsal!....
Bi qasî ku ewqas eşyayê rûyê zemîn û stêrkên li esmana hebûna Xwedê tînin ziman, nîmetên ku Wî dane me Xaliqtiya Wî her dem tînîn ber çav jî, mixabin hinek mirov îmtihana xwe wenda dikin. Halhale Xwedê Teala her tişt, her nîmetên ku dane, pê mirovan îmtihan dike. Her ciqas însan xwediyê îradeka hurr e jî, nake lazimê xwe ku mirov qelbê xwe ji hezkirina Wi re bigire. Xwedayê Teala ev hemî eşyana dane nîşan ku mirov li wan binhêre û meznatiya Wî fêm bike. Sed heyf ku gelek însan ji Xaliqê xwe rûyê xwe dizvirînin û pişt didin emrê Wî. Bi vê minasebetê ye ku, Xwedê dixwaze mirov li cewherê ku Wî mirov pê çêkiriye, li nîmetên ku daye mirov û jiyan bi wan didomîne, ji boy wan nîmeta baranê çawa dibarîne, erd çawa diqelişe, toxim çawa avis dimînin, li bax û baxçeyan, li hebên giha binhêre (1) û mezintaya Wî, qenciya Wî bizanibe.

Li wan asîmanên bê stûn, li erdê ku hatiye raxistin, li çiyayên ku hatine çikkirin, li xisûsiyêtên afirandina heywanan binhêrin, lêkolîn bikin, hînbibin. Viya jî li me nesîhetê dike. (2)

Lewra însan hatiye emirkirin ku, hakimiyeta Xwedê nasbike, ji Wî bêtir nekeve bin bandora taxût, bin hakimiyeta hinekên din, sirf bi angorê qanûn û nîzama Wî bijî!.. Ji ber vî ye ku pewîste însan bi eqlê xwe vana bizanibe, bi qelbê xwe ji Xwedayê xwe hezbike û hertim bibîrbîne. Evana îhtiyaciya însanê ye bi Xaliqê wî. Ji boy pêkanîna van îhtiyaciyane ku Xwedê Teala di Qur’an’a Pîroz da wiha ferman dike:

“Ey gelî bawermenda! Xwedê pirr bibîrbînin û zikrê Wî bikin!” (3)


Gerek mirov di zanîna bendetiya xwe de be û bizanibe ku Xwedê ji tamara mirova ya mirinê nêzîktire û bi quwwet û rehmeta xwe me nixamtiye (zeftkiriye) û herdem bi halên mirova yên maddî û manewî dizane, ji ber vî gerek mirov her tim ewî bibîrbîne (4)

Pewîste ku mirov Xwedayê Teala bi hemî sifetên Wî, bi emr û qedexeyên Wî, bi mikafat û cezakirina Wî, bi hezkirina Wî, bi hurmeta ji Wî û emrên Wî re û bi tirs Wî bibîr bîne, herdem di eqlê mirov da be. Bi awakî din; pewîste ku mirov Xwedayê xwe jibîr neke, an nebe wek wanên ku Wî jibîr kirine, lewra di jiyana insanê de felaketa herî mezin ew e ku mirov Xweda yê xwe jibîr bike, an jî bibe wekî wanên ku Wî jibîr kirine!… Ev jibîrkirin tişta herî xirav e di jiyana mirov da. Ji ber vî ye ku, Qur’an’a me ya Pîroz li ser nejibîrkirina Xwedê pirr disekine, hima di hemî sûreyan de tîne eqlê mirov!..

Xwedayê Teala di Sureyê Heşr (18-19) de wiha ferman dike:

“Ey gelî bawermenda! Hun di jiyana xwe de di şuûra bendetiya Xwedê da bin, wisan bijîn. Bila her kesek binhêre ka ji bona roja qiyametê çi kiriye, ku ewê di wê rojê de werin hesab bidin, (bên mihakemekirin) Ji qetandina ji emrê Xwedê xwe biparêzin! Bê şibhe Xwedê ji hemî kiryarên we xeberdar e!..”

“Nebin wek wanên ku Xwedê toyê hebûna wan bi wan daye jibîrkirin (kemiyeta hebûna xwe jibîr kirine). Lewra ewana li hember Xwedê serî bilindkirine!” (îsyan kirine)

Wek wanê ku Xwedê jibîr kirine!… Di afirandina hemî mexlûqan de nedîtina qudreta Wî, întizama Wî ya erd û esman, guhnedana emr û qedexeyên Wî, bêtirs ketina nava guneha, bêhis mana ji hesabdayîna roja qiyametê, sifetên kafira ne!.. Lewra jibîrkirina Xwedê, bizanîn terk kirina bendetiya Wî ye. Înkara hakimiyeta Wî ye bi hakimiyeta benda, bi parlemento, bi sîstem û ideolojiyê beşerî ye. Jibîrkirina Xwedê bi şerîk çêkirina hakimiyeta hinekên din tê holê. Ev jî sifetên muşrika ne. Nîşan û elametê wanên du dil in û ku îman neketiye qelbê wan.” (5)


Xwendevanên hêja!

Her gunehek bi emelek ji cinsê wî tê cezakirin, ew e ku me di jiyana xwe de Xwedê jibîrkiriye ku Xweda yê Teala jî ew sifetên qencên ku dabû me ji me sitendiye. Her wekî hun jî dizanîn ku însan xelîfê Xwedê ye li rûyê erdê, lê xwe layiqê vê mertebê nabîne û di şûna Xwedê de ji benda re îbadetê dike!… Û xwe layiqê çi girtibe dikeve wê derecê. Ayeta 19 ji Sureyê Heşr pêçiyê dide ser vê heqîqetê.

Îro em dibînin ku hakimiyeta rûyê erdê hemî ketiye destê kafiran, lê ewana hêj bi vî jî razî nabin!.. Ta ku muslimanekî li rûyê erdê bimîne û doza hakimiyeta Xwedê bike, pewîste ku ew li hember van muslimanan micadelê bikin. Êdî tehemmula wan ne ji sîstema Xwedê, ne ji hebûna muslimana re jî nemaye!..

Gelô musliman çi dikin?… Bi taybetî muslimanên Kurd?.. Hinek netêda, wanên din hemî bûne êsîrê malê dunê, tîcareta xwe, nav û dengê xwe!... Hezkirina malê dunê ewqas ketiye dilê wan ku bixwe ji boy Βlayê Kelîmetullah tiştekî nakin û dibin asteng ji bona wanên di vê rêda ne jî!.. Hemî karên xwe berdane sirf li pey kêmasî û şaşiyên muslimana digerin. Hinek ji wan jî, wek tûlê li pey mûçê li dora partî û rêxistinên kufrê diçerixin, bes derdê wan rûreşkirina muslimana ye. Xwe bê mesûliyet dizanin, wek qewmê Mûsa (a.s.) dibêjin “herin hun û Xweda yê xwe şerr bikin, welat ji hemî taxût dagirkira azad bikin, emê dûvre werin. Li hember me, dijminên zordar hene, em nikarin bi wan re şerr bikin, em ne betal in, karê me û tîcareta me ji dest diçe.”

Belê wiha dibêjin û xwe şûnve digirin. Hinek ji wan jî birastî ji eqlê xwe kêm in, lê hay ji xwe tunene, dibêjin; “emê di mala xwe de rûnin, ka bila hinekên din micadelê bikin, tî bimînin, birçî bimînin, li serê çiya laşê wan bibe xurê rewir û cinawira, di zîndanên zaliman de bedena wan birize, em destê xwe nekin ava sar û germ, lê bila her kes bi me bişêwire, lewra em zana ne, em mamosta ne, em dewlemend in, em seyda ne, bê ezîyet, bê cefa her tişt bikeve bin emrê me!.. Lê pirr ehmeq in, lewra di dîroka dunyayê de, tu wext bê xebat mirov bisernakeve û xebatkar jî xebata xwe nadin yên wisan!… Ger mirov birastî musliman be, gerek mirov bizanibe ku Xwedayê Tela mukafata mirova bi angorê xebat û îxlasa mirovan dide, ne bi angorê seroktî û merteba mirovan, ger wisan neba pewîst bû ku yên wek Firewn û Nemrût beriya Musa û Îbrahîm biçûna behîştê?!… Hun ji kafir û muşrikan re serî deynin, ji boy kûtek bidest we keve hemî durûtiyê bikin û mikafata xwe jî Xwedê bixwazin!… Ji muslimanan bixwazin!… We ev li ku dîtine?…

Hun qirêjaya rûyê muslimana ne, bi mirina we belku dunya hinek paqij dibe, belku musliman serfiraz dibin. Pêxemberê Xweda wiha ferman dike: “Ew ebdên facir dimirin, lê bi mirina wan însan, heywan, dal (dar û ber) û bajar xilas dibin. (paqij dibin)” (6)

Însanên ku di jiyana xwe de, di warê siyasî, aborî de, di hezkirin û nefretê de, di hilbijartina qanûn û nîzaman de, di îdara dewletê û partî û rêxistinan de Xwedê û qanûna Wî jibîr bikin, wê wek qeymê Mûsa (a.s) bi salan di gêjaya jiyanê de, di qirêj û nezanîyê de bimînin û di ezabê Xwedê de jî werin jibîr kirin, çawa ku wan li vê dunyayê emrê Xwedê jibîr kiribûn!…

Jibîrmayîna di ezap de; çiqas tiştek nebaşe!… Wê rojê ji wan re wiha tê gotin: „We ev roja ku wê ji we hesab were pirsîn jibîr kiribû, îro jî emê we jibîr bikin, cîhê hun biçinê agire, ji boy we tu alîkar jî îro tunene.” (7)

Ew Xwedayê ku tu tiştî jibîr nake, wê wan kesên ku bi îrada xwe Xwedê jibîr kirine, jibîr bike, yanî li wan neyê rehmê û pişt bi wan de bike, wan di ezap te bihêle.“ (8)

Ey gelî bawermenda ! Xwedayê xwe jibîr nekin, xwe jibîr nekin, birayên xwe jibîr nekin!.. Îro roj roja jibîrkirinê nîne!.. Hukmê Xwedê di bin lingê taxût te dipelçiqe, lê temaşe nekin!.. Ev roj, ev firseta carek din bidest we nakeve jibîr nekin hun carek din naynê dunyayê!…
M.Nureddin Yekta
Bi silavên biratî
01.01.2002
----------------- -------------------
(1) Tariq 5, Abese 23-32
(2) Qaf 6-8, Casiye 17-20
(3) Ahzab 41
(4) Hadid 4, Qaf 16, Xafir 7, Nur 64
(5) A’raf 51, Tewbe 67, En’am 44
(6) Buxarî K. İsti’nan 42
(7) Taha 126, Casiye 34
(8) Meryem 64, Secde 14

Hereket Tüzügü madde: 4 - Dengê Mezlûma

Madde: 04- Dengê Mezluma Cemaati; Sınırların kalktıĝı dünyamızda, müslümanların Îslam ülkelerinde yönetimi ele almalarının ve kendi aralarındaki sınırları kaldırmalarının bir vecibe olduĝuna inanır. İslam Birliği, ancak İslam Devletlerinin gönüllü birlikteliğinden oluşur.

Devrê Saadetin bitimi ve Halifeliğin Emevilere geçmesinden sonra, İslam altın devrini yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Müslüman görünüp te İslami idarede yer alan munafıkların içten, yandaşları kefere güçlerinin dıştan müdahelesiyle İslam yönetimi darbe üstüne darbeler almıştır. Belki uzun bir zaman, saltanat dediğimiz kimi devrelerde İslam Devletinin sınırları büyümüş olsa da, içteki yaralar sistemin zayıflığına sebebiyet vermiştir. Zaten Devri saadetten sonra tam olarak İslami bir devletten sözetmek imkansızdır. İdaredeki birçok keyfi uygulamalar, ehil olmayanların başa getirilmeleri, padişahların zevk-sefa sürmeleri Emevilerden başlayarak ta Osmanlı’ya kadar devam etmiştir. Bu uygulamaları hem Emeviler’de, hem Abbasiler’de, hem Memluklar’da ve hem de Osmanlılarda görmek mümkün. Haçlı seferlerinin başlamasıyla günden güne İslam Devleti zayıflamış, karşıtları ise güçlenmişlerdir. Bir dönem Selahaddini Eyyubi bu haçlı seferleri durdurmuşsa da, bazı kutsal yerler örneğin Kudus zaman zaman el değiştirmiştir.
1516-1517 yıllarında yapılan Mercidabık ve Ridaniye savaşları iki müslüman toplum arasında olmuş ve İslam tarihinin en kanlı savaşlarıdır. Osmanlıcıların tabiriyle Mısır’ın fethi dedikleri zaman, bilmiyen müslüman kardeşlerimiz zanneder ki, Mısır bir Küfür devleti idi de Osmanlılar fethettiler. Halbuki o zaman orada İslami bir devlet vardı ve Osmanlı’nın gözü o topraklarda idi. Bu olay en güzel bir şekilde türk okullarında ders olarak okutulan kitaplarda anlatılmaktadır. Mısır’ı almanın sebebi olarak zikredilen şeyler şunlardır.
1- Nil nehri civarındaki verimli topraklar türklerin ellerine geçmiştir.
2- Halifelik Osmanlılara geçmiştir.
3- İpek yolu türklerin eline geçmiştir.
4- Hac mevsiminde gelen gelirler Osmanlıların bütçesine akmıştır.
5- Fransızların İslam Devletine verdikleri vergiler Osmanlılara verilmiştir.

Bunun altıncı bir sebebi olmasa gerek. Yani savaşın İslam için yapıldığına dair herhangi bir bilgi, sebep ve neden yok.

Halifelik Osmalılara geçtikten sonra belli bir dönem Osmanlılar altın devirlerini yaşadılar. Zaman zaman tahta oturtulan küçük yaştaki padişahlar, deli padişahlar ve yine zaman zaman kardeşler arasında paylaşılamayan taht ve bu uğurda açılan savaşlarda öldürtülen binlerce insandan sonra Osmanlı da altın devrini kapattı ve birinci dünya savaşına yakın zamanlarda elde edilen topraklar yavaş yavaş elden gitti. Batı bögelerdekiler bağımsızlıklarını aldılar.

Birinci dünya savaşında bir verip üç alırım hesabını yapan Osmanlı’nın hesabı tutmadı. Eldekinin de kaybolmasına sebep oldu. Başkumandan! Atatürk dedikleri M.Kemal Trablusgarb cephesini bırakıp kaçtı. Sonra Amerika ve İngilizlerin başkanlığındaki batı hırıstiyanlarla Osmanlıyı paylaşan Atatürk, sonunda bugünkü sınırlarıyla Türkiye’ye razı oldu. Arap ülkeleri tek tek ayrılıp devlet kurdular. Türkler ve kürdlerin sözde ortak devleti olan Türkiye, sonunda kürdlere pay olarak sadece mezarlar düştü. Hilafeti kaldırıp yerine laik devlet sistemini kuran Atatürk rejimine karşı çıkan kürd bey, Şeyh ve alimleri müslüman türklerden destek bulamadı. Zira müslüman türklere göre Türkiye’de yaşayan herkes türktü. İşin ilginç tarafı o zaman Hilafet devletine karşı başkaldıran ve devleti yıkmak için batı ile anlaşan Atatürk’e destek vermeyen bazı müslüman türk çevreler, kürdler sözkonusu olunca hepsi birleşti. Bugün bile Atatürk ve rejimine olmadık sözlerle saldıran müslüman türkler, kürd sorunu karşısında sessiz kalıyorlar. Hatta bu sorunu inkar ediyorlar.

Bunlar ve benzeri sebeplerden bugün 50 ye yakın İslam Devletlerindeki müslümanların idareyi ellerine almaları gerektiğine inanıyoruz. Bu sınırlar emperyalist ve uşakları tarafından çizilmiştir. Bunun için masa üzerinde çizilen bu sınırlar eğer bazı halkları ayırmışsa -ki ayırmıştır- o halklara özgürlükleri verilmelidir. Örneğin kürdler. Araplar yirmiye yakın devlet kuruyor caizdir. Türkler altı devlet kuruyor caizdir. Ama sıra kürdlere gelince bunlar bölücü ve terorist oluverirler!... Önce herkes hakkına kavuşmalı, sonra Avrupa birliği benzeri bir birlikle bir araya gelinebilinir. Tabiiki İslama uygun bir şekilde. Yani hu ancak gönüllü birliktelikle olur. Efendi-köle birliği gibi değil. Bugün araplar, farslar ve türkler sahip olduklar hakları kürdlere de verseler neden ayrılalım! Hatta Kürdistan, Federal bir İslam Birliğine bir köprü bile olabilir. Ancak bunu kardeşlerimiz düşünmezler. Düşünemezler! Onların kardeşlik anlayışı bu! Kendine istediğini müslüman kardeşine istemedeğin müddetçe kamil mümin olamazsın Hadisi Şerifi tam anlayamamışlardır zannederiz. Bir Avrupa ülkesinin aynı ırktan olan kendi vatandaşlarına eyalet sistemi, ya da federal sistemini uygun gördüğünü, müslüman kardeşlerimiz bunu bize çok görüyorlar.

Her Cuma İstanbul’da Çeçenistan, Filistin için yürüyüş yapan müslüman türkler, Halepçe’de bir bomba ile 8 bin kürdün ölümüne ses çıkarmadılar. Yine Zilan deresinde birgünde 15 bin, Dersim’de 50 bin insanın ölümüne seyirci kaldılar.(1)

Kürdistan’ı işgal edip kendi aralarında paylaşanlara sesleniyoruz: “Ya kendi ırkınıza uygun gördüğünüz hakları kürdlere de verin, veya Kürdistan’dan ellerinizi çekin, bırakın kürdler kendi kaderlerini kendileri belirlesin. Beraberlik istiyorsanız, enaz bizim de sizin kadar hür olmamız gerekir”.
----------------------------------------------------------------------
(1)Dersim katliamı konusunda şüphesi olan Nacip Fazıl Kısakürek’in Son Devrin Din Mazlumları adlı ktabına baksınlar.
Rola Mislimanan di siyaseta dunê da! - Dilbirînê Swedê

Buyerin di dunê de diqewimin hinek tiştan li pês mirovan zelaltirî, hin tiştan jî tevlihevtir dikin. Ji ber vî semedî ye, ji bone hinek mirovan biryardan û stendin ligorî şert û mercin demê zehmetir dibe heta wusan lê tê, ku hinek caran biryardana neligor mercin demê dibe sedemê nemana wê rêxistinê, anjî dawî li jîyana wê dewletê tîne.

Ez tim dibêjim dîrok ne cîhê pesindanê û ne jî mirov ji dîrokê re çêr û xiberin nebaş dibêjin, belkî mirov ji dîrokê dersan digire. Ew cihê, ku pesindana bi dîrokê li gosê jorîn dan rûşkandin û wekî benîştê zêrbendî hate cûtin, li wê derê tû qedr û qîmetekî ji rastîya mirovatîyê re nemîne û îlm û îrfan bêhêz dimîne û ew bûyerin îro hatinin serê misilmanan tên serê mirovan. Xwedayê Dilovan di Qurana pîroz de dibêje: “Xweda li tu kesekî ji quweta wan zêdetir li barnake.” (baqere/286) Ev ayeta han tê vî wateyê ew bûyer û karên, ku ji quweta mirovan der Xwedayê Dilovan ji mirovan pirs nake û nepêwîste mirov xwe têxe zehmetîya hin kar û bûyerin, ku nikare ji binî derkeve, ku dawî li jîana meriv tînin. Têkçûyûna her rêxistinek ew rêxistin girêdayî çi îdolojîyê dibe bila bibe dinava bawermendê wê îdolojîyê de qidûm jiksetin, serbejêrî, rûhgiranî û dilsarîyê peyda dike.

Birastî gotinên pêsîyên Kurdan gelekî rê lipêsîya mirovan ronî dike yek ji wan gotinan jî eve: “Destê ku tu nikare gezbikî, paçîke” û yeka din dibeje: “Barê ku tu nikare hilgirî, nekeve ber” ûhw.

Di eslê xwe de îdolojî wasite ye. Lê sîyaset, zanîn û higinîya Ajo ye û ji heqderketina wê wasitiye. Ajoyê, ku pisporê wasita û şarezê rêya xwe be wê bi hêsanî xwe bi gihîne hedefa xwe, lê Ajoyê nezan û neşareze di cîhê, ku papûrê bi karbîne û xwe bi gihîne hedefa xwe, di çîya û gelîyan de xwe berdide dawîya wî çi lê tê hun bi xwe bi fikirin.
Bi vî awayî neserkeftin, ne neserkeftina îdolojîyê ye, belku neserkeftina Şexsa ye. Lê di roja îro de, kirinên neserkeftina îdolojîyê, ev jî tiştekî gelek şaşe.

Bi vî awayî hinek pirs tên hêşê mirovan, gelo ma hebûna çeçen û alîbanan başbû an jî namabûna wan? ne vana bi tenê, hemî rêxistinên islamî biryarên bimejî û li gorî berjewendîyê islamî û him jî karibin hebûna xwe bi parêzin, bi girin baştir nine? Ma çi pêwîste mirov serê xwe zû bide germkirin? gotinek heye dibêje: ew kesin zû germ bibe wê zû jî sar be. Ji bona bidestxistina tiştek piçûk, serberjêr kirina cîhana misilmanan
Nekarin mirovin aqilmende.

Ew şexs û rêxistinan nehatine ji bona, ku bimirin û di demek kurt de hebûna xwe têkbibin û di nava misilmanan de dil sarî û şikestina bawerîya ji Ola îslamê bikin.
Gelo ma ola îslamê ewqas kurt û teng e, ku nikarin biryarek zêde bi aqilî (aqilane) bigirtina? an wana ji pir hêlîbûn û pir alîbûna Ola îslamê fim nekirin?

Îroj em bixazin an jî nexwazin dunya yekserî ye. Wan mêrika çadir vegirtî û hêwirkutane, dest dirêj û gav fireh in çi bixwazin bi hewesîya dilê xwe dikin, reş sipî, sipî jî reş dikin, xêr û bereketa ser erd û bin erdê me dixwun.

Dema Şêxan girsê gel wekî kerîyên pez li pêy xwe digerandin gund bi gund digerîyan zik ji zilfetê û cêb jî zêr û peran tijî dikir û sofîyan jî wekî hespên digerma havînê de mêşû molan li danîbe û serî dihejandin, wê çaxê jî wan mêrika jî, di warê teknîkê de serî ji êşê di hejandin û Hemî çekin nûjen yên îro çêdikirin. Wê îrojî serkeftina xwe li dijî misilmanan pîroz bikin.
Ola îslamê Ola yekîtî, biratî, wekhevî, evînî, rê nîşanderê xûy û xisletik paxiş û pake, bi kurtî jîyana civakî ye wekî av û hewayê sivik û hêsane.

Lê di roja îro de ji hêla hinek mirov û rêxistinan de îdolojîya îslamê kirinin îdolojîkî herî zehmetir, ku jîyana li gel Ola îslamê nemimkune. Ola îslamê li ku be li wê derê mirin, kuştin, xwîn, felaket, perîşanî û derbederî li wire, lê di eslê xwe de ev tiştek nerasta. Ola îslamê Ola aştî, rêzdarîya nirxê mirovî û wesîqa garantîya mafên jin, zarok, kal, pîr, nexweş û dilê herbê ye.
Dibe ev nivîsa min ji hinek xwendevanan re tirs, tal û tûj were lê, çi dibe bila bibe mirov nikare ji rastîyê bireve. dema mirov di neynika dunê de li gelê li ser topa dinê dijîn mizedike tablo wusan nîşandid e. Pirên misilmanan bi mêjdemê xwe û ew kesin serkêşîya misilmanan kirinin di pesin in. Bi xwe tiştek nedikirin lê bi herba Sehabîyên kîram û ew bûyerun, ku di dîroka îslamê de qewimî bû di pesinîn û sofîyên rûh dirêj jî serî dihejandin, lê ev kêmasî ne kêmasîya sofîyan bû, belku ya serkêsên wan bûn.

Mirovin zana û serkeftî tu carî bi mêjdemê xwe napesinin, pesindana bi mêjdemê ji bona pesindan rûreşî û şermezarîye. Pirên misilmanan dema di kar û xebatên xwe de neserkeftî dimînin dibêjin: “Hedef ne serkeftine belku mabest ew karkirine heta wisan pêşde diçin, Nûh Pêxember wek nimûne nîşan didin û dibêjin: Nûh Pêxember (silavên Xwedê lê be) di hemî jîyana wî de heyştê kesî bawerî pê anîbûn. Bi gorî bawerîya me, ev sade xweveşartin û neqebûlkirina rastîyê ye.
Ji Misilmanan zêdetir keskî nehletê li şeytan naynin, lê bi xwe dîlê destê îblîsê leîn nin, tu carî ji nefsmezinî û serpiçûkîya xwe nayên xwarê, ew kesên xwedîyê van wesfa be, wê halê wan jî wek halên misilmanan be.
Min li jor nivîsî, ku dibe ev nivîsa min li hinekan tirş û tal be, lê bila xwendevan bizanibin ez jî yek jiwan misilmana me.

Rexne qebûlkirin û şaşîtîyê xwe dîtin nîvê serkeftinê ye. Gerek em bi fikirin me hetanî niha çikir, ev karin me heta çi dereceyî alikarîya me, îdolojî û bawermenda kir? Heke em jî wek bawermendên îdolojîyê bawerîyê din li ser topa dunê xwedî parek in, emê li ser wê metoda xwe ya kilasîk dewam bikin, ger na, wê demê ji bona bidestxistina meram û meqsedên xwe bi gorî şert û mercên dunê çi pêwîst be emê bikin, an emê bikin an jî dev ji jiyana serberjêrî berdin û ewqas serê misilmanan berjêr nekin.

Çend pirs:
Gerek em wek mirovên bê alî li rewşa dunê û rewşa desthiladarên dunê binêrin ka misilman li kêdera dunê de dijîn.
Misilman, çiqas di warê sîyasî de pêşengîya dinê dikin?
Misilman, di kidera warê tenduristî de cihê xwe digirin?
Misilman, di dibistanan de ji bona perwerdekirina bawermenda de çiqas dest hiladarin?
Misilman, di avakirina û mîmarîya dunî de çiqas xwedî par in?
Misilman, di arena rojnamegerî, ragihandin, şano, radiyo û Tv de çiqas pêşde ketine?
Misilman, çiqas desthiladarî xwe, bawermend û îdolojîya xwe ne?
Misilman, di lêkolîna bidestxistina zanînina teknîkî, aborî, pêşeyî û bazirganî de li ser kêdera topa dunê de dijîn?
Misilman, çiqas ji pirr alîbûn û pirr hêlîbûna Ola Îslamê fim kirine?
Bi areste kirina van pirsanan ez çiqas berheq im di vê nivîsa xwe de derdikive holê .
Digel silavin biratî.

Ji Swêdê Dilbirîn 2002 01 01
Edebiyat û Tiyatro - Lokman Polat

Min berê pir hindik berhemên şanoyî dixwend. Min herî pir roman, kurteçîrok û helbest dixwend. Di van demên dawîn de min dest pê kir yek li pey yekê gelek berhemên şanoyî xwend. Di dema xwendina pirtûkên tiyatroyî de tiştek bala min kişand, fikrek hate heşê min; gelo çima berhemên şanoyî li gorê pirtûkên helbest, kurteçîrok û romanan ewqas hindikin?

Ev deh, panzdeh salên dawîn nivîskarên kurd bi dehan roman, bi sedan pirtûkên kurteçîrok, helbest û lêkolînî weşandin, gelo çima yek berhemeke şanoyî nehate weşandin? Min di Înternetê de lîsteya pirtûkên weşanxaneyên Tirkan mêze kir, di nav deh hezar pirtûkên ku ji alî bi sedan weşanxaeyên Tirkan weşandibûn de pênce pirtûkên şanoyî tunebû. Min li lîsteya sala dawîn yên weşanxaneyên Swêdîyan mêze kir, bi hezaran pirtûk weşandibn, lê çil heb pirtûkên şanoyî tunebûn. Gelo çima? Ez li ser vê gelek fikiriyam û gihîştim vê encamê; berhemên şanoyî afirandin gelek zehmete.

Loma jî min di hevpeyvîneke ku bi min re hatibû kirin de got : “Min pêşî dest pê kir kurteçîrok nivîsî, paşê roman, niha jî di xeyala min de heye ku ez şanoyek –tiyatir- binivîsîm. Lê ji bo nivîsîna şanoyê ez bi tirs im, gelo ez dê karibim binivîsim, gelo ez dê bi ser bikevim? Di dilê min de ev guman hene. Dema ez şanoyek binivîsim û bi serbikevim, wê demê ji min bextiyartir kesek tune. Ez niha bi xeyala nivîsîna şanoyê radizim û radibim, min hêj cesaret nekiriye ku ez dest pê bikim. Min hêj yek rêzek jî nenivîsiye. ”

şano şaxekî edebiyatê ye. Lê xisûsiyeta wê ji şaxên edebî yên din cudatir e. Berhemên şanoyî, anku tiyatro, ne tenê ji bo xwendinê ye, ji bo leyistinê ye jî. Berhemên edebî, roman, çîrok, helbest dema ji alî xwendevanan ve bê xwendin fonksîyona xwe tîne cîh. Weşandin û xwendina van berheman hevûdu temam dike. Lê berhemên tiyatroyê ne tenê ji bo xwendinê ye, di esasê xwe de ji bo leyistika jîndariyê pêwîste. Weşandin û xwendina berhemên şanoyî heger bi leyistikê ve temam bibe, yanê di sehneyê de bê leyistin wê demê fonksîyona xwe tîne cîh. Û bi vê şêweyî nivîskar digişe armanca xwe.

Di nivîskariya berhemên şanoyî de zanîstiya teknîkê pêwîste û gelek girîng e. Pêkanîna malzemeyên dramatîk karekî westatî dixwaze. Nivîskarekî heger van tiştan bizanibe dikare berhemeke şanoyî biafrîne, lê heger nizanibe, afirandina berhemeke şanoyî gelek zehmete. Ji bo afirandina berhemên şanoyî, zanîn, teknîk, perwerdekirin, asoyeke fireh, fikrandina mijara berhemê, zanîna bihevûdu girêdana di nav sehneyan de û hwd, gelek tişt pêwîste.

Ferqîyeta berhemên şanoyî ji roman û çîrokan yek jê jî eve ku; roman û çîrok bi sedsalan têne jiyandin, têne berdewamkirin lê nayên guhertin, naveroka wan her wek xwe dimîne. Berhemên şanoyî weha nînin, ji xwe dewlemendiya berhemên şanoyî ji yên din eve ku; berhemên şanoyî li gor demê, li gor pêvajoya dîrokî têne guhertin, ji nû ve têne şîrovekirin. Dema di ser berhemeke şanoyî de bi sedsalan dem derbas bibe, li gorê dema nû, li gorê rewşa civakî û aborî ya nû, ew berhem ji nû ve tê şîrovekirin û ji bo leyistika sehneyê ji nû ve tê amadekirin. Heta hinek berhemên şanoyî hene ku gelek wersîyonên wan tên afirandin.

Tiyatro wekî fabrîqeyek, çawan ku însan û hacetên -makîneyên- fabrîqeyê hevûdu temam dikin û hilberîn dikin, di tiyatroyê de jî, nivîskar, leyistikvan, amadekarên sehneyê û qadirên teknîkî bi hevre çalakîyê pêk tînin. Serketina berhemên şanoyî eve ku, bi zindî, jîndarê ji tmaşevanan re tê pêşkêşkirin û li ser wan tesîr dike. Tesîra tiyatroyê ya li ser însanan ji tesîra fîlman zêdetire.

Di afirandina berhemên şanoyî de mijar gelek girîng e. Axaftinên dûrûdirêj na, axaftinên kin, lê peyvên bi mane dikare gelek tişt bide temaşevanan. Helbet divê axaftinên bên kirin li gorê mijarê, li gorê temaya leyistika şanoyî reng bigre. Di berhemên şanoyî de atmosfereke hunerî, aksîyon, sîmge û motîfên cuda hebin, berhemê hîn dewlemendtir dike. Rewşa civakî, şexsiyeta karekteran ya psîkolojîk, sosyolojîk, bi şêweyekê vekirî bê pêşkêşkirin hîn baştir dibe.

Drama bi rewş û şexsiyeta însanan ve, bi hareket û têkiliyê însanan ve girêdayîye. Bê însan drama çênabe. Bûyerên ku di nav însanan de diqewimin dibin sedemên rewşên dramatîk. Di bûyerên dramatîk de nakokî, dijberîya di nav însanan de, xirabî, neheqî, li hember hevûdu têkoşerî pêwîste. Ji xwe tiyatro hunera ku nakokî û dijberîyan di nav xwe de hemêz dike ye. Yê ku rengê estetîkî dide pê jî ev tiştin.

Nivîsîna berhemeke şanoyî bi serê xwe têr nake. Divê ew berhem bê leyistin û ji bo leyistinê jî divê leyistikvan, dekor, kostim-cilûlîbas-rejîsor, muzîk, makyaj, serkar, anku dîrektorê leyistikê jî hebe. Daxwaza nivîskarê berhemê yek jê jî eve ku; bi vê riyê, bi riya leyistika sehneyê mijara berhema xwe û mesajên ku dixwaze bide gel, bi vê riyê bigihîşîne gel.

Lokman Polat
Namaz - Cihad Eri

Bismillah al-Rahman al-Rahim

Hamd, ancak Allah'a mahsustur. Salat-ü selam; Rasülullah'ın, O'nun A'li ve Ashab'ının ve Kıyamet'e kadar onların yoluna ittiba edenlerin üzerine olsun.

Namazın, kafirle müslümanı birbirinden ayıran, İslam'ın direği olduğunu bilmek zorundayız. Ama ne yazık ki, İslam coğrafyasında dünyaya gelmiş, adları müslüman adı olan çok sayıdaki insan ve içinde yaşadığımız toplumlar, namaz gibi ehemmiyeti haiz bir yükümlülüğü ihmal ve terkettiler. Bu da onlara, namazın, dindeki yeri ve terki durumunda söz konusu olan hükümlerinden bahsetmeyi, nasihat babından zorunlu kılmaktadır.

Şunu öncelikle bilmelisiniz ki; namazı terkeden kimsenin tuğyanı kendisine üstün gelmiş, o alışverişte zarara uğramış, kötü akibetini kendi elleriyle hazırlamıştır. Namaz kılmayan kimse nefretle kınanmıştır ve Rasülullah Sallallahu Aleyhi ue Sellem'in yolu üzere ölmez. Onun barınağı kızgın bir ateş, konuklanacağı ve buyur edileceği yer de Cehennemdir. (Allah korusun!)

Allah Sübhanehu ve Teala, namazın ehem-miyetini oldukça büyük kılmış, Rasülü de (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu belirtmiştir.

Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:

«Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride azgınlıklarının cezasını çekecekler» (Meryem, 59), «Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir. Ancak, (hesap defteri) sağ yanından verilenler başka: Onlar Cennetler içindedir. Gü-nahkarlara, "sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?" diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler:

'Biz namazımızı kılmıyorduk...»(Müdessir,38-43), «(Bu nunla birlikte kafirlikten vazgeçip) tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir..»(Tevbe, 11)

RasülullahSallallahu Aleyhi Vesellem de "Kişi ile küfür ve şirk arasında namazı terketmesi vardır" buyurmuştur (Müslim).

Namazın önemini ifade eden başka bir hadis de şöyledir: "Kulun, Kıyamet gününde ilk hesaba çe-kileceği şey namazıdır. Eğer -bu hesabı- düzgünse diğer ameli de düzelir; yok, bu -hesabı- fasit olursa, diğerleri de fasit olur." (Sahih, Taberani) Bir başka hadisinde ise Rasülullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyuruyor:

"İnsanlarla, Allah'tan başka ilah olmadığına, Mu-hammed'in (Sallallahu Aleyhi ue Sellem) şüphesiz Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmeleri, namaz kılmaları ve zekat vermelerine değin savaşmakla emrolundum. Eğer bunları yaparlarsa kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Fakat -gerçek- hesapları yine Allah'a kalmıştır."* (Müttefekun aleyh) Yine bir diğer hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur:

"Benim havzim İyle ile Aden arasından daha uzundur. Nefsim kudretinde bulunana andolsun ki, O'nun taşları yıldızların sayısından çoktur. Sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Nefsim kudretinde bulunana andolsun ki, ben; bir kimsenin kendi havuzundan, başkalarının develerini kovduğu gibi insanları ondan kovacağım." Ashab: "Ya Rasülullah, sen, o gün bizi tanıyabilecek misin?" dedi. Peygamber Sallallahu. Aleyhi ue Sellem de, "Evet, sizin - O

(*) Yine sahih olan bir başka rivayette ise "İslam'ın hakkını aş-madıkları müddetçe" kaydı vardır. Buradan da anlaşılacağı üzere;hırsızlık, zina, haksız vere adam öldürme ve bunun gibi İslam'ın temel yasaklarım çiğneyen kimsenin yine İslam'da belirtildiği ölçüler doğrultusunda kanı ve malı helal olmaktadır. Artık kişi, namazı gerçekten Allah için kılıyor veya kılmıyordu, ya da haramlardan Allah için veya insanlardan korktuğu için sakınıyordu gibi onun iç dünyasını ilgilendiren hususlarda ki hesabı da Allah'a kalmıştır, şüphesiz hiç birşey Allah'a gizli kalmaz.

gün- hiçbir ümmette bulunmayan bir simanız olacak. Yanıma abdest almanızın tesiriyle yüzleriniz ve ayaklarınız nur içinde geleceksiniz" cevabını verdi. (Müslim)

Ey namazını kılamayan kimse!

Namazı terketmen sebebi ile Rasülullah'ın seni kendi havzından uzaklaştırdığı o pek zorlu günde senin yerin neresi olacak? Çünkü O (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), çehrelerinde abdest sebebiyle oluşan parıltıların varlığıyla arkası sıra gelenleri gayet iyi bilecek. Ama seni nasıl tanıyıp da kendi havzına dahil etsin ki? Çünkü sen namaz kılmıyorsun!..

«Tasdik etmedi, namaz da kılmadı. Ancak (Kur'an'ın ayetlerini) yalanladı, (amel etmekten) yüz çevirdi. »(Kıyamet, 31/32)

Bütün bu tehditlerden sonra Cennet'e girmeyi arzu ediyor musun!?..

«Hep Allah'a dönüp itaat edin, O'ndan korkun ve namazı kılın da müşriklerden olmayın.» (Rum, 31)

«Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Rasulüne davet edildiklerinde, "işittik ve itaat ettik" demek, sadece müminlerin söyleyeceği sözdür. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.» (Nur,51)

Dikkat edin!

Yüce Allah, Şeytan'a lanet etti ve onu rah-metinden kovdu. Şüphesiz o, Kıyamet gününde de ebedi olmak üzere Cehennem'e atılacaktır. Çünkü O, Allah'ın emretmesine rağmen büyüklendi ve Adem'e secde etmedi. «Bir zamanlar biz, meleklere "Adem'e secde ediniz" dedik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O, yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu.»(Bakara, 34)

Şeytan, Adem'e secde etmediği için Allah'ın lanetine uğradı. Peki, Yüce Allah için secde etmeyerek O'nun emrine karşı gelenin hali ne olur? Oysa Allah şöyle buyurmakta: «Ben İnsanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat 56)

Namazın önemini belirten bir başka ayet de;

«iman eden kullanma söyle, Namazı dosdoğru kılsınlar»(Ibrahim, 31) şeklindedir.

Ömer b. el-Hattab (Radıyallahu Anh) vefatına neden olan hastalığı sırasında cemaate çıkamadığından -yanındakilere- şöyle sordu: "İnanların tümü namazı kıldı mı?" Biz de "evet" dedik. O da, "namazı terkedenin İslam'dan hiçbir nasibi yoktur" dedi. Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) ise, "Mu-hammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ashabından hiç kimse, namazdan başka hiçbir amelin terkini küfür olarak görmezdi" demiştir. (Sahih, Hakim).

Sahabe-i Kiramdan İbni Mes'ud Radıyallahu Anh, Namazı terkedenin dini yoktur," Ebu'd-Derda Radıyallahu Anh da, "Namaz kılmayanın imanı yoktur" demislerdir. (Bkz. "Mu cemu'l Kebir", Taberani). Ulemadan İmam Hafız Münzirî Rahmetullahi Aleyh de şöyle de­miştir: "Sahabeden; Ömer b. el-Hattab, Ebu Hu-reyre, Abdullah b. Mes'ud, Abdullah b. Abbas, Muaz b. Cebel, Cabir b. Abdullah, Ebu'd- Derda, Ab-durrahman b. Avf ve diğerleri gibi bir cemaat (Allah Azze ve Celle hepsinden razı olsun), namazı vaktin sonuna kadar kasten kılmayan kimsenin, küfre düş-tüğü görüşündeydi." (Bkz. "et- Terğib ve't- Terhib"). İbn-i Kayyım ise, "Sahabeden bunun aksini söyleyen kimse bilinmiyor" demektedir.

İmam Ahmed b. Hanbel namaz kılmayan hakkında şu hükmü belirtmiştir: "Her kim vakit içinde namaza çağrılır da cevaben, "ben kılmayacağım" der, namaz kılmaz ve vakti geçirirse, öldürülmesi gerekir!" (Bkz. "Tazimu's- Salah", el- Meruezî).

Acaba namaz kılmayan kimse hangi amelin se­vabını ümid ediyor ki, Cennet'e girebilsin?

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Kim ikindi namazını kılmazsa gerçekten ameli boşa gider" buyurmuştur. (Buhari)

Yere ve göklere boyun eğdiren yüce Allah'ın huzurunda namaz kılmayanın hali ne korkunçtur!... Okuyup düşünen kimse için; namazın vucubiyetini belirten, kılmayanın çok kötü akıbetini açıklayan ve bundan özellikle sakındıran birçok ayet ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hadis-i şerifleri vardır.

Ey namazım kılamayan kimseler!

Şu ayet ve hadislerde belirtilen azabın şiddetine bakın da gençlik ve hayata aldanmayın! Çünkü hayat ne kadar uzun olursa olsun, bütün nefisler ölümü tadıcıdır... Tüm bunları bir kenara bırakıp gaflete dalmamalısınız. Şüphesiz Allahu Teala sizi boş yere yaratmadı. Aksine, ancak O'na kulluk etmemiz için yaratıldık. Ne biz, ne de tüm insanlar başı boş bırakılmayacaklar... Allah Azze ve Celle'nin bizleri ke­sinlikle toplayacağı, hak ve adaletle sınıfların ayrılacağı bir dönüş yerimiz var... Yarınlar ancak, kendisinden korkup emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçınan; dünyayı, Allah'ın hoşnutluğu ve Cennet'i karşısında satan; geçici hayata karşı Ahiret sonsuzluğunu tercih eden; azap ve ızdıraba karşı

Aziz ve Kahhar olan Allah'ın huzurunda yarınki durumunu düşün... Allah'a andolsun, bu öyle bir sa­attir ki, dehşeti muttakileri bile gerçekten kor­kutmaktadır.

«O gün Cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var!»(Fecr, 23)

Gerçekten çok çok kötü olan, Hakkı bilip O'na iman etmen, sonra da seni hiç ilgilendirmezmiş gibi, kaale almadan bu yönde bir adım dahi atmıyor olmandır. Yoksa namazı teşrii edip onu emreden Allah'ın, -insanı şiddetlice- kuşatmasının sana asla erişmeyecek olduğuna mı inanıyorsun? Ahiret ve Ahirette olacakların azameti ve dehşetinden kurtulmak mı daha kolay, yoksa dünyada peşinde koştuğun heves ve tutkuları bırakmak mı?

Eğer Allah'a ve Ahiret gününe şüphe duymadan iman ediyorsan, gerçekten doğru ve dikkatli düşünüp lafı yerine koyuyor ve kesinlikle batıla uymayacağına kani oluyorsan, karşına bütün müslümanlar için de bir öğüt olacak, tertemiz hakkı uygulamaktan başka bir gerçek çıkmayacaktır. Hak söze karşı kendince hiçbir şekilde komplo düzemeyeceğine inandığın, bu önündeki apaçık ger­çeğe tutunmaktan başka alternatifin olmadığını an­ladığın zaman sana düşen vazife; Allah'ın bizler için seçtiği hayat düzenini yürürlüğe koymak için ayak-lanman, derhal namaza ve Allah için secdeye koşmandır. Sakın Şeytan gibi Rabbine isyankar olma!.. Şunu da bil ki, bu nasihata kulak vermezsen, korkunç sondan Allah'ın dilemes

Eyvahlar Olsun Bînamaza!

Sen ki, zevk ve isteklerine karşı koymaz da seni yaratan Allah'a karşı gelirsin?!.. Allah'ın ayetlerini duyuyor ve namaz konusundaki emirlerini gayet iyi biliyorsun, sonra da Allah'ın bu husustaki tehditlerini sanki hiç duymamış gibi namaz kılmamakta hala ısrar ediyorsun.

« Vay haline, her yalancı ve günahkar kişinin ki, Allah'ın kendisine okunan ayetlerini işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki hiç duymamış gibi (küfründe) direnir. İşte onu acı bir azap ile müjdele!» (Casiye, 7- 8)

Bunlar, gerçeği bildiği, onun aydınlığını gördüğü halde Allah'a bilerek karşı gelen ve de işittiği halde Allah'ın emrini hiç duymamış gibi davranan, böylece kendi kişiliklerine zulmedenlerdir.

İşte. böyleleri Allahu Teala'nın şu ayetinde belirtiği kimseler gibidirler:

«Hevasını (kötü duygularını) ilah edinen ve Allah'ın saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün

mü?...»(Casiye,23)

Namaz kılmayana son olarak

Ey Allah'ın kulu! Çık şu dalalet yolundan... Latif ve Habîr olan Allah Azze ve Celle'nin yoluna yönel, tevbe et ve henüz fırsat varken kendini ıslah et...

Kim bilir? Bu sabah belki son sabahın; ya da bu akşam belki son akşam...

Bak... Rabbimiz ne buyuruyor:

«Bizim ayetlerimize öyle kimseler iman eder ki, ayetlerimizle kendilerine öğüt verildiği zaman secdeye kapanırlar ve Rablerine hamd ile teşbih ederler de kibirlenmezler. "(Secde, 15}

«Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki biz, mücrimlerden intikam alacağız.»

(Secde, 22)

«Onlara "namaz kılın" denildiği zaman itaat edip namaz kılmazlar. (Namaz kılmayarak Kuran ayetlerini) yalanlayanların o gün vay haline. Artık Kur'an'ın ayetlerinden sonra neye inanacaklar?!» l (Mürselat, 48/49/50)

CEMAATLE NAMAZ VE ÖNEMİ

Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem mescidlerde cemaatle beraber namaz kılma konusunda tüm müslüman toplulukları uyarmış ve buna dikkat edilmesin! ısrarla vurgulamıştır.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Kim namaza çağrıyı -ezanı- işitir de bir özürü olmadığı halde ica­bet etmezse onun namazı yoktur" (Sahih hadis, İbni Mace rivayet etmiştir) ve "Kalplerinde hastalık bulunanlara -cemaatle- yatsı ve sabah namazları ağır geliyor, ama bu ikisinde olan mükafaatı bilselerdi, sürünerek de olsa gelirlerdi!" demiştir. (Müttefekun aleyh))

Bir diğer hadiste ise Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Eğer siz, şu geride kalıp -farz- namazı evinde kılan kimse gibi, evinizde namaz kılarsanız. gerçekten Peygamberinizin sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetinden ayrılırsanız, muhakkak sapıtırsınız" buyurmuştur. (Müslim)

Allah Rasülü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir başka hadisinde ise, "Şu bir kısım insanlar cemaatle namazı terke ya son verirler, ya da ben evlerini -onlar içindeyken- yakarım" buyurmuştur. ('Sahih, Ibni Mace)

Cabir Radıyallahu Anh'in rivayet ettiği hadis de şöy­ledir: "İbni Ümmü Mektum, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve dedi ki; "ey Allah'ın Rasülü, benim evim gerçekten uzak bir yerdedir ve ben aynı zamanda ama birisiyim, ama ezanı -evimden- işitiyorum, ne yapayım?" Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Sürünerek veya emekleyerek de olsa, ezanı duyuyorsan ona icabet et" cevabını vermiştir. (İmam Ahmed ue Ebu Yala rivayet etmiştir.)

Önemli bir husus!

İnsanlarımızın çoğu teravih namazına büyük bir özen gösteriyorlar. Ramazan ayı geldiğinde gruplar halinde camilere koşuşmalarına rağmen, oruç ayı çıktığı vakit bu tutumlarım değiştirip öylece toplu bir şekilde cemaatle namazı terkediyorlar. Hatta çokları Ramazan ayının çıkmasıyla beraber namazı tümden terkediyor. Mescidlere giden yolu tanımaz bir tutum içerisine giriveriyorlar. Bu şekilde yalnızca Ramazan boyunca Allah'a ibadet (!) ediyorlar. (Allah'a sığınırız!)

Hıristiyanların kiliseye sadece Pazar günü, Yahudilerin de yalnız Cumartesi havraya gitmeleri gibi, bazıları da Cuma günü dışında camiye uğramıyorlar.

Ey Allah'ın kulu! Allah'tan kork!.

Zorlu bir sorguya çekilmezden evvel nefsinin muhasebesini yap!..
Durumunu gözden geçir!.. Ahirette pişman olmazdan evvel Allah'a itaat hususunda yapmış olduğun yanlışlardan pişmanlık duy!..

Ve tüm bunlardan sonra şunu da bil ki, Allah'ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur!..

Bunlar ancak bir zamana kadar sayılan amellerimizdir. Sonra da bize eksiksiz olarak ödenecektir... Kim bu ödeme esnasında güzel bir sonuç elde ederse hemen Allah'a hamdetsin. Ama her kim kötü bir sonuçla karşılaşırsa, başka değil.. sadece kendisini kınasın!. (Bkz. Müslim'in rivayet ettiği meşhur kudsi hadis.)

"Namaz kılmıyorum ama kalbim temiz"

Arasıra duyduğumuz ve karşılaştığımız garip hal­lerden biri de; insanlardan bir kısmının, namaz kıl­madığı, onu yaratan Allah'ına itaati ve yükümlü bulunduğu vazifeleri terketmesine rağmen kalbinin temiz(!) olduğunu iddia etmesidir... Halbuki kalbin temiz olması Allah'a daha çok itaati gerektirir, isyanı değil! Acaba bu kimseler, Allah Rasülü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Sahabesinin kötü kalpli olduklarını mı ima etmek istiyorlar?!.. Zira onlar, farzıyla-sünnetiyle, beş vakitte, hatta geceleri bile namaz kılıyordu. Şüphesiz bu onların en güzel vasıflarındandır. Bunu, Rabbimizin şu ayet-i celilesi yeterince beyan ediyor:

«Muhammed Allah'ın Rasülüdür.
Beraberinde bu­lunanlar da kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rukuya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır....» (Fetih, 29)

Oysa Rabbimiz bizlere namaz kılmayı mutlak olarak emretmiş, beynamazlığın yukarıda geçen ayet ve hadislerde görüldüğü gibi kafirlerin, müşriklerin vasırları olduğu bildirilmiştir. Yaralanma kul olmaya değil de kendi zevk ve şehvetine dalan kimsenin kalbinin temizliği mümkün değildir. Bu, şeytanın onu kandırmadaki bir yöntemidir: «...Ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın. »(Lokman, 33)

«Bana ibaadet etmekten büyüklenip yüz çevirenler, muhakkak ki, küçülmüş olarak Cehennem'e gireceklerdir.(Mü'min, 60)

«Öyle bir günden korkun ki, onda bütün insanlara sadece kazanmış oldukları şeyler ödenir. Ve onlar bu konuda hiçbir haksızlığa uğramazlar!.. »(Bakara, 281)

Not: Eğer Namaz kılıyorsanız bunu Namaz kılmayan birine ulaştırmayı lütfen ihmal etmeyiniz... "İyiliğe yardımcı olan, onu yapmış gibidir. "(Müslim)

SELAM VE DUA İLE
CİHAD ERİ
Kur'anın indiriliş gayesi - Kewser

Hamd ,Allah (c.c), salat gönderdiĝi Rasulü (s.a.v)´e, selam ise bunlara iman eden muminlere olsun.

„Bu Kur’an kendisi ile insanları uyarasın ve müminlere ogut veresin diye sana indirilen bir kitaptır. O halde bu görevi yaparken sakın ruhun sıkılmasın“(Araf;2)

İşte şanlı Peygamberimizin şahsında hayat rehberimizin neden indirildiĝini böyle açıklıyor Rabbimiz .Ne kadar zor ama bir o kadar kutlu bir neden “kendisi ile insanları uyarasın ve müminlere öĝüt veresin diye...“ Kendisi ile içindeki gerçekleri haykırasın diye, insanları hoşlanmadıkları direktiflerle karşı karşıya getiresin diye, bir takım batıl inançlara, geleneklere cephe olasın diye, bir takım şirk düzenlerine, toplumlarına karşı çıkasın diye!... Bütün bunlar ve daha bunlar gibi bir çok görevi insanlara tebliĝ etmek için indirildi Kur’an... Böyle olduĝu içindir ki; bu yolun zorlukları, sıkıntıları boldur. Bu zorluk ve sıkıntılara ancak bu kitaba sarılarak göĝüs gerenler bu kitabın ilk taşıcısı Peygamberimizin (s.a.v) yaptıĝı gibi, azgın cahiliyye zihniyetine karşı çıkar iken, Kur’an aracılıĝı ile insan hayatının alt yapısında köklü ve yaygın deĝişikler yapmayı amaçlayanlar idrak edebilirler.

Bu durum yalnızca o günün Arap yarımadasının içinde bulunduĝu koşullar için geçerli deĝildir. Sebebine gelince, islam yalnızca bir defalıĝına gelmiş ve geçmişe karışıp gitmiş bir tarih olayı deĝildir. İslam nerede ve ne zaman olursa olsun cahiliyyeyle yüz yüze gelme sürekli onun karşısına dikilme olayıdır.

İnsanlık zaman zaman geriliyerek cahiliyye dönemine döner. İste asıl “gerilicik“ budur. O zaman islam yeniden ortaya çıkarak insanlıĝı bu gericilikten kurtarmak için görevini bir kez daha yerine getirmeye koyulur. Peygamber ve onun ardından giden islam çaĝrısının bayraktarlıĝını üstlenenler bu kitap aracılıĝı ile insanları uyarmaya girişenler, işte bunlara büyük bir teselli, hemde yüce Rabbimiz tarfından “o halde bu görevi yaparken sakın ruhun sıkımasın“

Yani ne olursa olsun, hangi zorluk ve meşakketle boĝuşmak zorunda kalısar kal, sakın ruhun sıkılmasın. Unutmaki seni Yaratan her zaman seninla beraberdir. Sen devamlı O´nun safındasın ve bu yüzden hiç bir zaman kaybetmezsin. İnsanların gözünde bir çok şeyi kaybetmiş görünsen bile onların gözlerinin ulaşamıyacaĝı hiç bir zaman idrak edemiyecekleri bir makamda hep kazanan sensin.

Ayette anlaşıldıĝı üzere uyarma görevi sadece cahiliyye yada şirk dücenlerine karşı deĝil mü´minlere de yapılmadı! Kendilerine müslüman sıfatını yakıştıranların oluşturduĝu bir takım topluluklar vardır. Ancak bunlar zaman zaman adım adım ehli kitabın yani yahudiler ve hrıstiyanların izinden giderek, yüce Allah`ın dinini bırakıp insanların dinine kayıyorlar. Hatta babaları mü´min olanlar, ataları bu dine samimi bir biçimde baĝlı olanlar bile bu sapıklık kervanına katılmaktan kurtulamıyorlar! Çünkü islam inancı bu müslüman torunlarının kafalarında ve idraklerinde köklü çarpıklıklara uĝruyor. Bu yüzdendir ki; ayet ısrarla vurguluyar “ve mü´minlere öĝüt veresin diye...“ Onlar ne kadar müsliman olduklararını söyleselerde, (ki bu inkar edilemez) akıllarında, benliklerinde ve hayatlarında bütün cahiliyyeyi silip, sadece Allahı´n kitabını sınır koyan tanımadıkları ve buna göre davranmadıkları müddetçe sen bu mü´minlere ögüt vermelisin!... Çünkü bilinmelidir ki; manevi deĝerlerinden soyutlanmış bir insan, insan olma niteliĝini sürdüremez. Eĝer bir tomlumda insanın insan olma yönü en yüce deĝer olarak ön plana çıkartılır, insanı insan yapan deĝerler ve hasletler itibar ve ilgi odaĝı olursa o taplum “ilahi deĝerlere baĝlı “ve “müsliman“ bir toplum olur.

Şu anda bulunduĝumuz nokta islam çaĝrısının ilk hareket noktasının tıpkısıdır: O yüzden Rabbimiz Peygamberimize ve O´nun şahsında müslümanlara öncelikle kimleri ne ile uyaracaĝını ve bu görevi yerine getirirken nasıl bulunacaĝını bildirmiş. Daha sonra uyarılan insanlara da bir sonraki ayetle ihtarda bulunmuştur. “Rabbiniz tarafından size indirilen mesaja uyunuz. O´nun dışında başka dostlar edinip peşlerinden gitmeyiniz. Ne kadar kit düşünceliniz“ (Araf;3)

Ayeti kerimenin anlattıĝı bu mesaj, dinin temel meselesine parmak basıyor. Allah´ın indirdiĝi mesaja uymak, yüce Allah´a teslim olmaktır. O´nun ilahlıĝını onaylamak, emir verme egemenliĝini sadece ve sadece O’nun tekeline vermektir, başkasının deĝil!... Sırf O’nun emir ve yasaklarına uymaktır. İşte bunların bildirildiĝi insan, bu ayrıcalıktan dolayı öĝüt almalı, şükretmeli, işe kuvvetle sarılmalıdır.

İnsanları İslam’a çaĝırma girişimi son derece önemlidir. Çünkü cahiliyyenin düşüncelerini, deĝer yargılarını, gelenek ve göreneklerini, toplumsal yapılarını Allah’a ve Onun deĝer yargılarına göre diĝiştirmek demektir. Girişim be denli büyük ve köklü olunca, bizlere düşen gerekli olan bu tebliĝleri beynimizin labirentlerine kazımalı ve asla yorgunluk ve bitkinlik hissine meydan bırakmadan büyük bir coşku ile ayetleri tekrar etmeliyiz. „Bu Kur’an kendisi ile insanları uyarasın ve müminlere öĝüt veresin diye sana indirilen bir kitaptır. O halde bu görevi yaparken sakın ruhun sıkılmasın.“

Allahım bizleri bu görevi hakkıyla yerine getirenlerden eylesin ve dikkat edelim ki hemen sonraki ayetle uyarılanlar durumuna düşmeyelim inşallah. (amin)

„Rabbiniz tarafından size indirilen mesaja uyun ve O’nun dışıdan başka dostlar edinip peşlerinden gitmeliyiz. Ne kadar kıt düşüncelisiniz!”

Kevser Hüdaseven

Allah'a teslim ol!- Metin

Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erlar vardır.

İşte onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir. Kimi de şehit olmayı beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.

Şehit olma arzusu müslümanlar için yanık bir hasrettir. Bu hasreti sona erenler gerçek hayata bu yolla ulaşır.

Allah Resulünün sunduğu ölümsüzlük şerbetini içenler ebedi hayata doğarlar. Canları cennet mukabili satın alınan bu erler, Allah'a teslim olmanın şerefiyle izzet bulmuş gerçek mücahitlerdir. Ne mutlu islam neferlerine...

Allah'a teslim ol!..

Bu şeref olarak sana yeter..

Allah'a teslim ol!..

Bu azık olarak sana yeter.

Sen yaşadıkça dünyayı sevinçle doldurursun. Öldüğün de nasıl hür olarak ölünürmüş bilirsin. Kur'anın olağanüstü Ayetleri, ne yüce hidayettir...

Allah'a teslim ol!..

Onları yeryüzüne açıkça yay.
Ayetlerin yüceliğine davet et.

Ey Müslüman!

Kafirler seni saptırmakta ne kazanmak istiyorlar ve hangi sebeple küfrü hertarafa yayıyorlar? Yoksa Allah'a açıktan harp mi ilan ediyorlar? Yazıklar olsun kralların uşaklarına...

Allah'a teslim ol ve Allah'tan başka herşeyin yok olacağını bil! Sen taze baharsın, solduğunda hayatın ne anlamı kalır?... Sen ışıksın, yok olduğunda hayat hangi yöne gider. Sen hayatsın, kalk ve etrafına bir bakın ne yaptın...

Allah'a teslim ol!

Ölsen bile ondan başka kimseden korkma!

Ve sadece O'na sığın!
Selam ve dua iel...
 

Kiyamet Günü ve alametleri - Zakir

Kainatın Yaratıcısı ve din gününün sahibi Allah (c.c.)’a hamdu senalar, peygamberlere ve Muhammed (a.s. ecmâîn)’e salat, müslümanlara, hakları gasbedilmislere, yalın ayaklı mustazaflara selam olsun.

Kıyamet dendiĝinde insanın beyninde müthiş bir deprem ya da herseyin bir anda toz duman hale geldiĝi tufan beliriverir. Emzikli kadının çocuĝunu unuttuĝu, gebe kadınların korkudan çocuklarını düşürdüĝü, Allah’ın azabının dehşetinden adeta sarhos gibi oldukları bir andır. İnsan kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçtıĝı bir gündür.

„Onlar kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? İşte onun belirtileri geldi. O uyardıkları saat kendilerine gelip çatınca öĝüt almaları ne ye yarar?” (47/18)

Peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimiz kıyametin en belirgin habercisi ve alametidir. Ondan sonra başka bir peygamber uyarıcı olarak gelmeyecektir. İnsanlık ansızın o dehşetli an ile karşı karşıyadır!…

Buhari ve Müslim’in Sehl bin Sad kanalıyla naklettikleri bir hadisde Resulullah; işaret ile orta parmaĝını yanyana göstererek “Ben gönderildiĝimde kıyametle aramızdaki mesafe şu iki parmaĝımın arası kadar birbirine yakındır.” Buyurmuşlardır. Rabbimiz nezdindeki zaman bizim bildiĝimzi zaman kavramıdan çok geniş olabilir. Ancak peygamber efendimizden bu güne bindörtyüz yılın geçmiş olması kıyametin daha da yaklaştıĝını gösterir. Gene de tam olarak zamanı ve saatini ancak alemlerin Rabbi olan Allah (C.C) bilir. Feraset sahibi her insan bu tüyler ürpertici günden gaflet içinde olmamalıdır. Kaldı ki insanın kaçmasının mümkün olmadıĝı ölümün gelip insanı yakalaması insan için kıyametin kopması demektir. Lakin bu esas kıyamet gibi deĝildir. Çünkü büyük kıyametle daĝlar–denizler, ay-güneş hepsi yörüngesinden çıkıp birbirine girecektir. Dünya ise dümdüz olacaktır (deĝişik şekle dönüşecek). Peygamberlik mucizelerinden olan, Resulullah eliyle ayın ikiye bölünmesi olayı da kıyamet alametlerindendir.

Diĝer bazı küçük alametler:

İlim adamlarının bilgilerini saklamaları, islami hakikatların unutturulmaya çalışılması, cehaletin ve bilgisizliĝin artması.

Erkeklerin sayısının azalıp, kadınların sayısının çoĝalması, edep ve hayanın zayıflaması, fısk ve fuhuşun alenen işlenmesi ve göz yumulması.

İyiliĝi emir, kötülüĝün nehyedilmesinin terkedilmesi

Haksızların ve türlü zülümlerin artması.

Adaletin kalkması, insanların korku içerisinde yaşamaları, güvensizliĝin artması ve itimadın azalması.

Faizle iştigalın artması, faiz ve tefeciliĝin alışveriş gibi sayılması.

Çıplak ayaklı koyun çobanlarının bina yapma yarışına girmeleri.

Nesli bozuk insanların yetki sahibi olmaları ve hükumet başkanlıklarına getirilmesi.

Emin olanların azalıp, yalancılara itimat edilmesi.

Şefkat-merhametin kalkması, sevgi saygının ve azalması

Haklı gerekçelere dayanmaksızın öldürme ve katliamların artıp yaygınlaşması.


Büyük alametler:

Dabbetul-arzın ortaya çıkması

“O söz başlarına geldiĝi (kıyamet) zaman, onlara yarden bir dabbe (mahluk) çıkarırız da, bu onlara insanların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler” (27/82)

“Şimdi sen, göĝün insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracaĝı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. (44/-10-11)

Rivayete göre bu duman doĝu ile batı arasını dolduracak büyüklüktedir.

Zülkarneyn (a.s.) ın yaptıĝı seddin yıkılıp yecuc ve mecucun ortaya çıkması. (Kehf Suresi/98)

Müslim’in Nevvas b. Sem’an’dan rivayetinde “Yecuc ve mecuc kavimleri hakkında Resulüllah yeterli biçimde ifadeler kullanmaktadır.

Deccalın ortaya çıkması ve ilahlık iddiasında bulunması.

Hz. İsa’nın (a.s.) ın yeryüzüne inmesi.
Müslüm’in Nevvas kanalıyla rivayet ettiĝi hadiste; deccal, yecuc ve mecuc ve Hz. İsa (a.s.) ın akibetleri hakkında bilgiler aktarmaktadır. Zuhruf Suresinin 61. ayetinde “Şüphesiz ki; O (İsa) kıyametin (ne zaman) kopacaĝının bilgisidir. Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana uyun; çünkü bu dosdoĝru yoldur.”

Güneşin batıdan doĝması (dünyanın karanlıĝa gark olması)

Fırat Nehrinin altından altın bir daĝ ortaya çıkması.
Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla Buhari ve Müslim rivayet ederlerki: Resulüllah (a.s.) şöyle buyurdu: “Fırat’ (nehrinin suları çekilerek) ın altından bir daĝ (ortaya) çıkıncaya kadar kıyamet kopmaz. Bu altından daĝ için kıtal olunur (savaş çıkar). Her yüzden doksan dokuza öldürülür. (savaşa katılanlardan). Her bir adam (çarpışmanın şiddetine raĝmen gözünü hırs bürüdüĝünden) kurtulabileceĝini ümid ederim” der (R.Salihin c.3, sh.1130)

“O halde muhakkak kıyamet vakti gelecektir; bunda şüphe yoktur ve Allah kabirlerdeki kimsesleri diriltip kaldıracaktır.” (22/7)

“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki; Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacaĝı günde

Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve saĝlarından (amellerin) nurları aydınlatıp gider de. “Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi baĝışla; çünkü sen herşeye kadirsin” derler. (66/Tahrim/8)

“Allah’tan geri imkansız bir gün gelmezden önce, Rabbinize uyun. Çünkü o gün hiçbiriniz sıĝınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.” (42/Şura/47)

Ya Rabbi dünya hayatında senin istediĝin bir hayat yaşaması bize nasip et. O gün çatarsa kalbimizi iman ile yüzlerimizi parlak ve sevinçli kıl. Taĝutların ve deccalların şerrinden bizleri uzak tutu.
Amin
Zakir
Ebu Zer'e mektup - Can Îslam

Es-selamu aleykum

Sevgili kardeşim Ebuzer Gıfariye mektup

Ey peygamberin deli dolu sahabesi

Ey zamanın Karunlarının korkusu

Ey yalnız doğup, yalnız yaşayan ve yalnız ölen sahabe

Ey iman eder etmez Kabe'de tevhidi haykırıp linç edilen sahabe

Peygamber'den duyduğunu anında amele döken sahabe

Tebük'e gitmek için vasıta bulamayan ama yinede yaya giden sahabe

Bu gelen mutlaka Ebuzer'dir diyen bir peygamber sahabesi

Siz yeşil saraylarda islamı devlet olamazsınız diyen sahabe

Evinde bir parça ekmek olmadığı halde kınından sıyrılmış kılıcıyla isyan etmeyen adama şaşarım ben diyen sahabe

Ey sahabe sana kardeşim demek istiyorum. Çünkü seni kendime iman ettiğim gün hedef seçmiştim. Sende kendimi aradım.

Sen Ebuzer peygamberden islamı öğrendin. Öyle bir toplumda yaşadın ki bu toplum adı asrı saadet adını aldı. Ve sen yıkadın Peygamberin aziz naşını. Sen peygamberi görmeden, onu duymadan iman etmiştin. O açıdan bize ne kadar da örneksin. Ve şimdi kardeş, ben öyle bir toplumda bulunmaktayım ki, karşımdaki düşman, dünyanın yarısından fazlasına ve bir bakıma bütün dünyaya hükmederek, neslimi yeni bir kölelik için yeni baştan oluşturuyor.

Bizler bugün görünürde hiç kimsenin angaryasına koşmuyoruz, özgürüz ve kölelik güya ortadan kalkmış, ancak daha kötü bir köleliğe mahkum edilmişiz. İradelerimizi teslim etmişiz; onlar da bizi özgürümsü bir kulluğa alıştırmışlar. Bilim, sosyoloji, kültür, sanat ve cinsel özgürlükler, tüketim özgürlüğü- refah özlemi ve kişiperestlik (bireylere tapınma) güçleriyle, gönlümüzün derinliklerinden, hedefe inanç, insani sorumluluklar ve imanı silip atmışlar. Şimdi fırka adıyla, kan bağı adıyla, toprak adıyla, bu olayın özü ve bu öze muhabbet adlarıyla, her bir parça onların ağızlarına kolay bir lokma olsun diye, parça parça bölünmüş parçalanmışız.

Bazen cemaat demişiz, bazen liderim demişiz ve bazen de dünyalıklarımızı kaybetmemek için onurumuzu satmışsız. Ve bedelsiz beleş cennet yolculuğunun bir adayı olmuşuz!.

Dört duvar aralarında kahraman kesilmişsiz. Ama meydanlarda sesimiz çıkmamış görmemişiz. Musayb bin Umeyri, Ebuzeri geceleri bol çeşitli yemeklerle anmış; sabahları kalktığımızda lüks arabalarımızla işlerimize gittiğimizde yanımızda mendil satan çocuğu, sokakta yatan çocuğu, bacası tütmeyen evi, özü-sözü-ameli bir olup ta zindana giren veya şehit olan kardeşimizin ailesini görmemiş gözlerimiz.

İşte kardeşim.
Senin dün kafasına kemik attığın, başkaldırdığın zulüm abideleri bugün karşımıza İslami hareketin sözde liderleri olarak çıkmışlar. Ama galiba bir bari bir kemikle olsun onu kafasını kıramamışız. Adlarını holdinglere, partilere şirketlere cemaatlere çevirmiş zamanın Karunları, ellerinde tesbihleri, kafalarında takkeleri, boyunlarında cevşenleri ve altlarında son model arabaları.

Ellerimizi, dillerimizi ceplerindeki yeşil paralarla kilitlemişler. Susmuşsuz oturmuşuz ve beklemeye başlamışız gökten mehdilerin gelmesini!.. İşimize gelmiş bu.

Çoktan unuttuk
Şehitlerimizi, zindandaki kardeşlerimizi, açları, düşkünleri hani o duvarlarımızı posterleri ile süslediğimiz şehitlerimizi Metin Yükselleri, Hüseyin Kurumahmutoğlu'nu, Bilal Yaldızcı'yı, Şeyhmus Durgun'u sorsan tanımaz artık kimse şehitlerimizi. Çünkü onları artık biz de unutmuşsuz. Başladığımız her işi elimize yüzümüze bulaştırmışız. İlk önce evlerden başladık mücadeleye. Annemizi babamızı düşman kıldık kendimize. Sonra Kitab evlerinde duyurmaya çalıştık sesimizi. Kitap evleri fikir merkezi olmaktan çıktı. Grup kalesi haline geldi. Sonra dergiler çıkardık. Dergilerimiz evrensel olmaktan çıkıp sloganik içe dönük, dinamizm yerine ağlama duvarı oldu. Gazetelerimiz çıkmış gazetelerimiz bazı kişilerin boruzanı olmaya başlamış, duymamış bazı sesleri. Görmek istememiş. Bazı görüntüleri. Ve nedense vatan millet Sakarya nidaları yükselmiş manşetlerde.

Dügünlerimiz kurulmuş. Aşkla şevkle günü gelmiş aratmışsız Reha Muhtarları. Eğlenmeye başlamışız türütlerde, en acılı arabeskleri görmüşüz ekranlarda. Ve ilkin onlar demiş terörist Müslümanlara. Ana haber bültenlerinde.

Şirketlerimiz, dershanelerimiz, holdinglerimiz, okullarımız olmuş. Ve ilk biz işten attık başörtüleri, ilk biz attık öğrencileri okuldan, ve biz almadık işe zindandan çıkan Müslümanları.

İnternete girmişiz. Başkan tv siteleri kurmuşuz. Sohbet odalarımız olmuş orda ne konuşacağımızı bile şaşırmışız. Birbirimize sanal kardeşlik ifadesini kullanmış. Kılıktan kılığa girmişiz. Halbuki tebliğ alanları olan bu yerleri nefsin dışa vurumu haline getirmişiz.

Kardeşim!
Bu ufukları göstermeyen şehirlerde, insanların kat kat maske kullandıkları bu şehirde, iyi Müslüman olmanın cepteki paraya bulunduğu mevkiye göre ölçüldüğü bu karanlık şehirde. Sana yazıyorum bu mektubu . ne olur sadece şikayet ettiğimi sanma. Yok mu güzellikler? Var kardeşim var!
Zaten onlardır bizi ayakta tutan. Hala birileri inadına haykırmakta gerçeği. Hala inadına ben müslümanım diyor birileri. Ve hala özü-sözü ameli bir olanlar var. Ağlamıyorum. Sadece sen zamanını göndermiştin bana bende sana bu zamanı yazıyorum.

Es-selamu aleykum
Can İslam
Türk Yetkililerine - Solaxî

1971'lerden itibaren devlet ve güdümündeki para-militler güçlerinizi de devletinizin resmi güçleri yanında ileri sürerek halkınıza karşı savaş başlattınız!

12 Eylül yönetimi, 700 bin insanı gözaltına almak, amansız işkencelere tabi tutmak, yargısız infazlar ve sözde mahkemelerle 17 yaşındaki çocukları daraĝacına yollamak suretiyle ilan edilmiş bir savaşı yükseltirken, savaşın hedefini ve kurbanlarını aĝırlıklı olaraka kürdler oluşturdu.... Diyarbakır süreciyle beraber savaş açtıkça ve bütün barbarlıĝıyla savunmasız kürdlere ve kürd ülkesine yöneldi... Türkiye’de yaşayan bütün halkların tevekkül içerisinde karşıladıĝı; kürd insanına bok yedirmek... Doktorlar nezaretinde her türlüsüne ilaveten elektrikli işkence... Filistin askısı... Fiili tecavüz ve bunu çoĝu kez copla gerçekleştirmek….. Yaşlıların penisine ip takarak köy meydanında çocuklarının eline vererek çekiştirmek…. Türkiye’de yaşayan bütün sokak infazları… Köy yakmalar… Çocukları diri-diri ateşe atmak… Sürgün!.. Gerilla cesetlerini zırhlı araçların arkasına baĝlayarak sürüklemek…. Yaralıları ve cesetleri helikopterlerden atmak…. Kafa kesmek ve kestiĝiniz kafalarda objektiflere pos vermek… Burun ve kulak kesmek ve kesilen kulaklardan tesbih yapmak…. Gibi zikredilmesi tüyler ürperten aĝır insanlık suçlarına milletçe trans halinde alkış tuttunuz!… Çünkü "BESLEMEYiP ASMAYI" sanat sayıyordunuz, hüner sayıyordunuz ve hüner sahiplerini 1982 yılında %92 ile tasdik ve tasvip etmiştiniz….

SONUNDA DAYANAMAYIP ÖLMÜŞ iNSANLARI MEZARLARINDAN ÇIKARDINIZ... CESETLERiNi KÖPEKLERE YEDiRDiNiZ.... ÖLÜLERi BiLE CEZALANDIRMA "UYGARLIGINIZI" KONUNUN MEDYADA GÜNLERCE YER ALMASI SONUCU BÜTÜN DÜNYAYA BU ALANDA BiR iLKi GERÇEKLESTiRMENiN ONURUYLA KANITLAMIS OLDUNUZ.

CÜRÜMLERiNiZi iFADE ETMEK iÇiN TERÖR SÖZCÜGÜ GERÇEKTEN YETERSiZ KALIR..

7 bin YERLESME BiRiMiNi YAKARAK, YIKARAK HARiTADAN SiLDiNiZ. BU YERLESME BiRiMLERiNiN SAKiNLERi OLAN 3 milyon SAVUNMASIZ SiViLi ZORLA YERLERiNDEN, YURTLARINDAN TEHCiR ETTiNiZ. TEHCiR ETTiKLERiNiZi MiT-MAFYA iSBiRLiGiYLE GEMiLERE DOLDURUP YABANCI LiMANLARA "MÜLTECi iHRAÇ" ETMEK SURETiYLE EKONOMiNiZE YENi BiR KATKI, ÇETELERiNiZE EXTRA BiR GEÇiM KAYNAGI SAGLAMIS OLDUNUZ.

ORMANLARIMIZI YAKTINIZ, SULARIMIZI KiRLETTiNiZ, MERALARIMIZI ZEHiRLEDiNiZ, MALLARIMIZI VE SÜRÜLERiMiZi YAGMALADINIZ.

BEYiNLERiMiZi KONTROL ETMEK iÇiN DÜSÜNCEYi YASAKLADINIZ. KENDiMiZi iFADE ETMEMiZi ENGELLEMEK iÇiN DiLiMiZi YASAKLADINIZ. TÜRKÜLERiMiZi, FOLKLORUMUZU YASAKLADINIZ.. BÖYLECE; HÜZÜNLERiMiZi-ACILARIMIZI, SEViNCiMiZi-MUTLULUGUMUZU, GÖZYASLARIMIZI VE ÇIGLIKLARIMIZI YASAKLAMIS OLUYORDUNUZ...

YASLILARIMIZA HAKARET EDER VE GENÇLERiMiZi KATLEDERKEN, KADINLARIMIZA VE KIZLARIMIZA TECAVÜZ ETMEYi SiSTEMATiK BiR BASKI YÖNTEMi OLARAK GELiSTiRiR VE UYGULARKEN, DÜNYANIN MAZLUMLARDAN MAZLUM MiLLETi KÜRTLERE ASAGILAMANIN VE DÜSÜRMENiN EN iGRENÇ BiÇiMLERiNi REVA GÖRÜYOR BiZE ONURU YASAKLIYORDUNUZ...

TARiHiMiZi VE KÜLTÜRÜMÜZÜ YASAKLIYARAK BiZLERE iNSAN OLDUGUMUZU VE KÖKLERiMiZ BULUNDUGUNU UNUTTURMAYA ÇALISIYORDUNUZ..

ÜLKEMiZiN iNSANLARINA KENDi TOPRAKLARINA DÖNMEYi YASAKLADINIZ. DAGLARINDAN SÜRDÜGÜNÜZ BENiM GÖZÜTOK, ÜRETKEN VE YiGiT iNSANLARIMI KiRLENMiS SEHiRLERiNiZiN VAROSLARINDA DiLENCiLiGE MAHKUM EDERKEN ZABITALARI BASLARINA DiKiP BU MAZLUM VE MAHZUN iNSANLARA DiLENCiLiGi YASAKLADINIZ...

AYVA TÜYÜ ÇiLLERiNE KURBAN OLDUGUM ÇOCUKLARIMA ÇiKLET-MENDiL SATMAYI YASAKLADINIZ. BÜYÜKLERi HASBELKADER BiR iSPORTA TEZGAHI BULUP NAFAKASINI TEMiNE ÇALISTIGINDA TEZGAHINA KOYDUGU ÜÇ TANE ELMAYI YASAKLADINIZ.

SiZ BiZE iNSAN OLMAYI.... YASAMAYI YASAKLADINIZ..

ÖYLE Ki KÜRTLERE YASAMI KÜLFET, ÖLÜMÜ ARANIR HALE GETiRDiNiZ.. ÖLÜMÜ TERCiH EDiP ÖLÜMLERE YATTIK... BiZLERE ÖLMEYi YASAKLADINIZ..

ULUSAL VE DEMOKRATiK TALEPLERiMiZi DiLLENDiRMEMiZ BiR YANA O EN MASUM, EN iNSANCA iSTEKLERiMiZi BiLE iSKENCELER, TECAVÜZLER, MAHPUSLAR, DARAGAÇLARI, TOPLU KIYIM, TEHCiR, MiTRALYÖZ VE NAPALM'LA KARSILADINIZ.

IRKÇI-SÖMÜRGECi iDEOLOJiYi AYET, BARBARLIGI iMAM ADDEDiP ARKASINDA SAF TUTTUNUZ... iLHAK VE iSGAL EYLEMiNi TANRILASTIRARAK ÖNÜNDE SECDE ETTiNiZ.

SiZ, TARiH BOYUNCA MiLYONLARCASINI ÖLDÜRMEKTEN BASKA, YASAKLARDAN BASKA, ASAGILAMADAN VE iNKARDAN BASKA; BARIS ADINA.. iNSANLIK ADINA.. DEMOKRASi ADINA.. KARDESLiK ADINA, UYGARLIK ADINA KÜRTLERE NE VERDiNiZ?

iNSANLIK DEGERLERi ADINA TÜRKÜN DÜNYA ÖNÜNDE, TARiH ÖNÜNDE GURURLA SAVUNABiLECEGi, ÖVÜNEBiLECEGi BiR EYLEMi VARMIDIR, ARANIZDA TÜRKÜN iNSANLIGINA VE iNSANi DEGERLERE SAYGISINA TANIKLIK EDEBiLECEK BiRi VARMIDIR?..

SAVUNMASIZ MAZLUM BiR MiLLETE KARSI SAVAS YÜRÜTMEK iÇiN EKONOMiNiZ TOPLAM HACiM OLARAK 200 milyar dolarlik BiR EKONOMiYKEN YiNE 200 milyar dolar SAVAS VE SiLAHLANMA HARCAMASI YAPARAK BAGIMSIZLIGINIZI REHiNE BIRAKTINIZ?

TOZ KONDURMADIGINIZ GENERALLERiNiZiN VE SADIK SAK-SAKÇISI OLDUGUNUZ SiViL HORTUMCULARINIZIN, TÜRK VE KÜRT MiLLETLERiNE AiT PARALARI ÇALARAK SERVET EDiNMELERiNi, YAGMALAMALARINI, YURT DISINA SERVET KAÇIRMALARINI KAYITSIZLIK VE UMURSAMAZLIKLA KARSILADINIZ.

ORDU VE POLiSiNiZ, YARGISIZ iNFAZLAR VE iSKENCE GiBi KiMLiGiNE YAPISMIS BEYLiK SUÇLARINA EK OLARAK; ÇEK-SENET TAHSiLATINDAN RÜSVETE, MAFYA ADINA TEHDiTTEN FiDYECiLiGE, POLiSE-JANDARMAYA-ORDUYA AiT ARAÇLARLA EROiN TASIMAKTAN SiLAH VE MÜHiMMAT KAÇAKÇILIGINA, BEYAZ FUHUS SEBEKELERiYLE iSBiRLiGiNDEN iTiRAFÇILARLA SUÇ BiRLiGiNE, TECAVÜZE, HIRSIZLIGA VE YASALARDA SUÇ OLARAK BELiRLENMiS EYLEMLERiN EN YÜZ KIZARTICISINA VARINCAYA KADAR TÜMÜNE KURUMLAR OLARAK BULASTIGI HALDE... BÜTÜN BU SUÇLARIN BAS SORUMLULARI OLAN GENERALLER VE POLiS SEFLERiNi, KATiL ESKiLERiNi, HIRSIZLARI, HAKKINDA AVRUPA ÜLKELERiNDE UYUSTURUCU KAÇAKÇILIGI NEDENiYLE TUTUKLAMA KARARI VERiLEN SABIK BASBAKANINIZI PARLAMENTOYA TASIYARAK TALTiF ETMENiZE iLAVETEN DOKUNULMAZLIK ZIRHINA KAVUSTURDUNUZ.

TERÖRÜN EN ASIRI BiÇiMiNi iÇERMEKLE BiRLiKTE SUÇLARININ AGIRLIGI TERÖR KAVRAMINI BiNLERCE ASAN TÜRKiYE CUMHURiYETi DEVLETi TASFiYE EDiLEREK TARiHiN ÇÖPLÜGÜNE HAVALE EDiLMEYi BiNLERCE KEZ HAKETMiSTiR.

ALMANYA TERÖR ÖRGÜTLERiNi KAPATMA KARARI ALMISSA, BUNA, HiTLER'in BUGDAY AMBARINDAN, YANi ALMAN IRKÇILIGININ ANADOLU'YA DEVLET ÖRGÜTÜ SEKLiNDEKi YANSIMASINDAN iSE BASLAYARAK KURULUSUNDA YOL GÖSTERiCiLiK VE BiDAYETiNDE HAMiLiK ETTiGi KADiM DOSTU T.C.den BASLAMALIDIR.

KAYNAKLARINI, iSGAL VE iLHAKI SÜRDÜRMEK iÇiN, MAZLUM BiR MiLLETiN iCBAR EDiLDiGi KÖLELiGi PEKiSTiRMEK iÇiN, HATTA KENDi MiLLETiNiN ÖZGÜRLÜGÜNÜ GASPETMEK ADINA SAVASA, SiLAHLANMAYA, YERALTI FAALiYETLERiNE, TEK KELiMEYLE BASKI AYGITININ GELiSTiRiLiP GÜÇLENDiRiLMESiNE HASREDENLER SONUÇLARINA KATLANMALIDIRLAR. TÜRKiYE EKONOMiSi VE SiYASASI iÇiN KÜRTLER KARAR VERMEDiLER.
KÜRTLER, ALINAN KARARLARIN VE YASAMA GEÇiRiLEN POLiTiKALARIN KURBANLARIDIRLAR. 20 YILLIK SAVASTAN SONRA DA KÜRTLER ADINA HiÇBiRSEYiN DEGiSMEDiGi VE DEGiSME EGiLiMi DE TASIMADIGI ORTADADIR.

ATESE OTURMAYI TERCiH EDENLER POPOLARININ YANIGINA DAYANMALIDIR. TÜRK EKONOMiSiNiN SU TASIYAN iTAATKAR KÖLELiGi KÜRTLERiN VAZiFESi DEGiLDiR. ZATEN SAVAS DÜZEYiNDE TEZAHÜR EDEN ANLASMAZLIGIN NEDENi; KÜRTLERiN, TÜRK ÜLKESiNiN REFAHI VE EKONOMiK KALKINMASININ SADECE "HiZMET ARACI" OLARAK GÖRÜLMESi VE ÜLKESi VE ULUSUYLA BiRLiKTE TÜRKLERiN SÖMÜRÜ OBJESiNE DÖNÜSTÜRLÜMÜS OLMASI DEGiLMiDiR?

KENDi ÜLKENiZi KENDi ÖZGÜCÜNÜZE DAYANARAK KALKINDIRMAYI DENEYiNiZ. KÜRTLERi KÖLE PAYANDALAR HALiNDE TASAVVUR ETMENiZiN iNSANLIK ÖNÜNDE YADA PRATiKTE iSGÖRÜRLÜGÜ NEREDE? KÜRTLER, ARTIK SiZLERE ASTARI YÜZÜNDEN PAHALI GELECEK DERSLERLE KARSI KOYMAK VE ÖZGÜRLÜKLERiNi; KENDi ÜLKELERiNiN REFAHI VE ÖZGÜRLÜGÜYLE BiRLiKTE DÜSÜNMEK DURUMUNDADIRLAR. DEVLETiNiZiN VE ÜLKENiZiN MEVCUT DURUMU SÖYLEDiKLERiME KUSKUYA YER BIRAKMIYACAK ÖLÇÜDE TANIKLIK ETMEKTEDiR. KÜRTLER, SiZiN iFLAS ETMiS DEGiRMENiNiZE SU TASIYARAK AÇ GÖZLÜ YAMYAMLIGINIZA VE TALANCI TEMBELLiGiNiZE HiZMETKAR OLMAYI TARiH BOYUNCA REDDETMiSLERDiR VE ETMEYE DEVAM DEMEKTEDiRLER.

TÜRK HALKI, BU MUAZZAM SOYGUN VE KATLiAMLARIN TÜYLER ÜRPERTiCi TABLOSU ÖNÜNDE, BASINI KUMA GÖMMEK SURETiYLE SÖMÜRGECi FASiZMiN YARDAKÇILIGINI YAPACAGINA, KÜRT ÜLKESiNiN ÖZGÜRLÜGÜNE SAYGILI OLMAK GiBi UYGARCA BiR YÖNELiMi SEÇERSE BUGÜN BiLE BiR SANSI VARDIR. SOSYAL VE EKONOMiK GELiSME BARIS ORTAMINDA SAGLANIR. KÜRDiSTAN ÜLKESiNi VE KÜRTLERiN KENDi ULUSAL KADERiNi TAYiN HAKKINI RED VE iNKAR ETMENiZ HER ZAMAN KÜRTLER ADINA MESRU BiR SAVAS NEDENi OLARAK BAKi KALARAK, ÖNCE TÜRKiYE VE TÜRKLER iÇiN BiR TEHDiT OLUSTURMASIYLA KAFATASÇILARI ÜLKESiNDEN UZAKTA DiLENMEYE MAHKUM EDECEKTiR. GELECEKTEKi DiLENCiLiGiNiZ VE KAPIKULLUGUNUZ BUGÜNKÜNDEN DAHA KATMERLi VE DAHA ASAGILAYICI OLACAKTIR.

BASKALARININ ÖZGÜRLÜGÜNÜ GASP EDENLER ÖNCE KENDi ÖZGÜRLÜKLERiNi RiSKE EDERLER....

Pertew Solaxî
İbrahim'in Kuşları  - Metin

“Ama kalbim tamamen mutmain olsun” demişti. Görmek istemişti İbrahim (as). “Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster” demişti. Rabbi de, “Yoksa, inancın yok mu?” demişti.

İnanıyordu elbet! Görürcesine inanıyordu ama bir de görmek vardı. “Öyleyse” demişti Allah, “dört kuş al ve onları kendine alıştır; sonra onları her tepeye ayrı ayrı sal; sonra da çağır; uçarak sana gelecekler.”

Her baharın eşiğinde İbrahim’in (as) aradığı itminanı buluyor insan. Dağılmış bahçelerden, unutulmuş tohum mezarlarından, çiçeklerin solduğu zamanlardan, yaprakların savrulduğu uzaklardan, rüzgârların dokunduğu ıssızlıklardan kuşlar dönüyor şimdi. Çürümüşlüklerden, terkedilmişliklerden, yitirilmişliklerden, dağılmışlıklardan çiçek çiçek kuşlar dönüyor gözlerimize.

Bağların bozulduğu zamanlarda, güzün dağılmıştı “kuşlar”ımız. Yaz bahar tanık olduğumuz hayat, yanımıza yöremize alıştırdığımız renkler ve ahenkler nasıl da dağılmıştı sonbaharda. Ve ardından kış.. Dallar yetim kalmış, tohumlar unutulup gitmiş, yapraklar ışığa yabancılaşmış, güneş dünyadan uzaklaşmıştı. İbrahim (as) kuşlarını tepelere ayrı ayrı salmış gibi..

Baharda hayata sebep olarak görünen her şey sonuçlarıyla birlikte dağılıvermişti. Ağaca hayat verdiği sanılan su köklerden çekilmiş, meyveyi olgunlaştırdığı sanılan dallar da kurumuş, çiçeğin tutunduğu budaklar da körelmişti. Güneş, yaprakları diri tutan ışığını çekmiş, üstelik sanki küsüşmüşler gibi, günışığı daha yumuşak geldiği halde, baharda yeşerttiği yaprakları kurutmaya başlamıştı. Baharda çiçek tozlarını birbirleriyle buluşturan rüzgâr bu defa tam bir kuru yaprakları koparıp boşluğa savuragelmişti.

Güz, tıpkı “o gün”ün, yani Haşir Günü’nün tarifi gibidir. “Kimsenin kimseye fayda vermediği” gün. Babanın evlada elinin uzanmadığı, evladın babaya sözünü işittiremediği, gözlerin bile birbirleriyle buluşamadığı, tenlerin biribirine uzak kaldığı gün. Dağılmışlığın, çözülmüşlüğün, uzaklığın mutlak tarifidir bu. Bütün yakınlıkların bitişi nasıl tarif edilebilir? Herkesin dipsiz bir tekilliğe inmesi, kendisiyle başbaşa kaldığı derin bir kuyuya itilmesi... Mekanca yanyana olabilirsiniz ama temasça sonsuz mesafeler var aranızda, mutlak uzaklıkların labirentinde yapayalnızsınız.

İşte baharın öncesi böyledir. Toprağın ağaca, ağacın dala, dalın yaprağa, rüzgârın çiçeğe, kökün gövdeye, ışığın suya, suyun havaya menfaatinin olmadığı zamanlardır güz ve kış.. Şimdi önümüzde toparlanan hayat, sonsuz sayıda tepelerden çağrılan çiçekler, hiç bilmediğimiz uzaklardan koşup gelen rüzgâr kıpırtıları, İbrahim’in (a.s.) görmek istediği ve görmemizi istediği hayat verme misalleridir.

Eşya zamanın akışıyla sürekli değişiyor, dönüşüyor, şekilden şekle giriyor, bozuluyor, yapılıyor. Her daim kendimize alıştırdığımız, avucumuzda evcilleştirdiğimiz kuşları salıyor, zamanın tepelerine salıyor gibiyiz. Sonra yeni biçimler giymek üzere yeniden çağırıyoruz kuşları, koşup gelmelerini bekliyoruz avuçlarımıza.

Akşam olunca güneşi salıyoruz karanlığa.. Sabaha yeniden çağırıyoruz penceremize.. Dönmesini bekliyoruz güneşin salıverdiğimiz tepelerden. Her an bir önceki anın tanıdıklarını adı bilinmez tepelere, gözle görülmez kuytulara terkediyoruz. Bir sonraki anda yeniden toparlanıyor eşya, yeniden bedenimizi yanımızda buluyoruz. İbrahim (as) gibi kuşlarımızı salıyoruz, sonra da geri çağırıyoruz. Gün geliyor bedenimizi bırakıyoruz toprağa, karanlık kuyulara cesetler salıyoruz. Yeniden çağrılmayı umarak, yeniden toparlanmayı bekleyerek.

Kalbimiz mutmain mi olmak istiyor? Görmek mi istiyoruz kuşların dönüşünü? Sonsuz dağılmışlıkların, nihayetsiz uzaklıkların, derin ayrılıkların ortasında bir dağılıp bir toplanan hayatımızın ebediyen bize dönmesi konusunda emin olmak mı istiyoruz? Sebep ve sonuç arasındaki uçurumlardan gidip gelen varlığımızı uzak tepelerden geri mi çağırmak istiyoruz? Aslında uzaklık olan gerçekliğimizi sürekli yakınlığa dönmesi müjdesini almak mı istiyoruz?

İşte İbrahim’in (a.s.) kuşları geri dönüyor salıverildiği tepelerden. Bahar geliyor. Çiçekler taç yapraklarını toparlıyor sonsuz mesafelerden.
Ateş, toprak, su ve hava.. dört unsur. Ayrı tepelere salıverilmiş kuşlar gibi kanatlanıp geri dönüyorlar. Avucumuzda her bir çiçek bir İbrahim (a.s.) itminanı. Gözümüzde her bir yaprak bir İbrahim (as) sınavı.. Kalbimizde her bir meyve bir İbrahim (as) sevdası..

İbrahim’in (as) kuşları dönüyor...

Metin Baĝrıyanık

Cennet ve Cehennem - Lokman Polat

Şüphesiz ki, kıyamette yollar ayrılacak insanların bir grubu Cennet’e, diğer bir grubu da Cehennem’e gidecek cennet ve cehennem yaratılmış olup şu anda mevcutturlar. Hazreti Adem cennetten kovulmuş, Kur’an’daki (viddet lil kafirin - kafirler için hazırlandı”

veya “muttakiler için hazırlandı” gibi lafızlar Cennet ve Cehennem’in halihazırda mevcut olduğunu gösterir. Bu noktada mirac hadisinin de ayrı bir yeri vardır.

“Cennette yüz derece vardır. Her derecenin arası sema ile arzın arası gibidir. Firdevs en yüksek derecedir. Onda dört cennetin nehirleri fışkırır. (Firdevsin) üstünde de Rahman’ın arşı bulunur. Allah’tan isterken firdevsi isteyiniz.” (Tirmizi-2533)

Cennetin Kapıları:
“Cennette sekiz kapı vardır. Onlardan birine reyyan denilir. Oruçlulardan başkası giremez.” (Buhari-2084, Müslim-1152) Ahmet bin Hanbel, Muaz bin Cebel’den nakleder: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Cennetin anahtarı Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmektir.” buyuruyor.

Gölgeler:
Sıcağın alnında yanan bir kişi için rahatlığı ne ile anlatabilirsiniz? Ona serin bir gölgelikten bahsedersiniz. Şöyle yüksek bir yerde rüzgarın hafif estiği söğüt ağacının altı gibi kutuplarda titreyen bir müslümana serin bir yerden bahsetsen belki dinlemez bile. Rahmetin lapa lapa kar gibi yağdığını bahsetseniz, bizler için bir anlamı olabilir ama Afrika’da yaşayanlara rahmet sağanak halde inen bir yağmur gibi anlatılırsa kulaklar kabarır.

“Önceki resullerden sana bahsettiklerimiz olduğu gibi, bahsetmediklerimizde oldu.” (Nisa, 164) Kur’an’da bahseden 25 Peygaberden önce de Peygamberler indi. Çin’e, Endenozya’ya, uzaklardaki bir adaya gidip görülme imkanı bulunmayan ülkelerdeki Peygamberlerden bahsetmek, belki dinleyenler için bir ütopyadan ileri gitmeyebilirdi. Ama bir İbrahim (a.s.), İsmail (a.s.), İshak (a.s.), Musa (a.s.), Süleyman (a.s.), Yakub (a.s.) Ortadoğu’ya gidip bu insanların yaşadıkları yerleri, yaptıkları binaları görmek mümkün.

Muhatabımıza anlatılan şeylerin umumun ve onun aklına uygun olması, aklından uzak olsa da diğer gerçeklerin varlığı onu inanmaya itecektir.

Hadislerde: “Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir kalbin (aklın)de tasavvur edemeyeceği” bir cennet insanlara anlatılır. Belki de cennette ifade edilen külgeler, meyveler, ırmaklar ve huriler bizlerin bu dünyadaki zevk anlayışımız bunlar olduğu için temsil edilmiştir.

Evet cennet vardır. Evet ırmaklar, külgeler, huriler vardır, ama biz bunların keyfiyetini idrak edemeyiz. Bekleyip göreceğiz inşaallah. “Kimin kalbinde zerre kadar iman varsa cennete girecektir.” (Buhari-ilim)

Şu kesindir ki: “Razı oldunuz mu (kullarım)?” diye sual buyurunca, cennet ehli: “Hiçbir yarattığına vermediğin şeyleri bize verdin. Bizlere ne oluyor da razı olmayalım.” diyecekler. (Buhari-6183, Müslim-2829)

Cennet ehli yiyecek, içecek ama tuvalet ihtiyacı olmayacak. Bunlar misk kokusu gibi bir koku ile vücuttan çıkacak. Cennet, güzel hurilerinden tek bir tanesi yeryüzüne indirilse yer ve sema onun ışığıyla aydınlanıp, onun güzel kokusuyla dolacak (Buhari ve Müslim). Unutmayın ne kadar güzel düşünürseniz düşünün, hiç bir kalp onu tasavvur edemeyecek.

Yedi adet (kat) cennet vardır. Firdevs, Adn, Huld, Naim, Me’va, Darusselam, Darulcelal. Bazıları ise dört tane olduğunu, bazısının bazısına bağlantısı olduğunu söyledi. Emekli ve ihtiyarların cennete giremeyeceğini de unutmayalım. Çünkü kaç yaşında olursanız olun orada otuz yaş civarında, güzel, has, parlak bir cemalde olacağız.

Hepimizi Alacak mı? Geçmiş insanlara nazaran kıyamete daha yakın olduğumuzu, şu zamanlarda insan, çevresindeki İslam düşmanlarına bakıp, “cehennem bunlar ve bunlardan önceki Firavunlar, Nemrutlar ve ateşe lâyık olan herkes cehenneme sığacak mı” diye düşünürken, Hazreti Allah cehenneme sorar: “Doldun mu?” (helimtele’ti). Cehennem cevaben: “Daha var mı ya Rab?”
(hel min mezid) diyecek. Mustazaflar, üzülmeyiniz cehennem pek geniş.

Ateş:
Dünya ateşi gibi bir ateş değil. Bin sene kızartılmış, bin sene beyazlamış ve bin senede kararmış bir ateş (hadislerdeki tabir). Kafiri sıkıca saracak bir azap. Allah’ın, zalimi zulmuyle bırakması makul müdür? Buhari, Müslim ve Tirmizi rivayetinde Numan bin Beşir Efendimizden şöyle duyduğunu söyler:

“Kıyamet gününde ateş ehlinden bir insan için en hafif azap topuklarına konan ufak bir parça ateşten dolayı beyninin kanaması.” İçecek olan irin, kan vesair şeylerden bahsetmeye tahammülüm kalmadı.

Cebinde taşıdığı çakmakla bir haram gördüğünde elinin altına tutup pek de sıcakmış diye haramdan imtina eden akıllı insanlar gördüm. İnsan bütün ciddiyetiyle kendini haramlardan muhafaza etmeye çalışmalıdır. Zira bu işin şakası yok.

Ölen Çocuklar:
Müslümanların büluğa ermeden ölen çocuklarının cennete gireceği, cehennemi görmeyeceği söylenilir. Zirâ onlar mükellef değildirler. Kafirlerin büluğa ermeden ölen çocukları konusunda ise uzun tartışmalar olmutur. En iyi hüküm veren ise Hazreti Allah’tır.

Arş:
Büyük bir cisimdir ve Allah’ın yaratması ile var olmuştur. Üzerine oturmak için yaratılmamıştır. “Ve o arşı azimin de rabbidir.” Keyfiyetini en iyi yaratan bilir.

Kürsü:
Büyük bir cisimdir. Ama arş kadar büyük değildir. Kürsi de üzerine oturulmak için yaratılmamıştır. Keyfiyetini en iyi Yaratan bilir.

Kalem:
Allah’ın yarattığı diğer bir cisimdir. İbni Abbas (Allah ondan razı olsun) der ki: “Allah ilk önce kalemi yaratmış ve ‘yaz’ demiştir. ‘Ne yazayım’ sorusuna ‘kaderi yaz’ denilmiş ve kalem kıyamete kadar olacak şeyleri yazmıştır.”
“Nun, kaleme ve yazdıklarına yemin olsun.”

Levh:
Allah’ın yarattığı bir cisimdir ki, kalem ona, Allah’ın kudretiyle meleklerin vasıtası olmadan yazar. Keyfiyetini en iyi bilen O’dur.

Allah Azze ve Celle, Cenneti, cehennemi arşı kürsüyü, kalemi, levhi ihtiyacı olduğu için yaratmamıştır. Muhakkak ki, onun hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi herşeyin de ona ihtiyacı vardır. Bunları yaratmasının sebebini ise en iyi Yaratan bilir.

Ey kulu olmakla iftihar ettiğimiz Rabbim! Görmediğimiz halde Senin ve elçinin bize bildirmesinden dolayı cennete, cehenneme levh’e, arşa, kürsüye, kaleme tam bir kalp mutmainliği ile iman eyledik.
Bizler, hakkındaki rahmetinden de ümitvarız. Rahmetini bizden eksik eyleme. (Amin)

Gönderen Lokman Polat

Bavêje Agir

Li hogiran bigere
Bike rêheval ji xwe re
Aşitîyê bike jiyan
Xweşik be bila cîhan

Waha sazke karên xwe
Da ku hilgirî barê xwe
Bi taveke her jiyan
Ronahî bike warê xwe

Dijmintiyan nexwaz e,
Dostaniyan saz bike
Bi şadûman û geş be,
Cîhana xwe xweş bike

Bimeşe ser tariyan,
Wan bavêje agirek gur
Aşitiyê bike armanc,
Rûyê dijmin reş bike

Mehmûd Merwan
Ez Kurdaxim - Cankurd

Ez bihishta Serê Kaniyê me, ez zinarê Qirkê me
Ez pireya Hesharkê me
Ez ash û zinarên bin ava Meydankê me
Li Kitix ez darên zeytûnê me, ez bustan û baxim

Li Eyn Dara bo sharistaniyê dergosh û binaxim
Ez dil tijî fîxan û daxim,
Lê ji bo Kurdayetiyê ez shevçiraxim..
Ez Kurdaxim...

Ez bihara çiyayê Hawarê me,
Darên hejêrê li Robarê me,
Ez girê Bilbilê û sirta bilinda Naza me
Kewê çiyayê Xastiya me, her aza me
Ez deshta Cûmê û kela Horî me,
Di sîngê Kurdistanê de ez gulek Corî me
Ez ji hishyariya Kurda re shevçiraxim,
Ez Kurdaxim...

Ez Kaniya ava sar a Keloshkê me,
Ez li Meydana tenbûra Beytaz û Eltico me,
Ez li bin pireya Dêrsuwanê kilama Eliyê Kapê û Hesnazî me,
Li çiyayê Reşbîlê mazî me,
Bo mirovatiyê ez bi nemal û binmaxim
Bo Kurdîniyê ez şevçiraxim,
Ez Kurdaxim...

Ez li hember erebkirinê serî naçemînim,
Ji bo talankeran min serî danexist û ez danaxim
Ezê ala Kurdayetiyê li kolosê, xwe yên bilind her biçikînim
Ezê agirê Newrozê bi darên Sindîgane her gurr bikim
û bi alava agirê xebatê neyaran ji xwe dûr bikim.
Ezê ji bo mafê xwe wek shêr û pilingan li cîhanê bihurmînim
û zarok û pishtên xwe bi bihna
Azadiyê biramînim...
Ez ji bo Kurdewariyê shevçiraxim,
Ez Kurdaxim..

Ez Keftelefta xwe bi roj û shev dikim, ez her bi hêzim
Ez navê xwe di dûrokê de her diparêzim
Ez hîç navekî ne yê min e, li gundên xwe nakim,
Ez Erebkirina Casim û Xelef hîç minê nakim,
Ez di berxwedana Kurdîniyê de shevçiraxim,
Ez Kurdaxim...Ez Kurdaxim...

Cankurd / 2001
Çêjikên Guran - Mehmûd Merwan

Lêxin kurên Hîtler lêxin
Ez bi mirinê nayêm kuştin
Dixwazin min bişewitînin
Ku ez tîrêjê bidim şeş bejan
Ronahî bibin sê oqyanûs

Min bişewitînin
Da ku ronahî bikim rûyê gerdûnê
Bila dinya te baş nas bike
Nas bike wehşet û heybeta te

Lêxin çêjikên seyên har lêxin
Av bidin bi xwîna min welatê min
Bila sortir bibin sorgulên azadiyê
Bila pak û pîroztir bibe
Niştimana min, axa bav û kalên min

Lêxin zarokên wehşetê
Bişewitînin çavên min bi saxî
Jê bikin poz û guhên min

Çêjikên gurên boz
Di tasa serê min de,
Avê vebixwin,
Jehrê vebixwin!
Û hûnerê xwe nîşan bidin
Da ku nebe lome û gazinc
Jibîr nebe wesiyeta mamosteyê mezin
Mamosteyê Hîtler: ATA!

Mehmûd Merwan
Yitik sevdamın örtülü çiçeklerine

Öfkemin asırlardır kapanmayan yarasına
Kurşun sıkıyorlar yine şüheda!
Ülkemde örtülerim çekiliyor başımdan,
Başörtülülerle boğuluyorum her gece
İlmik ilmik boğazıma düğümleniyor hıçkırığım,
Haykırmak istesem de sesim çıkmıyor,

Ceylanlarım bu yüzden boğazlanıyor,
Hafakanlar ortasında kaldım,
Biçareyim şüheda!..
Bugün yine zulüm yağıyor,
Akan gözyaşlarım üstüne,
Birileri başörtümü istiyor şüheda!
Diyet olsun diye Hayber’e,
Birileri ölüm istiyor şüheda!..
Yitik sevdamı yoketmek için,
Darağaçlarında...
Bak bir Zeyneb çıkmış şüheda!..
“ONURUMDUR ÇİĞNETMEM!” diyor...
Birilerinin dili dışarıda,
Kahpece saldırıyor...
Bir Sümeyye çıkıyor
Her fırsatta karşılarına...
Ve direnişin sancağı,
Başörtümüz oluyor!...
Dalgalandıranlara selam olsun!...
Öfkemin yarasına intikamlar yağıyor şüheda!..
Beyazıt Meydanı’na yakılan,
İsyan ateşi bile içimi ısıtmıyor!...
Buz kesildim utancımdan şüheda!...
Kan-ter içinde kaldım, titriyorum;
Öfkelerin ayazında...
Bak bir Aişe çıkıyor şüheda!...
“ŞEREFİMDİR ÇİĞNETMEM!” diyor!..
Birileri hayasızca,
Peruk teklif ediyor...
Bir Zehra direnişi çıkıyor,
Kahpe teklifin karşısına!..
Ve direnişin sancağı,
Başörtümüz oluyor!..
Koruyanlara selam olsun!..
Beynimin dehlizlerine,
Bakışların düştü yine şüheda!..
Gelmek istesem tel örgüler bırakmıyor,
Uykularım bölünüyor bin berzah ötesinde...
Keşke diyorum, keşke...
Ama yok, yok işte...
Arasatta kalmış gibiyim,
Biçareyim şüheda!..
İntizarın düşüyor gönlümün vuslatlarına,
Kelepçeli ellerimi semaya kaldırarak,
Yitik sevdamın örtülü çiçeklerine
Adıyorum dualarımı!..
Selam olsun sizlere, selam olsun!.

Can Îslam

Bir yanlışlığın getirdiği dostluklar!..

Bazen fitneciler bile bazı hayırlı şeylere vesile olur derlerdi ama insan görmeyince bir türlü inanası gelmiyor. Geçenlerde rizgari formunda bir şahış bizim (Dengê Mezlûma) adımıza yazı asıyor ve türkçülüĝü savunuyormuş. Bizim gibi bir kurumdan bunu beklemeyen bazı yurtsever insanımız haklı olarak buna tepki göstermişler.

Mezkur şahıs utanmadan aynı isimle pervasızlıklarına devam etmiş. Bir dostumuz (Pertew Solaxî) işin farkına varmış olacakki oraya „birinin bizim ismimizi kullanarak provakasyon yaratmak istediĝini“ yazmış ve bizi de konudan haberdar etti. Kendisine maili vasıtasıyla teşekkür ettiĝimizi bildirdik, bu vesileyle burada da yine kendisine sonsuz teşekkürlerimizi arzediyoruz.

Malum yazılardan dolayı en sert tepkiyi gösteren Kurdistan M. isimli bir kardeşimizle konunun doĝru anlaşılması için yazışmalarımız oldu. Bir yurtsever kürde yakışır yazılarını okumaya deĝer bulduĝumuz için sayın okuyucularımıza da iletmeyi uygun bulduk. Bu vesileyle kendisine saygılarımızı sunar, mücadelelerinde başarılar dilerken, mezkur sepepten dolayı da olsa onunla tanışmak ve dost olmaktanda çok sevinçliyiz.

*****

Sayın M.Nureddin
Rizgari formunda yazdıĝınız yazının cevabını email adresine istemişsiniz. Takdir edersiniz ki, kamuoyuna yaptıĝınız açıklamayı benden size direk yazmamı istemeniz biraz tuaf ta olsa, bir kürdün nacizane istemini emir telaki ederim, başım üstüne der size yazarım. Îsmimin neden açıkca yazmadıĝımı tenkit unsuru yapmanız, katil …… devletinin, durumunu bilmediĝinizi bilsem açıklardım ama, takdir buyurursunuz ki, kürdler kendilerini isim bazında da olsa mücadelelerini berdavam etmek için zorunlu görmekteler, Pertew Solaxi de takma isimle yazar bir diyeri de. Benim ismimi açık yazmamı ve bana zat olarak hitap etmenizi anlamış deĝilim.

Sevgili kardeşim şahsıma özel göndermiş olduĝunuz yazılarda oldukça mulayim dil kullanmışsınız, saygın konumunuzu taktire şayan olduĝunuzu belirtirim, lakin forma astıĝınız zat hitaplı yazınızda haksızlık ettiĝinizi belirtirsem alınmayın. Biz yıllardır yaşamımızı en sade seviyede tutup lüks ve materyalden uzak durarak yaşayan sade kürd bireyleriyiz. Bunu beni çok iyi tanıyan Pertew de bilir, hiç bir zaman kürdün tırnaĝına zarar gelmesini arzu etmeyen duruşumuz ve politik yapıların biribirini kırmalarının bizleri ne kadar üzdüĝünü bilen can dostum güzel insan Pertew Solaxi beyden bu konuda bilgi alabilirsiniz.

Dengê Mezlûma adlı (adini kullanan) kişi oraya atatürkü ve türkleri öven yazılar yazdı. Taktir sizindir, bize teşekkür edeceĝinizi umardım, çünkü kürdlere zarar vermesini önlemek amacı vardı ve önemlisi kullandıĝım dilde oldukça saygılıydı. Bu beyefendi ilk cevabında bize hakaret yaĝdırdı ve bizi kurd milliyetciliĝinin sisyle vs suçladı, kendisine yazılan cevapta, lütfen saygın bir dille konuşun dedik. Daha sonra siz o yazıları asanın kendinizle ilgisi olmadıĝını belirtiniz, lakin daha sonra yazıları sahiplendiniz, forum sorumlusunun Dengê mazlûma ismiyle yazan zatin deĝişik isimlerle de yazdıĝını belirtince, olayın kışkırtma olacaĝını düşündük, fakat bana yönelik son yazınızda, oldukça aĝır bir dil kullanmışsınız, canınız saĝolsun, kürdlere kızmam, benim yazdığım yazılar forumlarda asılıdır, gidip bakabilirsiniz. Elbetteki ben kürd milliyetçisiyim ve kürdlerin milliyetçi olmadıkları için kaybettiklerini belirtim, intertürk veya sosyalist tartışma formu, özgürlüklere doğru vs forumlarda bu konumumdan ötürü can dostum güzel insan Pertew ile beraber olmadık hakaretlere maruz kalıyoruz. Kendisiyle mekanımda vs görüşmelerimizde kürdlerin durumunu vs nasıl olacaĝını üzülerek konuşuruz. Kürdlerin türk devletinden aman dilemeleri veya onlarla kardeşlik kurmak istemeleri bizleri yaralamaktadır, çünkü kürd önce kendi arasında barış oluşturmalı.

Sevgili kardeşim sizi yoĝun işlerinizde böyle yorucu bir yazıyla acz etmek istemem surcu lisan ettikse afınıza muktadir ederseniz memnun olurum işlerinizde başarılar. 02 Ocak 2002
Selamlar
Kurdistan M.

*******


Sayın kardeşimiz Kurdistan (M)!

Yaptıĝınız mücadeleden dolayı sizi kutlarız! Birbirimizi yanlış anlamayalım aynı yolun yolcusuyuz. Bizim de amacımız elbetteki halkımıza hizmet etmektir, hizmet az olur eksik olursa da amacımız büyüktür. Size kızmadık deĝil, neden mi? Sizin gibi hayatını mücadeleye sunan bir insanın Dengê Mezlûma gibi bütün fertleriyle kendilerini halkına adayanların size bahsettiginiz şekilde hakaretvari cevap yazmalarını beklemenizdir suçunuz. Dengê Mezlûma’nın siteleri var mailleri var, size yapılan hakaretin gerçekten bizden gelip gelmediĝini öĝrenmek açısından bize bir mail atıp öĝrenebilirdiniz. Bizim adımıza kendini bilmeyen birinin yazı asması ve size hakaretvari sözler sarfetmesi elbetteki bizi üzmüştür. Dün de arzettiĝimiz gibi daha düne kadar Rizgari Online’ye hiçbir yazı asmadık. Dostumuz Sayın Solaxi’nin haber vermesiyle foruma baktık. Ayrıca kendisine şükran borçlu olduĝumuzu da ifade etmek isteriz.

Sizin bizi “bu yazıları TSKnin emriyle yayınlıyorsunuz” ithamı takdir edersinizki; bir cemaat yada yurtsever biri için ne kadar aĝırdır, haşa biz size "siz devletin işbirlikçisiniz" desek ne kadar zorunuza gider deĝil mi? Arkadaşlarımızın çoĝu işkencenin hernevinden geçirilmiş ceza almış insanlar, baĝışlayın bendeniz 15 yıla mahkum olmuş hapis yatmış ve defalarca gözaltına alınıp her çeşit işkenceden geçirilmis biriyim. Bana bu tür laf söylemek beni çıldırırcasına mahvediyor. Anlayacaĝınızı biliyorum. Kürd ve Kurdistan hakkında şu ana kadar izah ettiĝiniz tüm fikirlerinizle aynıyız.

Sitelerimizde bugüne kadar türkleri, arapları, farsları ve hele onların işgalcı, katil idarecilerini öven tek bir yazı asılmamıştır. Böyle bir şey yapmaktan Allah’a sıĝınırız. Sadece bazı eski belgeleri okuyucularımıza olduĝu gibi sunuyoruz, bunu da eĝer uygun görmeyenler varsa bizi ikaz etmeleri kendilerinin görevidir, yanlışsa yanlışta isrer etmeyiz inşallah. Kardeşlerimizden gelen eleştirileri elbetteki başımız gözümüz üzerine kabul eder deĝelendiririz.

Yazıyı oraya asmayı kabul etmedik yanlıs bir anlaşılma var, yazıyı dergimizin Ekim 2000 sayısında yayınladık diyoruz ve hala sitede mevcut. Sizinle tartışan kişinin bizimle hiçbir alakası yoktur. Biz kendi aramızda uyumlu bir cemaatiz ve basın konusunu da arkadaşlar bana vermişlerdir, yazıldıĝı şu bilgisayarın dışında hiçbir yerde basına açıklama gönderilmez, gerektiĝi zamanda arkadaşlar maillerle buraya gönderiyorlar ve yine burdan dışarı yayınlanır. O şahıs veya şahıslar elbetteki kışkırtmak için adımızı kullanmak istemişlerdir. Biz bir karışıklıĝa sebebiyet vermemek için usulen herkese açık olan ve nerden asıldıĝı belli olmayan yerlere yazı asmayız.

Size Zat diye hitap etmemizin sebebi de, sadece saygın davranmaktı, kişi veya şahıs ta diyebilirdik ama bu bize sanki küçük bir hitap şekli gibi geldi, size saygılı hitap etmek istedik hepsi bu. Kurdistan mücadelesine bir arpa aĝırlıĝında da olsa hizmet eden herkese sonsuz saygımız var. Sayın Solaxî bizi kısmen de olsa tanır. Adınızı korku yada tedbir olarak yazmayan zat dedik, tedbir de dedik ki size hakaret olmasın. Yazılarınızı bize özel yazın demiyoruz, diyoruz ki; “Günlük olarak yayınlanan Rojnama Nû’yu siz kardeşlerimize hibe ve hediye etmişizdir, istediĝiniz zaman burayi kendi siteniz gibi kullanabilir, ona yazar olabilir istediĝiniz şekilde fikirlerinizi dile getirebilirsiniz, ancak yazılarınız da kürd kurum, kuruluş, şahsiyet ve örgütlerine eleştiri seviyesini aşmayan yazılar olsun. Kürdlerin deĝer yargılarına (milli-dini) hakaretvari olmayan her yazı yayınlanır. Bunu arzetmiştik.

Herşeye raĝmen bizim size geçen hakkımızı helal ediyoruz, sizin de bize geçen hakkınızdan dolayı affetmenizi diliyoruz. Biz kardeşiz, hedefe varılacak yollarımızda biraz farklılık varsa da amacımız birdir, bunu da birlik sebebi olarak telakki etmeliyiz.

Arzettiĝimiz şekilde gerek Rojnama Nû ve gerekse de Dengê Mezlûma kürd halkının sesidir, bu sitelerde yayınlanan yazılarda eksiklik varsa başta bize aittir ancak konudan haberdar olupta bize yardım etmeyen yurtsever insanların da aynı suçu paylaştıklarına inanıyoruz. Lütfen adımıza forumlara asılan yazıların gerçekten biza ait olup olmadıĝını araştırın, sonra da dilediĝiniz gibi eleştirin.

Selam ve saygılarımızla
2 Ocak 2002

****


Selam sayın M.Nureddin

Çok deĝerli mektubunuzu aldım, derecesiz olarak memnun ve bahtiyar oldum. Nedeni de göstermiş olduĝunuz üstün alicenap kürd karekterine icaben... Hayranlık ifade etmemi müsaade buyurunuz. Ben de, sizden taraf yanlış anlaşılmanın, verdiĝi üzüntünüzü telafi edecek, bu nacizane sözlerimi bir kardeşlik vesilesi olmasını diler, böyle algılamanızı niyaz ederim.

Kardesim, elbetteki deĝişik nuanslarda içerse sonuçta mücadelemiz, bu ceberut devletlere karşı birdir. Benim ön yargıma mazur kalmış olmanız mümkün deĝil, yazılarımı çeşitli forumlarda inceleme olanaĝınız olsaydı, tüm çelişkilere raĝmen hiç bir kürd kurumuna asla çiĝ bir lafım ve incitecek bir kastım olmadıĝını görürüdünüz. Tüm hatalarına ve yanlışlarına raĝmen güncel bir tedirginlik kaynagı olan, bir lidere dahi yazılarımda yer vermemişim ve tartışmalardan uzak durmuşum. Bizim için asılolan Kurdistan’ın özgürlük ateşinin berdavam edilmesidir. Taktir edersinizki, siz, ben ve tüm kürdler, onyıllardan beridir baskı altındayız ve hepimizde az veya çok ceberut devletin zülmüne maruz kalmışız. Bunu bizde bir zarar olarak saymamaktayım. Aksine aramızdaki köprüleri yıkmamıza vesile olmaktadır. Ben asla kendimi zarara uĝramış veya kaybetmiş telaki etmedim. Zaman benim daha da netleşmemi saĝladı.

Hamdolsun, çok zorda kalmasam türkçe konuşmam, türk mallarını asla tüketmem, türk ekonomisine katkı sunacak şeylerden uzak durarım. Mazbut bir yaşantıyı da böylece idaalime yakın durmak için kurmuşumdur. Yirmi iki senedir de bu katillerin sembolü bayraĝı görmemek için izin adı altında Turkiye’ye thy gidip kürdçülük yorgunluĝunu, Akdeniz kıyılarında çıkaran kürd bireylerinden de uzak durmuşum. Yaptıĝım projenin Güney Kurdistan’daki karışıklık nedeniyle hayata geçmemesi beni ne yazıkki sürgünde zorunlu ikamete tabi kılmıştır. Elbetteki tek arzum ulkeme dönmek. Kürd bayraĝının dalgalandıĝı bir vatan sathında yaşayıp ölmek. Ben asla Türkiye’de yaşayıp ordan ev bark almak gibi kürdlüĝün yüce menfaatlarine ters bir duruma düşmemek için, deĝerlerimi yirmidört saat sorgulamayı bilmek istiyorum.

Deĝerli dostlarımla bir araya gelirken yegane endişemiz olan, kürdlerin kendi aralarında sevgi ve saygı inşaası üzerine berdevam eden konuşmalar olmakta. Heyhatki, bir çok insanın yılbaşılı, eĝlencelerle, noel aĝaçlı evlerle stres atmaları ve özünden uzaklaşmaları bizleri üzmektedir.

Türkiye’den milli piyango getirtip oynayanların, kürdi selami olmayacaĝını bilirim. Biz yıllardır reklam yapmadan, kendimizi ön plana çıkarmadan mutavazi kürd duruşumuzu sakin ve sade bir yaşamla yürütmeye çalışıyoruz. Tüm dostlar gibi sayın Solaxi de bizlerin ne denli para tuzaklarından kaçtıĝımızı, aslımızın özümüzün hatında yaşam mücadelesi verdiĝimizi bilir. Kendisine de bu vesileyle şükran borçluyum, bizlerle her kürd de olmayan, sadeliĝi paylaştı gönlü güzel olsun dilerim. Gecenin bu saatinde sizi de yorgunluĝuma ortak etmeden ve aciz olmanıza vesile olmadan terkedeyim. Surçi lisanımıza alicenap gönlünüz bir hoşgöru gösterirse, mesut ve bahtiyar olurum. Her şey gönlünüzce olsun, hoşcakalın, gözlerinizden öperim kardeşim. ( zad kelimesini yanlış anlamışım sürçü lisanıma veriniz.) Bir de sitenize kaydolmak istedim bugün ama, karışık bir şeyler oldu ben (sitenizdeki) teknikten anlamıyorum, vazgeçtim bir izahınız olursa sevinirim, şifre falan istiyor anlamadım pek. Kalın saĝlıcakla, Kurdistan’ın cefası ve sefasında göruşmek dileĝiyle.

Kurdistan (M.)
3 Ocak 2002

NOT : Bu arkadaşla daha sonra çok defa sanalda görüştük, genelde Kifrit_6 niciyle Evîna Welat Kanalında sohbet ederdik. Güney’e gidip kürd tiyatrosunu kurmak istiyordu, zaten mesleĝi de oydu. Bazen Ali Paşa Mahlesi şivesiyle bize seanslarını okurdu, sevinirdik.
Sonra birgün acı bir haber duyduk. „Kifrit_6 İspanya’da ansızın geçirdiĝi kalp krizi sebebiyle ölmüş.“ O da hasret kaldıĝı vatanının uzaĝinda ruhunu teslim etmişti. Ruhu şad olsun.
Anısına mektubunu burada yayınlıyorum.


 

Eleştiriler ve mektuplar - 2002.01.31

Eleştiriler ve mektuplar

Ez liser navê xwe sazbûna partiya we piroz dikim. Hêviya min ew e ku, di demek kin de, di nav muslimanên kurd de ittifaqek islami û kurdî çêbibe.


-Ya Rebbî, vay min dest liber Te vekirine û liber Te digerim; Tu halê me muslimana dibînî!. Rehma Xwe li me bike. Gava ku Tu heye, ma em herin rûyê kî? Alîkariya me bike. Amin ya Erhamerrahimîn...

Muhammed Egît

Bir ses duydum ta Kurdistan'dan
Susamıştım bu sese yıllarca, asırlarca
Kim olursanız olun! Ne olursanız olun, sesiniz güzel!... Daha gür bir ses, daha gür bir seda olsun isteriz.
Tanışmak umuduyla.
Abdullatif

Bir kardesiniz.

Deĝerli kardeşlerim,
Sitenizin varlıĝından yeni haberdar oldum. Hepinize Allah-u Teala'dan muvaffakiyetler niyaz ediyorum. Kürdistan davanız mübarek olsun.
Allah (C.C.) in selameti üzerinize olsun. Amin.
Hürmetlerimle.

Pertew Solaxî

Değerli PGK (Partiya Mezlûmên Kurdistan) temsilcileri öncelikle kuruluşunuzu kutluyorum. Bildiğiniz üzere ülkede epeyce kendine parti ismini veren çok sayıda fraksiyon var ancak yaptıkları çalışma ortadır. Burda özellikle büyük bir islami boşluk var, bu boşluğu doldurmak açısından özellikle büyük bir yönelişe ihtiyaç vardır, bunun gerçekleşmesinin yolu ise birlikten geçer. Önerimiz Allah’ın ipine hep birlikte sarılmamız gereken bu dönemde, ister pratik düzeyde ister bir çatı birlikteliği olsun, BİRLEŞİK İSLAMİ KÜRDİSTAN CEPHESİ’ni başta Avrupa’da olmak üzere kurup, daha sonra bu birlikteliği Ülkeye taşırmak hususunda yoğun bir faaliyete girmenizdir.

NOT size ulaşmamızda bize yardımcı olursanız iyi olur.

Programınızı iyice okudum. Sizin LAİLEHE İLALLAH’e bağlılığınızı samimi bulduğumuz için özellikle öneriyi size getirdik. Dile getirtiğiniz gerçekliklere katılıyoruz. Bizm kim olduğumuz önemli değil, önemli olan dile getirilenlerin başta islam gerçeklikliğiyle ve Kürdistan gerçeklikliğiyle uyuşup uyuşmdığıdır. Unutmayalımki sanal ortamda bağlantı kuruyoruz. Amed’ten size ulaşıyoruz farklı bir şekilde bağlantı kurabilsek iyi olur.
NOT herhangi bir web sitemizyok. şimdilik e meal adresiyle ilişki devam edelim. SELAMÜM ALEYKÜM.
R.Islam
Selamun aleykum sitenizi yeterince izledik.
Öncelikle Allah sizden razı olsun. Aldıĝımız cevap pek o kadar anlaşılır değildi. Çünkü zaten internet ortamında kurulmaya çalışılan bu tür ilişkiler başından sağlıksızdır. Biz böyle bir birlikteliği pratik düzeyde veya sizin Avrupa’da gerçekleşmesi gereken çatı birliğinden bahsetmiştik
İnşallah derginize birşeyler yazmaya çalışacağız.
Muhammed A.
Selamun aleykum
Kürdistan’ın mazlum ve mustazaf evlatları, BAAS rejimi LAİK T.C kemalist yapılanması ulusalcı marksist söylemler ve diğer şeytani ideolojilerin pençesinde kıvranan kürt halkının 16-17-18 mart 1988 yılında yaşadığı ve İSLAM ümmetinin bağrından vurulduğu günlerde, maalesef biz müslümanlar birbirimizin açıklarını aramakla meşgulduk. Bu gösteriyor ki, İSLAM-İ yapılanmaların en büyük eksikliği İSLAM-i vahdettir. Müslümanlar söz ve eylem birliği noktasında anlaşabilirlerse, bu ümmetinin ve tüm dünya halklarının kurtuluşunun başlangıcı olur.
Allah'a emanet olun
Selamun aleyküm

İ.Vahdet